kPSS ders notları

KPSS TARİH NOTLARI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

TARİH NOTLARI
TARİH: İnsan topluluklarının bir biriyle olan ilişkilerini yer ve zaman göstererek neden sonuç ilişkisi içinde inceleyen bilimdir. Deneyi, gözlemi yapılamaz ve tekrarlanamaz. Tarih öncesi devirler(Prehistorya): Yontmataş, cilalıtaş ve maden devridir.
TÜRK ADININ ANLAMI VE KÖKENİ
1)- Ziya Gökalp’e göre; Töre kelimesinden gelir. Buna göre Türk demek “Türeli=Nizamlı,geleneklerine
bağlı” demektir.
2)- Danimarkalı Bilgin WAMBERY’e göre Türemekten(Türük) gelir. Buna göre Türk demek TÜREMİŞ, ÇOĞALMIŞ demektir.
3)- Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügatıt Türk” adlı eserinde Türk demek “OLGUNLUK ÇAĞI” demektir.
4)- Genel olarak Türk demek, GÜÇLÜ,KUVVETLİ manasında kabul edilir.
TÜRKLERİN KULLANDIĞI TAKVİMLER:
1-12 Hayvanlı Takvim: 1 yıl 365 gün ve 12 aya, Gün 12 kısma ayrılmıştır.
2-Hicri Takvim: İslamiyeti kabulden sonra benimsenmiştir. Hicri takvimin başlangıcı (miladi 622) Hz.Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçüdür. Ay yılı esasına dayanır. 1 yıl 354 gündür.
3-Takvim-i Meliki: Selçuklu sultanı Melikşah adına düzenlenmiştir.
4-Rum-i Takvimi: 1.Mahmut zamanında (1676) Mali işlerde kullanılmaya başlanmıştır.
5-Miladi Takvim: 1925 yılında çıkarılan bir kanunla kabul edilmiştir. Hz.İsa’nın doğumuyla başlar.
ASYA VE MISIRDA KURULAN İLK UYGARLIKLAR
MEZEPOTAMYA: İlkçağın ilk ve en önemli uygarlıklarının geliştiği bölgedir. Mezepotamya, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bereketli toprakları ifade eder. Sümerler, Elamlar, Akatlar, Babiller, Asurlular uygarlıkları mezepotamya uygarlıklarıdır.
Sümerler: Şehir devleti kurmuşlar. Merkeziyetçilik ve mutlakiyetçilik vardır. Çivi yazısını icat ettiler. İlk hukuk devletidir. Tarihte bilinen ilk yazılı kanunlar Urgakina tarafından hazırlandı. Sümerler, edebi metinler yazmışlardır. Gılgamış destanı, Tufan menkıbesi… matematik, geometri ve astronomi alanında temel teşkil eden çalışmalar yapmışlardır. İlk gözlemevini kurup burçları bulmuşlardır. Düzenli posta örgütleri kurmuşlar. Sümerler, köleci bir toplumdur.
Akadlar: Samiler kurmuşlardır. Akadlar, Sümer uygarlığını ön Asya’ya yaymışlardır.
Elamlar: Sümerleri yıkan toplumdur.
Babiller : Kral Hammurabi 282 maddelik kanun hazırladı. Mutlak krallık denilen devlet yönetiminin ilk örneğidir. Babil’in asma bahçeleri, Babil kalesi üstün sanat değeri taşır.
Asurlular: Kayseri yakınlarında Kaniş’te(Kültepe).Anadolu’da ticaret kolonileri kurmuşlardır. Karum denilen pazar yerleri ve suvari birlikleri kurmuşlardır. Başkent Ninova’da saray ve tapınak yapmışlardır.
ÇİN UYGARLIKLARI : Tunguz, Türk, Moğol ve Tibet kültürüdür. Resim yazısı, 11.YY’da Mürekkep, 200 yılında Kağıt, M.S.8.YY’da Matbaayı bulmuşlardır. Toprak eşya ve ipek yapımında ustalaşmışlar bunları ipek yolu ile batıya aktarmışlardır. Türk akınlarından kurtulmak için Çin Seddini yapmışlardır. Hun ordu kıyafetlerini kullanmışlar, barut ve pusulayı icat etmişlerdir.
Hint Uygarlığı: Kast sistemi; Sint medeniyetine son veren asilerin başlattığı sistemdir. Bu kast sistemi Hindistan’ın millet haline gelmesini engellemiştir.
İskit Uygarlığı : Kadın egemenliğine dayalı bir toplumdur. At, bu kültürde önemlidir. Üzengi ilk defa İskitler tarafından kullanılmıştır.
İran Uygarlığı : İran uygarlığı, Medler ve Persler tarafından gelişmiştir. Ülke satraplık denilen eyaletlere bölünmüştür. Medler, Ticareti canlandırdılar. Posta örgütü kurdular. Düzenli ve güçlü ordu birlikleri kurdular. Dinleri Zerdüşlük (Ateşe tapan)
Fenike Uygarlığı : Tüccar bir kavimdir. Gemicilik sanatı gelişmiştir. Latin alfabesinin temelini oluşturdular. Fildişi işlemesi ve camı buldular.
İbraniler: Hz.Musa zamanında Kudüs’ü başkent yaptılar. Tarihte ilk tek tanrılı inanca sahip toplumdur. Bu dinin yalnız İbrani halkına gönderildiğine inanırlar. Bunun sonucu Musevilik dünya dini olamamış, buna karşılık Musevilerin, eriyip yok olmasını önlemiştir.
ANADOLU UYGARLIKLARI : Hitit (Eti), Frigya, Lidya, İyon, Urartu uygarlıkları kurulmuştur. İlk bölgesel yönetimler orta asya kökenli proto Hititler tarafından kurulmuştur. Yerleşim merkezleri:
Çanakkale : Truva Burdur : Hacılar
Çorum : Alacahöyük Antalya: Karain
Yozgat : Alişar Konya : Çatal höyük
Hititler (M.Ö.2000-M.Ö.1200): Kafkasya’dan gelerek Kızılırmak çevresine yerleştiler. Başkenti Hattuşaş’tır (Boğazköy) Hititler, Anadolu da ilk merkeziyetçi krallığı kurdular (Pankuş). Tarihte bilinen ilk meclisi kurdular. Hitit hiyerogrif yazısını kullandılar. İlk tarih yazmacılığı örneklerini verdiler. Anal denilen yıllıklara kayıt yaptılar. Kanunları tabletlere yazdılar. Mısır ordusu ile tarihin ilk büyük meydan muharebesi olan kadeş savaşını ve kadeş anlaşmasını yaptılar. Tarihin en eski ve önemli anlaşması kadeş anlaşmasıdır. Anlaşmanın bir metni Mısır da karnak tapınağında, diğeri Boğazköy de ki Eti devlet arşivinde bulunmuştur.
Frigya (M.Ö.1200-M.Ö.676) : Frigyalılar, trak kökenli bir kavimdir. Başkenti Gordion’dur. Ekonomileri tarıma dayanıyor. En büyük tanrısı kibale, en ünlü hükümdarı Milas’tır. Kaya mezarları ünlüdür. Geçmeli mobilya yapmışlardır.
Lidya (M.Ö.680-546): Gediz ve Menderes ırmağı civarında kurulmuştur. Başkenti Sard’dır. Batı kültürünün etkisinde kalmışlardır. Kimmerler’i Anadolu’dan çıkardılar. Sard’dan Elam’da sus şehrine kadar uzanan, en eski ticaret yolu “Kral Yol”unu yaptılar. Tarihte ilk kez para kullanan toplumdur. Paranın icadıyla ticaret hacmi artmıştır. Ücretli askerlerden oluşan ordu kurdular. Savaşta med’lere yenildiler ve pers’ler tarafından tarih sahnesinden silindiler.
İyon (M.Ö.1200-334): Aka’ların İzmir civarına yerleşerek yerli halkla meydana getirdiği uygarlıktır. İyonlar uygarlıkta çok ileri gitmişlerdi. İlk kez demokratik yönetim oluşturdular. Mimaride İyon düzeni olarak bilinen yapı tarzını oluşturdular. Matematikte: Tales ve pisagor, Fizikte; Aneksinemes, Tıpta; Hipokrat, Tarihte; Heredot, Şiirde; Şair Homeros, Felsefede; millet okulunun kurucusu iyonlardır. Yunan kültürünün oluşmasında İyon’lu bilginlerin katkısı vardır. Persler tarafından yıkılmıştır.
Urartu (M.Ö.900-600) : Başkenti Van Tuşba’dır. Sulama kanalları yaparak tarımı geliştirdiler. Kale, saray, tapınak yapmışlardır. Kabartma kaya oymacılığı, maden işlemeciliğinde ileri gitmişlerdir. Med’ler tarafından yıkılmışlardır.
EGE UYGARLIKLARI: Girit, miken, yunan
Girit Uygarlığı : Ege bölgesindeki en eski uygarlıktır. Coğrafi konumu. Knossos rasayı Girit’in en önemli sanat eseridir. Ticaret ve denizcilikle uğraşmışlardır. Tiyatro ve kanalizasyon tertibatı kurmuşlardır. Günümüze ulaşan kabartma freskler dikkat çekicidir.
Miken Uygarlığı : Mora yarımadasının doğunda miken uygarlık merkezidir. Krallar için yapılan kuyu mezarlar, trins ve miken şatoları eserleridir. Miken kralı Aga Memun’un Truva’yı alış öyküsü Momerosun ilyada destanında anlatılmıştır.
Yunan Uygarlığı : Isparta, Atina, Korint, Tebai,… küçük şehir devletlerinden kurulmuştur. Demokratik bir toplum yapısı oluşturulmuştur. Drakon ve solon kanunlarıdır. Ege, Akdeniz ve Karadeniz de koloniler kurdular. M.Ö.5.YY siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda geliştiler. Helen klasik çağı. Tarihçi Heredot ve Tukidides bu devirde yaşadı. Akademi ve okulların kurulmasıyla, bilimsel çalışmalar yapıldı. Aristo, bütün yönetim şekillerini incelemiş; monarşi, Aristokrasi ve Demokrasi olarak üç’e ayırmıştır. Mimari de iyon, dor korint etkisinde kalmışlardır. Dört yılda bir olimpiyat düzenlemişlerdir.
Helenizm Uygarlığı : Yunanistan’ın dışında, yunan etkisiyle gelişmiş olan uygarlığı Helenizm adı verilir. Makedonya kralı İskender Doğu-Batı sentezinde dünya devleti kurmak istemiştir. İskenderiye ve Bergama da büyük kütüphaneler, Antakya da bilim merkezi kurulmuştur. Arşimet, Matematiğin; Öklit ve Apollonios, Geometrinin temelini atmışlardır. Eratosten dünyanın çevresini hesapladı. Anatomi bilgisi (İnsanın fiziki yapısını inceleyen bilim) gelişti.
Roma Uygarlığı: İtalya’da doğmuştur. (375 Kavimler Göçü) 395’te Kavimler Göçünün etkisi ile ikiye bölünmüştür. İlk çağın en büyük köleci devletidir. Hristiyanlığı resmi devlet dini yapmışlardır. Aristokratlarla (Particiler) halk (Plep) arasında ki sınıf mücadelesi sonucunda 12 Levha Kanunları çıkarılmıştır. Latince bilim kültür dili olarak Akdeniz’e yayıldı. Yunan ve Helen uygarlıklarının geliştirerek Avrupa’ya yayılmasını sağlamışlardır. Lejyon adı verilen askeri birliklerden daimi ordu kurmuşlardır.
TÜRK TARİHİNİN KARAKTERİ: Dağınık yaşamışlar, değişik bölgelerde yaşamışlar. Sürekli yeni yurt ve iklimler aramışlar. Ortak bir milli kültürün sahibi olmuşlar. Birisi siyasi hayatını kaybederken diğeri iktidarın zirvesine ulaşmıştır. Türk tarihi: Çeşitli Türk Devlet ve zümrelerinin ayrı ayrı bölgelerde ortaya koyduğu “Tarihlerin” bütünüdür.
ANAYURTTAKİ TÜRK KÜLTÜRLERİ: Anav, Kelteminar, Afanesyeva, Andronova, Karasuk, ve Togar kültürleridir. Anayurt: Türklerin ilk ve anayurdu Orta Asya’dır. Orta Asya’nın sınırları şöyledir : Doğuda Kingan ( Kadırgan ) Dağları, Güneyde Hindikuş, Karanlık dağları, Batıda Hazar Gölü, Kuzeyde Sibirya ovaları ile çevrili toprak parçasıdır.
Göçler: İklim, kıtlık ve kuraklık, salgın hayvan hastalığı nüfus kalabalığı, kavimler arasındaki güç kavgaları, anlaşmazlıklar ve Çin saldırıları göçe neden olmuştur.
Hunlar : Afganistan, Kuzey Hindistan
Kuzey Hunları : Avrupa’ya
Oğurlar : Güney batı Sibirya ve güney Rusya
Sibirler : Kafkasya’ya
Avarlar : Orta Avrupa’ya
Bulgarlar : Balkanlar ve Volga nehri boylarına
Macarlar : Orta Avrupa’ya
Uygurlar : İç Asya’ya
Oğuzlar : İran ve Anadolu’ya
Hazarlar : Kafkasya’ya
Peçenekler : Doğu Avrupa ve Balkanlar
Kumanlar : Doğu Avrupa ve Balkanlar
Uzlar : Doğu Avrupa ve Balkanlar
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR ve UYGARLIK
Devlet Yönetimi : Devletin başında Kağan ( Hakan ) adı verilen bir hükümdar bulunurdu Hakan’ın eşine Katun (Hatun) denilirdi . Kağan devlet işlerini danıştığı Kurultay denilen meclis vardı .
Din ve İnanış :Türkler Gök Tanrı’ya inanırlardı . Buna göre bütün Dünyayı yaratan Gök Tanrı idi , Din adamlarına kam ( taman ) denirdi . Ölüleri için yapılan törene yuğ , mezarlarına kurgan denirdi . Ölenler eşyaları ile gömülürdü . Türkler arasında sonraları bilhassa Uygurlar döneminde diğer dinler de yayıldı . Türkler daha sonraları ( 10. yy ) Müslümanlığı kabul ettiler .
Sosyal ve Ekonomik Yaşam :Türkler önceleri yarı göçebe olarak yaşadılar. İlk şehirlerini Göktürkler zamanında kuran Türkler Uygurlar döneminde de yerleşik yaşama geçtiler . Göçebe olanlar kıldan yapılmış yurt adı verilen çadırlarda yaşarlardı .
Yazı Dil ve Edebiyat :Türk devletlerinde ilk yazı Göktürk Devletinde kullanıldı . Göktürk Alfabesi denilen bu yazı 38 harften oluşur . Orhun Yazıtları Göktürk Alfabesi ile yazılmıştır . Yazıtlar Türk edebiyat tarihinin ilk yazılı bellgelerindendir . Yazıtlar Kültigin , Bilge kağan ve Tonyukuk adlarına dikilmiştir . Kitabelerin yazarı olan Yuluğ Tigin bilinen ilk Türk edebiyatçılarındandır .
Toy: Toy veya kurultay denilen devlet meclisi. Halk “Töre” düzeni ile yönetiliyordu. Federal yönetim, Ülkenin prensler arasında paylaşımı.
Todun : Eski Türk toplumunda Vergi Memuru
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET
1)- DEVLET YÖNETİMİ
A) DEVLET: İslamiyetten önce Türkler devlete İL veya EL demişlerdir.Hükümdarların Ünvanları: Türkler Hükümdarlarına Şanyü,Tanhu, Hakan, Han, Yabgu, İlteber, İdi-kut, Erkin gibi ünvanlar vermişledir.
Türk Hükümdarlarının Tahta Çıkışı :1- Hanedan üyeleri arasında siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta çıkıyordu. (En sık rastlanan durum) 2- Hükümdarın rakipsiz aday olması(Bu durumda taht kavgası olmadan başa geçiyordu.) 3- Seçim Usulü (Kengeş, toy veya kurultay denilen devletin ileri gelenlerinden oluşan meclisin toplanarak hanedan üyelerinden birini tahta geçirmesi. 4)-Ekber ve Erşed(En yaşlı ve Olgun) olanın başa geçmesi. (Bu yöntem III. Ahmet zamanından itibaren sadece Osmanlı Devletinde uygulanmıştır.
Türk Devletlerinde Hükümdar: Hanedandan olan bütün erkeklerin hükümdar olma hakları vardı. (Kardeşler, kardeş çocukları, amca, amca çocukları ve diğer hanedan üyeleri.)
Kut Anlayışı : Türkler devleti yönetme yetkisinin TANRI tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına KUT diyorlardı.KUT’un kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanıyorlardı. Bütün hanedan üyelerinde KUT olduğundan kendine siyasi ve askeri bakımdan güvenen kişi TAHT KAVGASINA girebiliyordu. Bu durum Türk devletlerini ya iç savaş sonucu istkrarsızlığa, yada bölünmeye götürüyordu. Türk töresinde ana-babaya itaat esas olmasına rağmen, hükümdar bunun dışında tutulmuştur. Devletin devamı için baba-oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşılanmıştır. Çünkü bu sayede en güçlü ve en yetenekli kişi devletin başına geçecektir.
İkili Yönetim(Çifte Krallık): Türk Devletlerinde hükümdar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi SOL(Doğu) ve SAĞ(Batı) olmak üzere ikiye ayırırdı. Ortada (Merkezde) ise asıl hükümdar bulunurdu. Sağ ve Solda ise Hanedan üyelerinden YABGU’lar bulunurdu.
B) MECLİS VE HÜKÜMET: Türk Meclislerine TOY, KURULTAY veya KENGEŞ denilirdi. Kurultay’da devletin ana meseleleri görüşülür, hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde kurultay toplanırdı.
AYGUCI : Hükümet başkanı(başbakan)
BUYRUK : Bakan
TAMGACI: Dış siyaset işlerini yürüten görevliler
TİGİN: Hükümdar çocukları (Tekin)
ŞAD : Diğer Hanedan mensupları
Bunların dışında İnal, inanç, tarkan, bağa, tudun, çor, külüğ, apa, ataman gibi devlet görevlileri de vardı.
2)- TOPLUM TAPISI: Türk toplumu;
Oguş : Aile
Urug :Soy=Aileler birliği
Bod(Boy) :Kabileler
Budun : Millet denilen birimlerden oluşuyordu.
Boyların başında bulunan BEY’ler, töreye göre boyu idare ederlerdi. Boyların bir araya gelmesiyle Devlet(İL) kurulurdu.
Türk Toplumunun Özellikleri: Halk hürdü. Herkes aynı işi yaptığından(hayvancılık) aralarında kesin
olarak SINIF’ların ortaya çıkması imkansızdı. Yaşam biçimleri GÖÇEBE olduğundan savaşta elde ettikleri esirleri çalıştırmaya elverişli değildi. Bu yüzden Türk toplumunda KÖLE sınıfı yoktu. Din adamları
diğer toplumlarda olduğu gibi imtiyazlı değillerdi.
3)- ORDU: Türk Ordusunun başlıca özellikleri şunlardı:
a)- Türk ordusu ücretli değildi.
b)- Türk Ordusu daimiydi. (Kadın-erkek her an savaşa hazırdı.)
c)- Türk Ordusunun temeli ATLI askerlerden meydana geliyordu.
Türk ordu teşkilatını ilk kuran METE HAN olmuştur. Mete Orduyu 10’luk sisteme göre teşkilatlandırmıştı. Onluk sistem daha sonra tüm Türk devletlerinde kullanılmıştır. (Türk ordusu; Çin, Roma,Bizans, Rus ve Moğol Ordu teşkilatı üzerinde etkili olmuştur.) Türk Ordusunu Silahları: Ok, yay, kement, kılıç, kargı, süngü, kalkan vb…
4)- HUKUK: Türklerde yazılı olmamakla beraber, gelişmiş bir hukuk anlayışı vardı. Bu hukuk kurallarına
TÖRE(Türe) denilirdi. Hükümdarın başkanlık ettiği ve siyasi suçlara bakan yüksek mahkemeye YARGU adı verilirdi. YARGANLAR(Yargucu) idaresindeki mahkemeler ise adi suçlara bakarlardı.
5)- DİN VE İNANIŞ: İslam öncesi Türklerin din ve inanışlarını şu 4 grupta toplayabiliriz:
1- Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Dağ,ağaç, göl, kaya gibi varlıkların gizi güçlere sahip olduklarına inanırlardı.
2- Atalar Kültü: Ölmüş büyüklere ve atalara ait hatıralar kutsal sayılır ve saygı gösterilirdi.
3- Şamanizm: Kam veya Şaman adı verilen kişilerin, kötü veya iyi ruhlarla temas sağladıklarını inanılarak, bunların büyücülük ve sihir özelliklerine başvururlardı. Şaman inançları Anadolu’da hala varlığını sürdürmektedir. Örneğin; Gelinlerin üzerine buğday veya para atmak, Eşikten atlamanın uğursuz kabul edilmesi, tahtaya vurmak, kurşun dökmek gibi…
4- Göktanrı Dini: Türklerin İslamiyetten önceki dini Göktanrı diniydi. Bu dine göre Türkler; Tek bir Tanrının evreni yarattığına ve gökte oturduğuna inanıyorlardı. Öldükten sonra dirileceklerine inandıklarından, ölülerini atı,eşyaları ve silahıyla birlikte gömüyorlardı. Cennet’e UÇMAĞ, cehenneme ise TAMU diyorlardı.Mezarlara ölünün,sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar BALBAL adı verilen küçük heykeller dikerlerdi. İnanışa göre, yeniden dirilecek kişi atıyla cennete gidecek, ve öldürdüğü düşmanlar sonraki yaşamında ona hizmet edeceklerdir. Ölüleri içöin YOĞ adı verilen cenaze törenleri yapar, ve ardından yas tutarlardı. Türkler arasında ayrıca Maniheizm(Mani dini), Budizm, Musevilik, Hırıstiyanlık gibi dinlerde yayılmıştı.
6)- EKONOMİK HAYAT: Göçebe bir hayat yaşayan Türkler belirli iki merkez arasında (yaylak-kışlak)
hayatlarını sürdürürlerdi. Hayvancılık temel geçim kaynağıydı. Koyun, keçi, at en çok beslenen hayvanlardı. Bunun dışında sığır, katır ve deve de yetiştirilirdi. Beslenme ve giyimde hayvan ürünlerinden yararlanır ve
bunları satarak geçimlerini sağlarlardı. Tarım da gelişmişti. Arpa, buğday, darı gibi tahılları yetiştiriyorlardı. Savaşlarda elde edilen ganimetler ve devletlerden alınan vergiler gelir kaynaklarıydı. Ticaret önemli bir gelir kaynağıydı. Türk ülkeleri İPEK YOLU üzerindeydi. Çin-Türk mücadelesinin temel nedeni İpek Yoluna hakim olmaktı. Ayrıca Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayıp, Ural, Sibirya ve Altaylar üzerinden Çin’e giden yola KÜRK YOLU deniliyordu. Türkler bu yolun üzerinde de olduklarından sanar, samur, kunduz, vaşak gibi
av hayvanlarının kürklerinin ticaretini yapıyorlardı.
7)- YAZI, DİL VE EDEBİYAT: Türkler tarih boyunca Göktürk, Uygur, Soğd, Brahmi, Süryani, Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır. Göktürk (Orhun) Alfabesi: 38 harften meydana gelir. Göktürk yazısına ilk defa Orhun Nehri kıyısındaki kitabelerde rastlandığı için ORHUN ALFABESİ de denir. Uygur Alfabesi: 18 harften meydana gelir. Uygurlar bu alfabeyi Soğd alfabesinden yararlanarak hazırlamışlardır.
Başlıca Türk Destanları:
Hunların(Oğuzların)–> Oğuz Kağan Destanı
İskitlerin (Saka)——> Alper Tunga Destanı
Göktürklerin———-> Ergenekon Destanı
Uygurların————> Göç ve Türeyiş Destanları
Kırgızların————-> Manas Destanı
Orhun Yazıtları (Göktürk Kitabeleri): Türklerin en eski kitabeleri VI. yüzyıla ait YENİSEY kitabeleri ile, VIII. yüzyıla ait ORHUN KİTABELERİ’dir. Yenisey kitabeleri Kırgızlar’ın mezar taşlarına yazdıkları yazılardı. Orhun Kitabeleri II. Göktürk Devleti zamanında Bilge Kağan, Kültigin ve vezir Tonyukuk adlarına
dikilmişlerdir. YOLLUĞ TİGİN isimli bir Türk prensi tarafından yazılmışlardır. Bu yazılar 1893 yılında Danimarkalı Bilgin THOMSEN tarafından okunmuştur.
Orhun Yazıtlarının Önemi: a)- Türk Tarihinin ve Türk Edebiyatının ilk yazılı belgeleri olmaları bakımından önemlidir. b)- Bu kitabelerden Türklerin o günkü yaşayışlarını, inançlarını öğreniyoruz. Ayrıca kitabeler gelecekteki Türk Milleti içinde çarpıcı öğütler vermesi bakımından önemlidirler.
8)- BİLİM VE SANAT: Türkler 1 yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak, 12 hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır. Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kağıdı yapmışlardır. Madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. (Kazakistan’ın başkenti Alma Ata yakınlarında bir kurgandan çıkarılan “Altın Adam Heykeli” Türk maden sanatının ne kadar geliştiğini gösterir.) Eşya ve binalarda HAYVAN USLUBÜ denilen, hayvan figürlerini kullanmışlardır. HALI Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. (Altaylarda Pazırık Kurganı’nda bulunan halı dünyanın en eski halısıdır.)
TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇEVRE KÜLTÜRLERLE MÜNASEBETLERİ:
1)- Türklerin Çin Kültürüne Katkıları: a)- Askerlik alanında b)- Devlet Teşkilatında c)- At kültüründe(Atı evcilleştirmede) d)- Gök Tanrı inancıyla… Çinlileri etkilemişlerdir.
2)- Çinlilerin Türkleri Etkilediği Alanlar: a)- Tarım ve yerleşik kültür b)- Felsefe( Taoizm, Konfiçyüs ve Budizm) c)- Giyim … konularında Çinliler Türkleri etkilemişlerdir.
3)- Türklerin Moğol Kültürüne Katkıları: Askerlik alanında, Devlet teşkilatında , Dil ve Alfabede (Uygurca ve Uygur Alfabesini kullandılar.), Kımız yapmayı öğrettiler, Türk Töresi ve geleneklerinden, Göktanrı dininden…. etkilendiler.
HUN DEVLETİ (MÖ 318 – 216): Tarihi bilinen en eski Türk devletidir. M.Ö.318’de kuruldu. Orhun-selenga ırmağı ile Ötüken’de Noyun-Ula dolayları merkezidir. İlk hükümdarı Tuman (Teoman) Yabgu. Mete M.Ö.209’da babasını yenerek yönetime geçti. Mete zamanında, imparator ünvanı aldı. Ordu 10’lu sisteme göre teşkilatlandırıldı. Mete;Tüm Türk, Moğol, Tunguz gibi Altay kavimlerini yönetimine aldı. M.Ö.197’de Doğu Asya’nın ilk anlaşmasını Çin’lilerle yaptı. İpek yolunu kontrolüne alarak ticareti geliştirdi.
İpek yolunun Çin denetimine geçmesi ekonomiyi zayıflattı. M.Ö. 48’de Hun Devleti ikiye bölündü. Bu bölünme M.S.375’te Kavimler Göçüne neden oldu. Avrupa’da ilk çağdan ortaçağa geçiş başladı. Hun Devletinin ikiye bölünmesi 375-395-476 gelişmelerini tetiklemiştir.
Mete Han’ın ölümünden sonra Hunlar bir süre daha Asya’daki güçlerini korudular. Türk beyleri ile evlenen Çin Prensleri beyleri birbirine düşürdüler. Çinliler Türkleri savaş yoluyla yenemeyeceklerini anlamışlardı. Bu nedenle “Böl ve Yönet “ uygulamasıyla Hun Devleti’ni yıkmayı başardılar. Parçalanan Hun Devleti önce Kuzey ve Güney Hunlar olarak M.S. 48 yılında ikiye ayrıldı. Çinliler bundan sonra önce Kuzey HunDevleti’nin daha sonra da Güney Hun Devleti’nin varlığına son verdiler (M.S. 3. Yüzyıl)
Tarihte ilk defa bütün Türkleri tek bayrak altında toplayan Türk Devleti Asya Hun devletidir. Büyük Hun Devleti VERASET SİSTEMİ ve ÇİN SİYASETİ nedeniyle Doğu ve Batı Hun Devleti diye ikiye ayrıldı.Batı Hunları ARAL GÖLÜ civarına göç etmek zorunda kaldılar. Doğu Hunları ise Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Ve daha sonra Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.
TÜRKLERDE VERASET SİSTEMİ : Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Her prensin(TEKİN) hükümdar olma hakkı vardı.
Bu anlayış Türk devletlerinde sık sık taht kavgalarının çıkmasına ve Türk devletlerinin parçalanmasına sebep olmuştur.
375 Kavimler göçü ile Roma imparatorluğu üzerinde yığılma, Roma-Germen gruplaşmasını oluşturmuştur. Asya Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra Hunlar dağıldı. Hunlar’ın bir bölümü Balkaş gölü ile Aral gölü arasındaki topraklarda yaşamaya devam etti. Bir süre sonra buradaki Hunlar diğer Türk boylarının da onlara katılmasıyla yeniden güçlendi.  Balamir zamanında Türkler Hazar Gölünün Kuzeyinden batıya doğru ilerlemeye başladılar. Avrupa’da bütün kavimler birbirine baskı yaparak yer değiştirdiler.  Avrupa’nın siyasi haritasının değişmesine neden olan ve toplumları etkileyen bu olaya tarihte Kavimler Göçü denir ( 375 ). 
KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:
1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
2)- Avrupa’nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa’daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)
3)- Türkler Avrupa’da BATI HUN DEVLETİ’ni(AVRUPA HUN) kurdular.
4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
5)- Avrupa’da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.
6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.
AVRUPA HUN DEVLETİ ( 475-469): BATI HUN DEVLETİ EGEMENLİK YILLARI: 374 – 469 MERKEZİ: Segedin civarı (bugünkü Macaristan’da) İLK HÜKÜMDARI: Balamir Han Uldız ve Rua zamanında orta avrupaya hakim oldular. En parlak dönemi Atilla zamanıdır. Avrupa Hun Devleti, Ural dağlarından Tuna nehrine kadar uzanan Orta ve Doğu Avrupa topraklarında kuruldu. Devletin en ünlü hükümdarı Atilla ‘dır. Atilla önce Doğu Roma İmparatorluğu üzerine seferler yaptı daha sonra Batı Roma İmparatorluğu üzerine de seferler yaptı. Devlet bir süre sonra yıkıldı.Atilla, Bizansla konstantia (margos) ve Anatolios barış anlaşmalarını yaptı.
AK HUNLAR (EFTALİTLER) : 420 – 564 MERKEZİ: Varvaliz (Kunduz civarında) İLK HÜKÜMDARI: Aksuvar Kagan. Hun devleti yıkılınca Çin denetimine girmek istemeyen bir kısım hunlar 4.YY.da Afganistan, Kuzey Hindistan ve İran’a yerleştiler. 567’de Sasani ve Göktürklerce yıkıldı.
GÖKTÜRKLER : KÖK TÜRK DEVLETİ 552 – 745 MERKEZİ: Ötüken İLK HÜKÜMDARI: Bumin Kağan. Türk adı ile kurulmuş ilk Türk devleti Göktürklerdir. 552’de Bumin Han önderliğinde Ötigen’de kuruldu. Bumin Kağan Orta Asya’daki bütün Türk boylarını egemenliği altında topladı. Kardeşi İstemi‘yi Batı ülkelerine “yabgu” olarak atadı. İstemi Yağbu, sasanilerle anlaşarak Ak hunları yıktı ve İpek yolunu denetime aldı. Batı Türkistan hızla Türkleştirilmiştir. Asya da kurulan ikinci büyük Türk devletidir. Millet ve devlet bilinci gelişmiştir. Doğu Roma’ya resmi heyet gönderilmiştir.
Bumin kağan ölünce yerine oğlu Murat Kağan Hükümdar oldu.  Murat kağan, devleti İstemi Yabgu ile birlikte yönetti. İstemi Yabgu; bu defa Sasanilere karşı BİZANS ile işbirliği yaparak, Sasani devletinin zayıflamasını sağladı. Göktürk- Bizans işbirliğinin Sasanileri zayıflatması, Hz. Ömer Devrinde İslam Ordularının Sasanileri yenmesini kolaylaştırmıştır.
Bu dönemde İpek Yolu, Türklerin denetimine girdi. Türkler, Çin’e üstünlüklerinin kabul ettirdiler. Devlet 582 yılında önce Doğu Göktürk Devleti ve Batı Göktürk Devleti olmak üzere ikiye ayrıldı. Ayrılıştan bir süre önce Doğu Göktürk Devleti 630 yılında çin egemenliğine girdi. Daha sonra 658 yılında Batı Göktürk Devleti de Çin egemenliğine girdi.
KUTLUK DEVLETİ ( 2. Göktürk Devleti ) :  Çin egemenliğinde yaşamak istemeyen Türkler her fırsatta isyan ettiler. Bağımsızlığa alışkın olan Türkler sonunda Kutluk adındaki bir kahraman yönetiminde bağımsızlıklarını kazandılar(682). 630-680 Göktürklerin fetret devridir ve Orhun kitabelerinde anlatılır. Kutluk Kağan Çine karşı “Ulusal Kurtuluş Savaşına” girişerek II. Göktürk devletini kurmuştur. Bu özelliği ile Kutluk Kağan Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran M.Kemal Atatürk’e benzer. Kutluk kağan, Ötüken’e sahip olarak 2. Göktürk Devletini kurdu. Bu devlete kurucusundan dolayı Kutluk Devleti de denir.
Kutluk kağan Çinlilere karşı başarılar kazanarak devletin topraklarını genişletti. Onun en önemli yardımcısı değerli devlet adamı vezir Tonyukuk idi. Kutluk Kağan Devletinin en parlak dönemi Bilge Kağan zamanıdır. Bilge Kağan, devlet başkanı kardeşi Kültigin ise ordu komutanı idi.  Yaşlı ve tecrübeli Tonyukuk da vezir görevi ile Bilge Kağan’nın yanında yer aldılar, Göktürk devletine en parlak dönemini yaşattılar. Önce Tonyukuk sonra Kültigin‘nin ölümü üzerine yalnız kaldı Bilge Kağan‘ın da ölümü üzerine devlet zayıfladı ( 734 ) Uygur Basmil ve Karluklar ayaklandılar, Kutluk Devleti’ni yıktılar ( 744 )
Asya Hun Devleti’nden sonra Türkleri tarihte ikinci defa tek bayrak altında toplamayı başarmışlardır. Milliyetçilik duygusu, Fransız ihtilalinden 1000 yıl önce Göktürkler döneminde en yüksek seviyede yaşanmıştır. Orhun Anıtlarını dikerek (II.Göktürk zamanında) Türk tarihi ve Türk edebiyatının ilk yazılı kaynaklarını oluşturmuşlardır.
UYGUR DEVLETİ: EGEMENLİK YILLARI: 745 – 840 MERKEZİ: Ötüken’de Ordu-Balıg (Kara-Balasagun) Selanga Irmağı çevresinde kurulmuştur. 9 uygur + 9 oğuz= 10 uygur devleti. Merkezi Orhun kıyısındaki karabalasagundur. İLK HÜKÜMDARI: Kutlug Bilge Köl Kagan. Uygurlar önceleri Hunların, daha sonra da sıra ile Avarların, Göktürklerin egemenliğinde yaşadılar. Daha sonra Karluklar ve Basmiller ile birleşip 2. Göktürk Devletine son verdiler. Kutluk Bilge Kül, Karabalgasun merkez olmak üzere Uygur Devletini kurdular ( 744 ).
Uygur egemenliği Yüzyıl kadar sürdü. Çin mücadeleleri ve kıtlıktan dolayı 839’da zayıfladılar. Uygur‘lar önceleri Kırgızların saldırılarına dayanamayıp 840’ta iki Uygur devletine bölündü. 13. yy başlarında Moğolların egemenliği altına girdiler. Bundan sonra siyasi varlıkları sona erdi. Uygurlar; yerleşik hayata geçen ilk Türk devletidir. Kutluk Bilge Kül Kağan Türklerin şehir kuran ilk hükümdarıdır. İlk Türk şehri Ordubalık (Karabalsagun)’dur. Kağıt ve matbaayı kullanmışlardır. Mani dinine inanmışlardır. Mani Dini; Avlanmayı, et yemeyi ve savaşmayı yasaklayan bir dindir. Uygurlar Savaşçılıklarını kaybettiler.
Kırgızlar; Orhun Bölgesinden Uygurları kovarak, buradaki Türk nüfusunun azalmasına sebep olmuşlardır. Bu yüzden bu en eski Türk Yurdu, daha sonra Kırgızları yenen Moğolların eline geçerek kolayca Moğollaşmış, MOĞOLİSTAN olarak anılmıştır.
TURFAN( DOĞU TÜRKİSTAN) UYGUR DEVLETİ: Kırgızlar tarafından kovulan Uygurların bir kısmı Turfan Bölgesi’ne gelerek, burada yeni bir devlet kurdular. Bu devletleri de Moğollar tarafından 1207’de yıkıldı. Uygurlar günümüzde Doğu Türkistan diye anılan bu bölgede Çin’e bağlı özerk bir devlet olarak yaşamaktadır.
KANSU(SARI UYGUR) DEVLETİ: Kırgızlardan kaçarak Kansu Bölgesi’ne gelen Uygurlar tarafından kurulan bu devlete Sarı Uygur Devleti de denilmektedir. 1209’da Moğolların hakimiyetine girmiştir.
UYGURLARLA İLGİLİ DİĞER ÖNEMLİ HUSUSLAR: 18 harfli Uygur Alfabesini hazırladılar. Cengiz Han’ın egemenliğine girmelerine rağmen medeniyette geliştiklerinden Moğollar’ı devlet teşkilatı, ticaret, bilim, sanat, alfabe gibi konularda etkilediler. Moğolların Türkleşmesinde önemli bir rol oynadılar. (Özbek ve Çağatay Türkleri) İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar’la savaştılar.(Sebep Uygurların Budizmi, Karahanlıların İslamiyeti yaymak istemeleri.) Tahta harflerden MATBAA’yı oluşturdular, pamuktan KAĞIT yaptılar. Uygurlar Yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur.
KIRGIZLAR: (M.Ö.206-M.S.220) beri mevcudiyetleri bildirilmektedir. Asya Hunları zamanında kuzey-batıda Baykal’ın batısında İrtiş Nehri havalisinde bir Türk kavmi olan Ting-lingler’le karışık olarak oturmuşlardır.
Kırgızlar kaynaklarda Türk asıllı gösterilmekte ve tahminen 5-6. asırlarda, Türkleşmiş kavimlerden sayılmaktadır. 6. asır sonlarında Çin kaynaklarında Hia-kia-sseu diye zikredilen Kırgızların Gök-Türk hakanı Mu-kan zamanında, 560’a doğru, hakanlığa bağlandıktan sonra (630-680) arasındaki fetret devrinde müstakil bir “kagan”a sahip olmalarından anlaşılıyor. II. Gök-Türk hakanlığı devrinde tekrar Gök-Türk idaresine alınan Kırgızlar, Mo-yen-çur Kağan tarafından Uygur hakanlığına bağlanmış (758), fakat 840 yılında şiddetli bir hücumla Uygur devletini yıkarak Ötüken’de kendi devletlerini kurmuşlardı.
En eski Türk kavimlerinden biri olan Kırgızlar, ilk başta Yenisey Irmağı çevresinde yaşıyorlardı. M.S. 1. yüzyılda Asya Hun Devleti’ne bağlandılar ve Tanrı Dağları yönünde yerleştiler.Asya Hun devleti’nin yıkılışı üzerine IV. yüzyılda güçlü bir devlet kurdular. Göktürk Devleti kurulunca da ona bağlandılar. Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra bir süre bağımsız yaşayan Kırgızlar, Uygur Devleti kurulunca bu yeni siyasi teşkilatın içine girdiler. Daha sonra tekrar bağımsızlıklarını ilan ettiler ve Uygur Devleti’ni yıktılar.Bu yeni Kırgız Devleti 80 yıl bağımsız yaşadı. Daha sonra beliren Hitaylar, Kırgızları kuzeydeki eski yurtlarına sürdüler. Kırgızlar daha sonra Karahanlılar Devleti’ne bağlandılar, ancak yarı bağımsız hayatlarını da sürdürdüler.XIII. yüzyılda beliren Moğol Devleti bütün Asya’nın kaderini değiştirdi. 1207’Moğol egemenliğine girmişlerdir. Pek çok devlet bağımsızlığını yitirdi. Kırgızlar da uzun bir süre siyasi varlıklarını kaybettiler. Yenisey ırmağı dolaylarındaki Kırgızlar, bugün bağımsız Kırgızistan Cumhuriyetidir. Manas Destanı Kırgızlara aittir.
Kırgız kavminin, Uygur Hakanlığı’nı, yıkarak işgal ettiği Ötüken’de tutunamayıp, buranın Moğol K’i-tanlara geçmesine ve tam idrak ve intibak edemediği “Orhun kültüründen ortadan kalkmasına” sebep olmak, dolayısı ile eski Türk Hakanlar yurdunu, bir daha geri gelmemek üzere Moğollar’a intibak ettirmek suretiyle Türk tarihinde oynadığı menfi rol dikkatten kaçmamıştır. Nitekim Karluklar Ötüken’de Kırgız hakimiyetini reddetmişlerdir.
SİBİRLER : (SABARLAR=SABİRLER): Önceleri Hun devletinin egemenliğinde yaşayan Sibirler, VI. yüzyıl başlarında Avarların baskısıyla batıya göç ederek Ural dağlarının güney doğusuna yerleştiler. Sasanilerle anlaşarak, Bizans’a karşı savaştılar. Anadolu’ya akınlar yaptılar. Anadolu’da Kayseri, Konya ve Ankara’ya Kadar geldiler. Anadolu’ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından, ikinci akın Sibirler tarafından yapılmıştır. Bugünkü SİBİRYA adı Sibir Türklerinden gelir. Avarlara yenilince Hazar Türklerine karıştılar. Hazar Devletinin asıl kitlesini oluşturdular.
AVARLAR: 552 yılında Orta Asya’daki Avar İmparatorluğuna Göktürkler son verince, batıya doğru ilerleyerek Romanya’ya giren AVARLAR merkezi MACARİSTAN olan yeni devletlerini kurdular. Çin kaynakları Avarlara JUAN- JUAN demektedir. 619 yılında tek başına, 629 yılında da Sasanilerle ortaklaşa İstanbul’u kuşattılar. İlk defa İstanbul’u kuşatan Türkler, Avarlar’dır. Slav topluluklarının göç etmesine neden olarak, bunların doğu Avrupa ve Balkanlara inmesini sağladılar. Böylece Balkanların Slavlaşmasında etkili oldular. 805 yılında Franklar tarafından yıkıldılar.
HAZARLAR : Avrupa’da kurulan ilk Türk devletleri için de en kuvvetli ve uzun ömürlü olanı Hazar devletidir. Karadeniz’in kuzeyine kadar hâkimiyetini genişleten Batı Göktürk Devleti’nin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. Göktürkler, VII. yüzyılın başında, Hazar Denizi ile  Karadeniz arasında dağınık bir hâlde  yaşayan, Sabar, Ogur ve Onogur gibi Türk kavimlerini kuvvetli bir birlik hâlinde teşkilâtlandırırlar. İşte bu birliğe Hazar adı verilmiştir. Hazarlar için Bizans ve Çin kaynaklarında Türk veya Türk-Hazar adı da kullanılmıştır. Hazar Devleti’nin kurucuları, Göktürk hükümdar ailesinin mensup olduğu Aşına soyundandırlar. Hükümdarlarına da Göktürkler gibi, kağan diyorlardı. Güney Rusya’da Volga dinyester Irmakları arasında kurulmuş Macaristan’a kadar genişlemiştir. Avarlar Asya’ dan Avrupa’ ya geçerken Kuzey Kafkasya bölgesindeki Sabarlar’ ın yurtlarını ellerinden almışlardı. Fakat Sabar Türkleri Avar fırtınası geçtikten sonra tekrar toparlandılar, Göktürk İmparatorluğu’ nun Batı ucunda Göktürkler adına Bizans ve İran İmparatorlukları ile mücadeleye devam ettiler. 630′ dan sonra Göktürk İmparatorluğu Çin hakimiyeti altına girince Sabarlar müstakil bir devlet haline geldiler. İşte Hazar Hakanlığı bunların eseridir.
Hazarlar, İran’ daki Sasani İmparatorluğu’ nu devamlı baskılarıyla çok zayıf düşürmüşlerdi. İslam orduları Sasaniler’ in böyle zayıf zamanlarında İran’ a girerek onları kolayca çökerttiler. İran aradan kalkınca Emevi orduları Hazar ülkesine doğru yürüdülerse de Hazarların şiddetli direnişi karşısında Ermenistan sınırından öteye geçemediler.
Hazarlar bütün Doğu Avrupa’ yı ellerine geçirerek büyük bir devlet oldular. Arapların Doğu Avrupaya girişlerini engellemişlerdir. Hazar Hakanlığı Kafkaslar’ dan Macaristan’ a kadar uzanan geniş bir saha içinde yaşayan kavimler bu sayede ticaretle, san’ atla, din hayatının gelişmesiyle uğraşma fırsatını bulabildiler. Hazarlar’ ın yıkılması ve dağılması Türk tarihinde büyük ibret alınması gereken olaylardan biridir. Bu devlet Türkler bakımından başarısız bir şehirleşmenin sonucu olarak dağılmıştır. Hazarlar eskiden olduğu gibi yarı göçebe kabilelere dayanmadıkları için ücretli bir ordu kurmuşlardı. Fakat bu ücretli ordu sadece kendi kavimlerinden değil, birbiri ile uzlaşması çok zor olan birçok kavimlerin insanlarından meydana geliyordu. Hazarlar aynı hatayı, din konusunda da işlediler. Memlekette bir din birliği sağlamayı düşünmediler. Hazar ülkesinde her dinin misyonerleri at oynatıyor, böylece Hazar halkı dini inanç bakımından bir yamalı bohça haline geliyordu. Hazar Hakanları Sekizinci Yüzyıl’ da Museviliği kabul etmişlerdi.
Hazarlar’ ın zayıflamasından en çok faydalanan İslavlar, yani bugünkü Ruslar’ ın dedeleri oldu. Hazar topraklarının büyük bir kısmı onların eline geçti. Ayrıca Macaristan da o devirde ayrı bir güç halinde ortaya çıktı. Rus Knezliği tarafından yıkılmıştır. 2.Dünya savaşında torunları A.Hitler tarafından fırınlarda pişirilmiş yada kıyma yapılmıştır.
BULGARLAR : “Bir kısım Hunlar’ la Dinyeper-Volga arasında yaşayan Ogur Türkleri’ nin karışmasından Bulgar kavmi doğmuştur.” “Bulgar” kelimesi Türkçe “Bulgamak” (=birbirine karışmak) fiilinden gelir. Bir kısım Hunlar’ la Dinyeper-Volga arasında yaşayan Ogur Türkleri’ nin karışmasından Bulgar kavmi doğmuştur. Üç’e bölünmüştür. 1) Hazarlara karışmışlardır. 2) Slavlara karışan Tuna Bulgarları 3) İslamiyeti benimseyen Kazan Türkleri.
İlk Bulgar Devleti, Göktürk İmparatorluğu’ nun 630′ da dağılması üzerine kuruldu. İlk Bulgar hükümdarı, Asya Hun Tanhularının sülalesinden gelen Kurt Han idi. fakat Kurt Han’ ın devleti, kendisinin 665′ te ölümünden sonra Hazarlar’ ın baskısıyla dağıldı. Bu ilk Bulgar Devleti, Kafkasya’ nın kuzeyinde idi. Kurt Han’ ın küçük oğlu bir kısım Bulgarlar’ la birlikte Balkanlar’ a geçti ve orada bir Bulgar Devleti kurdu (679). Şimdiki Bulgaristan topraklarında kurulan bu devletin toprakları üzerinde İslav kitleleri yaşıyordu.
Bizans bunlardan Arap kuşatmasın karşı yardım görmüş ve kendilerine birtakım ticari kolaylıklar sağlamışlardı. Bulgarlar 814′ te İstanbul kapılarına dayanarak şehri kuşattılar. Ancak bu sırada Bulgar Kralı Kurum Han öldü. Yerine geçen oğlu Omurtag Han Bizans’ la barış yaptı. Tuna Bulgar Hanlığı’ nın en parlak devri, bu Omurtag zamanıdır.
Bulgarlar, kalabalık İslav kitleleri arasında yavaş yavaş erimeye başlamışlardı. Boris Han’ ın 864′ te Ortadoks Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra Bulgarlar iyice İslavlaştılar ve Türk karakterini tamamen kaybettiler. Bugünkü Bulgaristan bir İslav devletidir.
Kazan Bulgarları (İtil Bulgarları)’ nın hükümdarı Almış Han zamanında (Onuncu yüzyıl başı) İslam Dini kabul edildi. on üçüncü Yüzyıl’ da Moğollar bunların ülkelerini talan ederek halkı kılıçtan geçirdiler. Ama Bulgarlar tekrar toparlandılar. Ardından Altınordu Hanı polat Timur ve en sonunda Timur gürgan, Bulgar ülkesini tahrip ettiler. İtil Bulgarları Kazan bölgesine giderek oraya yerleştiler.
TÜRGİŞLER: Adlarının “Türk+ş” şeklinde gelişmiş olduğu bildirilen Türgişler, Talas-Çu-İli-Isık Göl sahasında oturuyor ve Batı Gök-Türklerin (On-Oklar) To-lu kolunun bir kısmını teşkil ediyorlardı. Çin kaynaklarında ilk defa 651 hadiseleri ile ilgili olarak zikredilen Türgiş (To-ki-şi’ler, şüphesiz Gök-Türk hakanlığının kuruluşundan önceki devirlerdenberi burada bulunuyorlardı, zira İstemi Kağan 552’de Türgişler’in de dahil olduğu On-Okların başımda “yabgu” tayin edilmişti. 630’u takip eden yıllarda Türgişler’in diğer Türk toplulukları gibi teşkilatlı bir mukavemet unsuru halinde ortaya çıktıkları anlaşılıyor. Türkistan’da kurulan bu devletin merkezi Balasagun’dur.
Göktürk devletinin yıkılmasıyla güçlerini artırdılar. Emevilerle mücadele etmişlerdir.İlk para basan Türk Devleti Türgişler olmuştur. Çin politikaları sonucu sarı ve kara türgişler ikiye ayrıldılar. 657 yılından sonra Çin’in baskısı ile batıya göçüp etrafa yayılmışlardır. 681 yılında Göktürk Devletinin yeniden kurulmasıyla Türgeşler, Göktürkler’in hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır. 712 yılında ise Göktürk Kağanı Kapagan, Türgeş Kağanı’nı öldürerek onun hanedanına son vermiştir. 717 yılında Türgeşlerin batı kesimlerinin yeniden bir birlik oluşturmuşlar ve 766 yılında Batı Göktürk sahasında hâkim olmaya başlayan Karluklar, Türgeşlerin siyasî varlıklarına son verirler.
KARLUKLAR : Karluklar’ın Türk soyundan geldikleri ve Gök-Türkler’in bir boyudur. Altaylar’ın batısındaki Kara-İrtiş ve Tarbagatay çevresi. On-oklar’ın bir kısmının meydana getirdikleri anlaşılan Karluklar bu arada üç kabileden kurulu birlik halinde bulunuyorlardı (Üç-Karluk). Daha İstemi Kağan zamanında Türk hakimiyetinin Hazar’ın kuzeyi ve Maveraünnehir’e doğru genişlemesinde şüphesiz büyük rolleri olmuştur. Her iki Gök-Türk hakanlığı devrinde Karluklar’ın durumu yukarıda açıklanmıştı. 630-680 yılları arasında, diğer Türk boyları, gibi, bunların da zaman zaman Çin’e başkaldırmışlardır. Kül-Erkin ünvanını taşıyan Üç-Karluk beyi bu tarihlerde “Yabgu” ünvanını almıştı ve kuvvetli bir orduya sahip idi.
         Daha sonra Kapagan Kagan tarafından II. Gök-Türk hakanlığına bağlanmışlardır, Çin’in de teşvik ve tahriki ile Gök-Türklere karşı ayarlanarak şiddetli mücadelelerde bulunmuşlardı. Bilge Kagan’ın ölümünden sonra, tekrar faaliyete geçerek Uygur ve Basmıllar’la birlikte, Gök-Türk hakanlığının yıkılmasında müessir oldular. Basmıllar hakim duruma geldikleri sırada (742) “Sağ yabgu” mevkiini alan Karluk başbuğu, Uygur hakanlığının kurucusu Kutlug Kül Bilge zamanında daha üstün sayılan “Sol Yabgu”luğa yükseltildi. Fakat bu Karlukların tamamını temsil etmiyordu. Beş-balık havalisinde oturan Karlukların kendi seçtikleri ayrı bir yabguları vardı: Ton-Bilge. Ancak Ötüken’de yeni kurulan Uygur hakanlığı bütün Karluklar tarafından üst tanınıyor ve yabgular hakana bağlı bulunuyorlardı.
Batıda Emevi-Arap ilerlemesini durdurmuş olan Türgiş hakanlığının çöküntüye doğru gittiği tarihlerde Orta Asya Türk ülkelerinin korunması gibi bir tarihi vazife, bu defa, Karluklar’a düşmüştü.
        Arap bakısının iyice hafiflemesi sonucu, Çinliler eski Orta Asya siyasetlerini canlandırarak, Karluklar’ın dahil bulunduğu bölgeye yeniden el koymak istemişlerdi. Talas Savaşı; arap-Çin savaşı (751 Temmuz). İslamlarla Çinliler arasında cereyan eden bu savaşta Araplarla işbirliği yaparak, Çinlilerin ağır mağlubiyete uğramasını sağladılar. Tarım havzasından itibaren batı Karluklar’a, doğu bölgesi Uygurlar’a ait olmak üzere Orta Asya’nın yeniden Türk hakimiyetinde kalmasını temin eden bu savaşta uğradığı hezimet yüzünden Çin ağır iç buhranlara sahne olmuş ve artık bir daha batı ile ilgilenememiştir.
Karluklar, İslamiyeti kabul eden ilk Türk boyu olarak, İlk Türk-İslam devleti olan Kara Hanlı devletini kurmuşlardır. 8.YY’da Moğol hakimiyetine girmişlerdir.
MACARLAR: Fin Ugor kavmi ile OGUR Türklerinin karışmasıyla MACAR kavmi ortaya çıkmıştır. 896 yılında kendi adlarını verdikleri MACARİSTAN’a gelerek devletlerini kurdular. X. yüzyılda Hrıstiyanlığın Katolik mezhebini benimsediler. (Bundan sonra Türklük özelliklerini kaybetmeye başladılar.) Almanların (Germenlerin) doğuya doğru yayılmasını engelleyerek, Balkan topluluklarının(Slavların) Germenleşmesini önlediler.
PEÇENEKLER : İlk yurtları Aral gölü çevresi. Hristiyanlığı kabul edip savaşlarda Bizansa destek vermiştir. Karadeniz’in kuzeyinde Don ve Dinyesper nehirleri arasındaki bölgeye yerleştiler.Kiev Prensliğini yenerek, Rusların Karadeniz’e inmelerini engellediler. 1071 Malazgirt Savaşına Bizans ordusu içinde ücretli asker olarak katıldılar. Ancak Selçukluların kendileri gibi Türk olduklarını anlayınca Selçuklu ordusu saflarına katıldılar. Edirne ve Trakya’nın Marmara kıyılarına kadar olan toprakları Bizans’tan aldılar. İzmir Beyi ÇAKA BEY Peçeneklerle temas kurdu. Buna göre Çaka Bey Peçeneklerle birlik olarak Anadolu ve Rumeli’den İstanbul’u kuşatmak istiyordu. Ancak Bizans kurnaz bir politikayla, yine bir Türk topluluğu olan KUMANLAR’ı Peçenekler üzerine saldırtarak, Peçeneklerin dağılmasına sebep olmuştur.
UZLAR (OĞUZLAR):Tarihte Türk Milletinin siyasi, kültür ve medeniyet alanında en büyük rolü oynayan koludur. Selçuklular, Osmanlılar, bir kısmı Macarlaşmış, diğer bir kısmı Rusya’nın batısında Gagauz (Gökoğuz), bambaşka bir kulu ise hristiyanlığı benimsemiş ve 1071 Malazgirt savaşında Selçuklu ordusuna geçmiştir. Oğuzlara; Bizanslılar UZ, Ruslar TORKİ veya TORK, Araplar TÜRKMEN, GUZ demişlerdir. 24 Oğuz Boyu vardır. Hazar denizinin kuzeyinden bir kolu “UZ” adı ile Avrupa ve Balkanlara göç etti. Balkanlara gelen UZLAR Bizans ordusunu ve Bulgarları yendi. Ancak Peçenek akınları, soğuklar, salgın hastalıklar yüzünden dağılıp yok oldular. Uzların bir kısmı Malazgirt Savaşı sırasında Bizans Ordusu saflarından, Selçuklu Ordusuna geçtiler.
KUMANLAR (KIPÇIKLAR) : 11.YY’da Orta Avrupa ve Balkanlar üzerine akınlar yapmışlardır. Türk soyunun en güzel boyudur. 1239’da Moğollarca yıkılmıştır. Doğudaki kumanlar, Eyyübi ordusuna ücretli asker olmuşlardır. Volga’yı aşarak Avrupa’ya ve Balkanlara girmişlerdir. Kıpçakların Karadeniz’in kuzeyinde hakim oldukları topraklara “KIPÇAK BOZKIRLARI” denilmektedir. Macaristan’a giden Kıpçaklar ROMEN devletinin kurulmasında etkili olmuşlardır. Kıpçakların Oğuz Türkleriyle yaptığı mücadeleler DEDE KORKUT HİKAYELERİ’nin ortaya çıkmasına sebepolmuştur. CODEX CUMANİCUS(Kodeks Kumanikus); Kıpçak Türk şivesi ile yazılan Latin, Fars ve Kuman dilleri üzerine yazılmış bir sözlüktür.
İSLAM TARİHİ
MEDİNE: Yemen’le Suriye’yi birleştiren baharat yolu üzerinde bulunur. İslamiyet öncesi Arap yarımadasında cahiliye dönemi yaşanıyordu. Lat, menat, hubel ve uzza taptıkları putlarıydı.
HİCRET: 622 Yılında Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabinin Islâm devletini kurmak üzere Mekke’den Medine’ye göç etmeleri.
624 BEDİR SAVAŞI: BEDİR GAZVESİ
İslâm devletinin Medine’de kurulmasından sonra müslümanlarla müşrikler arasında meydana gelen ilk savaş. Bu savaşa, yapıldığı kasabanın adıyla anılarak, Bedir Gazvesi denilmiştir. Müslümanların ilk askeri başarısıdır.
625 UHUT SAVAŞI: Uhud dagi civarinda müsriklerle yapilan savas. Uhud savasindan önce Kureys’in öfkesi kabarmis, kin ve intikam duygulari artmisti. Putperest Kureysliler Mekke disindaki Arap kabilelerinin de katilmasiyla 3000 kisilik bir askerî kuvvet hazirladilar. Bu kuvvette 700 zirhli, 200 atli süvari, 3000 deve vardi. Aralarinda, basta Ebu Süfyan’in karisi Hind oldugu halde 14 tane de kadin vardi. 11 Sevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savas teke tek vurusmalarla basladi; Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki 0slâm savasçilari hasimlarini öldürdüler. Sonra savas kizisti. Resulullah (s.a.s) almis oldugu askerî tedbirler ve uygulamis oldugu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler. Hazma şehit edildi. Resulullah (s.a.s)’in disi kirilmis, yanagi yarilmisti. Mekkeliler savaşı kazanmış ama sonuç alamamışlardır.
627 HENDEK SAVAŞI : Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicret’in beşinci yılının şevval ayında (23 şubat 627) Medine’nin kuzeyinde cereyan etmiştir. İslam’ın savunma savaşıdır.
628 HUBEYDİYE BARIŞI: Hz. Peygamber ve ashabinin Kabe’yi ziyaret maksadiyla Mekke’ye gitmek istemeleri ve bunun müsrikler tarafinda engellenmesi üzerine çikan olaylardan sonra müslümanlarla müsrikler arasinda yapilan anlasma. Mekkelilerin siyasi olarak islam’ı tanımaları.
629 HAYBER KALESİNİN FETHİ: Hz. Peygamber’in hicretin 7. yilinda fethettigi, Sam-Medine yolu üzerinde Medine’nin 15I km. kuzeyinde Yahûdilerin oturdugu bir yerlesim merkezi. İslamiyetin yayılması hızlanmıştır.
630 Mekkenin Fethi: On ikibin kisilik büyük islam ordusu hiç bir büyük olaya karismadan kolayca Mekke sehrini fethetmislerdir.Hicretin sekizinci yilinda Resulullah (s.a.s.)’e boyun egen Mekke, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yasamaya basladi. Allah Teâlâ’nin mübarek kildigi, Islâm dininin merkezi olan bu belde, sirkten, putperestlikten ve bütün diger hurafelerden arindirilmis yeni bir hayata kavustu. Daha önce bagimsiz bir sehir devleti olan Mekke’nin, fetihten sonra ekonomik ve sosyal durumu da degismisti.
630 Huney savaşı: Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlarla Havazin Müsrikleri arasinda meydana gelen savas. Rasûlüllah’in Havazin kabilesi kendi üzerlerine gelebilecegi endisesiyle savas hazirliklari yapmisti. Müslümanlar Mekke üzerine yürüyüp orayi fethedince, Havazin kabilesi artik siranin kendilerine geldigini anladilar ve savas hazirliklarini tamamlayip kendilerinin saldirmalarinin daha uygun olacagini hesapladilar. Mekkedeki putların kırılması bahanesiyle çıkan savaşı Müslümanlar kazandı.
630 Taif seferi : Huney savaşındaki kabileler Taife sığındı. Sefer Müslümanlar için başarısız.
630 Tebük seferi : Gassani İslam olmuş, kaleler alınmıştır. Muammedin son seferidir.
MUHAMMET: İslamiyeti yaymış, Arabistan’da siyasi birliği sağlamıştır.
632-661 DÖRT HALİFE DÖNEMİ : Halifeler seçilmiştir. Yalancı peygamber sorunu çözülmüştür.
1.Ebu Bekir(632 – 634): Hire seferini düzenlemiş, Arabistanı yönetimine almıştır. Yalancı peygamberler ortadan kaldırıldı. Ridde Hareketi bastırıldı. Vergi vermeyenlerin ayaklanması önlendi. Kur’an toplanarak kitap haline getirildi. İlk defa Arap Yarımadası dışında toprak alındı. Dağılmakta olan Arap-İslam devletleri yeniden toparlandı.
2.Ömer (634 – 644) : İran ve Irak’ı alarak Sasaniler’e son verdi. Bizans’tan, Suriye, Antakya, Kudüs, Filistin ve Mısır’ı aldı. Sınırların genişlemesi ile devlet kurum ve kurallarını yeniden düzenleme ihtiyacı doğdu. Bunun sonucunda;a- Alınan yerler yönetim birimlerine ayrıldı. b- Adli teşkilat kuruldu. c- Askeri iktalar oluşturuldu. d- Sürekli ordugahlar kuruldu. e- Hicri takvim düzenlendi
3.Osman (644 – 656) : İlk İslam donanması oluşturuldu. Bizans’la deniz savaşı yapıldı. Kuzey Afrika’da ilerleme devam etti. * İran alındıktan sonra tarihte ilk defa Türk-Arap ilişkileri başladı. Kur’an çoğaltılarak dağıtıldı. Kendi soyu olan Emevileri kayırması sonraki ayrılıklara ortam hazırladı. Tunus, Kıbrıs, Horasan, Harezm alınmış arap-Türk savaşları başlamıştır. Arap ordusu, Kafkas dağlarında Hazarlarla karşılaştı.
4-Ali(656 – 661) Halifeliğini tanımayan peygamberin eşi Ayşe ile yapılan savaşı kazandı Bu olaya Deve olayı veya Cemel Vakası denir. Halifeliğini tanımayan Muaviye ile yapılan Sıffin Savaşı sonuçsuz kaldı. Halifeyi belirlemek için başvurulan Hakem Olayı sonucunda is1am dünyasında ilk ayrılıklar ortaya çıktı.Buna göre; a- Ali taraftarları Şiiler b- Muaviye taraftarları Emeviler c- ikisine de karşı çıkan Hariciler olmak üzere İslam dünyası üçe ayrıldı.
657 SIFFİN SAVAŞI: Dördüncü Raşid Halife Hz. Ali (r.a) ile ona isyan eden Suriye valisi Muaviye b. Ebu Süfyan arasında M. 657 yılında, Fırat’ın sağ kıyısına yakın Rakka’nın doğusunda bulunan Sıffın’da yapılan savaş. Hz. Ali’nin Cemel vak’asında karşı grubu yenmesinden sonra onun hilafetine muhalif olarak, Suriye bölgesini idare etmekte olan Muaviye ve taraftarları kalmıştı. Hz. Ali’ye isyan edenler, davalarının, Hz. Osman (r.a)’ın intikamını almak olduğunu iddia ediyorlardı. Devir iç mücadeleler içinde geçtiğinden dış savaşlar yapılmadı. Dört Halife Devri Hz. Ali’nin Hariciler tarafından öldürülmesiyle sona erdi.
EMEVİLER (661 – 750): Kureyş kabilesinin bir koludur. Şam valisi muaviye kurmuştur. Suriye, mısır, Filistin muaviyeyi halife kabul etti. Muaviye’den sonra yerine oğlu Yezit’in geçmesi ile halifelik babadan oğula geçen bir saltanat haline geldi. Muaviye zamanında Müslümanlar ilk defa İstanbul’u kuşattılar. Yezit zamanında Kerbela Olayı meydana geldi. Bu olay sonucu İslamdaki ayrılıklar kesinleşti. Abdülmelik devrinde altın ve gümüş para basıldı. Arapça resmi dil ilan edildi.Velid devrinde Kadiks Savaşıyla ispanya alındı. Avrupa’daki ilerleme sonucu Avrupalılar ilk kez aralarında birleştiler. Puvatya yenilgisi ile Avrupa ‘daki ilerleme durdu.Emeviler zamanında Orta Asya’daki Türk Devleti Türgişlerle Maveraünnehir için uzun savaşlar yapıldı.

1-Muaviye Dönemi: Hazreti Ömer, onu Şam valiliğine getirdi. Hazreti Osman’ın zamanında aynı vazîfeye devam etti. Kendisini Şamlılar’a sevdirdi, 16 yıl bu vazifede kaldı. Güçlü bir orduya ve hazîneye sahipti. Hazreti Ali’nin zamanında Şam Emîri olarak 4 sene daha vazîfe yaptı. 19 sene de saltanatını sayarsak, tam 39 yıl yöneticilikte bulundu. Hazreti Osman’ın katillerini bulmadıkça Hazreti Ali’ye biat etmeyeceğini bildirdi. Hazreti Ali’yle, Hazreti Muâviye’nin 80 bin kişilik orduları Sıffin’de karşılaştı. Hâkem usulüyle anlaşmak istediler; Haricîler, Hazreti Ali’yi şehid edince Muâviye güç kazandı. Hazreti Hasan da hilâfetten vaz geçince, Emevî Devleti’nin hâkimi Hazreti Muâviye oldu. Müslümanların kurduğu devlete ilk defa bir isim veriliyordu: Emevîler. Devlet Başkanı Muâviye (r), 661 den 680’e kadar 19 sene hilâfette bulundu Hz. Osman zamanında Şam valiliğine getirilen Muaviye, 661 yılında halife oldu. Muaviye Emevi Devleti’nin ilk hükümdarıdır. Bu dönemde halifelik seçim sisteminden çıkarılarak saltanat haline getirildi. İstanbul kuşatıldı fakat alınamadı. İslam tarihinde ilk defa Emeviler İstanbul’u kuşatmıştır. Ölmeden önce oğlu Yezid’i halife tayin etti ve böylece halifelik resmen saltanat haline geldi.
2-Yezit Dönemi : 681 kerbela olayı Hüseyin öldürülmesi. Bu dönemde Atlas okyanusuna kadar ilerlenmiştir. Muaviye 680 yılında öldükten sonra yerine oğlu Yezid halife oldu. Kufeliler de Hz. Hüseyin’i halife seçtiler. Bu dönemde Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanmasına rağmen, Berberilerin ayaklanması ile bölge tekrar elden çıkmıştır. Kuzey Afrika ancak Abdülmelik zamanında kontrol altına alınabilmiştir. Yezid ve Hz. Hüseyin taraftarları 681 yılında Kerbela denilen yerde karşılaştı ve Hz. Hüseyin ve taraftarları, Yezid ordusu tarafından öldürüldü. İslamiyet toplumu bu olaydan sonra Sunniler ve Şiiler olarak ikiye ayrıldı.
3-Abdülmelik Dönemi : Yezid’in 683 yılında ölmesi ile II. Muaviye halife oldu. II. Muaviye, 685 yılında halifeliği Abdülmelik’e bıraktı. Bizans, Kuzey Afrika, Anadolu ve Hindistan üzerine seferler düzenlendi. Bu fetihler sırasında Kuzey Afrika’da yaşayan Berberiler kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmeye başladılar. Bizanslar, Kuzey Afrika’dan tamamen çıkartılarak sınırlar, Atlas Okyanusu’na dayandırıldı. Arapça resmi dil oldu ve ilk İslam parası olan sikke bastırıldı. Böylece İslam Devleti’nin ekonomisi Bizans ve Sasani etkisinden kurtulmaya başlamıştır.
4-Velid Dönemi : Abdülmelik’in 705 yılında ölümü üzerine oğlu Velid halife oldu. Tarık Bin Ziyad komutasında İspanya’ya geçildi. 711 yılında Kadisk’de Vizigot ordusu yenilgiye uğratıldı. Puvatya Savaşı (732) ile Müslümanlar’ın Avrupa’daki ilerleyişi duruduruldu. 732’de Franklarla Puvetye savaşı kazanılsaydı Fransa da İslâm sınırlarına katılacaktı. Kavimler göçü; emevilerin, Avrupadaki fetihlerini kolaylaştıran en önemli unsurdur. (Merkezi Krallıklar yıkılmıştı) Hazar Türkleri ile yapılan savaş kaybedildi. Türklere karşı 2.cephe açıldı. Hişam’dan sonraki halîfeler Emevî Devletinin yıkılşını hızlandırdı, bu süreç 750’de sona erdi.Şarl Martel ile 732 tarihinde yapılan Puvatya Savaşı’nda yenilindi ve İspanya’ya geri çekilindi.
Emevi Devleti’nin Yıkılışı : 1. Devlet yönetiminde meydana gelen bozukluklar 2. Emeviler’in Arap milliyetçiliği yaparak Müslümanlar arasında ikilik çıkarmaları 3. Bu politikalarından dolayı İranlılar ve Türkler Emeviler’e karşı sürekli ayaklanmışlar ve yıkılmalarında etkili olmuşlardır. Örnek olarak Horasan valisi Kuteybe Bin Müslim’in isyanını verebiliriz. 4. Halifelerin, fetihlerde ordunun başında bulunmayıp, saraya kapanmaları 5. Abbasoğulları’nın, Emeviler aleyhinde propagandaları 6.Muaviye ve Yezid döneminde Müslümanlar’a ve Hz. Muhammed’in soyundan gelenlere yapılan kötü muameleler.7. Şii ve Harici grupların aleyhte çalışmaları 8. Kerbela Olayı ‘nın etkileri nedenleriyle yıkılmışlardır.
ABBASİLER (750 – 1258) : Abbasiler, Emevilerde olduğu gibi Arap olan olmayan ayrımı yapmadılar. Emeviler, arap devletiyken, Abbasiler İslam devleti olmuştur. Bu durum Arap olmayan kitlelerin örneğin Türklerin, İslamiyeti benimsemelerinde etkili oldu. Bu nedenle bir İslam devleti sayılır. Başkenti Bağdat’tır. Abbasiler’in iktidara geçmesinden hemen sonra gerçekleşen Talas Savaşı’nda
(751), Araplar Türklerle birlikte Çinlilere karşı savaştılar.Abbasi hizmetine giren Türkler giderek ön plana çıktılar. Türkler için Avasım denilen savunma şehirleri kuruldu. Böylece Bizans’a karşı önlem alınmış olundu. Bilim ve uygarlığa önem vermişler, tarihte ilk çağdaş öğretim başlamıştır. Askeri ağırlıklı samerra şehri kurularak vezirlik, komutanlık, valilikler Türklere verilmiştir. Türkler kitleler halinde İslam ülkelerine geldiler. Me’mun zamanında dünyanın yuvarlaklığı ispatlandı. Vezirlik makamı ve divan oluşturuldu. Tımarın ilk şekli olan ikta sistemi ilk defa Abbasiler döneminde uygulanmıştır. 1258’de Moğollarca yıkılmıştır.
En parlak dönem Harun Reşit devridir. Mansur zamanında Yunanca ve Hellence klasikler Arapça’ya çevrildi ve bir İslam Rönesans’ı yaşandı. Bağdat kuruldu ve bu şehir bilim-kültür merkezi haline geldi.
Abbasiler; a- İslamiyetin ilk heyecanının azalması b- Yeteneksiz halifelerin işbaşına gelmesi c- XI yüzyıldan itibaren Ön Asya ‘nın Selçuklu Türkleri’nin egemenliğine girmesi d- Merkezi otoritenin zayıflaması ile halifeye ait topraklar üzerinde ”Tevaifül Mülük” denilen devletlerin kurulması (örn: Mısır’da Tulunoğulları ve Akiştler, Irak’ta Büveyhiler, İran’da Tahiriler, Maveraünnehir’de Samanoğulları) sonucu yıkılmışlardır.Abbasilere 1258 de Moğollardan Cengiz Han’ın torunu Hülagu Han, Bağdat’ı alarak son darbeyi vurmuştur. Emeviler yıkıldıktan sonra İspanya Abbasiler’e bağlanmadı. Endülüs Emevileri ayrı bir devlet olarak yaşadı. Daha sonra Beni Ahmer Devleti (Gırnata Devleti) varlığını XV. yüzyıla kadar korudu
Abbasi hanedanlığı Osmanlılardan sonra en uzun egemenlik sürdüren hanedanlıktır.
1-Ebu’l Abbas Dönemi :Abbasi Devleti, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın torunlarından Ebu’l Abbas tarafından 750 tarihinde kuruldu. Abbasi hükümdarları, Emeviler gibi Arap üstünlüğüne dayalı bir devlet kurmadılar. Ebu’l Musa, Haşimiye şehrini devlet merkezi yaptı, iç karışıklıklarla uğraştı, kanlı bir şekilde siyasi birliği sağladı. Ebu’l Abbas, siyasi birliği sağlarken yaptığı çalışmalar yüzünden “Seffah” (kan dökücü) lakabını almıştır.
2-Ebu Cafer El- Mansur Dönemi: Ebu Cafer El-Mansur, 754 yılında halife oldu. 754 yılında Abbasi Devleti’nin başkenti Bağdat’a taşındı. 751 yılında Çinlilerle Talas savaşı yapıldı. Bu dönemde kültür hareketleri oldukça ilerledi.
3-Harun Reşit Dönemi :Harun Reşit, 786 yılında Abbasi Devleti’nin başına geçti. Bu dönem Abbasilerin en parlak dönemi oldu. Binbir Gece Masalları’nda geçen Bağdat halifesi Harun Reşit’tir. Binbir Gece Masalları’nda özellikle bu dönemdeki İslam hazinesinin zenginliği vurgulanır. Anadolu’ya akınlar yapıldı, İstanbul kuşatıldı fakat başarılı olunamadı. Bu dönemde de iç isyanlar sürdü.
4-Me’mun Dönemi :Harun Reşit’in ölümü üzerine yerine oğlu Emin geçti. Kısa süre sonra yerine Harun Reşit’in diğer oğlu Me’mun geçti. Mu’tezile Mezhebi bu dönemde ortaya çıktı. Bu dönemde Antik Çağ Yunan eserleri Arapça’ya çevrildi. Arap-İslam Devleti kültür ve sanat alanında dışarıdan (Helenizm’den) en çok bu dönemde etkilenmiştir.
5-Mu’tasım Dönemi :Me’mun’un ölümü üzerine 833 yılında kardeşi Mu’tasım halife oldu. Bizans sınırlarında “Avasım” denilen Türk ordugahları kurdurdu. Avasım kentlerinin oluşturulma nedeni; İslam dünyasına karşı Bizans saldırılarını kırmaktır. Mu’tasım’ın ölümü üzerine merkez otorite zayıfladı. Türkler’in sınır boylarında, yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde Emir’ül Ümera görevi verilerek merkezden uzaklaştırılmasının ve ordugahlarda toplanmasının nedenleri savaşçı özelliklerini kaybetmelerini önlemek ve merkezde tehlike oluşturmalarını engellemekti. Devlete bağlı Tavaif-i Mülk’ler bağımsızlıklarını ilan etti.
Abbasi Devleti’nin yıkılışı : Abbasi Devleti, Mu’tasım’ın ölümü ile zayıfladı ve Moğollar’ın Bağdat’ı istilası ile yıkıldı. Selçukluların yıkılması ile koruyucuları ortadan kalktı. Şiilerin ve Emevilerin olumsuz çalışmalarından zarar gördü. Zayıflama döneminde fetihlerin durgun geçmesi nedeniyle ekonomi zayıfladı. Moğol Hükümdarı Hülagu’nun Bağdat’ı istilası ile Abbasi Devleti ortadan kalktı
Endülüs Emevi Devleti (756-1031): Abbasi Devleti yıkıldıktan sonra Emevi halifesi Hişam’ın torunu Abdurrahman bin Muaviye tarafından Kurtuba merkez olmak üzere ispanya’nın iber adasında 756 yılında kuruldu. Endülüs Emevi Devleti askeri alanda değil, bilim ve kültür alanında ileri gitti. En parlak dönemini III. Abdurrahman zamanında yaşadı.Endülüs Emevileri zamanında yapılan Kurtuba Medresesi dünyanın en ünlü medresesidir. Bu medrese Avrupa Üniversiteleri’nin temelini oluşturmuştur, rönesansın temelini oluşturmuştur. Buradan eski Yunan ve Roma dönemine ait eserler hakkında da Avrupa’ya ilk bilgiler yayılmıştır. Franklar’ın saldırıları sonucunda zayıfladı ve 1031 yılında yıkıldı. Endülüs Emevi Develeti’nden sonra bölgede Beni Ahmer Devleti kuruldu.
Beni Ahmer Devleti (1232-1492): Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılmasından sonra, Gırnata merkez olmak üzere Muhammed Bin Ahmer tarafından kuruldu. Gırnata kartubanın güney doğusu. Kısa sürede güçlenerek deniz ticaret filosu kurdu. Elhamra Sarayı gibi büyük eserlerle mimaride ilerledi. İspanya’da XV. yüzyılda Ferdinandın, Hristiyan birliğini kurulması ile Hristiyan saldırıları sonucunda yıkıldı. Beni Ahmer Devleti 1492’de yıkıldı. Böylece İspanya’da Müslüman etkinliği sona erdi. Hızır ve Oruç reis Müslümanları getirmiştir.
İSLAM KÜLTÜRÜ VE UYGARLIĞI : Eski Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Çin ve Hint uygarlıklarından yararlanılmıştır. Doğuşunda ve yükselişinde en çok Yunan ve Hellenizm uygarlıkları etkili olmuştur. Müslüman olan bütün kavimlerin ortak eseridir. İslam dininin Müslümanlara maddi ve manevi ayrıcalıklar tanıması 1slam devletinin sınırlarının genişlemesi ile ilişkilidir. İslam mimarisi ulusal kültür ve coğrafi özelliklerin etkisiyle değişik ülkelerde üslup ve biçim bakımından farklılaşmıştır. Resim ve heykel günah sayılarak yasaklanınca hat sanatı, oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık gibi süsleme sanatları gelişmiştir. Hz Ömer zamanında devlet teşkilatı alanında Sasaniler, ordu alanında ise Bizans örnek alınmıştır. İslami bilimler gelişmiştir; tefsir – Kuran’ı anlam bakımından açıklar. Hadis – Peygamberin söz ve davranışlarını açıklar Fıkıh – İslam hukukunu inceler Kelam – İslam felsefesine denir. Kıraat – Kuran’ın usulüne göre okunmasıdır. İslam devletinin hazinesine Beytülmal denir. Beytülmale dahil olan gelirler; a- Müslümanlardan Alınan zekat ve sadaka b- Savaşlarda alınan ganimetin beşte biri c- Müslümanlardan Alınan toprak vergisi öşür d- Müslüman olmayanlardan alınan sağlık vergisi cizye e- Gümrük, maden, orman ve tuzla gelirleri f- Bağlı beylik ve devletlerin gönderdiği vergilerdir.
İslam mimarisi ilk defa Emeviler zamanında Hıristiyan mimarisiyle yarışabilecek bir düzeye gelmiştir
İslam dünyasında ilk medreseler Abbasiler döneminde kurulmuştur.
İslam Kültür ve Uygarlığı
1-Devlet Yönetimi : Devletin başında bulunan kişi, hem dini, hem de siyasi açıdan tüm yetkilere sahipti.
İslamiyetin kurulduğu ilk yıllarda, devlet başkanı Hz. Muhammed idi. Hz. Muhammed’den sonra devlet başkanlığı görevi için halifeler seçildi. Halifeler, Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi dışındaki dünyevi bütün görevlerini yerine getirdiler. Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ile devlet yapısında yenilikler yapılarak vali ve kadılar atanmaya başlandı. Devlet hazinesi olarak bilinen Beytül Mal oluşturuldu.
Emeviler Dönemi’nde halifelik babadan oğula geçmeye başladı. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ilk dört halife (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali) seçimle belirlenmiştir (Seçimden dolayı Arapların Cumhuriyet dönemi). Emeviler Dönemi’nde sınırların genişlemesi ile yeni devlet görevlileri ortaya çıktı.
2-Ordu : Sınırların genişlemesi ile ordu önem kazanmaya başladı. Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir döneminde düzenli bir İslam ordusu yoktu. İslam Devleti’nde, eli silah tutan her erkek asker olarak kabul edilirdi. İlk düzenli İslam ordusu Hz. Ömer devrinde kuruldu. Abbasiler devrinde, Türkler ve diğer milletler İslam ordusunda görev almaya başladı. Hz. Osman devrinde ilk defa donanma kuruldu.
3-Sosyal Hayat : Sosyal hayata dair düzenlemeler Kur’an-ı Kerim’den alınırdı. İslamiyette insanlar arasında fark olmamasına rağmen, Emeviler Dönemi’nde Araplar kendilerini diğer uluslardan üstün görmüşlerdi. Arap olmayan Müslümanlar ise Mevali olarak adlandırılmıştı. Abbasiler döneminde Araplarla Mevali eşit duruma geldi. İslam Devleti’nde, Hristiyan ve Yahudiler’den oluşan topluma Ehl-i Kitap denir.
Ehl-i Kitap haricinde Müslüman olmayan kesime de Ehl-i Küfür denir. Müslüman olmayan bu toplumlar haraç ve cizye vergileri verirdi.
4-Ekonomik Hayat : Ekonomi daha çok tarım, hayvancılık, ticaret ve el zanaatlarına dayalıydı. Abbasiler Dönemi’nde el zanaatları ile uğraşanlar, Fütüvvet Birlikleri denilen meslek örgütleri oluşturmuşlardır. Hayvancılığın gelişmesi ile halı ve kilim dokumacılığı da gelişti. Seramik, cam işlemeciliği ve dokumacılık da ilerledi. Ticaret, İslamiyet ile birlikte Arap Yarımadası’nda oldukça hızlandı. En çok ticaretin yapıldığı devlet Bizans’dı. İslam hukukuna göre, tarımsal araziler devlet mülkiyetindedir. İslam Devletleri’nde, devlete ait gelirlere Beyt-ül Mal denir.
Devlete ait gelir kaynakları : 1. Savaş ganimetlerinin beşte biri 2. Gayrimüslimlerden alınan Haraç 3. Müslümanlar’dan alınan Öşür 4. Gayrimüslümlerden alınan Cizye 5. Maden, tuz, gümrük gelirleri 6. Emevi halifesi I. Velid zamanında ilk İslam parası basıldı.
5-Dil ve Edebiyat : İslamiyet’te dil ve edebiyatın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Arapça, Emevi halifesi Abdülmelik zamanında resmi dil olarak kabul edildi. İslamiyet’ten önce, sözlü edebiyat gelişmişken, Hz. Muhammed’in hayatını yeni nesillere aktarmak amacıyla yazılı edebiyata da önem verildi. Düşünce hayatı Abbasiler ile birlikte gelişmiştir.
6-Bilim : Abbasilerde, bilimdeki gelişmelerden dolayı İslam rönesansı yaşanmıştır. İslam medeniyetlerinde bilim; İslami bilimler ve pozitif bilimler olmak üzere ikiye ayrılır. İslam bilimlerinin temeli Kur’an-ı Kerim’dir. Tefsir : Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin yorumlanması bilimidir.
Hadis : Hz. Muhammed’in söylediği sözler ve yaptığı işlerin bütününe hadis denir. Hadis biliminin önde gelenlerinden biri Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam Buhari’dir. Fıkıh : İslam hukukudur. Temeli Kur’an-ı Kerim’dir. Kelam : İslam felsefesidir. Ünlü İslam bilginlerinden başlıcaları; Razi, İbn-i Cemşit, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, Biruni, Taberi, Mesud-i, İbnül Esir ve İbn-i Haldun’dur.
7-Sanat : Sanat İslamiyet ile birlikte büyük gelişme gösterdi. İslamiyet’in yayılması ile İslam sanatında İran, Türk ve Bizans sanatlarının etkisi görüldü. İslam sanatı denince akla ilk gelen, mimaridir. En önemli mimari eserler arasında; Ömer Camii, El Ezher Camii, İbn-i Tulun Camii, El Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii sayılabilir. El sanatlarında; oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık, hat ve tezhip sanatları oldukça gelişti.
751 TALAS SAVAŞI: Türkistan’da hakimiyet kurmak için fırsat gözleyen Çin, 747 yılında büyük bir ordu ile Batı’ya doğru ilerlemeye başlamıştır. Ancak Çin’i sert tutumu ve bilhassa Taşkent beyi Bagatur Tudun’un öldürülmesi Türkleri Abbâsîlerin Horasan vâlisi Ebû Müslim’den yardım istemeğe sevketti. Ebû Müslim yardım teklifini derhal kabûl ederek Ziyâd b. Salih kumandasında bir orduyu Çin kuvvetlerine karşı gönderdi. Karluk, yağma ve çiğil Türkleri-Müslüman müttefik kuvvetleri 751 yılında Talas suyu kenarında bugünkü Alma-ata yakınında Çin kuvvetleri ile karşılaştı. Temmuz 751’de beş gün devam eden çetin savaşta Çinliler ağır kayıplar vererek savaş meydanını terkettiler. Orta asyanın çin kontrolüne geçmesi engellenmiştir.Talas Savaşı Türk-Müslüman münasebetlerinde bir dönüm noktasıdır. Bu savaşla, yıllardan beri devam eden savaşlar yerini sulh devresine terketmiştir. Başta karluklar (karahanlılar) olmak üzere Türklerin islamiyeti kabul ettiği savaştır.
TÜRKLERİN İSLAMA HİZMETLERİ: Türkler, İslamı dünya dini yapmışlardır. Türk komutanları arap devletlerindeki yöneticilik anlayışlarını geliştirdi. Haçlılarla mücadele edilerek islamın zarar görmesi engellendi. …
Karahanlılar (ilek =ilig)  (840 – 1212) :Merkez Balasagun olmak üzere, 840 yılında Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri tarafından kuruldu. Başkenti Balasagundur. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Bilge Kül Kadir Han’dır. Samanoğullarını yıkarak maveraün nehiri almışlardır. 920 yılında Abdülkerim Saltuk Buğra Han zamanında İslamiyet’i kabul ettiler. Karahanlılar, İslamiyet’i resmi dini olarak ilk kez kabul eden Türk devletidir. Bu devlet Türk kültürü ile İslam değelerinin sentezini yapmıştır. Türkler’in yaşadığı topraklar üzerinde kurulan bir devlet olduğu için Türkçe’yi resmi dil olarak kabul ettiler. Türklük özellikleri devam ettirdiler. 1042 yılında, Doğu Karahanlılar (karahitaylar) ve Batı Karahanlılar olmak üzere ikiye ayrıldılar. Sultan sencer zamanında büyük Selçuklu devletine katıldı.
Kaşgarlı Mahmut; XI. yüzyılda yaşayan Türk dil bilginidir. Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eseriyle ünlüdür. Karahanlılar soyundandır. 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074’te tamamlayarak Bağdat’ta Abbasî halifesi El-Muktedî Billah’a sunmuştu.Kaşgarlı, eserini Araplara kabul ettirmek için iki yerde; Peygamberin iki hadisini zikreder ki, şunlardır:
“Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır ki onlara Türk adını verdim. Onları doğuda birleştirdim. Bir millete kızarsam cezalandırmak görevini onlara veririm…” buyurmuştur. “Yüce Tanrı: Türkçe öğreniniz, çünkü Türkçe’nin uzun bir saltanatı vardır…” diye buyurur. Divanü Lügati’t-Türk dünyanın her yanında, Türkoloji ilmiyle uğraşan pek çok bilgin için paha biçilmez bir kaynak olmuştur. Üzerinde şimdiye kadar yerli, yabancı, uzmanlar çok çeşitli incelemeler yapmışlardır.
Gazneliler (963 – 1187) : Merkez Gazne olmak üzere, Samanoğullarından Herat Valisi Alp Tekin tarafından tarafından 963 yılında kuruldu. Pencap’ta harzem ve horasan’a kadar olan bölgede kurulmuş Türk devletidir. Alp tekinin yerine geçen sebük tekin, Toharistan ve Gur’u aldı. Gazneliler, en parlak devrini, ünlü hükümdarları Gazneli Mahmut zamanında yaşadı. Kuzey Hindistanı hakimiyetine aldı. Abbasileri şii tehlikesinden korudu. Gazneli Mahmut , İslamiyet’in koruuculuğunu yapan ilk Türk hükümdarı olmuştur. Bu yüzden Abbasi halifesi kendisine “Sultan” ünvanını vermiştir. Gazneli Mahmut, Hindistan’a toplam 17 sefer düzenledi. Bu seferler sonucu İslamiyet, Hindistan’da yayıldı. Bu durum ileride, bölgede kurulacak Türk-İslam Devletleri için temel teşkil etti. Gazneliler döneminde ilk kez İran topraklarına yerleşildi. 1040 tarihinde Gazneliler, Dandanakan Savaşı ile Büyük Selçuklulara yenildi. Gazneliler, 1187 yılında Gurluların isyanı sonunda yıkıldı. İslamiyeti Hindistan, Pakistan ve afganistana yerleştirdiler. Resmi dil, ilim dili Arapça, edebiyat Farsça, ordu halk Türkçe kullanıyordu. Gazneliler fars ve arap kültürünü benimsemişlerdir.
Tulunoğulları (868-905) : Mısır’da Abbasi halifesine bağlı olarak, Ahmet bin Tulun tarafından 868 yılında kuruldu. Tolunoğlu Ahmet, Abbasiler döneminde Mı­sır’a vali olarak atandı. Bir süre sonra bağımsızlığını ilan etti (868).Fustat(Kahire)’ı kurarak başkent yaptı. Maliyede düzenlemeler yapmıştır. Filistin, Suriye ve Kuzey Irak hakimiyet altına alındı. Oğulları zamanında devlet, eski gücünü kaybetti. Abbasiler, Mısır’ı ele geçirerek Tolunoğulları Devleti’ne son verdiler (905). Mısır’da kurulan ilk Müslüman Türk devletidir. Suriye topraklarını ele geçirerek, Orta Doğu bölgesine egemen olan ilk Türk devletidir. Tulunoğulları 905 yılında Abbasiler tarafından yıkıldı.
İhşitler (Akşitler) (935-969) : Mısır’da kurulan ikinci Türk devletidir. Türkistan’ın Fergane Bölgesi’nden boy beyi olan Toğaç, Abbasi Devleti’nin hizmetine girdi. Oğlu Mehmet, Mısır’a vali olarak atandı. Bir süre sonra bağımsızlığını ilan etti (935). Suriye ve Hicaz bölgesini ele geçirdi. Oğulları döneminde iç karışıklıklar başladı. Fatımiler, Mısır’ı işgal ederek bu devlete son verdiler (969). Mısır’da, Muhammed bin Toguç tarafından 935 yılında kuruldu. Akşidler, Suriye ve Mekke, Medine’yi (Müslümanlar için kutsal yerleri almışlardır) Hicaz bölgesini ele geçiren ilk Türk devletidir. Akşidler, 969 yılında Fatimiler tarafından yıkıldı.
Büyük Selçuklular    ( 1040 – 1157 )
Selçukluların Kökeni :Selçuklular Oğuzların Kınık Boyu’na mensuptur. Boyun başı olan Dukak Bey’in ölümü üzerine boyun başına Selçuk Bey (ordu komutanı) geçti. Kınık Boyu’nun Oğuz hükümdarı ile arası açılınca Cend Bölgesine göç etti ve İslamiyet ile tanıştı. Samanoğularından Nur(nurata) Kentini aldı. Karahanlılara karşı Saman oğullarına yardım etti. Saman oğulları hükümdarı bu yardıma karşılık Buhara ve Semerkant arasını yurt olarak verdi. Selçuk Bey’in ölümü üzerine Selçukluların başına Aslan Bey, yabgu oldu (1009).
Aslan bey sınırlarını buharaya kadar genişletti. Gazneli Mahmut sultan, Aslan bey’i tutuklattı. Aslan bey 7 sene sonra öldü. Kınık Boyu’nun başına daha sonra Tuğrul ve Çağrı Beyler geçti.
1-Tuğrul ve Çağrı Bey Dönemi : Tuğrul Bey , Nişapur’da devlet düzenini kurduktan sonra seferlere başladı. Rey’in alınması ile hükümet mer­kezi Nişapur’dan Rey’e taşındı. Doğuda Tabaristan ve Gürcan bölgeleri ele geçirildi. İran’ın tamamı fethedildi. Anadolu’ya akınlar düzenlenmeye başlandı. Çağrı bey, 1038’de van civarındaki vaspuragan ve Ani krallığı ordularını yendi.
Oğuzlar, Horasan’a girmeye başladılar. Gazne sultanı Mesut, Büyük bir ordu ile Horasan’a girdi. Dandanakan Savaşı, Selçukluların üstünlüğü ile sona erdi (1040). Selçuklu devleti bu zaferle imparatorluk oldu. Dandanakan Savaşı’ndan sonra Tuğrul Bey , sultan unvanı ile devletin başına getirildi. Çağrı bey belh’i ele geçirdi. Tuğrul bey Abbasilerin yıkılmasını önledi. Abbasi halifesi Tuğrul Beyi doğunun ve batının sultanı ilan etti. 1048 yılında Pasinler savaşında Bizansı, “Kutalmış ve İbrahim Yınal” yendi. Van gölünden Trabzon’a kadar olan topraklar Selçuklular’a geçti. Abbas halifesinin yardım istemesi üzerine, 1051’de Bağdat’a girdi. Bu devlet İran kültürü üzerine kurulmuştur. Gulam, halkı yakınlaştırmak ve yönetimi kolaylaştırmak için getirilen askeri sistemdir. Benzerini Abbasiler köleman olarak uygulamışlardı. Yeniçeri ocağı bu sistemin benzeri olarak Osmanlı devletinde uygulanmıştır. Kafkasyada Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan fethedildi.
Merv Valisi sultan Alparslan sultanlığını ilan etti. İranlı Nizam’ül mülk vezirliğe getirildi. Nizamül mülk devlet, ordu, maliye ve eğitimi sağlam temeller üzerine kurdu. Bu sistemler daha sonra Türk devletleri tarafından alınarak geliştirilmiştir. Nizamül mülk Bağdat’ta ki nizamiye medresesini geliştirdi. İlk Selçuklu medresesi Tuğrul bey zamanında Nişabur da kuruldu. Alparslan oğlu Melikşahla Azerbaycan, Erivan harizm bölgelerini alarak Anadolu’nun fetihlerine devam etti.
2-Alp Arslan Dönemi : Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan Kars’ı Ermeniler’den aldı. Malazgirt’te karşılaşan iki ordu arasında, 1071 yılında çıkan savaşta Bizanslılar yenildi. Böylece Bizans İmparatorluğu’nun İslam dünyası üzerindeki olumsuz baskısı sona erdi. Bu savaştan sonra Anadolu’ya Türk yerleşimi hızlandı, Anadolu Türk Beylikleri kurulmaya başladı. Ticaret yolları Türklere geçti. Haçlı seferlerinin başlamasına neden olmuştur. Alparslan 1072’de öldü.
3-Sultan Melikşah Dönemi :İran asıllı vezir Nizamülmülk devlet yönetiminde ona yardım etti. Alp Arslan döneminde başlayan Anadolu ve Suriye’nin fethini tamamladı. Melikşah zamanında büyük Selçuklu devleti en geniş sınırlarına ulaştı. Başkent İsfahandı. Sınırları doğuda Türkistan, kuzeyde Kafkasya, batıda eğe denizi, güneyde yemene kadar uzanmıştır.Bu dönemde, ilk defa divan teşkilatı kuruldu, ikta sistemi uygulandı. Vezir Nizamülmülk “Siyasetname” adlı eseri yazdı. Dönemin sonlarına doğru “Batınilik” mezhebi ortaya çıktı. Batiniler, 1092 tarihinde ilk önce Nizamülmülk’ü daha sonra da Melikşah’ı öldürdü. Taht kavgalarından Sultan Sencer üstün çıktı.
4-Sultan Sencer Dönemi :1118’de tahta geçti ve iç karışıklıklara rağmen devlete eski gücünü kazandırmaya çalıştı. İki tehlike vardı. Suriye ve Anadoluya saldıran Haçlılar ile doğudan gelen Karahitaylar. Karahitaylarla 1141’katvan savaşını kaybedince oğuz boyları isyanıyla Selçuklu dağıldı. 1157 yılında Sultan Sencer’in ölmesi üzerine Büyük Selçuklu Devleti yıkıldı.
Büyük Selçuklu devletinin yıkılmasının önemli nedenleri : Önemli mevkilere iran kültürlü kişilerin atanması, Batınilerin yıkıcı çalışmaları, Abbasilerin siyasi güç edinmek için hanedanları kışkırtması, Atabey (Osmanlıda lala) bağımsızlık ayaklanmaları, Haçlı seferleri ve katvan savaşı. Büyük Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra kurulan devletlerden; ırak ve horasan, kirman, Suriye Selçukluları aynı yüzyıl, Anadolu Selçukluları devleti 14.YY’da yıkıldı.
ATABEYLİKLER: Gönderildikleri bölgelerde, devlete bağlı  kalmak şartıyla kendi idaresini kuran bu kişiler, Melikşah’ın ölümünden sonra (1092) bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamışlardır. Bu dönemde ülke dörde  bölünmüştür: Irak ve Horasan,  Kirman, Suriye ve Anadolu. 
Irak ve Horasan Selçukluları (1092-1194):  Irak ve Horasan  Selçuklu Devleti’nin merkezi durumundaydı. Sultan Mehmet Tapar’dan sonra Selçuklu tahtına geçen oğlu Mahmut  tahta geçtiği sırada  amcası Sencer Horasan meliki idi. Sencer Mahmut’u tahttan indirdi ve himayesine aldı. Mahmud, merkezi Hemedan olan Irak Selçuklu Devleti sultanlığına getirilirken, Sencer büyük sultan sıfatıyla Horasan’daki Merv’de tahta oturdu.(1119) Irak Selçukluları, Azerbaycan’dan Fars bölgesine, Horasan Selçukluları ise Maverâünnehir’ den Afganistan’a kadar uzanan bölgeleri içinde barındırmaktaydı. Irak Selçuklularının son sultanı III. Tuğrul devrinde yönetim aslında atabeylerin  eline geçmişti. Sultan Tuğrul’un HarezEmşah Tekiş’e yenilmesiyle Irak Selçuklularının toprakları Harzemşahlara geçti (1194).
 Kirman Selçukluları ( 1092-1187): Çağrı Bey’in  oğlu Kavurd , Selçukluların Kirman kolunun başı idi. İran’ın güneyinde yer alan Kirman’dan başka Fars,  Hürmüz ve Umman’ı da zapt etmişti. Birkaç kez isyan eden Kavurd Sultan Melikşah tarafından boğdurulmuştu. Yerine geçen oğulları Selçuklulara bağlı kaldılar. Bir ara Gurlular’ın hâkimiyetine giren Kirman Selçuklularına Oğuz Başbuğu Dînar tarafından son verilmiştir (1187).
  Suriye Selçukluları ( 1092-1117): 1077 yılından beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutuş, kendini sultan ilân ederek, Berkyaruk’un üzerine yürümüş, fakat yenilmişti (1095). Oğullarından Rıdvan Halep’te, ve Dokak Şam’da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Halep hakimi Rıdvan Haçlılarla mücadele etti. Bir ara sınırlarını Güney Anadolu’ya kadar genişletti. 1117’ye gelindiğinde her iki bölgede de hâkimiyet, atabeylerin eline geçmişti.
Türkiye Selçukluları (1075-1308): Türkiye Selçukluları kolu, Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’ın neslindendir.  Kutalmış’ın  oğlu Süleyman Şah  1075’te İznik’i almış ve oğlu I. Kılıçarslan burada hükümdarlığını ilân  etmiştir (1092). Daha sonraları Konya başkent olmuştur. Türkiye Selçukluları İlhanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır (1308).
 Atabeylikler:Ülke idaresini öğrenmek  için çeşitli bölgelere gönderilen şehzadeleri eğitmek  ve onlara vekillik etmekle görevlendirilen tecrübeli komutanlara atabey denilmektedir. Atabeyler Selçuklu Devleti’nin zayıfladığı  zamanlarda bölgedeki gücünü ve nüfuzunu artırarak, idareyi tamamen ellerine geçirmişlerdir. Böylece atabeylik adı verilen sülâleler ortaya çıkmıştır. Büyük  Selçuklular zamanında ortaya çıkan atabeylikler şunlardır:
Salgurlular  (SALGUROĞULLARI) (1147-1284): Oğuzların  Salgur (Salur) boyundan  Atabey Sungur tarafından kurulmuştur. Güney İran’daki Fars bölgesinde kurulduğu için Fars Atabeyliği olarak da bilinir. Merkezi  Şiraz idi. İlhanlıların hâkimiyetinden sonra 1284’te sülâle  sona ermiştir.
İldenizoğulları (1146-1225):İldenizliler veya  Azerbaycan Atabeyliği de denir. Kıpçak Türklerinden Şemseddin İl-deniz’in kurduğu Atabeyliğin merkezi Tebriz idi. Zamanla çok güçlenen ildenizliler, Azerbaycan’dan başka bütün Irak’a, Hemedan  ve İsfahan’a da hâkim oldular. Celâlettin Harzemşah 1225’de Tebriz’i ele geçirince  bu atabeylik sona ermiş oldu.
Beg-Teginoğulları (1146 -1232):  Musul Atabeyi Zengî’nin valilerinden Beg-tegin oğlu Zeyneddin Ali Küçük tarafından kurulmuştur. Merkezi Erbil olup, Şehr-i Zor, Hakkari, Sincar ve Harran atabeyliğin sınırları içerisindeydi. Ülkeyi 44 yıl  başarıyla yöneten Kök-Böri, Anadolu  Selçuklularına bağlıydı. Ölünce, vasiyeti gereği Erbil Abbasi halifeliğine verildi (1225).
Böriler (BÖRÜOĞULLARI) (Şam Atabeyliği) (1128-1154): Suriye Selçukluları’nın Şam kolu, Atabey Tuğtekin tarafından yönetiliyordu. Oğlu Tacü’l-mülk Böri babasının ölümü üzerine  idareyi ele  aldı. Pek güçlü olmayan  bu atabeylik, Zengî Atabeyi Nureddin Mahmut tarafından ortadan kaldırıldı  (1154).
Zengîler (ZENGİNOĞULLARI) (1127-1259): Melikşah’ın Halep Valisi  Ak-Sungur’un oğlu İmadeddin Zengi’nin Musul valiliğine getirilmesiyle kuruldu (1127). Haçlılara karşı verdikleri mücadelelerle öne çıkmışlardır. İmadeddin Zengî, Haçlılardan Urfa’yı alınca Avrupalılar II. Haçlı Seferi’ni düzenlemişlerdir (1137). Zengî’nin ölümünden sonra atabeylik  Musul ve Halep olmak üzere iki kola ayrıldı (1146). Halep’teki oğlu Nureddin Mahmut haçlı kontluklarına karşı başarılı mücadeleler verdi. Şam’daki Börileri kendine bağladı. Haçlılarla iş birliği yapan Mısır Fâtımî Devleti’ni ortadan kaldırdı (1171). Nureddin Mahmut ölünce atabeylik Eyyûbî  ailesine intikal etti (1174). Nihayet 1259’da  İlhanlılar atabeyliğin tamamını işgal ettiler.
Alparslan’ın komutanlarının Anadoluda fethettikleri yerlerde, genellikle kendi isimleriyle kurdukları beyliklerdir. Bunlar: Saltuklular, mengücekliler, Danişmentliler, Artuklular. Anadolu’da kurulan İlk Türk Devleti Atabeylikler’dir.
Malazgirt Zaferi’nden sonra yapılan anlaşmaya Bizans’ın yeni yönetimi uymayınca, Sultan Alp Arslan komutanlarına Anadolu’nun tamamen fethedilmesi emrini vermişti. Alp Arslan’ın yerine geçen Melikşah zamanında da bu fetih hareketleri devam ettirildi. Kutalmışoğlu  Süleymanşah ve kardeşi Mansur gibi hanedan üyeleri ile Artuk Bey, Tutak, Danişment  Gazi, Mengücek, Ebulkasım gibi komutanlar emrindeki Türkmenlerle Anadolu içlerine akınlar düzenlediler. Anadolu’nun fatihi olan bu değerli komutanlar veya oğulları hâkim oldukları bölgelerde  kendi devletlerini kurdular.Bu devletler, Anadolu’da kurulan ilk Türk devletleridir. Melikşah’ın ölümünden sonra (1092) bu Türkmen beylikleri daha bağımsız hareket etmişlerse de çoğu siyasî bakımdan Irak Selçuklularına bağlıydılar. Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan ilk Türk devletleri, genellikle küçük, mahallî devletlerdi. Ancak Saltuklular, Danişmentliler, Mengücekler  ve Artuklular diğerlerinden daha güçlü idi. Zamanla Türkiye (Anadolu) Selçukluları,  bu devletler üzerinde hâkimiyetini kurarak, Anadolu’da Türk birliğini sağlamıştır.
DANİŞMENTLİLER (1080-1175): Sivas  merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya  ve Kayseri civarında kurulmuştur. Devletin kurucusu Melikşah’ın  komutanlarından Danişment Gümüştekin Gazi Ahmed Bey’dir. Rivayete göre Türkmenlere öğretmenlik yaptığı için Dânişmend Gazi diye anılan  Ahmed Bey,Türkiye Selçukluları Sultanı Süleymanşah’ın ölümüyle nüfuzunu daha da artırdı. Ankara, Kastamonu, Çankırı’yı ele geçirdi. I.Kılıçarslan ile beraber Haçlılara  karşı savaştı ve Antakya Haçlı Prensi Bohemond’u esir ederek Malatya’yı ele geçirdi. Yerine geçen oğlu Gazi Bey zamanında devlet en güçlü devrini yaşamıştır (1104). 
Öyle ki Türkiye Selçukluları  ve Bizans’ın iç işlerine müdahale eder oldular. Gazi Bey, Haçlılardan Konya’nın geri alınmasına (1116) ve taht mücadelesinde desteklediği I.Mesud’un burada sultan ilân edilmesine yardım etti. Danişmentliler, her zaman Haçlılara ve Bizans’a karşı başarılar kazanmışlar ve fethettikleri toprakların Türkleşmesini sağlamışlardı. Bu sebeple Türkiye Selçukluları, Türkler arasında itibarı çok fazla olan Danişmentlileri en büyük rakipleri olarak görmüşlerdir. Nitekim taht mücadelelerinden faydalanan II.Kılıçarslan, Danişmentli şehirlerini ele geçirerek bu devlete son vermiştir (1178).
SALTUKLULAR (1071-1202): Beyliğin merkezi olan Erzurum ve civarı, Alp Arslan’ın komutanlarından Ebûlkasım Saltuk tarafından fethedilmişti . Oğlu Ali Bey ise  devletin asıl kurucusu sayılır. Ali Bey’in oğlu İzzettin Saltuk zamanında Saltuklular en güçlü dönemlerini  yaşamışlardır (1132-1174).  Bayburt, Kars, Oltu, İspir, Tercan ve Trabzon havalisi  beyliğe dahil edilmiştir. İzzettin Saltuk, bölgedeki diğer Türk beyleri ile iş birliği yaparak Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı. Ayrıca Trabzon Rumlarıyla da mücadele etti. Gürcüler üzerine sefere çıkan Türkiye Selçukluları hükümdarı II.Rüknettin Süleyman Şah, Saltuklu Beyi Melikşah’tan Erzurum’u alarak bu devlete son vermiştir (1202).
MENGÜCEKLİLER(1072-1228):Alp Arslan’ın komutanlarından emir Mengücek, Erzincan ve Kemah çevresini fethederek bu devletin temelini atmıştır. Beylik hakkındaki ilk bilgiler oğlu  İshak zamanında başlar (1118-1142). Danişmentlilerin hâkimiyetini tanıyan İshak’ın ölümünden sonra devlet iki kola ayrıldı (1142). Oğullarından Davud Erzincan ve Kemah’a; Süleyman ise Divriği’ye hakim oldu.
a- Erzincan-Kemah Kolu; Şebinkarahisar’ı da içine alan bu kol, Alaaddin Keykubad tarafından  ortadan kaldırıldı (1228).
b- Divriği Kolu: Bu kol  hakkında fazla bir bilgi olmamakla birlikte, 1250 yılına  kadar Selçuklu hâkimiyeti altında varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.Mengücekler  zamanında özellikle Erzincan ve Divriği birer kültür ve ticaret merkezi durumuna gelmiştir.
ARTUKLULAR(1102-1409) Devlet adını Oğuzların Döğer boyundan Eksük-oğlu Artuk Bey’den alır. Anadolu’nun fatihlerinden olan Artuk Bey, hizmetlerinden dolayı Suriye Meliki Tutuş tarafından Kudüs valiliğine getirilmişti. Ancak Kudüs’ün Fatımîlerin eline geçmesi üzerine (1098) Artuk’un oğulları Sökmen ve İl-Gazi burada tutunamadılar. Suriye’nin kuzeyi ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geldiler. Selçuklular tarafından kendilerine verilen bölgede, üç kol hâlinde, Artuklu devletini kurdular. Hasankeyf-Amid (Diyarbakır)
Artuklu Kolu (1101- 1231): Artuk  Bey’in oğlu Sökmen  tarafından Hasankeyf’te  (Hısn-ı Keyfâ) kuruldu. Nurettin Mehmet zamanında, Selahaddin Eyyubî‘nin de yardımıyla Diyarbakır (Amid) ele geçirildi (1183) ve  burası Artukluların merkezi oldu. Eyyubîler Hasankeyf ve Amid’i ele geçirerek bu kola son verdiler (1231).
Sökmen ve oğulları Haçlılar’a karşı  mücadeleleriyle ün kazandılar. Nitekim Sökmen, Türkmen  liderlerinden Çökürmüş ile birlikte, Urfa Haçlı Kontu II.Boudain’i esir  etmeyi başarmıştır.Artuklular zamanında Diyarbakır ve çevresi Türk kültürünün en önemli merkezi hâline gelmişti.Mardin Artuklu Kolu (1108-1409):Artuklu şubeleri içerisinde en güçlü ve uzun ömürlü kolu oluşturur . Artuk Bey’ in diğer oğlu İl-Gazi tarafından Mardin’de kurulmuştur(1108). İl-Gazi Halep halkının isteği üzerine Halep’e girmiş ve oğlu Temurtaş’ı burada bırakmıştır. Oğlu Temur- taş, İl-Gazi gibi bölgedeki Haçlılarla mücadele etmiş; 1144’de Urfa’yı Haçlılardan  alması İslâm dünyasında  sevinçle karşılanmıştır.Güçlü devletler arasında kalan Mardin Artukluları, Eyyubîler ve Selçukluların hâkimiyetini tanımışlardı. 1243’ de ise İlhanlılar’a bağlandılar . Nihayet, Mardin’i alan Karakoyunlular bu devlete son verdiler (1409). Harput Artuklu Kolu (1185-1234): Hasankeyf koluna hükümdar olamayan Ebûbekir, Harput’a gelerek, Harput Artuklu kolunu kurmuştur (1185). Alaaddin Keykubad’ın Harput’a girmesiyle  bu kol sona ermiştir (1234).
AHLAT ŞAHLAR( ERMEN ŞAHLAR) Sultan Alp Arslan’ın yeğeni Kutbettin İsmail’in komutanlarından Sökmen El -Kutbî tarafından, Van Gölü havzasında kurulmuştur. Sökmen, Müslüman Mervanoğulları’ndan Ahlat’ı alarak burayı merkez yaptığından bu beyliğe Ahlat  Şahlar veya  Ermen Şahlar da denilmektedir. Son Sökmen beyi İzzettin Balaban zamanında idare Eyyubîler’in eline geçmiştir. (1207)
Togan-Arslanoğulları-Dilmaçoğulları (1084-1394)Bitlis-Erzen dolaylarında kurulmuştur. Beyliğe adını veren Dilmaçoğlu Mehmet Bey, Malazgirt Savaşı’na katılmış komutanlardandır. 1104 yılında başa geçen Mehmet Bey’in oğlu Togan Arslan, büyük bir üne sahipti. Bu sebeple kendi soyundan gelen Erzen beyleri için Togan-Arslanoğulları denmiştir. Gürcü ve Haçlılarla mücadele eden bu beylik, oldukça uzun ömürlü olmuştur. Selçuklulardan sonra Harzemşah ve İlhanlı hâkimiyetine girmişler; Akkoyunlular  tarafından beyliğe son verilmiştir (1394).
İNALOĞULLARI: Diyarbakır ve çevresinde kurulmuştur. Suriye Selçuklu meliki tarafından Amid (Diyarbakır) valiliğine getirilen Tuğ Tegin, Haçlılarla mücadele için  ayrıldığı şehri Türk beğlerinden İnal’a vermişti. İnal Bey 1103’de Amid’de kendi hükûmetini kurdu. Yaklaşık 80 yıl süren beylik, Amid’in Selahaddin Eyyubî tarafından ele geçirilmesiyle sona ermiştir (1183). İnaloğulları, Amid’de(Diyarbakır)  birçok eser  bırakmıştır. Onlar zamanında şehirde 40 bin ciltlik bir kütüphane kurulmuştur
Ankara Ahi Beyliği   : Ankara’yı merkez edinen ve şehirle civarında teşekkül eyliyen Ahi hükümeti, bir derviş-esnaf cumhuriyeti olup, bir bakıma Ortaçağ İtalyan site cumhuriyetlerine benzemektedir. Takriben 1290’da başlamış, 1354’e kadar aşağı yukarı 64 yıl devam etmiştir. 1308’e kadar Selçukoğulları’na, 1335’e kadar İlhanlılar’a, sonra Eretnaoğulları’na, nihayet Karamanoğulları’na bağlanmıştır, hiç bir zaman tam müstakil olmamışlardır. 1354’te Osmanoğlu Gazi Süleyman Paşa (Rumeli Fâtihi olan Velîahd-Şehzâde), Ankara’yı fethetmiş, Osmanlı devletine bağlamıştır. Bir ara Ankara, Karamanoğulları’nın eline geçmişse de, hemen yetişen Süleyman Paşa’nın kardeşi I. Sultan Murad, Ankara’yı kesin şekilde almıştır.
      Ankara, garip bir tecelli olarak 570 yıl kadar sonra, bu kere çok büyük bir Türk cumhuriyetine başkent olmuştur. Türkler’de cumhuriyet idaresi Atatürk’ten önce tamamen meçhul olduğu için, Ahi Cumhuriyeti dikkate değer. Ahiler, teşkilâtlanmış ve tasavvufî dervişlik esaslarına dayanan esnaf loncası başkanlarıdır. Osmanlı devletinin kuruluşunda rolleri mühimdir. Bununla beraber Ahi cumhurreislerinin, aynı aileden geldikleri anlaşılıyor. Ahi Şemseddin Yusuf Efendi’nin ailesi, çok nüfuz kazanmış olacaktır. Oğulları Ahi Hüseyin Efendi ile Ahi Kemâleddin Hasan Efendi’dir. …
Çaka Beyliği (1084-1094): Çaka Bey Devleti 1081 tarihinde İzmir’de kurulmuştur. Kurucusu Çaka Bey’dir. İlk denizci Türk devleti olan bu beylik bazı Ege Adaları’na sahip olmuştur. Beyliğin kurucusu Çaka Bey, İstanbul’u kuşatmak isteyince, Bizans’ın kışkırtmaları sonucu I. Kılıç Arslan tarafından öldürtülmüştür. İslamiyet döneminde İstanbul’u kuşatan ilk Türk devletidir. Çaka Beyliği 1093 tarihinde Bizans tarafından yıkıldı. Böylece Batı Anadolu’daki ilk Türk egemenliği sona ermiş oldu.
Müslüman-Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık
1-Hükümdar ve Saray : Devlet hanedanın ortak malı olarak kabul edilirdi. Bu durum hükümdarın ölümünden sonra taht kavgalarına sebep olur, devleti zayıflatırdı. Bazı Türk-İslam Devletleri’nde hükümdar, Sultan sanını kullandı. İlk Türk-İslam Devletleri’nde hükümdar tahta çıkınca Abbasi halifelerinin tasdiğini istedi.
2-Merkez Teşkilatı :Hükümet, Divan-ı Saltanat denilenBüyük Divan’dan meydana gelirdi. Divanın başkanı hükümdardı. Selçuklular bu kurumu Abbasilerden almışlardır. Büyük Divan’a bağlı olan dört divan şunlardı: İstifa Divanı; Mali işlerle ilgilenen divandır. Başkanlığını müstevfi yapardı.Tuğra Divanı; Devletin yazışmalarının yapıldığı divandır. İsraf Divanı; Mal işlerin yolunda gidip gitmediğini kontrol eden divandır. Başkanına müsrif denirdi. Divan-ı Arz; Ordu ve asker maaşları ile ilgilenen divandır.
3-Taşra Teşkilatı : Başkent dışındaki idari birimlere vilayet denirdi. Vilayetlerin başında şehzadeler veya vali statüsünde naipler bulunurdu. Anadolu Selçuklularında üç tip vilayet bulunurdu. Meliklerin yönettiği vilayetler; bunlar hanedan tarafından gönderilen meliklerin doğrudan hükümdara bağlı olduğu vilayetlerdi. Divan Dairesi vilayetleri; yönetimi divana ait olan vilayetlerdi. Bizans sınırında bulunan vilayetler; Başında uç beyi denilen sınır koruyucu beylerin bulunduğu vilayetlerdi.
4-Hukuk :İslamiyet’in kabulü ile hukuk kuralları değişikliğe uğradı, Türk töresi ile İslami kurallar bir sentez haline getirildi. Adli teşkilat; Şeri Yargı ve Örfi Yargı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Şer’i Yargı; kadıların başkanlığındaki mahkemeler tarafından yürütülürdü. Örfi Yargı; vergilere, askeriye ile, ikta sahipleri ve ticarete ilişkin kanunlarla ilgilenirdi. Hükümdarların halkın şikayetlerini dinlemek amacıyla düzenlediği Mezali Divanları da görülürdü. Askeri davalara kadı askerler denilen kadılar bakardı.
5-Ordu : İlk Türk-İslam Devletleri’nde ordu Türkmenlerden oluşurdu. Karahanlılarda ordu Hassa ordusu, Eyalet askerleri ve Türkmen kuvvetleri olmak üzere üç bölüme ayrılmıştı. Selçuklularda, Karahanlılar’dan farklı olarak ikta askerleri, bağlı devletlerin askerleri ve gönüllü askerler vardı. Hassa Ordusunda, askerlik için ayrılan çocuklar belirli merkezlerde yetiştirilir, sultanlar Hassa Birliklerini burada yetişen askerler arasından seçerlerdi. Eyalet askerleri; Şehzadelerin ve valilerin yönetimindeki askerlerdi. Türkmen birlikleri; Göçebe Türkmen boylarının savaş anında orduya katılmaları ile oluşan birliklerdi.
6-Toprak Yönetimi :Devlete ait ve miri arazi olarak adlandırılan topraklar dört bölüme ayrılmıştı. Has arazi ; Geliri hükümdara ait olan arazilerdi. İkta arazi; Gelirlerine göre önemli devlet görevlilerine dağıtılan arazilerdi. Mülk arazi; Başarılı devlet adamlarına verilen arazi idi. Bu topraklara sahip olanlar toprak hakkında her türlü tasarrufa sahipti. Vakıf arazi; İlmi ve sosyal kuruluşların masraflarını karşılamak amacıyla bu kuruluşlara tahsis edilen arazilerdi.Haraci arazi; Müslüman olmayan halka ait arazilerdi.
7-Din :İslamiyet’in kabulünden sonra İslam dinini yaymak için önemli çalışmalar yapmışlardı. İslamiyet’te gaza denilen Müslüman olmayan ülkelere yönelik savaşlar ile önemli fetihler gerçekleştirmişlerdi. İslam dini ile İslamiyetten önceki kültürlerin birleşmesi ile Babalik, Bektaşlik, Ekberilik ve Mevlevilik gibi çeşitli tarikatlar oluşturulmuştu. İslamiyeti yaymak amacıyla eserler yazılmış, Kur’anı’ın yayılması amacıyla çalışmalar yapılmıştı.
8-Ekonomik Hayat : Tulunoğulları ve Akşidler, doğu ve batı ticaret yolları arasında oldukları için ticarette oldukça gelişmişti. Eyyubiler ve Memlüklüler’de ise Mısır’la ticaret çok gelişmişti. Memlüklüler döneminde Trablus, Şam, İskenderiye, Dimyat, Yafa ve Akka önemli ticaret merkezleri haline geldi. Ümit Burnu’nun buluması ile bu ticaret merkezleri önemini yitirdi. Gazneliler, Hindistan topraklarını ele geçirerek ekonomilerini canlandırmıştı. Büyük Selçuklular’da, Orta Asya ve Hindistan’dan gelen ticaret yollarının geçmesi ülkeyi zengin bir hale getirmişti. Anadolu Selçuklu Devleti, ticaret yolları üzerinde yaptığı vakıf kuruluşları, han ve kervansaraylarla ticari alanda gelişmişti.
9-Sosyal Hayat : Türk-İslam Devletleri’nde göçebe bir hayat görülmüş, göçebecilikten dolayı hayvancılık gelişmişti. Yerleşik hayata geçildikçe köylerde oturanlar tarımla, şehirlerde yaşayanlar ise ticaret ve el sanatlarıyla uğraşmışlardı. Şehirlerde ticaretle uğraşanlar Ahi teşkilatını oluşturmuşladı. Anadolu Selçukluları zamanında Türkler zengin ve mutlu bir hayat sürmüşlerdi.
10-Bilim :Türk İslam Devletleri’nde medreseler bilim merkezi idi. Büyük Selçuklu Devleti zamanında, dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul edilen Nizamiye Medresesi yapıldı. Medreselerde Kur’an, hadis, kelam, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı, matematik, mantık geometri ve tarih okutulurdu. Önemli bilim adamlarının başlıcaları; Farabi, Biruni, İbn-i Türk, İbn-i Sina, Gazali, Ömer Hayyam’dır.
11-Sanat : Türk-İslam devletlerindeki sanat eserlerinde mimari ağırlıkta idi. Türk-İslam Devletleri tarafından yapılan ve günümüzde hala ayakta duran sanat eserlerinden bazıları şunlardır: Tulunoğlu Camii, Baybars Camii, Mescid-i Cuma, Sultan Sencer Türbesi, Alaaddin Camii, Burmalı Minare
Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308)
Kuruluş Devri :Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah tarafından Anadolu hükümdarlığına tayin edilen Kutalmış’ınoğlu Süleyman Şah tarafından İznik’te 1077 tarihinde kuruldu. Büyük Selçuklular’a bağlı olan bu devletin başkenti İznik idi. Ermenilerin elinden Çukurova ve Antakya alındı. Süleyman Şah, halife tarafından onaylanarak “Sultan” ünvanı ile şereflendirildi.
Süleyman Şah Dönemi :1077 tarihinde Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdu. İlk önce Konya, Afyon, Kütahya’yı alarak İznik’e kadar ilerledi. Tarihte ilk kez Boğaz’ın Anadolu yakası Türkler tarafından kontrol altına alındı. 1086 yılında yapılan Habur Savaşı’nda Suriye Selçuklu hükümdarı Tutuş’a yenildi ve öldü. Boğazın Anadolu yakası ilk defa kontrol altına alınmış ve Boğaz’dan geçen gemilerden gümrük alınmıştır.
I. Kılıç Arslan Dönemi : Melikşah’ın ölümü üzerine Berkyaruk, Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Arslan’ı 1092’de Anadolu hükümdarlığına tayin etti. 1.Kılıç Arslan; Türk birliğini sağladı. Çaka beyi öldürttü. Bizanslılardan Ankara ve Kayseri’yi almıştır. 1096 yılında başlayan I. Haçlı Seferi’nde, tutunamadı. Bu durum Bizans’ın işine gelmiş, Türklere karşı savunmayı bırakıp taarruza geçmiştir. Anodolu’nun çeşitli yerlerinde Haçlı ordularına Danişmentlilerinde desteğiyle Vurkaç taktiği uyguladı. Zarar verdi. . İznik ‘in kaybedilmesi üzerine devletin merkezi Konya’ya taşınmıştır. Bu durum Türkler’in Batı’ya ilerleyişini bir süre engellemiştir. I. Kılıç Arslan, 1107 tarihinde Büyük Selçuklularla yaptığı savaşta Büyük Selçuklu komutanı Çavlıyla savaşırken Habur Irmağı’nda boğularak öldü
I. Mesud Dönemi : 1116 tarinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin başına geçti. Bir süre Danişmentlilere bağlı olarak hareket etmek zorunda kaldı. 1147 tarihinde II. Haçlı seferi başladı. 1.Mesut oğlu 2.Kılıç Arslan ile Haçlıları bozguna uğrattı. Bozulan Anadolu birliği yeniden sağlandı. İlk bakır bara bu dönemde basıldı. Sultan I. Mesut 1155 tarihinde vefat etti. Anadolu’daki ilk bayındırlık ve kurumlaşma hareketleri bu dönemde başlamıştır.
II. Kılıç Arslan Dönemi : I. Mesut’un 1155 tarihinde ölümü üzerine oğlu II. Kılıç Arslan başa geçti. 1176 tarihinde Miryakefalon’da Bizanslılar bozguna uğratıldı. Bir daha Anadolu için “Türkler’in işgali altındaki ülke” deyimi kullanılmadı. Miryakefalon’dan sonra Türkler’in Anadolu’ya yerleşmesi kesinleşti. 1178 tarihinde Danişmenliler Beyliği’ne son verildi. II. Kılıç Arslan, 1192 yılında öldü. Selçuklu tahtına Gıyaseddin Keyhüsrev geçti.
Süleyman Şah Dönemi :Rükneddin Süleyman, 1192 tarihinde tahta geçen Gıyaseddin Keyhüsrev’i tanımayarak, 1196 tarihinde başa geçti. Bizans’ı vergiye bağladı, Çukurova Ermenilerini Torosların güneyine çekilmeye zorladı. Saltuklu Beyliği’ne son verdi. Süleyman Şah, 1204 tarihinde öldü. Bu tarihten itibaren Anadolu Selçukluları Gürcülerle komşu oldu.
I. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi :Süleyman Şah’ın 1204 yılında ölümü üzerine tahta Gıyaseddin Keyhüsrev yeniden geçti. Karadeniz seferi sonunda Trabzon Rum Devleti’ni yendi. Akdeniz seferi sonunda Antalya’yı aldı. Anadolu Selçukluları ilk kez Akdeniz’e indi. Antalya ithalat ve ihracat yapılan yer haline geldi. Ticareti geliştirmek amacıyla Venedik’le ilk defa ticaret anlaşması yaptı. İlk defa bir ticaret anlaşması Venediklilerle bu dönemde yapıldı. Gıyaseddin Keyhüsrev 1211 tarihinde öldü.
I. İzzeddin Keykavus Dönemi : Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1211 yılında ölmesi üzerine tahta geçti. Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yenerek Sinop’u fethetti. Böylece Anadolu Selçukluları ilk defa Karadeniz’e ulaştı. Kıbrıs Krllığı ve Venedik Cumhuriyeti ile ticaret antlaşmaları imzaladı. I. İzzettin Keykavus 1220 yılında öldü.
Alaaddin Keykubat Dönemi :İzzettin Keykavus’un 1220 yılında ölümü üzerine tahta geçti. Kırım’a bir donanma göndererek Kırım’ın Suğdak Limanı’nı fethetti. Anadolu Selçuklu Devleti böylece ilk deniz aşırı sefer yapmış oldu. Karadeniz ticareti tam güvenliğe kavuştu. 1228’de Mengücek Beyliğine son verdi. 1230 tarihinde Yassı Çimen Savaşı’nda Harzemşahları yendi. Bu savaşın tek olumsuz yönü Anadolu’yu Moğol istilasına açık hale getirmesidir. Bunun nedeni Harezmşahların Anadolu Selçukluları ile Moğollar arasında tampon bölge olmasıdır. Bu tampon bölge ortadan kalkınca Anadolu Moğollarla komşu oldu. I. Alaaddin Keykubat 1237 yılında bir ziyafet esnasında zehirlenerek öldü.
2.GIYASETTİN KEYHÜSREV: Vezirlerin, etkin rol oynayarak güçlü komutanları öldürtme ve uzaklaştırmasıyla Anadolu selçulku devleti dağılma dönemine girdi. Harzem beylerine iyi davranılmaması hoşnutsuzluk yaratmıştır. Baba ishak (Babailer) ayaklanması Adıyaman ve Maraş’ta başlayıp, Tokat ve Amasyaya yayıldı, orduyu yıprattı. Anadoluyu almak isteyen Moğolların karışıklıklardan istifade etmesi üzerine Sivas yakınlarında Kösedağda yapılan 1243 kösedağ savaşında Anadolu Selçuklu devleti birliğini koruyamamıştır. 2.Mesut’un ölümüyle devlet tamamen yıkıldı. Anadolu’da beylikler dönemi başladı.
Yıkılış :Alaaddin Keykubat’ın ölümü üzerineoğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti. Asya’da başlayan Moğol istilası bir çok Türkmen boyunun Anadolu’ya göç etmesine neden oldu. Baba İshak, 1240 tarihinde devlete karşı ayaklandı. 1242 yılında Moğollar, Anadolu’ya girdi. 1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Selçuklular yenildi. II. Gıyaseddin’in ölümü üzerine Rükneddin Kılıç Aslan tahta geçti. Memlük hükümdarı Baybars Anadolu’yu Moğol baskısından kurtarmak için Anadolu’ya gelerek Moğolları yenilgiye uğrattı.
Anadolu Selçukluları döneminde Ahi teşkilatı kuruldu. (Avrupa da lonca) Ahi teşkilatı ticari hayatın canlılık kazanmasını sağlamıştır.
Anadolu Türk Beylikleri: Malazgirt Savaşı (1071) ile başlayan ve bugünkü sınırlarımız üzerinde, Türklerin kurduğu devletlerin tamamının birden oluşturduğu Türkiye Tarihi’nin üçüncü bölümünü Anadolu Türkmen Beylikleri oluşturur.
1-Karamanoğulları :Karamanoğulları Beyliği, Oğuzların Afşar Boyu’ndan olup Karaman merkez olmak üzere 1256 tarihinde Ermenek, Karaman (Larende) ve Konya’da kurulmuştu. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardı. Karamanoğlu Mehmet bey döneminde Türkçe’yi resmi dil olarak kabul ettiler. Kendilerini Anadolu Selçuklu devletinin varisi olarak gördükleri için. Anadolu Türk Birliği’nin kurulmasında Osmanlılara karşı en çok mücadele eden beylik Karamanoğlu Beyliği olmuştur. Osmanlılara karşı; Akkoyunlular, Memlüküler, Venedik ve Macarlarla iş birliği yapmışlardır. Yıldırım Bayezıt döneminde Osmanlılara katılan beylik, Ankara Savaşı’ndan sonra tekrar bağımsız olmuş, Fatih Sultan Mehmet döneminde etkisizleştirilerek, II. Bayezıt döneminde 1487 tarihinde yıkılmıştı.
2-Germiyanoğulları : 1299 yılında kurulan Germiyanoğlu Beyliği’nin kurucusu Yakup Bey’dir. Kütahya, Denizli, Afyon civarında kurulmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardır. Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişlerdi. Germiyanoğlu Süleyman Şah Karamanoğullarına karşı topraklarını koruyabilmek amacıyla kızını I. Murat’ın oğlu Bayezıt’a vermiş, çeyiz olarak da Kütahya, Simav, Emet ve Tavşanlı’yı bırakmıştı. Germiyanoğlu Beyliğinin varlığına 1390 tarihinde Yıldırım Bayezıt son vermişti. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik 1428’de 2.Murat zamanında Osmanlı Devleti’ne katıldı.
3-Aydınoğulları :Aydınoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Aydınoğlu Mehet Bey tarafından Birgi merkez olmak üzere 1308 tarihinde Selçuk izmir’de kurulmuştur. Denzicilikte gelişen bu beylik güçlü bir donanma oluşturmuştu. Haçlılarla savaşmışlardır. En ünlü denizcileri Gazi Umur Bey’dir. Aydınoğulları Beyliği 1390’da Osmanlı Devleti’ne katılmıştı. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Cüneyt Bey tarafından yeniden kurulmuşsa da 1425 tarihinde II. Murat zamanında Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.
4-Saruhanoğulları : Saruhan beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Saruhan Bey tarafından Manisa’da kurulmuştu. Denizciliğe önem veren Saruhan Beyliği, 1390 yılında Yıldırım Bayezıt tarafından ortadan kaldırılmış Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuşsa da, Çelebi Mehmet döneminde tamamen Osmanlılara katılmıştı.
5-Karesioğulları :Karesioğulları Beyliği, Germiyanoğulları beylerinden olan Karesi Bey tarafından Balıkesir, Bergama, Edremit ve Çanakkale çevresinde kurulmuştu. Denizcilikte oldukça ilerleyen Karesioğlu Beyliği 1345 yılında Orhan Bey tarafından ortadan kaldırılmıştır. Osmanlı donanmalarını rumeliye geçişte kullandı.
6-Hamidoğulları : Hamidoğulları Beyliği, Felekeddin Dündar Bey tarafından 1300 yılında Uluborlu merkez olmak üzere Antalya, Isparta ve Burdur çevresinde kurulmuştur. Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir ve Akşehir’i Osmanlılara satmışlardır. Denizcilikle uğraşan Hamidoğulları Beyliği Yıldırım Bayezıt zamanında Osmanlılara katılmasına rağmen Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuş, 1423 yılında da II. Murat tarafından yıkılmıştır.
7-Eşrefoğulları : Eşrefoğulları Beyliği, Seyfeddin Süleyman tarafından Beyşehir merkez olmak üzere 1284 tarihinde kurulmuştur. 1326 yılında İlhanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır.
8-Menteşoğulları :Menteşoğulları Beyliği, Menteş Bey tarafından Milas merkez olarak Muğla, Fethiye de kurulmuştur. Denizcilikle uğraşan bu beylik, Yıldırım Bayezıt zamanında 1391’de Osmanlılara katılmıştı.  Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik, II. Murat tarafından 1425’te tamamen ortadan kaldırıldı.
9-Candaroğulları (İsfendiyaroğulları) :Diğer adı İsfendiyaroğulları olan Candaroğulları Beyliği, Şemseddin Yaman tarafından 1292 yılında Sinop ve Kastamonu civarında kurulmuştur. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından ortadan kaldırılmıştır.
10-Eretna Beyliği : Eretna Devleti 1335 yılında Uygur Türkleri’nden Eretna Bey tarafından Orta Anadolu’da kurulmuştur. Devletin merkezi önce Sivas, sonra da Kayseri olmuştur. 1381 yılında Vezir’i Kadı Burhaneddin tarafından yıkılmıştır.
11-Kadı Burhaneddin :Kadı Burhaneddin 1381 yılında merkezi Sivas olmak üzere Kadı Burhaneddin Devleti’ni kurdu.Candaroğulları, Karamanoğulları ve Taceddinoğulları ile mücadele eden Kadı Burhaneddin Devleti, Timur tehlikesi karşısında Sivas halkının 1389 tarihinde şehri Yıldırım Bayezıt’e teslim etmesi ile Osmanlı’ya katılmıştı.
12-Dulkadiroğulları :1337 yılında Zeyneddin Karaca Bey tarafından Elbistan’da kurulan Dulkadiroğulları Devleti, Osmanlılar’la, Memlüklülerin arasını açan devlet olarak bilinir. Yavuz Sultan Selim tarafından 1515 Turnadağ Savaşı ile Osmanlı’ya katılmıştır. Bu beylik Osmanlı’ya katılan son beylik olup, bu beyliğin alınmasıyla Anadolu’da Türk birliği sağlanmış oldu.
13-Ramazanoğulları :Ramazanoğulları Beyliği, Ramazan Bey tarafından 1353 yılında Adana ve çevresinde kurulmuştur. İlk önce Memluk devletine bağlı iken Yavuz Sultan Selim ile birlikte Memlüklere karşı savaşmış, bundan sonra da Osmanlı Devleti’ne bağlı bir beylik olarak yaşamışlardır. 1608 tarihinde Osmanlı Devleti’ne bağlı bir vilayet haline getirilmiştir.
14-Tacettinoğulları : Ordu ve Bafra yörelerinde kurulmuş Anadolu beyliği. 1378-1428 tarihleri arasında, yaklaşık 50 yıl ömrü olan bir beyliktir.Tacettinoğulları Ordu, Tokat ve Amasya yörelerinde.Yörede 1428 yılına kadar hakimiyet sürdü. Bu tarihte Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet, Tacettin Beyliği’ne son verdi.
15-Pervane Oğulları Beyliği: 1276-1322 yılları arasında 46 yıllık bir süre içinde, Sinop’ta kurulmuş bir beyliktir.
16-Sahip Ata Oğulları Beyliği: 13.yüzyıl sonları ile 14.yüzyıl başlarında yaklaşık 90 yıllık bir devrede, Afyon Karahisarı ile yakın çevresinde hüküm sürmüş olan bir beyliktir.
Anadolu beyliklerinin hepsi Osmanlı devletine katılarak güçlenmesini sağladı. Bu dönemde, Yunus Emre, Mevlana, Dehhani, Sadrettin Kanevi yetişmiştir.
Orta Asya ve Yakın Doğu’da kurulan Diğer Müslüman Türk Devletleri
Diğer Müslüman Türk Devletleri
Fatimiler : Şii Müslümanlar tarafından 969 yılında Tunus’ta kuruldu. 969 yılında Mısır’ı alarak Akşid devletine son verdiler. Abbas halifesine saldırılarda bulunması üzerine Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey tarafından Suriye’den çıkarıldılar. Haçlı saldırılarına karşı koyamayan Fatimiler, 1171 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından yıkıldı. Batıni mezhebinden olan Fatimilerin 972’de kurdukları El-Ezher medresesi dönemin en önemli eğitim kuruluşudur.
Eyyubiler :Mısır’da, 1174 tarihinde Selahaddin Eyyubi tarafından kuruldu. Selahaddin Eyyubi, Filistin, Suriye, Irak ve Yemen’i fethetti. Selahaddin Eyyubi, Haçlılarla büyük savaşlar yaptı. Haçlıların elinden Kudüs’ü geri aldı. Eyyubi Devleti, 1250 yılında Kölemen komutanlarından Aybeg tarafından yıkıldı.
Memlük Devleti: 1250 tarihinde Aybeg Türkmeni tarafından Mısır’da kuruldu. Haçlılar ve Moğollarla büyük mücadeleler yaptılar. Abbasi halifeliğinin koruyuculuğunu üstlendiler. Ayn-ı Calud Savaşı ile Memlük hükümdarı Baybars, Mısır ve Avrupa’yı Moğol istilasından kurtardı. Hicaz, Filistin ve Suriye’de egemen olna Memlüklüler bahrat yolu ticaretini ele geçirerek ekonomik yönden güç kazandı. Anadolu üzerindeki emelleri nedeniyle Osmanlılarla uzun süre mücadele ettiler. Memlüklüler, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında yapılan Merc-i Dabık ve Ridaniye Savaşları sonunda yıkıldı. Hükümdarlığın veraset yoluyla geçmediği tek Türk devletidir. Memlük Sultanları komutanlar arasından seçimle gelirdi.
Harzemşahlar : Merkez Gürgenç olmak üzere 1097 tarihinde Atsız tarafından kuruldu. Moğol saldırıları sonucunda zayıfladılar. Anadolu Selçukluları ile 1230’da yaptıkları Yassı Çimen Savaşı’nda yenildiler. Moğol istilası sonrasında topraklarını terkedip Selçuklulara sığındılar. Selçuklulara bağlı atabeylerden imparatorluğa dönüşen tek devlettir.
Moğol İmparatorluğu :1196 yılında Temuçin, yani Cengiz Han tarafından başkent Karakurum olmak üzere kuruldu. Cengiz Han 1227 yılında öldü. Cengiz Han ölmeden önce eski bir Türk geleneğine uyarak topraklarını oğulları ve torunları arasında paylaştırdı. Ülke 4’e bölündü.  Not: Moğollar (Cengiz Han) 1-Altınordu Hanlığı(1256 – 1502) 2-İlhanlılar (1256-1335) 3-Çağatay Hanlığı(1227 – 1370) 4-Kubilay Hanlığı (1206-1368) (Hazar Denizi’nin (İran ve Doğu (Türkistan) (Çin) Kuzeyinden Kırım’a Anadolu) kadar uzanan topraklar)
Timur İmparatorluğu : 14. yüzyılın en önemli devletlerinden biri ise Timurlular Devleti’dir (1370-1507). Timurlular Devleti, Çağatay hanlıklarından birinin başında bey olan Timur tarafından 1335 yılında Semerkant merkez olmak üzere Belh şehrinde kuruldu. 1401 yılında Karakoyunlu Devleti’nin topraklarının büyük bir kısmını ele geçirdi. Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf’un Osmanlı Devleti’ne sığınması üzerine Anadolu’ya girdi. 1402 yılında Çubuk Ovası’nda Osmanlı Devleti ile Ankara Savaşı’nı yaptı ve Yıldırım Bayezıt’ı yendi. Timur’un ölümünden sonra devlet parçalandı.. Devletin sınırları Volga nehrinden Ganj nehrine, Tanrı dağlarından İzmir ve Şam’a kadar uzanıyordu.
Sert bir mizaca sahip olan Timur, seferleriyle büyük yıkım yaptı. Otuz beş yıl gibi kısa bir sürede imparatorluk haline gelen Devlet, onun ölümünden sonra kurulduğu gibi süratle parçalandı; torunlarından Muhammed Semerkand’da, diğer torunu Pir Muhammed ile İskender İran’da, oğlu Miranşah Bağdat ve Azerbaycan’da ve küçük oğlu Şahruh da Horasan’da devlet kurdu. Bunlardan Devletin sınırlarını genişleterek birlik sağlamaya çalışan Şahruh zamanında parlak bir kültür hayatı başladı. Oğlu Uluğ Bey ise tanınmış bir astronom olarak tahta çıktı. Timurlular’dan sadece Hüseyin Baykara Horasan’da tutunabildi, başkent Herat Türk tarihinin sayılı kültür merkezlerinden biri haline geldi. Türk şairi ve devlet adamı Ali Şir Nevai burada yetişti. Baykara’dan sonra Herat, Özbeklerin eline geçecek ve Timurlular ortadan kalkacaktı.
Bu dönem, ticaret ve bilimde özenli gelişmelerin olduğu bir dönemdir. Astronomi alalında Uluğ Bey, Edebiyat alanında Ali Şir Nevai ve Matematik alanında Ali Kuşçu gibi ünlü isimler yetişti.
BABÜR DEVLETİ: Timur hanedanından olan ve Türkçe yazdığı “Vekayi Babürname” eseriyle ün salan Zahirüddin Babür, Hindistan’a giderek Türk-Hint (Babür) İmparatorluğu’nu (1526-1858) kurdu.       Onun ölümünden sonra hükümdar olan oğulları Humayun ve Ekber zamanlarında Devlet daha da gelişti ve Hindistan yarımadasının büyük bir kısmı tek idare altında birleştirildi.
Şah-cihan adıyla hükümdar olan Hürrem devrinde,siyaset ve sanat alanlarında en parlak devir yaşandı. Agra’da dünyanın en güzel mimari eseri sayılan ünlü Tac Mahal inşa edildi. Osmanlı Devleti’nden de eserin inşası için mimarlar gönderildi. Osmanlı Devleti ile kurulan bu iyi münasebetler, yerine geçen oğlu I. Alemgir zamanında da devam etti.
Hint sularında ve Basra Körfezi’nde Portekizliler ile mücadele eden Osmanlıların Basra valilerine sığınma hakkı tanındı. I. Alemgir’in ölümünden sonra başlayan iç karışıklıklar II. Bahadır Şah zamanına kadar sürdü. 1857’de çıkan bir isyanı bastıran İngilizler, Hindistan’ı İngiltere’ye bağladılar ve Kraliçe Victoria Hindistan İmparatoriçesi ilan edildi.
AKKOYUNLU DEVLETİ: Diyarbakır bölgesinde yurt tutan Türkmen boylarına dayanan Akkoyunlu Devleti (1350-1502), Tur Ali Bey’in liderliğinde bir birlik olarak ortaya çıkmıştı. Bu dönemde Kuzey’de Trabzon Rum İmparatorluğu ile mücadele eden devletin asıl kurucusu ise Kara Yülük Osman Bey olarak bilinir. Akkoyunlu Devleti’nin en güçlü dönemi Uzun Hasan devridir. Onun zamanında Devletin sınırları Hazar Denizi’nden Suriye’ye, Azerbaycan’dan Bağdat’a kadar uzandı. Bu nedenle Uzun Hasan kendini Türk birliğini kuracak kişi olarak görmüş ve Timur’a benzetmiş, Osmanlı Devleti ile Mısır Sultanlığı’nı ortadan kaldırma planları yapmıştı.
Bu amaçla ateşli silahlar temin etmek için Avrupa devletleri ile siyasi ilişkiler kurmuştu. Fakat Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet ile yaptığı Otlukbeli Savaşı’nı kaybetmesi (1473) Uzun Hasan için ağır bir darbe oldu. Bu yenilgi Akkoyunlu Devleti’nin yıkılmasına ve dini bir heyecanla Ustaçlı, Rumlu, Musullu, Tekeli, Bayburtlu, Karadağlı, Dulkadırlı, Karamanlı, Varsak ve Avşar gibi Türkmenleri yanına alan Şah İsmail’in Safevi Devleti’ni (1501-1736) kurmasına yardımcı oldu. Şah İsmail’in İranda Türk siyasi birliğini kurduğu dönemlerde, Hindistan yarımadasının büyük bir kısmı Türk idaresi altında birleştirilmiş, Anadolu’nun hemen hemen tamamını hakimiyeti altına alan Osmanlı Devleti doğu ve batı sınırlarını genişletmeye başlamıştı.
            İran’da siyasi birliği kuran Şah İsmail, katı bir şiilik heyecanıyla, ülkenin sınırlarını genişletti, ancak Anadolu’daki faaliyetleri ve Anadolu’yu kendi topraklarına katma düşüncesi, Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in tepkisini çekti. Nitekim, Çaldıran’da (1514) yapılan savaşta Şah İsmail büyük bir yenilgiye uğradı. Yerine geçen başta Şah Tahmasp olmak üzere bütün Safevi hükümdarları Osmanlılar ile mücadele ettiler. Fakat yapılan hemen her savaşı da kaybettiler. Hanedandan III. Abbas’dan sonra iktidarı Avşar boyuna mensup Nadir Şah ele geçirdi ve Safeviler dönemi sona erdi.
            Safeviler devri tarihte önemli bir yere sahip oldu. Şah İsmail ve diğer hanedan mensupları sanatsever olarak tanındı. Bu dönemde İran’da edebiyat, mimari ve çinicilik, çömlekçilik, dokumacılık gibi el sanatları gelişti, bilhassa ciltçilik süslemesi ile hat sanatında büyük ilerlemeler oldu.
KARA KOYUN DEVLETİ: Timurlular Devleti kurulduğu sıralarda, Erbil-Nahçıvan arasında yurt tutan Karakoyunlu Türkmen grubu merkezi Tebriz olan bir Devlet oluşturdu. Oğuzlar’ın Yıva, Yazır, Döğer, Avşar boylarından oluşan bu devlete Karakoyunlu Devleti (1380-1469) denildi. Karakoyunlular Timur’la mücadele ettiler. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, Timur’un baskısı karşısında Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt’a sığınmak zorunda kaldı.
Bu durum Timur’la Osmanlıların arasını açtı ve Ankara Savaşı’nın (1402) nedenlerinden sayıldı. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden toparlanan Kara Yusuf, 1406’dan sonra eski Devletini yeniden kuracak ve Mardin, Erzincan, Bağdat, Azerbaycan, Tebriz, Kazvin ve Sultaniye’yi alacaktı. Kara Yusuf’un ölümünden sonra ülkede karışıklıklar çıktı. Cihan-şah devleti yeniden birleştirmeyi başardıysa da Akkoyunlu Uzun Hasan’a karşı Mardin’de yenilgiye uğradı ve ülke Akkoyunlular’ın egemenliğine girdi.

ORTAÇAĞ AVRUPASINA GENEL BAKIŞ
SÜZEREN(DEREBEYİ): Toprağın asıl sahibi, üstün güç sahibi. Derebeyi.
VASOL: Süzerenin koruyuculuğu altında bulunan ve emirleri doğrultusunda savaşan.
FİYAJ:Süzerenin vasala bağış olarak verdiği toprak. Bir nevi tımar gibi
SENJÖR: Senyör olan derebeyi, hem toprağın hem de çiftiçinin sahibidir.
SERF: Senyörlerin üretimi denetlemesi ve üretim fazlasına el koyması.
AFOROZ: Hristiyanlık dininde kişileri dinden atma.
ENTERDİ: Klisenin dini görevlerini durdurması(lokavt). Ülkeyi yöneticileriyle birlikte cezalandırma.

Siyasi ,Sosyal ve Ekonomik Durum :Kavimler göçü sonrası Avrupa’da krallıklar güçlerini kaybettiler. Soyluların güç kazanmalarıyla birlikte tüm ortaçağ boyunca Avrupa’da etkili olacak olan siyasi yönetim biçimi ” Feodalite ( Derebeylik) ” ortaya çıktı.  Toplumsal eşitsizlik üzerine kurulan bu düzen içinde halk, farklı toplumsal sınıflara ayrılmıştır :
1. Soylular (Senyörler): Soylular, oturdukları toprakların sahibiydiler. Her türlü hakka sahip olan ve şatolarda oturan soylular, yönetim ve askerlik işleri ile ilgilenirlerdi. Soyluluk babadan oğula geçerdi.
Soyluların en üstünde senyör denilen derebeyler yer alırdı. Senyörlerin en büyüğü kral idi. Bundan sonra
sırasıyla dük, kont, baron ve şövalyeler gelirdi.
2. Rahipler;  Rahipler, kiliselerin sahip olduğu toprakların geliriyle rahat bir yaşam sürerlerdi. Dinin toplum üzerindeki etkilerinden dolayı halk üzerinde söz sahibi idiler.
3. Burjuvalar: Ticaret ve sanatla uğraşırlardı. Bağlı bulundukları derebeylerine vergi verirlerdi.
4. Köylüler: Bunlar ikiye ayrılırlardı:
a. Özgür Köylüler: Üzerinde yaşadıkları toprakları, istedikleri gibi ekip biçme hakkına sahip olup  bağlı oldukları soyluya, vergi vermek zorundaydılar. Ayrıca topraklarını satabilme, çocuklarına bırakma hakları vardı.
b. Serfler (Köle Köylüler); Hiçbir hakka sahip değildiler. Soyluların malı sayılırlardı. Toprakla birlikte alınır ve satılırlardı.

Orta Çağ boyunca Avrupa’da zenginlik kaynağı topraktı. Bu nedenle geri, kapalı bir ekonomik yapı görülür.

Ortaçağ Avrupa’sının düşünce biçimine skolastik felsefe egemendir.Skolastik düşünce Hıristiyanlık dininin esasları ile Aristo’nun görüşlerinin kaynaştırılmasıyla oluşmuş , dogmatik, bilim ve deney’i reddeden bir düşünce yapısıdır.
Yeniçağ başlarında Avrupa’nın bu yapısının bozulmasında coğrâfî keşifler birinci etken oldu. Coğrafi keşiflerden önce yapılan Haçlı Seferleri de (1096 – 1270) soyluların fakir ve zayıf düşmelerine neden oldu.
  Coğrafi keşifler, dünya ticaret yollarını değiştirdi. Akdeniz eski önemini kaybetti. Ve burjuva sınıfı zenginleşti. Yönetimde hak iddia etmeye başladı. Bu sınıf, demokrasi ve özgürlük fikirlerinin öncüsü oldu. Bu arada, Avrupa’da barutun öğrenilmesi ve topta kullanılması ile, derebeylerin şatoları yıkıldı. Derebeylik rejimi tarihe karıştı. Bunun yerini güçlü krallıklar aldı. Coğrâfî keşiflerden sonra zenginleşen burjuva sınıfı, bilim ve sanat hareketlerinde öncü oldu. Rönesans ve reform hareketleri Avrupa’nın değer yargılarını değiştirdi. Bu dönemde Avrupa’da ölümsüz eserler yapıldı. Rönesans, konumu nedeniyle İtalya’da, reform da Almanya da başladı.  
Bu hareketler giderek bilimde ilerlemeyi ortaya çıkardı. Bilim ve teknikteki ilerlemeler de, Endüstri İnkılâbı’nı doğurdu. El tezgahları, yerini kömür, petrol, su gücü ile çalışan fabrikalara bıraktı. İç pazarları doyum noktasına gelen ülkelerde, dış pazarlara açılma başladı. Bu da, sömürgecilik hareketlerini ortaya çıkardı. Sömürgecilikte başı, konumu ve sahip olduğu demir – kömür madenleri nedeniyle endüstrisini kuran İngiltere çekti. İngiltere denizaşırı sömürgeler kurdu. Bunu Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda izledi. Bu gelişim, tüm Avrupa ülkelerinde aynı anda olmadı. Bu hareketlerde geri kalan ülkeler oldu. Örneğin: Feodal yapıdan kurtulamayan Almanya, İtalya prenslikleri gibi.
Her yenilikte olduğu gibi Endüstri İnkılâbı da çelişkisini beraberine getirdi. Endüstrinin gelişmesi ile, işçi sınıfı çoğaldı ve güçlendi. İşçiler, ağır çalışma koşullarının ve yaşam koşullarının düzeltilmesi için fabrika sahipleriyle mücadeleye girişti. Bu kavgalar, yüzyıllarca sürdü. Amerika kıtasında, İngiltere’nin sömürgesi olan Kuzey Amerika’nın bu ülkeye karşı bağımsızlık mücadelesi vermesi ve insan haklarına dayalı ilk anayasalı demokrasi yönetimini kurması gözlerin bu ıtaya çevrilmesine neden oldu. 1774’da A.B.D. Cumhurbaşkanlığı’na George Washington seçildi Avrupa’da fikir adamları ve düşünürler yapıtlarında, insan hakları, özgürlük, ulusçuluk fikirlerini işlemeye başladılar. Bu düşünceler, ekonomik açıdan halk sınıfları arasında büyük uçurumların oluştuğu Fransa’da ilk meyvelerini verdi. 1789’da Fransa’da yönetime karşı büyük bir ihtilal oldu. Bu ihtilal’de, zengin olan fakat yönetimde hak ve yetkileri olmayan Burjuva sınıfı, fakir halka öncülük etti. Bundan sonra Avrupa’daki bütün sosyal patlamalarda ve hareketlerde Burjuva Sınıfı’nın öncülüğü görülecektir.
  Böylece Avrupa’nın ortaçağ halk sınıfları arasındaki egemenlik yetkisinin soylular ve din adamlarından sonra burjuva sınıfına geçtiğini görüyoruz. Hatta bazı ülkelerde güçlenen işçi sınıfı yönetimi ele geçirdi.
  Özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi, ulusçuluk düşünceleri de kralların ve imparatorlukların yıkılmasına, onun yerine ulus esasına dayanan devletlerin kurulmasına neden oldu. (Bunda 1789 Fransız ihtilâlinin etkisi büyüktür) Bu ihtilali Avrupa’daki diğer ihtilaller tâkip etti.
Birinci Dünya Savaşı: Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Rus çarlığı gibi imparatorlukların yıkılmasına neden olunca, Avrupa’da imparatorluklar dönemi sona erdi. Demokrasi esasına dayanan devletler bu idare biçimi içinde serbest ekonomi (kapitalizm) yolu ile geliştiler. II. Dünya Savaşı’nda dünyanın büyük bölümünde bağımsız devletler kuran toplumlar, yeni ekonomik bağımlılıkların ve sömürü biçiminin içine girdiler.
Ortaçağ Avrupasında Din ve Düşünce Yaşamı :Hıristiyanlık dininde iki büyük mezhep ortaya çıkmıştı;  Katoliklik ve Ortodoksluk.
Katolik Mezhebi :  Daha çok, Orta , Kuzey ve Batı Avrupa’da yaşayanlar bu mezhebi benimsemişti. Dini merkezi Roma, dini lideri ise “Papa ” dır.
Hz.İsa’nın yeryüzündeki vekili sayılan papaların Aforoz ve Enterdi gibi güçlü yetkileri vardı. Aforoz,  kişiyi dinden çıkarma ve toplum dışına itme anlamına, Enterdi ise kralıyla birlikte bir ülkenin cezalandırılması anlamına gelmektedir.
Ortodoks Mezhebi :  Daha çok Balkanlılar ve Rus’lar ( Slavlar) bu mezhebi benimsemişti. Dini merkezi İstanbul ,dini liderleri ise “Patrik” tir.

MAGNA CHARTA ( Büyük koşul ) : 1215 yılında İngiltere’de kralla halk temsilcileri arasında karşılıklı olarak imzalanan bir belgedir. Bu belgeyle kralın halka karşı yetkileri ilk kez kısıtlanmış ve toplumsal ilerlemenin hızlanmasının koşulları yaratılmıştır. İgilterede parlemento oluşturuldu. Dünyada ilk Anayasal harekettir. Bu belgeye göre;
1. Kral, uyruklarının oluru olmadan yeni vergi koyamayacak ve vergi oranlarını artıramaya-caktı.
2. Özgür kişiler haksız yere tutuklanamayacak ve yargılanmadan cezalandırılamayacaktı.
Magna Charta bir anayasa niteliğindedir. Kralın yargı ve yürütme yetkilerinin kısıtlanma-sıyla başlayan süreç, parlamentonun kurulmasına, meşrutiyete ve hukuk devletine geçilme-sine, parlamentonun üstünlüğünün kabul edilmesine, insan hakları ilkelerinin yayınlanması-na ulusal egemenlik ve demokrasinin uygulanmasına kadar gelişmiştir. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın gerekçesini oluşturan Magna Charta; karşılıklı imzalanan bir belge olması ve ilk kez hükümdarın yetkilerinin kısıtlanması açısından ( biçimsel ) Osmanlı tarihinde 1808 yılında imzalanan Sened-i İttifak’a benzer. Hükümdarın yetkilerinin ilk kez halka karşı kısıtlanması, ilerici-devrimci bir eylem olması, hukuk devletine ve meşrutiyete yol açması açılarından ( özünde ) 1839’da yayınlanan Tanzimat Fermanı’na benzer.

HAÇLI SEFERLERİ(1096-1272)
Orta çağda Avrupalıların Akdeniz Ticaretinden, dolayısıyla dünya ticaretinden yararlanmak,Akdeniz ticaret yollarını Avrupalılara kapayan İslam birliğini yararak Doğu Akdeniz limanları aracılığıyla ipek ve baharat ticaret yolları ile bağlantı kurmak amacı ile yaptıkları seferlere “Haçlı Seferleri” denir. 1096- 1272 yılları arasında sekiz haçlı seferi yapıldı. Bunlar arasında en önemli dört tanesi sırası ile şunlardır:
-1.Haçlı Seferi(1096-1099)
-2.Haçlı Seferi(1147-1149)
-3.Haçlı Seferi (1189-1192)
-4.Haçlı Seferi(1202-1204)
HAÇLI SEFERLERİNİN NEDENLERİ:
Dini nedenler;
a)Hıristiyanların kutsal yerleri geri almak istemeleri: Hz . Ömer Kudüs’ü aldıktan sonra oradaki Hıristiyan ve Musevilere dini bir takım haklar ve imtiyazlar vermişti .Abbasiler devrinde Harun Reşit ile Şarlman arasında yapılan anlaşmaya göre de:Hıristiyanlar, Kudüs ve dolaylarındaki kutsal yerleri serbestçe ziyaret edebileceklerdi. Bu durum 11. yüzyıla kadar böylece devam etti. Bu yüzyılda .Ön Asya’nın siyasal durumunda bazı değişiklikler olmuştu. Mısırdaki Fatimilerle Abbasiler ve Selçuklularla Fatimiler arasında birçok anlaşmazlıklar çıkmış ve savaşlar başlamıştı. Ön Asya ‘ nın bu karışık durumundan yararlanmak isteyen kimi mutaassıp papazlar , Müslümanlar aleyhine birçok yalanlar uydurarak Hıristiyanları kutsal yerleri almak için kışkırtmaya başladılar.
b) Papa tarafından kurulan kluni tarikatının faaliyetleri :Orta çağda Avrupa’da Müslümanlarla çarpışmak için kurulmuş olan Kluni tarikatına bağlı bir çok papazlar ve kimi papalar da Hıristiyanları ve özellikle derebeyleri ve şövalyeleri Müslümanlarla savaşa kışkırtıyorlardı(Piyer LERMİT).
c) Hıristiyanların Taassupları : Orta çağ Hıristiyanları, cennete gitmek için Kudüs’ü ziyaret etmenin şart olduğuna inanırlardı. Ayrıca, günah işleyen kimseler de bu günahlarından kurtulmak için kutsal yerleri ziyaret etmek zorunda idiler. Gene Hıristiyan inanışına göre, Hz. İsa uğruna ölen bir kimse doğruca cennete giderdi. İşte Hıristiyanlardaki bu inanışlar ve koyu taassup Haçlı seferlerinin en önemli nedenlerinden idi.
Siyasi nedenler;
a) Türklerin Anadolu’ya girerek Bizans İmparatorluğu’nu tehdit etmeleri
b) Bizans İmparatorluğunun Avrupalıları Müslümanlara karşı kışkırtmaları:
Bizanslılar, 11. Yüzyılda Selçuklu Türklerinin baskısı karşısında kalmışlar,
Anadolu’yu ellerinden çıkarmışlardı. Türkleri tek başlarına Anadolu’dan çıkaramayacaklarını anlayan Bizanslılar, Avrupa krallarına başvurarak, Hıristiyanlığın bir doğu kalesi, dünyanın Akropolisi olarak kabul olunan Bizans’a yardım edilmesini istiyorlardı.
c) Papanın nüfuzunu arttırmak istemesi
d) Senyör ve şövalyelerin serüven arzuları:Derebeylerin, şövalyelerin savaş ve dövüşe olan merakları, serüvenli bir hayat yaşamak, seyahat etmek, bilinmeyen ülkelere gitmek, buralarda kendilerine ün kazandıracak işler görmek gibi arzuları da Haçlı Seferlerinin önemli nedenlerinden biridir.
Ekonomik nedenler;
Avrupa’nın fakirliği, İslam Dünyası’nın zenginliği ve Doğu ticaret yollarının Müslümanların elinde olması :
Orta çağda doğu ülkeleri ve özellikle İslam memleketleri bolluk ve zenginlik içindeydiler. O zamanlar dünyanın en büyük ticaret yolları olan İpek ve Baharat yolları, Türklerin ve öteki Müslüman milletlerin ellerinde idi. Avrupalılar orta çağda kendilerine gerekli olan her şeyi, Suriye, Filistin ve Mısır limanlarından alırlardı. Oraları gören ve Kudüs’ü ziyaret eden Hıristiyanlar, İslam ülkelerinin zenginliğini çok abartarak halka anlatıyorlardı. Orta çağda yokluk ve sefalet içinde bulunan Avrupalılar bu zengin İslam ülkelerine gitmek, büyük ticaret yollarını ve bunların Orta Doğudaki limanlarını elde etmek, dolayısıyla zengin olmak istiyorlardı.
I. HAÇLI SEFERİ(1096): Bu ilk Haçlı kitlesinin Türkler tarafından bozulup dağılmasından sonra Avrupa’dan prens, kont ve düklerin idaresinde, çoğunlukla zırhlı askerlerden oluşan düzenli ordular harekete geçti.İstanbul’da toplanan bu Haçlı askerlerinin sayısı yaklaşık 600.000 kadardı. 1097 ilkbaharında Haçlı orduları Anadolu yakasına geçirildiler. Bu Haçlı ordularının ilk hedefi Selçuklu başkenti İznik’ti. Bu sırada Sultan I.Kılıç Arslan Malatya’yı kuşatmıştı. Haçlılar da İznik’i kuşatmaya başladılar. Sonunda I. Kılıç Arslan İznik önlerine gelerek Haçlı ordusuna saldırdı. Bütün gün süren savaşta Türkler başarılı olamadılar. İznik’teki Türk birliği şehri Bizans’a teslim ederek katliamdan ve yağmalanmaktan kurtardı. Haçlılar İznik’ten sonra Eskişehir yönünde harekete geçtiler.
Kılıç Arslan, Eskişehir’den uzak olmayan bir yerde karargah kurmuş olan Haçlılara saldı. Fakat Türkler üstün sayıdaki düşman karşısında çekilmek zorunda kaldı(1097). Kılıç Arslan bundan sonra Haçlılar’ı yıpratmak istedi.
Sonunda Haçlı ordusu Antakya’ya kadar ilerleyerek şehri kuşattı. Selçuklu Sultanı Berkyaruk, Musul emiri Kürboğa’yı Haçlılar’ın üzerine bir seferle görevlendirdi. Bu sırada Haçlılar Antakya’ya girdiler(1098). Selçuklu ordusu şehrin düşmesinden üç-dört gün sonra Antakya önüne geldi. Ancak bu Selçuklu ordusu Kürboğa’nın idaresizliği yüzünden Haçlılar’a yenildi.
Haçlılar bu olaydan sonra Kudüs’e doğru ilerlediler ve Ortaçağ’ın en müstahkem yerlerinden biri olan bu şehri kuşattılar. Haçlılar Fatımiler’in idaresindeki Kudüs’ü 1099’da ele geçirdiler. Haçlılar böylece hedeflerine ulaştılar ve Kudüs’te Latin Devleti’nin ilk krallığını kurdular. I. Haçlı Seferi sonunda Ortadoğu’nun siyasi durumu değişmiş, Urfa Kontluğu’nun ve Antakya Prinkepsliği (princeps: başkan, hükümdar) kurulmuştu. Daha sonra 1101 yılında düzenlenen üç Haçlı Seferi ise tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Türkler Eskişehir önündeki yenilginin acısını çıkarmış oldular. Haçlılar da artık Türkler’in Anadolu’dan çıkarılamayacağını kesin olarak anlamışlardı.
İKİNCİ HAÇLI SEFERİ(1147-1149) :Haçlılar ancak İznik-Balıkesir-Bergama-İzmir-Efes-Denizli-Antalya yolu ile Akdeniz kıyılarına indiler ve Antalya’dan deniz yolu ile Suriye‘ye geçebildiler.İkinci Haçlı ordusu daha sonra Şam’ı kuşattı ama bir sonuç elde edilemedi. İmadettin Zenginoğlunun (Musul Atabeyi) Urfa’yı alması üzerine. Anadolu Selçuklu 1.Mesut, alman imparatorunun komutasındaki haçlı ordusunu konyada yenmiştir.
ÜÇÜNCÜ HAÇLI SEFERİ(1189-1192) Selahhaddin Eyyubi bu başarılarının ardından ,1187 Temmuzunda Hattin’de büyük bir Haçlı ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta Kudüs Latin kralı Gui de Lusignan başta olmak üzere ,krallığın ileri gelenlerinden pek çoğu Selahaddin Eyyübiye tutsak düştü. Bu zaferden sonra, Selahaddin Eyyübi, Haçlılardan 4 Temmuz 1187’de Taberiye‘yi 9 Temmuz 1187 ‘de Akka’yı, 29 Temmuz 1187’de Sayda’yı ,Ağustos 1187’de Beyrut’u ,Eylül 1187 ‘de Askalan’ı ve Gazze ‘yi aldı. 1174’te Nureddin Mahmud bin Zengi’nin ölümü üzerine mısır‘da bağımsız bir devlet kurup durumunu sağlamlaştırdıktan sonra Haçlılarla mücadeleye girişen Selahadin Eyyübi ,Haçlıları önce Merc-i Uyun’da yendi daha sonra ellerinde tuttukları Beyt-u Ahzan kalesini aldı.2 Ekim 1187’de de Kudüs Latin krallığının başkenti olan Kudüs de Selahaddin Eyyübi’nin eline geçti. Selahaddin Eyyübi’nin kazandığı bu başarılar Üçüncü Haçlı Seferi’nin başlamasına neden oldu.
Alman İmparatoru Friederic I. Barbarossa çok büyük bir ordu ile Anadolu’ya girdi. Haçlıları yine başlarında Kılıç Arslan II.nin bulunduğu Anadolu Selçukluları karşıladı. Ancak yaşlanmış olan Kılıç Arslan II. ,Haçlılar Anadolu’ya girdikleri sırada, ülkesini on bir oğlu arasında bölüştürmüştü; dolayısıyla Anadolu Selçuklu Devleti siyasal birlikten yoksundu. Almanlar Anadolu‘da ilerlerken önce göçebe Türkmen boylarının saldırılarına uğradılar. Konya önlerinde de asıl Anadolu Selçuklu Devletinin kuvvetleri ile karşılaştılar. Haçlılar Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti olan Konya’yı almayı başardılar. Burada Haçlılar ile Selçuklular arasında yapılan bir anlaşma gereğince, Anadolu Selçuklu Devleti’nin ileri gelenlerinden yirmi beş kişi rehin olarak Haçlılara verilmiştir .Bu sayede Haçlıların savaşmadan ve bir saldırıya uğramadan Anadolu’yu geçmeleri sağlandı. Haçlılar Konya’dan sonra Karaman yönünde harekete geçtiler. Ancak Toroslar’da Anadolu Selçuklu denetiminden bir dereceye kadar bağımsız olan göçebe Türkmen boylarının saldırılarına uğradıklarından, ellerinde rehin bulunan yirmi beş Selçuklu beyini öldürdüler. Ama Friederich I. Barbarossa Kudüse ulaşmadan, Tarsus çayı olarak bilinen Kydnos çayında boğularak öldü. Ordusu Akdeniz kıyılarını izleyerek Filistin’e ulaştı.
Alman imparatorunu karadan Kudüs’e gitmeyi seçmesine karşılık İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard ile Fransa kralı Philippe-Auguste ,İtalyan kentlerinin de yardımı ile ,deniz yolu ile Filistin’e geldiler. Haçlılar ilk iş olarak, Akka kalesini karadan ve denizden kuşatıp ele geçirdiler. Ancak yine aynı sırada Philippe-Auguste , Richard ile anlaşamadığından seferi terk ederek ülkesine döndü. Böylece , hem Haçlıların gücü azalmış ,hem de başlarına iyi bir asker, ama kötü bir siyasetçi ve devlet adamı olan Richard geçmiş oldu.
Üçüncü Haçlı seferinden Haçlıların tek başarıları Akka kalesini almak oldu.
4. HAÇLI SEFERİ (1202-1204): Alman imparatoru Heinrich 3’ün düzenlediği 3. Haçlı Seferine Venedikliler de bütün deniz kuvvetleri ile katıldılar. Ancak bu haçlı seferi Kudüs yerine Ortodoks Bizans’a karşı yapıldı.
Seferin Bizans’a yönelmesinin temel nedeni Akdeniz ve Karadeniz ticaretinde Bizans ve Venedik arasındaki rekabet , Bizans’ta Angeloslar arasındaki imparatorluk çekişmeleri ve Latinlere karşı duyulan derin düşmanlık duyguları idi. Bizans’taki taht kavgaları , gerek Venediklilerin , gerekse öbür haçlıların Bizans’ın iç işlerine karışmalarına olanak tanıyordu .
1195’te tahttan indirilen ve gözleri kör edilen İsaakios 2’nin Angelos’un oğlu prens Aleksios hapisten kaçıp Venedik’e gelmiş ve babasının yerine geçmiş olan Aleksios 3 Angelos’a karşı Venedikliler ve öbür haçlılardan yardım istemişti. Bunun üstüne , Haçlı ordusu , Kudüs seferinden vazgeçerek , Aleksios’un isteğini Bizans’ın kendilerine büyük bir para vermesi karşılığında kabul etti. Venedikliler de Haçlı ordusunun atlarını ve erlerine, para karşılığı Bizans önüne taşımayı kabul ettiler . Haçlı ordusu 24 Haziran 1203’te İstanbul’a geldi ve kent 17 Temmuz 1203’te Haçlıların eline geçti. Daha önce tahttan indirilmiş olan İsaakios 2 Angelos yeniden tahta çıkarıldı , oğlu Aleksios da , Aleksios 4 adı ile ortak imparator ilan edildi. Ancak bu durum çok sürmedi , Bizanslılar haçlılara vermeyi vaat ettikleri parayı ödemeyince haçlılar davranışlarını değiştirdiler . Önce İstanbul önlerinde Venedikliler ile öbür Haçlılar,Bizans İmparatorluğu topraklarını aralarında bölüştüren bir anlaşma imzaladılar; ardından da 13 Nisan 1204’te saldırıya geçerek kente girmeyi başardılar .
Bizans üç gün süre ile yağma edildi yakılıp yıkıldı . Haçlılar kente egemen olduktan sonra daha önce Mart 1204’te İstanbul önlerinde kendi aralarında yaptıkları ve Bizans imparatorluğu topraklarının bölüştürülmesi ile ilgili anlaşmaya uygun olarak imparatorluk topraklarını kendi aralarında payettiler. Daha sonrada Haçlı komutanlarından Marki Bonifacio di Monferratto’yu imparatorluk tahtına çıkardılar . Böylece İstanbul’da bir Katolik Latin imparatorluğu kurulmuş oldu. (1204-1261) İznik, Trabzon’da rum devleti kuruldu.
HAÇLI SEFERLERİNİN SONUÇLARI: Anadolu Selçuklu, Eyyubiler ve Musul Atabeyliği haçlılarla savaşan Türk devletleridir. Bu sıralar Abbasiler’in sadece dini gücü kalmıştır. Doğu-batı ticareti gelişti. Venedik, cenova, Marsilya limanları önem kazandı. Hristiyanların kiliseye balılığı azaldı. Kudüs Müslümanlarda kaldı. Akılcı ve bilimci düşünce yayılmaya başladı. Derebeyliklerin gücü zayıfladı. Burjuvalar güçlendi. Coğrafi keşifler başladı. Merkezi krallıklar güçlenmeye başladı. Barut, pusula, kağıt ve matbaayı öğrendiler. Barut: Derebeyliklerin yıkılmasına, Pusula: Coğrafi keşiflere kağıt ve matbaa: Rönesans ve Reforma neden olmuştur.
OSMANLI İMPARATORLUĞU
Türkler’in tarih boyunca kurdukları sayısız devletler arasında en uzun ömürlüsü Osmanlı Devleti olmuştur. Altı yüz yıldan fazla yaşayan Osmanlı İmparatorluğunu beş dönem halinde inceleyebiliriz:
A-Kuruluş Dönemi 1299-1453: Osman Gazi’nin Söğüt’te (Domaniç) bağımsız bir devlet kurmasından – 1453 istanbulun fethine kadar olan dönem.
B-Yükseliş Dönemi 1453-1579: Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te istanbulun fethinden -1579 vezir sokulu Mehmet paşanın ölümüne kadar olan dönem
C-Duraklama Dönemi 1579-1699: 1579 Sokullu Mehmet paşa’nın ölümünden – 1699 karlofça anlaşmasına kadar olan dönem.
D-Gerileme Dönemi 1699-1792: 1699 karlofça anlaşmasından – 1792 yaş anlaşmasının imzalanmasına kadar olan dönem
E-Dağılma Dönemi 1792-1918: 1792 yaş anlaşmasının imzalanmasından – 1 kasım 1922 saltanatın kaldırılmasına kadar olan dönem

KURULUŞ DÖNEMİ (1299 – 1453 ):
Osmanlılar, Oğuz Türklerinin Kayı boyundandırlar. Osman Bey döneminde bu beylik 1299 yılında bağımsızlığını ilan eder ve Osmanlı Devleti kurulur. Osman Bey zamanında bir çok Bizans yerleşim yeri ele geçirilir. 1324 yılında Orhan Bey başa geçer. Bursa, Balıkesir ve Ankara Osmanlı topraklarına katılır. 1353 yılında Süleyman Paşa döneminde Türkler RUMELİYE (Avrupa topraklarına) geçerler. 1362 yılında başa Murat Bey (1. Murat) geçer. Doğu Trakyanın fethi tamamlanır. Edirne şehri başkent olur. Sırpsındığı mevkiinde bir Haçlı ordusu yok edilir. Bu dönemde bir Haçlı ordusu da Kosova’da yenilgiye uğratılır (1389). Bu savaşta 1. Murat şehit edilir. 1389 yılında başa Yıldırım Beyazıt geçer. Bu dönemde Batı Anadolu ve Sivas’a kadar Orta Anadolu ele geçirilir. Anadolu Türk birliği sağlanır. 1396 yılında büyük bir Haçlı Ordusu Niğbolu’da mağlup edilir. Bu savaşla Osmanlıların Rumeli’de yayılışı daha da genişledi. Bu sırada bir çok Anadolu beyi Moğol İmparatoru Timur’dan yardım istedi. Bunu bahane eden Timur, Osmanlı topraklarına girdi. 1402 yılında Ankara Savaşı’nda Yıldırım Beyazıt yenildi. Ankara Savaşı devleti sarstı. Osmanlılar yıkılmadılar ama Avrupa devletleri bundan yararlanmasını bildiler. 1402’den 1413 yılına kadar geçen bu döneme FETRET (AYRILIK) Devri denir. 1.Mehmet Çelebi kardeşleriyle uzun bir mücadele yaptıktan sonra, Osmanlı Devletinde ki birliği yeniden sağladı. (1413)
1-Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri :Osmanlı tarihi, Anadolu Türkiye tarihinin 4. dönemini oluşturur. Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşanıdır. Türk Devletleri içinde merkezi otoritesi en güçlü olanıdır. Kültür ve uygarlık alanında en çok ilerleyen Türk Devleti’dir. Mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullanır. Ancak, I. Ahmet dönemine kadar veraset yasası belirgin değildir. Şeriat hukuku ile yönetildiğinden Teokratik, mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullandığından Monarşik devlet yapısı görülür. Fetih temeline dayandığından askeri, etnik yapı çeşitli olduğundan çok uluslu bri imparatorluktur. Fetih politikası, dinsel (cihat) ve ekonomik (ganimet) amaçlı olmuştur.
2-Osmanlıların Kökeni : 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu’da Moğol hakimiyeti başladı. Bu tarihten önce Kayı Boyu, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat zamanında Anadolu’ya gelmişti. Kayı Boyu Anadolu’ya ilk geldiğinde başında Ertuğrul Gazi bulunmaktaydı. Anadolu Selçuklu Sultanı tarafından Kayı Boyu’na Söğüt ve Domaniç kışlak olarak verildi.
3-Kuruluş Sırasında Anadolu ve Çevresi : Kayı boyu Söğüte geldiğinde Anadolu’da Beylikler dönemi başlamıştı. Anadolu Selçuklu Devleti henüz yıkılmamış fakat İlhanlı Devleti’nin egemenliği altına girmişti. IV. Haçlı seferi sırasında İstanbul’dan kaçan Rumlar Karadeniz Bölgesi’nde Trabzon Rum Devleti’ni kurmuştu. Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi Bizans hakimiyetindeydi. Moğol istilası nedeniyle Anadolu’ya Türkmen akını başlamıştı. Türkmen göçleri sonunda Anadolu’daki Hristiyan nüfus azaldı, Hristiyanlar şehirlere yerleşti. Türkmenler Selçuklu etkisinden kurtardıkları mistik liderleriyle tarikatlar kurmuştu. Zanaat loncaları yani ahiler zamanla güçlenerek, halkı askeri ve siyasal kargaşaya karşı korumuştu. Türkmenlerin çoğu köylere yerleşerek tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştı. Göçebe yaşamı sürdüren boylar daha çok Güney Anadolu’da, Toroslar’ın eteklerine ve Çukurova’ya yerleşmişti. Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz’de Rumlar, Kayseri ve Sivas’ta Moğollar, Çukurova ve Doğu Anadolu’da Ermeniler yaşamaktaydı. Anadolu’nun Kuzey Doğu’sunda Altınordu Devleti hüküm sürmekteydi. Doğu Anadolu ve İran Bölgesi’nde İlhanlılar bulunmaktaydı. Trakya Bölgesi ve Marmara’nın güneyi ile Batı Anadolu’da Bizans egemendi. Yakın Doğu’da en önemli siyasi güç Memlük Devleti idi. Balkanlar’da derebeylik rejimi ile yönetilen, Sırp Krallığı, Bulgar Krallığı, Arnavut Beyliği, Macar Krallığı, Eflak ve Boğdan Beylikleri, Mora Despotluğu, Bosna ve Hersek Beylikleri, Erdel Beyliği bulunmaktaydı.
4-Osmanlı Devleti’nin Büyüme Nedenleri :İslam dini ve İslam dininin öngördüğü cihat inancı. Türkmen desteğinin alınması ve beyliklerle iyi geçinilmesi. Anadolu’ya gelen Türkmenlerin fethedilen yerlere yerleştirilmesi yani düzenli iskan politikası Balkanlardaki düzensiz siyasi birlik ve Bizans’taki taht kavgaları. Yetenekli ve deneyimli yöneticilerin iş başına geçmesi. Merkezi otoritenin güçlü olması. Fethedilen bölgelerde halka karşı adil davranılması ve dinsel hoşgörünün olması.
 
1-Osman Bey Dönemi (1299-1326) :Ertuğrul Gazi’nin 1281 yılında ölümü üzerine boyun başına Osman Bey geçti. 1299 tarihinde Osmanlı Beyliği’nin bağımsızlığını ilan etti. Bu tarih Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Osmanbey, Ahi teşkilatı ile iyi geçindi. 1302 Koyunhisar savaşında bizansı yendi. Birlik politikası izlemiştir. Harmankaya tekfuru Köse Mihalin osmanbeye yakınlığı ve Osmanlı devletine hizmeti oldu.Osman Bey, Yenişehir, Karacahisar, Yarhisar, Bilecik, Mudurnu ve İnegöl’ü aldı. Osman Bey’e en büyük desteği Anadolu ahileri ve Türk beyleri sağladı. Bölgede bulunan Bizans tekfurlarına karşı büyük başarılar kazandı. 1308 tarihinde Koyunhisarı’nda Bizans ile ilk savaş yapıldı ve başarı sağlandı. 1308’de Anadolu Selçukluları’nın yıkılışı üzerine Osman Bey İlhanlılar’a bağlılığını bildirdi. Bu dönemde ilk defa para basıldı. 1281 yılında Karacahisar’ı ele geçirdi. 1320 tarihinden itibaren ordunun başına Orhan Bey geçti. Orhan Bey 1326’da Bursa’yı kuşattı. Şehir ele geçirildiği gün Osman Bey öldü.

2-Orhan Bey Dönemi (1326-1362) :Orhan Bey 1324 tarihinde Osmanlı Beyliği’nin başına geçti. Bursa şehir alınarak başkent yapıldı. 1329’da İznik üzerine yürüdü ve Bizans ile yapılan Maltepe(Palenakon) Savaşı’nda İznik ele geçirildi. Kocaeli Yarımadası’nın fethi tamamlandı. 1342’de Ulubat ve Mihaliç Kaleleri alınarak Karesioğulları ile komşu olundu. Karesioğulları Beyliğine son verildi. Edirne önlerine kadar gelindi. Bizans’a yardım karşılığında Çimpe kalesi alındı. Ankara ve çevresi alındı. İlk medrese İznik’te açıldı. İlk Osmanlı donanması bu dönemde kuruldu. İlk defa 1353 tarhinde Rumeli’ye geçildi. Marmara’nın kuzey ve batı kesimlerinin fethi tamamlandı. Gelibolu’nun tamamı, Malkara ve Keşan ele geçirildi. İlk defa divan teşkilatı kuruldu. İlk vezir de bu dönemde atandı. İlk Kaptan-ı Derya (Karamürsel Paşa) bu dönemde atandı.

3-I. Murat Dönemi (1362-1389) :I. Murat kardeşlerini öldürerek tahta geçen ilk Osmanlı padişahıdır. 1362 yılında Sazlıdere Savaşı ile Bizans ordularını yenerek Edirne’yi fethetti. Gümülcine ve Filibe alınarak Bizans’ın Balkanlarla olan bağlantısını kesildi. Bu durum Balkan uluslarının Osmanlı’ya karşı birleşik haçlı ordusu oluşturmalarına sebep oldu. 1364 yılında oluşturulan bu Haçlı ordusu tarihte Osmanlı Devleti’ne karşı oluşturulan ilk Haçlı ordusudur. 1364 tarihinde Sırp Sındığı savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratılarak yukarı Bulgaristan alındı. 1366 sırplarla çirmen savaşını Osmanlı kazandı. Bu savaş ile Balkanlar’da Macar etkisi kırıldı. 1371’de Sırplarla Çirmen Savaşı yapıldı ve Sırplar bozguna uğratıldı. 1389 tarihinde ikinci bir Haçlı ordusu Osmanlı Devleti’ne saldırdı. 1389 tarihinde Kosova Savaşı ile Haçlı orduları ikinci kez yenildi. Bu savaş sonunda, muhafızlara rağmen I. Murat’ı hançerledi. Sırplı hemen oracıkta paramparça edildi. Anadolu’da Germiyanoğulları’ndan Kütahya, Simav ve Tavşanlı çeyiz olarak alındı(Yıldırım Beyazıt için). Hamitoğlu hüseyinbeyden; Akşehir, Seydişehir, Beyşehir ve Karaağaç satın alındı. Ankara geri alındı. Çandarlı Halil’in teklifi ile Yeniçeri Ocağı’nın ve kapıkolu örgütlerinin temeli atıldı. İlk defa devşirme sistemi uygulanmaya başlandı. Tımar sistemi oluşturuldu. Rumeli Beylerbeyliği kurularak, merkeze bağlı eyalet sistemi oluşturuldu. Balkan halklarının sempatisi kazanıldı.

4-I. Bayezit (Yıldırım) Dönemi (1389-1402) :Beyliklerler mücadele ederek Anadolu’nun siyasi birliğini sağladı. İlk kez Anadolu’da Türk Birliği sağlandı. İstanbul iki kez kuşatıldı fakat başarı sağlanamadı. İlk kuşatmada Bizans Avrupa’dan yardım istedi ve Haçlı ordusu harekete geçti. 1396 Niğbolu Savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratıldı. Bu savaş sonunda Mısır’da bulunan Abbasi Halifesi I. Mütevekkil, Yıldırım Bayezit’e gönderdiği mektupta ona “Sultan-ı İklim Rum” diye hitap etmiştir. Bu savaşla Bulgaristan ele geçirildi, Eflak ve Bosna Osmanlı Himayesine girdi. İkinci İstanbul kuşatması sırasında Boğaz’ın Anadolu yakasına Güzelcehisar da denilen Anadolu Hisarı inşa edildi. Bu kuşatma Timur’un Anadolu topraklarına girdiği haberi üzerine kaldırıldı.
Ankara Savaşı’nın Nedenleri :1. Timur’un cihan hakimi olma amacıyla büyük bir imparatorluk kurmak istemesi 2. Timur’un, Çin’e yapacağı seferde Batı’da güçlü bir devlet bırakmak istememesi. 3. Ahmet Celayir ve Kara Yusuf’un Osmanlı Devleti’ne sığınması 4. Türkmen Beylerinin Timur’a sığınması ve Beylerin Timur’u kışkırtması. 5-Beyazıt’ın doğuya yayılma siyaseti.
Ankara Savaşı (1402) :Timur, 1402 yılında Anadolu’ya girerek, Sivas’ı aldı. Yıldırım Bayezit ve Timur Çubuk Ovası’nda karşılaştı. 1402 yılında meydana gelen Ankara Savaşı’nda Osmanlı ordusu yenildi ve Yıldırım Bayezit esir düştü.
Ankara Savaşı’nın Sonuçları :1. Yıldırm Bayezit Timur’a esir düştü ve esaret altında öldü. 2. Anadolu’da Türk birliği bozuldu ve beylikler yeniden kuruldu. 3. Batı’ya olan Türk ilerleyişi yavaşladı ve İstanbul’un fethi gecikti. 4. Bizans İmparatorluğu geçici bir süre de olsa kendini toparlama fırsatı buldu. 5. Fetret Dönemi başladı.
Fetret Devri (1402-1413) :I. Bayezit’in oğullarından Süleyman Rumeli’de, Musa Bursa’da, İsa Balıkesir’de ve Mehmet de Amasya’da hükümdarlığını ilan etti. Kardeşler arasında taht kavgası başladı ve Anadolu’nun siyasi birliği sarsıldı. Mehmet Çelebi 1413’te kardeşlerini ortadan kaldırarak Osmanlı tahtına geçti. Osmanlı Devleti, 11 yıl süren Fetret Devri’nde, sağlam devlet örgütü ve yerleşmiş sosyal kurumlar sayesinde yıkılmaktan kurtuldu. Fetret Devri’nde Musa Çelebi İstanbul’u kuşattı.

5-I. Mehmet (Çelebi) Dönemi (1413-1421) : Anadolu’da siyasi birliği yeniden sağladı. (Osmanlı devletinin ikinci kurucusu) Aydınoğlu Beyliği’nden İzmir’i aldı. Karamanoğlu Beyliği’nden Akşehir ve Beyşehir’i geri aldı. Candaroğlu Beyliği’ni de ortadan kadırdı. Eflak Beyi’ni yenerek bu beyliği hakimiyeti altına aldı. Fetret Devri’nde Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da toprak kaybetmemesinin nedeni Balkanlar’da izlediği hoşgörü politikasıdır. Çanakkale abluka altına almıştır. Venedikle ilk deniz savaşı yapılmıştır. Batınilik mezhebini yaymaya çalışan Şeyh Bedrettin Mahmut’un müritlerinden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile birlikte isyan etti. Fakat isyan bastırıldı. 1420’de Mustafa Çelebi isyan etti.

6-II. Murat Dönemi (1421-1451):Bizans’ın desteklediği Mustafa Çelebi hükümdarlığını ilan etti fakat 1422 yılında yakalanarak öldürüldü. İstanbul’u kuşattı fakat kardeşi Çelebi Mustafa’nın isyanı sonucu, kuşatma yarım bırakıldı. Menteşoğulları, Candaroğulları, Aydınoğulları ve Taceddinoğulları Beyliklerine son verdi. Germiyanoğlu Yakup Bey, oğlu olmadığı için topraklarını Osmanlı Devleti’ne vasiyet etti. Selanik, teselya, yanya alındı. Arnavutluk, Osmanlı himayesine girdi.
Osmanlı-Venedik Savaşı (1425-1430) :Ankara Savaşı’nı fırsat bilen Bizanslılar, Eflaklar, Arnavutlar ve Sırplar, Osmanlı aleyhine harekete geçmişti. Osmanlı Devleti’nin Adriyatik ve Ege’nin Batı kıyılarına sarkması, Venediklilerin işine gelmiyordu. Osmanlı Devleti de Balkanlar’da daha güvenli ilerleyebilmek için Venediklilerin elinden Selanik’i geri almak istiyordu. 1425-1430 yılları arasında meydan gelen savaşta Osmanlı Devleti Selanik, Yanya ve Serez’i ele geçirdi. Orta ve Güney Arnavutluk’ta Osmanlı egemenliği sağlanmış oldu. 1444 yılında Osmanlı ordusu Haçlılara karşı yenilgiler aldı. Osmanlı Devleti, 1444 yılında kendi lehine olmayan Edirne Segedin Antlaşması’nı imzaladı. 2.Mehmetin 12 yaşında tahta çıkmasından istifade etmek isteyen haçlılar Osmanlıya saldırdı. 1444 varna savaşında 2.Murat haçlı ordusunu bozguna uğrattı.
II. Kosova Savaşı (1448) :1444 Varna yenilgisinden sonra intikam için yeni bir haçlı ordusu oluşturuldu. Jan Hunyad önderliğindeki Haçlı ordusu Mora seferine çıkmış bulunan II. Murat’ın ordusuna saldırdı. 1448 tarihinde meydana gelen Kosova Savaşı’nda Haçlı Ordusu bozguna uğratıldı. Balkanlardaki Osmanlı hakimiyeti kesin olarak sağlanmış oldu. Bu tarihten itibaren, Avrupalılar, Osmanlı Devleti’ne karşı bir daha Haçlı ordusu oluşturma cesareti bulamadı. Bu tarihten sonra Avrupalılar 1683 yılına kadar sürekli savunmada kalmış, Osmanlı saldıran taraf olmuştur.

XIV. ve XVI. Yüzyıl Osmanlı Kültür ve Uygarlığı
Osmanlı Devletinde merkezi bir yönetim vardı. 2.Mehmet kardeş katlini yasallaştırmıştır. 1.Ahmet döneminde “ekber-i erşet” sistemi getirildi. Böylece, şehzadelerin sancaklara çıkma esasını kaldırarak “kafes sistemi” geldi.

Devlet Yönetimi
Padişah : Osmanlı Devleti’nin yönetimine Al-i Osman diye adlandırılan Osmanlı ailesi dışında başka bir sülaleden hükümdar getirilmemiştir. Devletin ve milletin devamı ilkesine uyularak, bir isyan çıkmasının önüne geçmek amacıyla diğer şehzadeler öldürülürdü. Bu nedenle yıkılışına kadar, Osmanlı Devleti’nde Roma ve Bizans’ta olduğu gibi bir çok sülale iş başına geçmemiştir. I. Ahmet Dönemi’nden itibaren, kardeş katli kaldırılarak, oda hapsi uygulaması başlamıştır. Padişah, törelere göre, bütün güç ve kudreti elinde bulunduran ve memleketin sahibi sayılırdı. Padişah, şer’i hukuka aykırı olmamak şartıyla, birtakım hükümler verir, bunlar örf olarak adlandırılırdı.
Padişahlar aynı zamanda ordunun başkomutanı idi. XVI. yüzyıla kadar padişahlar, şehzadelikleri döneminde savaşlara katılır, ülke idaresi ve savaş teknikleri konusunda tecrübe kazanırlardı. Padişahlar, dini anlamda yetkilere de sahiptiler. Bu yetki Yavuz Sultan Selim’in, Mısır’ı alması ile Halife-i Müslimin, yani Müslümanların halifesi sanı ile belirtilmişti.
Padişah çocuklarına, çelebi veya şehzade denir, şehzadeler, babalarının sağlığında büyük bir sancağa tayin edilirdi. Buralarda, başlarında da “Lala” denilen devlet adamları olmak üzere, devlet yönetimi konusunda yetiştirilirlerdi. Her şehzade hükümdar olma hakkına sahipti. Tahta çıkma konusunda herhangi bir veraset sistemi yoktu. Osman Bey ve Orhan Bey döneminde padişahlık hakkı hanedanın bütün erkek üyelerine aitti.
Ancak, I. Murat döneminden itibaren padişahlık, padişah ve oğullarına bırakılmış, bu durum şehzadeler arasında zaman zaman taht kavgalarına sebep olmuştu. Fatih Kanunnamesi’nde bu durum; “şehzadelerin hangisine saltanat nasip olursa onun tahta geçeceği” şeklinde belirtilmiş, böylece bu kanunname ile kardeş katli yasallaşmıştır. I. Ahmet dönemi ile birlikte, ekber ve erşad yani en akıllı ve en yaşlı kişinin tahta geçmesi kuralı getirilerek veraset sistemi belirgin bir duruma gelmişti.
Osmanlı padişahları Halifelik yetkilerini ilk defa 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nda Kırım Müslümanlarını dini açıdan kendilerine bağlıyarak kullanmışlardır.
Merkez Yönetimi
Saray :XV. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti giderek gelişmiş ve büyümüş, buna paralel padişahların oturduğu saraylar da büyümüş ve ihtişamı artmıştı. Bursa’nın başkent olduğu dönemlerde, burada bir saray yapılmış, ardından Edirne’nin alınması ile buraya da saraylar yapılmaya başlanmıştı. Fatih’in İstanbul’u fethi ile, önce bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu alana, Saray-ı Amire yani “büyük saray” diye bilinen bir saray yapılmış, zamanla bu sarayın yetersiz kaldığına inanılarak, yine Fatih döneminde Topkapı Sarayı’nın yapımına başlanmıştı. Dört tarafı duvarlarla çevrili olan bu saray,değirmenleriyle, fırını ve bostanıyla, silah depolarıyla, ahırlarıyla, mescidleriyle adeta bir kasabayı andırmaktaydı. Bu dönemde saray, padişahın ailelerine ayrılan harem, devşirmelerden ve savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşan Enderun ile sarayın dış hizmetlerine bakanlar için ayrılan Birun olmak üzere üç ana bölümden oluşurdu.
Birun :Osmanlı Devleti’nin zamanla gelişip büyümesi sonucu, başlangıçta basit ve sade olan saray teşkilatı yetersiz kalmış, sınırların hızla büyümesi ile devlet memurlarının sayısı artmıştı. Bu durum saraya da yansımış, saray görevlilerinin sayıları da artmıştı. Bu durumda iki terim ortaya çıkmıştı; Enderun ve Birun. Farsça bir kelime olan ve “dış” analamına gelen Birun, Osmanlı sarayında dış hizmetlere bakan, sarayda yatıp kalkmak zorunda olmayan padişah hocası, hekimbaşı, cerrahbaşı, hünkar imamı gibi kişilerin bağlı olduğu kısımdı. Bu insanlara “Birun Halkı” ya da “Dış Halkı” denirdi. Birun Halkı, Enderun Halkı’na göre daha üst seviyede idi. Birun terimi Tanzimat’ın ilanı ile kullanılmamaya başlanmıştı.
Enderun : Farsça bir kelime olan Enderun “iç” anlamına gelir. Enderun ve Enderun’a mensup halk, devşirme denilen hristiyan çocukları ile savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşurdu. Devşirme kanununa göre sekiz ve on sekiz yaşları arasında toplanan ve daha sonra boy, gösteriş, ahlak ve zeka olarak seçilen bu gençler, önce Edirne Sarayı, Galat Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı gibi saraylarda Türk-İslam adet ve geleneklerine göre yetiştirilir, ardından Enderun’daki ihtiyaca göre buraya alınıp, kendilerine birer oda tahsis edilir, saray adabını öğrendikten sonra, yeteneklerine göre devlet memurluklarına atanırlardı. Bu odaların en önemlisine Hasoda denirdi. Kısaca Enderun, Osmanlı Devleti’ne, devlet memuru yetiştiren bir yüksek okuldu. 2.Mehmet İstanbulda sanh-ı seman medresesi, kanuni de süleymaniye medresesini açmıştır. Devlet halkın eğitimi ile ilgilenmemiştir.
Harem :Arapça’da girilmesi yasak ve kutsal olan yer anlamına gelen harem, Osmanlı saray yapısında önemli bir yer tutar. Harem-i Humayun veya Harem Dairesi adı verilen bu kısım da tamamen padişah kadınlarına ayrılmıştı. Haremde bulunan kadınlar, Harem Ağası denilen, erkekliği yok edilmiş kişilerin kontrolündeydiler. Hareme alınacak kadınlar itina ile seçilir, bunlar ya değişik ırklardan seçme güzel kadınlar, ya da padişaha bazı devlet adamlarının göndermiş olduğu kadınlardan oluşurdu. Bununla birlikte bir takım cariyeler, yani savaşlarda esir alınan kadınlar da, Harem Ağası’nın seçimi ile hareme girebilirlerdi.
Harem-i Humayun aynı zamanda bilinenin aksine, padişahın giyim ve kuşamı dahil tüm özel işlerinin düzenlendiği bir kurumdu.
İstanbul Yönetimi : İstanbul, Osmanlı Devleti için kuruluş yıllarından itibaren hem siyasi hem de ticari açıdan önemini korumuştu. 1453 yılında İstanbul’un fethi ile, Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmaya başlayan şehir, Osmanlı tarihinde “payı taht-ı saltanat”, yani “saltanatın başkenti” olarak anılmıştır.
İstanbul, ülke yönetiminde özel bir yere sahipti. Bütün merkez teşkilatının bulunduğu İstanbul’a özel memurluklar vardı. Bunlardan bazıları; İstanbul Ağası, İstanbul Kadısı, Şehremini idi.
Yeniçeri Ağası’nın bir görevi de İstanbul’un güvenliğini sağlamaktı. İstanbul Kadısı, şehirdeki şer’iyye mahkemelerinin başında bulunan, yani adalet işleri ile uğraşan kişi idi. Bu arada şehirde bulunan saray ve hükümete ait binaların onarım ve tamir işlerine bakan kişiye “Şehremini” denirdi. Şehremini (şehir emini) İstanbul belediye başkanı. Sadece istanbulda belediye var.
Divan-ı Hümayun :Osmanlı Devleti’nde bugünkü anlamda Bakanlar Kurulu, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi devlet kurumlarının görevlerini yerine getiren ve bizzat padişahın başkanlık yaptığı, birinci derecede devlet işlerinin görüşüldüğü divana Divan-ı Hümayun denir. En yüksek yargı organıdır. Selçuklu, İlhanlı gibi Türk Devletlerinden örnek alarak oluşturulan Divan Teşkilatı ilk defa Orhan Bey zamanında kurulmuştu (Divan 2.Mahmut döneminde kaldırılmıştır.). Fatih Sultan Mehmet’e kadar divana padişahlar başkanlık ederken, Fatih’ten sonra divana sadrazamlar başkanlık etmeye başlamıştı. Divan, padişah nerde ise orda kurulurdu. Fatih devrine kadar Divana padişahlar başkanlık ederken, bu tarihten itibaren Vezir-i Azamlar başkanlık yapmış, padişah divan toplantılarını kafes arkasından dinlemişti.
Divan toplantılarında, birinci veya ikinci derecede siyasi, idari, askeri, örfi, şer’i, adli, mali işlerle birlikte, halkın şikayetleri ve davaları görüşülüp karara bağlanırdı. Divan hangi din ve mezhepten olursa olsun herkese açıktı. Divan üyelerinin başında, asli üye olarak kabul edilen; Vezir-i Azam, Vezirler, Kadıaskerler, Defterdarlar ve Nişancı sayılabilir. Bunlardan başka, Rei’sü’l Küttab, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası da toplantılara katılırdı. Şeyhülislam Divan üyesi değildi.
Ayak divanı: Padişahın halk ve askerle görüştüğü divandır.
Galebe divanı: Yabancı elçilerin kabul edildiği divandır.
Seyfiyye :Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen sınıflardan biri olan Seyfiyye (ehl-i Örf), yürütme gücünü elinde bulunduran sınıftı. Seyfiyye; Sadrazamdan, en alt rütbedeki kapıkulu ve tımarlı sipahiye kadar uzunan bir sınıftı. Bu sınıfın Divan-ı Hümayun’daki temsilcileri vezirlerdi.
Sadrazam :Bugünkü anlamda başbakana eş olan Vezir-i Azam, Osmanlı Devleti’nin başlangıçta sayısı bir olan vezirlerin giderek sayısının artması üzerine, birinci vezire verilen addır. Vezir-i Azam, diğer Vezirler ve devlet ileri gelenlerinin başı ve hepsinin en ulusu sayılırdı. Vezir-i Azam, padişahın da mutlak vekiliydi. Vekilliğin işareti ise padişah tarafından kendisine verilen mühür, yani Mühr-ü Hümayun idi. Fatih devri ile birlikte divana başkanlık etmeye başlayan Vezir-i Azamlar, padişah savaşa gitmediği zamanlarda da ordu komutanı olarak sefere çıkar ve Serdar-ı Ekrem ünvanı alırdı. Vezir-i Azamlar XVI. yüzyılla birlikte, en büyük vezir anlamına gelen Sadr-ı Azam diye anılmaya başlanmış, sadrazamların yönetimdeki ağırlığı XVII. yüzyılla birlikte giderek artmıştı. Bu dönemde sadrazamlar devlet işlerini kendi saraylarında yönetir olmuş, bu nedenle sadrazam sarayı, “yüksek kapı” anlamında olan “Bab-ı Ali” denmeye başlanmıştı.
Vezirler :Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında vezir sayısı birdi. Zamanla vezirlerin sayıları artarak, Orhan Bey döneminde iki, Fatih döneminde dört, Kanuni döneminde yedi olmuştur. Vezir sayısının çoğalması ile birinci vezire Vezir-i Azam denmiştir. Kaynaklara göre ilk Vezir-i Azam, Çandarlı Halil Hayrettin Paşa’dır. Vezirler Divan-ı Hümayun’da Kubbe Altı’nda toplanıp kendilerine verilen görevlerle uğraştıkları için, Kubbe Veziri veya Kubbenişin diye de adlandırılmışlardır. Divanın doğal üyeleri olan Vezirler, üç tuğ taşır, maaş yerine kendisine tahsis edilen Has gelirlerinden faydalanırlardı.
Kaptan-ı Derya :Osmanlı Devleti’nde donanmanın başında bulunan kişiye (Donanma Komutanı) Kaptan-ı Derya denirdi. Kaptan-ı Derya, divan üyesi olmakla birlikte, sadece İstanbul’da olduğu zamanlarda toplantılara katılırdı. Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarında sınırları denizlere ulaşıp, denzi ötesi fetihlere başlanınca, gemiler yapmak ihtiyacı doğmuş, yapılan gemilerin her birine de “reis” ünvanı ile birer kaptan atanmıştı. Bu resilerin başındaki kişiye de “Derya Beyi” denmişti. Donanma büyüdükçe, donanmanın başında bulunan komutana Kapan-ı Derya denmeye başlanmıştı. Osmanlı Devleti’nde ilk Kaptan-ı Derya, Orhan Bey zamanında atanmış, bu göreve ilk gelen kişi de Karasioğulları kökenli, “Karamürsel Paşa” olmuştu. Kaptan-ı derya vezir rütbesinde. Kanuni döneminde divan üyesi olmuştur. Tanzimat’ın ilanı ile birlikte Kaptan-ı Derya, Bahriye Nazırı olarak anılmaya başlandı.
Yeniçeri Ağası :Divan üyelerinden biri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı’nın en üst kademedeki komutanıydı. Yeniçeri Ağası, hem Yeniçeri Ocağı hem de Acemi Ocağı işlerinden sorumluydu. Ayrıca İstanbul’un asayişinden de sorumlu olan Yeniçeri Ağası, padişahın Cuma Selamlığı’na çıkışında, emrindeki Yeniçeriler ile namaz çıkışında selamlıkta bulunurlardı. Savaşlarda padişahın koruyucusu ve en yakın askeri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı’nın komutanı olması ve padiaşhın tahtta kalmasının çoğu zaman Yeniçerilerin elinde olması nedeniyle, padişahın bir numaralı adamı idi. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile Yeniçeri Ağalığı da tarihe karışmıştır. Yeniçeriler, “orta” denilen taburlar halinde teşkilatlandırılmışlardır.
İlmiyye :Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen diğer bir sınıftı. Ehl-i Şer olarak da bilinen İlmiyye sınıfı, medrese eğitimi almış alimlerden oluşurdu. Bu sınıfın devlet içindeki görevleri; tedris (bilgi aktarma), kaza (İslam hukukuna göre hüküm verme) ve ifta (yapılan işlerin şeriata uygun olup olmadığını kontrol etme) idi. İlmiyye sınıfının Divan-ı Hümayun’daki temsilcisi Şeyhülislam yani müftüydü.
Şeyhülislam :Şeyhülislam; kendisine sorulan genel veya özel konulardaki şeriata veya hukuka ait noktalara, Hanefi Mezhebi’ne göre cevap veren kişiydi. Verdiği bu cevaba da “fetva” denirdi. Şeyhülislam’ın ilk defa ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre şeyhülislam veya müftü tabiri ilk defa II. Murat zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Yine kaynaklarda geçen ilk şeyhülislam, II. Murat dönemindeki Molla Şemseddin Fenari’dir. Osmanlı Devleti’nde, 1920’de bu göreve getirilen son Şeyhülislam, Medeni Mehmet Nuri Efendi’ye kadar toplam 129 kişi bu makama geçmiştir. Osmanlı tarihinde birçok Şeyhülislamın padişaha ters düştüğü veya ona sert söz söylediği görülmüştür.
Örneğin, Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi, kendisine görüşme teklif eden II. Bayezit’in teklifini reddetmişti. XVIII. yüzyıl ile birlikte bir ülkeye savaş ilan edilip edilmemesi Şeyhülislam’ın fetvasına göre belli olmaya başlamıştı. Önceleri Divan üyesi olmayan Şeyhülislamlar, XVI. yüzyıl ile birlikte Divan’a katılmaya başlamışlar, protokolde Kazaskerlerden sonra gelmişlerdi. Kanuni sultan döneminde divan üyesi oldu. 1.Mahmut zamanında şeyh-ül İslam adını aldı.
Kazasker :Kaynaklara göre, Osmanlı Devleti’nde, 1362’de I. Murat zamanında kurulan Kazaskerlik makamı, ilk defa Abbasiler döneminde görülmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti’nde de benzer bir makam göze çarpar. Yine kaynaklara göre Osmanlı Devleti’nde Kazaskerlik makamına ilk kez Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil getirilmiştir. Kazasker’in anlamı; asker kadısı, ordu kadısıdır. 1480’e kadar Kazasker sayısı birken, bu tarihden itibaren Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Rumeli Kazaskeri, derece ve rütbe olarak Anadolu Kazaskerinden daha üstündü. Bu arada Kazasker, rütbe ve protokol bakımından vezirlerden hemen sonra gelirdi. Divan üyelerinden olan Kazasker, Divan’da büyük davalara bakarlardı.
Kazasker aynı zamanda, padişah sefere çıktığında onunla birlikte sefere çıkmaya mecburdurlar. İlmiye sınıfından olan Kazasker, XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nin en önemli memurlarındandı.
Kalemiyye :Ehl-i Kalem olarak da adlandırılan bu sınıf, Osmanlı Devleti’nin idari ve mali bürokrasisini oluşturur. Kalemiyye sınıfının Divan-ı Hümayun’daki temsilcisi Reis-ül Küttap’tır.
Nişancı :Türklerde hükümdar ferman ve beratlarına “nişan”, bu işle sorumlu kişiye de Nişancı denirdi. Divan-ı Hümayun üyelerinden olan Nişancı, derece ve protokole göre vezirlerden sonra gelirdi. Osmanlı Devleti’nde ilk Nişancı’nın ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. İlmiyye sınıfından seçilen Nişancı, birinci dereceden memur sınıfına girerdi. Nişancı’nın asıl görevi, padişah adına yazılan fermanlara, beratlara ve namelere, padiaşhın imzası demek olan tuğra çekmekti. Devlet bakanı.
Padişah mektuplarının yazım işi XVI. yüzyılla birlikte Reis’ül Küttablar’a devredilince, Nişancılar sadece tuğra çekmekle görevlendirilmişlerdi. Nişancının bir başka görevi de Tahrir Defterleri’ni düzenlemek, yani fethedilen toprakları Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere gelirlerine göre ayırarak defterlere kaydedip, bu toprakların dağıtımını yapmaktı.
Reis-ül Küttap :Katiplerin reisi anlamına gelen Reis-ül Küttap, XVII. yüzyıla kadar, Divan-ı Hümayun Katipleri’nin şefi pozisyonunda olmasına rağmen, Divan’ın asıl üyesi değildi. Bu dönemde Nişancı’ya bağlı bir memur olarak çalışırlardı. XVI. yüzyılda Divan üyesi olarak kabul edilmiş ve dış işlerinden sorumlu hale gelmişlerdi. Reis-ül Küttap’ın görevleri kanunnamelerde şu şekilde tanımlanmıştı; Padişah tarafından verilen hüküm ve kararları düzeltmek ve tamamlamak, fermana uygun olarak emirler yazmak ve padişah ve Vezir-i Azam’a gelen mektupları tercüme ederek cevap yazmak idi.
Defterdar :Osmanlı Devleti’nde mali işlerin başında bulunan, bugünkü anlamda Maliye Bakanı görevini yerine getiren kişiye Defterdar denirdi. Kaynaklara göre Osmanlı Devleti’nde ilk Defterdar, I. Murat’ın son zamanlarında veya I. Bayezit’ın ilk yıllarında göreve getirilmiştir. Diğer devlet memurluklarında da olduğu gibi, Osmanlı Devleti’nin büyümesine paralel olarak, başlangıçta bir olan Defterdar sayısı, Fatih devrinde Anadolu ve Rumeli Defterdatı olmak üzere ikiye çıkarılmıştı.
Divandaki yerleri Kazaskerler’den sonra gelen Defterdarlar, devletin gelir ve giderlerini yani bütçesini hazırlarlardı.
Taşra Yönetimi :Taşra yönetiminin temeli tımar sistemi denilen, bir kısım asker ve devlet görevlilerine belli bölgelerde vergi kaynaklarının tahsis edilmesi, ve buna karşılık onlardan devlet için hizmet beklenmesi sistemine dayanırdı. Tımar sistemi sayesinde devlet, hem tahsis ettiği, miktarı belirlenmiş vergileri toplamak gibi ikinci bir iş yapmıyor, hem de çağrıldığında askere gelecek hazır bir kuvvet oluşturuyordu. Taşra Teşkilatı, küçükten büyüğe; köy (karye), nahiye, kaza, sancak (liva) ve eyaletlerden oluşmakta idi. Nahiyelerin köylerle birleşmesinden kazalar, kazaların birleşmesinden sancaklar, sancakların birleşmesi ile de eyaletler ortaya çıkmıştı. Bunlar arasında en fazla toprağa sahip birim kazalar ve sancaklardı. Kzalarda yönetici olarak, kadı, alaybeyi ve subaşı bulunurdu. Kadılar adli işlere, subaşılar ise asayişle ilgili işlere bakarlardı.
Sancakları ise Sancak Beyi denen kişi yönetir, bu kişi askeri ve idari işlerin tümünden sorumlu olurdu. Sancakların birlşemesi ile oluşan eyaletlerde ise başta Beylerbeyi denilen yönetici birisi bulunurdu.
Beylerbeyi bulunduğu bölgede, padişahın temsilcisi olarak bütün yönetimden sorumlu idi. Bunlar Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi olarak ikiye ayrılmıştı.
Özel Yönetimli (Saliyaneli) Eyaletler :Tımar sisteminde, devlet tarafından tahsis edilmiş ve miktarı belirlenmiş olan vergiye dirlik denirdi. Saliyaneli eyaletlerde tımar sistemi uygulanmadığı için, buralardan yıllık vergi alınır, bu vergiye de yıllık anlamına gelen “saliyane” denirdi. İl kez Kanuni Sultan Süleyman zamanında oluşturulan bu birimlerin toprakları kesinlikle dirliklere ayrılmaz, yıllık gelirleri, iltizam denilen, verginin peşin olarak alınması, şeklinde toplanırdı. Bu vergileri toplayan kişilere de “mültezim” denirdi. Saliyaneli eyaletlerin başında; Trablusgarp, Tunus, Cezayir, Mısır, Bağdat, Basra, Yemen ve Habeşistan geliyordu.
Merkeze Bağlı (Saliyanesiz) Eyaletler :Osmanlı Devleti’nde taşra teşkilatı üç bölümden oluşmuştu. Bunlar; Merkez bağlı Eyaletler, Bağlı Beylik ve Hükümetler ile Özel yönetimi olan eyaletlerdi.
Tımar sistemi üzerine kurulmuş Osmanlı taşra teşkilatında, XVI. yüzyılla birlikte sınırların genişlemesi ile, ülkenin her yanında tımar sistemi uygulanamamış, bazı bölgeler bu uygulamanın dışında tutulmuştu. Tımar sisteminin uygulandığı eyaletlere, “saliyanesiz”, tımar sisteminin uygulanmadığı yerlerede “saliyaneli” eyalet denirdi. Saliyane, yıllık demektir. Tımar sisteminin uygulanmadığı eyaletlerden alınan yıllık vergiye de bu ad verilir. Saliyanesiz eyaletlerin bazıları; Rumeli, Bosna, Temeşvar, Budin, Eğri, Anadolu, Zülkadinye, Trabzon, Şam, Halep, Raka, Diyarbakır, Van, Kars ve Kefe idi.
Eyalet :Osmanlı Devleti’nde şimdiki anlamda “il” olarak bilinen temel idari birimdir. Eyaletlerin başındaki yöneticiye “beylerbeyi” denirdi. Fakat beylerbeyi, bugünkü validen daha fazla yetkilere sahipti. Eyalet valileri, sadece idari memur olmayıp aynı zamanda savaş durumunda mahiyetindeki adamları ve askerleri ile savaşa katılırdı. Eyaletler sancaklara ayrılmıştı. Sancakların başında da “sancak beyi” bulunurdu.
Eyaleti- beylerbeyi; sancakları- sancakbeyi; kazaları- kadılar; köyleri-tımarlıbeyler yönetir.
Saliyanesiz Eyalet: Anadolu, Rumeli, Karaman, Erzurum, Halep ve Şam tımar sisteminin uygulandığı yıllıksız eyaletlerdir.
Saliyaneli Eyalet: Mısır, Habeş, Bağdat, Basra, Yemen, Cezayir,… yıllıklı eyaletlerdir.
Sancak :Osmanlı Devleti’nde idari bir birim olan sancak, kazaların birleşmesi ile oluşurdu. Sancak, liva olarak da isimlendirilirdi. Sancakların başında “sancak beyi” yani “mutasarrıf” bulunurdu. Sancakların bir araya gelmesi ile eyaletler oluşurdu. Sancakların güvenlik işlerine subaşı (ordu komutanı) bakardı.
Şehzade sancakları: Manisa, Konya, Kütahya, Trabzon, Antalya, Amasya ve Kastamonudur.
Kaza :Osmanlı mülki yapılanmasındaki kaymakam idaresinde bulunan idari birime verilen addır. Klasik dönemde taşra yönetiminde önemli bir yer tutan kazalar, kadıların idari yargı fonksiyonunun azalmasından dolayı XVIII. yüzyılda önemini yitirmiştir.
Nahiye: Osmanlı taşra yönetiminde, en alt birimdir. Daha çok bir kaç köyden oluşurdu. Günümüzde “bucak” olarak bilinen bu idari birimin başında “nahiye müdürü” bulunurdu.
Bağlı Beylik ve Hükümetler : Osmanlı Devleti idari teşkilatında, eyalet teşkilatı dışında kalan ve iç işlerinde serbest ancak Osmanlı Devleti’nin hakimiyetini kabul etmiş, imtiyazlı, yani özel statülü beylik ve hükümetler de vardı. Bunların başlıcaları Kırım Hanlığı, Sırbistan, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz Emirliği idi. Bunların kralları veya beyleri kendi asilzadeleri arasından, Osmanlı Devleti tarafından seçilmekte ve gördükleri himayeye karşı, Osmanlı Devleti’ne belirli miktarda vergi ve asker göndermek zorundaydılar. Ancak Kırım Hanlığı ve Hicaz yanş Mekke-i Mükerreme Emirliği bu statünün dışındaydı. Bu yapılanma ilk kez Fatih Sultan Mehmet zamanında oluşturulmuştu.
Toprak Yönetimi
Öşri Topraklar:Müslümanlara ait olan veya Müslümanların yerleştirildikleri topraklardır. Mülk olarak verilmiştir. Öşür ve çift resmi (öşür ve arazi vergisi) ödemekle yükümlüdürler. Arazi-i Öşriyye olarak da bilinen Öşri Arazi, ya fetihten önce Müslümanların elinde bulunan arazi ya da fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş olan topraklardı. Bu topraklar sahiplerinin mülkü olup mülk sahipleri yaptıkları ziraat oranında elde ettikleri ürünün onda birinden, beşte birine kadar devlete vergi vermekle yükümlüydüler.
Haraci Topraklar:Müslüman olmayanlara bırakılan veya mülk olarak verilen topraklardır. Haraci Mukaseme (Üretim vergisi) ve haracı muvazzafa (arazi vergisi) ödemkle yükümlüdürler. Arazi-i Haraciyye olarak bilinir. Mülki arazinin bir çeşidi olan Haraci arazi, hristiyan halka ait topraklardı. Bu topraklar tıpku öşri topraklar gibi, sahiplerinin elde ettikleri ürünün onda birinden beşte birine kadar toprak vergisi vermekle yükümlü oldukları topraklardı.
Miri Arazi :Bu topraklar her türlü işletim hakkı devlete ait olan topraklardı. Bu topraklar, topraktan alınan verginin büyüklüğü ve hizmete göre çeşitli bölümlere ayrılmıştı. Miri toprak üzerinde yaşayan kişiler, bu toprakların asıl sahibi olmayıp, kiracı konumundaydılar.
Osmanlı Devleti’nde Miri toprağın kullanım şekli şu şekilde idi : Tımar sisteminde; bir kısım asker ve ya devlet görevlilerine belirli bölgelerde vergi kaynakları tahsis edilir, karşılık olarak da onlardan devlet görevlilerine belirli bölgelerde vergi kaynakları tahsis edilir, karşılık olarak da onlardan devlet için bir takım hizmetler beklenirdi. Miri Arazi de de; Osmanlı Devleti, bir toprağı fethettiğinde, ki bu toprağın hıristiyan toprağı veya Müslüman toprağı olması önemli değildi, toprak boş bırakılmayıp ekilmek şartıyla eski sahiplerine verilir, bu topraklarda ziraat yoluyla elde edilne vergiler, direkt devlete değil de, o yerin geliri hizmet karşılığı kime verilmişse ona verilirdi.
Toprağı boş bırakan, yani üretim yapmayan köylüden “çift bozan” vergisi alınır, eğer köylü toprağı üç yıl işlemeden bırakırsa, toprak elinden alınırdı. Kuralları yerine getirenler toprakların işleme hakkını çocuklarına devredebilirler. Miri toprakların en önemli bölümünü savaşlarda yararlılık gösteren kişilere verilen Zeamet ve tımarlar oluştururdu. Dirlik ismi verilen ve Osmanlı toprak yönetiminde genel adıyla tımar olarak bilinen bu topraklar, gelir açısından çoktan aza doğru; Has, Zeamet ve Tımar olarak sıralanırdı.
Dirlik :Dirlik; terim olarak, tımar sistemi ile devletin bazı hizmetler karşılığında, bir takım asker ve memurlara verdiği miktarı belirli gelir kaynaklarının genel adıdır.
Dirlik sistemi ile devlet, daha çok ürün olarak alınan vergileri toplayıp hazineye aktarmak gibi bir yükten kurtuluyor, bu işi vergileri kaynağından toplayabilecek görevlilere bırakıyordu. Bu görevliler hem kendilerine vergileri bırakılmış dirlik alanını yönetiyor, hem de çağrıldığı anda beslediği askerlerle savaşlara katılabiliyordu. Miri arazinin en önemli bölümünü oluşturan bu dirlik sistemi ile devlet ordusunun büyük bir bölümünü oluşturan atlı eyalet askerlerini meydana getiriyordu. Dirlik arazide toprak dirlik sahibinin mülkü değildi, yani Miri arazinin, devlete ait arazi olmasından dolayı, bu toprakların asıl sahibi devlettir. Dirlik sahibi, torağın sahibi değildi ama dirlik bölgesini koruma, kollama ve gözetme hakkına sahipti. Bu yönetim hakkını hiçbir zaman keyfi olarak kullanamaz, kadı denetiminde dirliğini yönetirdi.
A-Has :Has ; yıllık geliri 100 bin akçe ve üzerinde olan topraklara verilen isimdi. Haslar genelde, birinci derecedeki , padişah, vezirler, beylerbeyi, sancak beyi gibi devlet memurları ile hanedan üyelerine verilirdi. Padişah hasları dışındaki devlet memurlarına verilen haslar, bu kişilerin görevde bulundukları sürece kendilerine ait olur, görevden ayrılmaları veya ölmeleri halinde bu şahıslar dirliklerini kaybederlerdi. Devlet memurları içinde yıllık geliri en fazla olan Vezir-i Azam hassıdı. Has olarak ayrılan toprakların yönetimine bizzat padişah veya birinci derece devlet memurları karışmaz, onun yerine voyvoda denilen kişiler yönetirdi. Ancak bu toprakların öşür ve diğer vergileri has sahibine ait olur, bölgede yaşayan köylü üretim yapmazsa toprak elinden alınarak bir başkasına verilirdi. Burda önemli olan nokta, Has sahibinin gelirinin her beşbin akçesi için, devlete cebelu denilen askerlerden bir asker beslemesidir.
B-Zeamet :Zeamet; yıllık geliri 20 bin akçeden 100 bin akçeye kadar olan dirliklere verilen isimdir. Zeametler genelde, eyaletlerde bulunan hazine ve tımar deftardarlarına, sancaklardaki alay beylerine, divan katiplerine, kadılara, subaşılarına kısaca ikinci derece devlet memurlarına verilirdi. Bu kişiler çok önemli bir suç işlemedikçe Zeametleri ellerinden alınmazdı. Zaim adı verilen Zeamet sahipları, tıpkı Haslarda olduğu gibi gelirinin ilk beşbin akçesi hariç, sonraki her beş bin akçe için bir cebelu beslemek zorunda idi. Zaim öldüğü zaman, Zeamet başka bir kişiye verilirdi.
C-Tımar :Dirlik arazinin en önemli bölümünü oluşturan tımar; yıllık geliri 3.000 ile 20.000 akçe arasında olan topraklara verilen isimdi. Tımar sistemi, Osmanlı Devleti’nde hem askeri gücü, hem de ekonomik ve sosyal yapıyı doğrudan etkilemişti. Şöyle ki devlet, tımar sistemi ile bir kısım asker ve devlet görevlilerine belli bölgelerdeki gelir kaynaklarını verir, buna karşılık, bu insanlardan devlet için hizmet beklerdi. Bu gelir kaynaklarına da dirlik denirdi.
Tımar sistemi, yapı olarak, Dört Halife Devri’ndeki, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve İlhanlılardaki ikta sistemine benzemekte idi. Osmanlı Devleti’nde tımarla ilgili ilk kayda I. Murat devrinde rastlanmaktadır.
Tımar sisteminin uygulanış bakımından Avrupa’daki feodal sistemin aynısı olduğu iddia edilse de, aralarında önemli farklar vardır. Birincisi, Feodal derebeyleri, toprağın gelirini almakla kalmaz, toprak üzerindeki her şeyin sahibi sayılırlardı. Feodallerin toprağı istedikleri gibi kullanım hakları vardı. Kralın bunları azletme yetkisi yoktu. Halbuki, tımar sahipleri, tamamen merkezi idareye bağlı olmakla beraber, toprak üzerinde bir kiracı durumunda idiler. Toprakları her an ellerinden alınabildiği gibi, yetkileri kanunlarla sınırlı idi. Yani, Sahib-i Arz denilen tımar sahipleri, ellerindeki arazinin değil, bu topraklardan elde edilen üründen devlet adına topladığı verginin sahibiydiler. Bunu da belli sorumluluklar ve yükümlülükler karşılığında yaparlardı. Tımar sahibi, kanunlara aykırı hareket ederse elindeki toprak alınırdı. Ayrıca bu topraklarda yaşayan köylüler, feodalizmde olduğu gibi köle değildi.
Tımar sahipleri, elinde bulundurduğu tımarın gelirine göre savaşa asker götürmekle yükümlü idi. Örneğin, 9.000 akçelik geliri olan tımar sahibi ilk 3.000 akçeyi kendisine ayırır, kalan 6.000 akçeyle de iki cebelu beslerdi. Tımarlar, tımar sahiplerinin görevlerine göre isimlendirilirdi.
Bunlardan ilki olan Hizmet Tımarı, bazı cami imam ve hatipleri ile saray hizmetlerine verilirdi. Mustahfız denilen ikinci grup tımar, kale komutanları ve askerlere bulundukları kaleyi korumaları için verilen tımardı. Üçüncü grup tımar ise Eşkinci Tımarı idi. Savaşlarda yararlılık gösterenlere verilen bu tımar en çok görülen tımardı. Tımar sistemi XVI. yüzyıl sonlarına doğru bozulmaya başlamış, tımar dağıtımında, kanunların aksine, tımar gerekli kişilere verilmeyip, rüşvet yoluyla askerlikle ilgisi olmayan kişilere verilmeye başlanmış ve giderek eski önemini kaybetmişti.
Vakıf Arazi :Vakıf Arazi ; gelirleri ya cami gibi dini kuruluşlara, ya medrese gibi eğitim kuruluşlarına ve ya köprü, hastane gibi sosyal kurumlara aktarılan topraklardı. Bu topraktan sorumlu kişi, toprak hangi vakfa bağışlanmışsa vergisini o vakfın harcamaları için kullanılmak üzere vakfa öderdi.
Ocaklık :Ocaklık arazi, Geliri kale koruyucuları ve tersane giderleri için ayrılan topraklardı.
Yurtluk :Miri arazi çeşitlerinden olan Yurtluk arazi, sınır boylarına yerleştirilen Türkmenlere bırakılır, kendisine bu şekilde bir arazinin geliri verilen kişi, resmen o yerin sahibi sayılmaz, araziyi satamaz, bağışlayamaz veya vakıf olarak değerlendiremezdi. Tımardan farkı ise, hizmet karşılığı verilmemesiydi.
Mukata’a :Dört Halife devrinde, Büyük Selçuklular’da daha sonra Anadolu Selçuklularında ve İlhanlılardaki görülen ikta sisteminin devamı olan Mukata’a arazi, devlete ait olan toprakların, gelirleri doğrudan devlet hazinesine aktarılarak kiraya verildiği topraklardı. Bu toprakların gelirleri iltizam yoluyla toplanırdı.
Paşmaklık: Geliri, padişahın ana ve bacısına ayrılan topraklardır.
Mulki Arazi :Arazi-i Memlüke de denilen mülk arazi, işletim hakkı tamamen sahiplerine ait olan topraklardır. Kişilere özel diğer bütün mallar gibi, mülk arazi de sahipleri tarafından miras bırakılabilir, satılabilir, hibe edilebilir, rehin bırakılabilir veya vakıf araziye çevrilebilirdi. Mülk arazi toprakları Öşri Arazi ve Haraci Arazi olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
Ordu Yönetimi
Kara Kuvvetleri :Osmanlı Devleti askeri teşkilatı daha çok, Anadolu Selçuklu Devleti’nin, İlhanlılar ve Memlükluların askeri teşkilatlarına benzerlik göstermektedir. Kuruluş yıllarında merkeze bağlı beyler, kendilerine bağlı aşiret kuvvetleri ile merkez emrinde savaşa katılmışlar, bu birliklerin tamamının atlı olması nedeniyle, sürekli savaşa hazır bir kara kuvvetine ihtiyaç duymuşlardı. Oluşturulan bu kara ordusunun atsız askerlerine “yay”, atlı askerlere de “müsellem” denmişti. Onlu sistem denilen ve askerlerin onar ve yüzer kişilik mangalar ve bölüklere ayrıldığı, on kişilik grupların “onbaşı”, yüz kişilik grupların “yüzbaşı”, bin kişilik birliklerin de “binbaşı” denilen subayların emrine verildiği bu ordu teşkilatı, Kapıkulu Ocakları’nın kuruluşuna kadar savaşlara katılmıştı. Osmanlı Devleti’nde kara ordusu temelde üç bölüme ayrılırdı: Kapıkulu Askerleri, Eyalet Askerleri ve Yardımcı Kuvvetler.
Kapıkulu Askeri
Kapıkulu Piyadeleri :Osmanlı Devleti, Rumeli yönünde gelişmeye başlayınca sürekli bir orduya ihtiyaç duyulmuştu. Merkez ordusu, 1.Murat oluşturmuştur. İstanbul, Edirne, Bursada önce “Pençik” sonra “Devşirme” yoluyla yetiştirildiler.Bu amaçla kullanılmaya başlanan Devşirme sistemi ile savaşlarda esir alınan hristiyan gençlerden veya Osmanlı egemenliğindeki hristiyan erkek çocuklarından, en gözde ve en yetenekli olanlar seçilir, bunlar önce Anadolu’da sekiz yıl Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile yetiştirilir, ardından Acemi Ocağı’na alınırdı. Bu kurum Kapıkulu Ocağı’nın çekirdeğini oluştururdu. Acemi Ocağı’nda sekiz yıl eğitim alan bu gençler daha sonra Yeniçeri Ocağı’na kaydedilirlerdi.
Üç ayda bir ulufe maaşı alırlardı. Kapıkulu Ocağı toplam altı bölümden oluşurdu.
Bunlar, Yeniçeri Ocağı’na eleman yetiştiren Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı, ordunun silah ve cephanesinin bakım ve onarım işini yapan Cebeciler, ordudaki top kullanımı ve top dökümü ile görevli Topçu Ocağı, bu topları savaş alanına götürmekle görevli Top Arabacılar, havan topuna benzer toplar kullanan Humbaracılar, kale kuşatmaları sırasında düşman surları altına tünel kazarak, surları yıkmakla görevli Lağımcılar ve son olarak, ordunun savaş sırasında su ihtiyacını karşılayan Sakalar’dır.
Yeniçeri Ocağı :Osmanlı Devleti’nde bizzat padişah hizmetine ait yaya kuvvetlerine Yeniçeriler, bunların bağlı olduğu kuruma da Yeniçeri Ocağı denirdi. Yeniçeri Ocağı’nın temelleri, ilk defa 1362 yılında I. Murat zamanında atılmıştı. Yeniçeriler, padişahın emri altında ve bizzat ona bağlı oldukları için “kapı kulu” diye de bilinirler. Yeniçeri Ocağı’nın başında bulunan kişiye Yeniçeri Ağası denirdi. Yeniçeriler, Acemi Ocağı denilen, Yeniçeri Ocağı’na asker yetiştirmek için kurulmuş ocaktan yetişirlerdi. Acemi Ocağı’na alınan gençler, ya savaşlarda elde edilen erkek hristiyan esirler, ya da Osmanlı egemenliğindeki hristiyan halkın erkek çocuklarıydı. Devşirme sistemi denilen sistemle en gözde ve en yetenekli çocuklar önce Anadolu’da sekiz yıl Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile yetiştikten sonra Acemi Ocağı’na alınır, burda da sekiz yıl eğitim alanlar Yeniçeri Ocağına kaydedilirlerdi.
Yeniçeri Ocağı, orta denilen 196 bölükten oluşurdu. Yeniçeriler, askerlik dışında hiç bir işle uğraşmazlardı ve XVI. yüzyıl başlarına kadar evlenmeleri yasakdı. Yeniçeri Ocağı, XVI. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı ordusunun en güçlü yaya kuvveti iken, bu tarihten sonra bozulmaya başlamış, devşirme kanununa aykırı ocağa alımların yapılması ile talimsiz başıboş kimseler ocağa girer olmuştu. Böylece Ocak, devlet adamlarını tayin ettiren ve görevden alan, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet haline gelmişdi. Zaman zaman ocak için yapılan düzeltme çalışmaları da bir sonuç vermemiş ve sonunda 15 Haziran 1826 tarihinde II. Mahmut tarafından kaldırılmıştı. Bu olay Osmanlı tarihinde “Vaka-yı Hayriye” olarak bilinir.
Acemi Ocağı :Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı’na asker yetiştirmek için kurulmuştu. Acemi Ocağı’na alınacak gençler; ya savaşlarda elde edilen erkek Hristiyan esirlerden, ya da Osmanlı egemenliğindeki hristiyan halkın erkek çocuklarından seçilirdi. Devşirme sistemi denilen bu sistemle en gözde ve en yetenekli çocuklar önce Anadolu’da sekiz yıl Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile yetiştikten sonra Acemi Ocağı’na alınır, burda da sekiz yıl eğitim alanlar Yeniçeri Ocağı’na kaydedilirlerdi.
Devşirme işinden Yeniçeri Ağası sorumluydu.
Cebeciler :Cebeci Ocağı, Yeniçerilere ok, yay, kılıç, tüfek, barut, zırh, tolga gibi savaş aletlerini sağlardı. Cebeciler denilen bu sınıf, savaş zamanı Yeniçerilere silahlarını dağıtır, savaştan sonra da toplayarak bozukları tamir ederlerdi. Acemi Ocağı’ndan meydana getirilen bu sınıfın komutanına Cebeci Başı denirdi.
Topçular :Savaş topu dökmek, top mermisi yapmak ve top kullanmak için kurulan bu sınıf, Kapıkulu Ocağı’nın piyadeler denilen yaya kısmına dahildi. Kaynaklara göre, Osmanlı ordusunda ilk top I. Murat zamanında meydana gelen 1389’da yapılan Kosova Savaşı’nda kullanılmıştı.
Topçu Ocağı, asıl Fatih Sultan Mehmet zamanında geliştirilmişti. Savaşlarda kullanılan toplar sadece devlet merkezinde dökülmez, kuşatılan kalenin hemen yanında da dökülürdü.
Top Arabacılar :Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinde kullanılan toplar çok basit ve hafif olduğu için deve, katır ve atlarla nakledilebilirdi. XV. yüzyılla birlikte topçuluğun gelişmesi üzerine, dökülen büyük topların taşınması amacıyla Top arabacıları Ocağı kuruldu. Bu ocağa da gerekli eleman Acemi Ocağı’ndan sağlanırdı. Top Arabacıları Ocağı’nın başında bulunan kişiye “Arabacıbaşı” denirdi.
Humbaracılar :Humbara, Osmanlı ordusunda kullanılan demirden yuvarlak, içi boş, barut, demir ve kurşun parçaları doldurulmak suretiyle havan topu olarak kullanılan bir aletti. Humbaracı da bu aleti kullananlara verilen isimdi. Humbaracıların komutanınan “Humbaracı Başı” denirdi. Humbaracı Ocağı, Kapıkulu Ocağı’nın piyade sınıfına mensuptu.
Lağımcılar :Lağım, Osmanlı askeri terminolojisinde; Kale kuşatmalarında, surlarda gedik açmak ve ya düşman ordugahına zarar vermek amacıyla açılan tünellere denirdi. Bu işi yapanlara da “lağımcı” olarak isimlendirilirdi. Lağımcıların bir diğer görevi de; ordu ağırlıklarının geçirilmesi için, köprü yapmak ve düşamn lağımlarını yok etmekti. Lağımcıların başında bulunan kişiye “Lağımcı Başı” denirdi.
Sakalar :Arapça, su taşıyan, su getiren anlamındaki “sakka” kelimesinden türetilmiş bir sözcük olan Saka, savaşlarda Yeniçerilerin su ihtiyacını karşılamakla görevli kişilere verilen isimdi.
Kapıkulu Süvarileri :Kapıkulu Süvarileri; padişaha yani saraya bağlı atlı birliklerdi. Bütünüyle Yeniçeri Ocağı’ndan terfi edenlerden oluşturulan bu sınıf, Türk olan tımarlı sipahilerle karıştırılmasın diye Kapıkulu Süvarileri ismiyle anılmıştı. Bunlara sadece sipah da denirdi. Kapıkulu Süvarileri, I. Murat zamanında sipah ve silahtar isimleriyle iki bölük halinde oluşturulmuş, daha sonra bunlara, Sağ ulufeciler ve Sol Ulufeciler ile Sağ Garipler ve Sol Garipler eklenmişti. Sipah ve Silahtarlar savaş sırasında padişahın çadırını, Sağ Ulufeciler ve Sol Ulufeciler saltanat sancaklarını, Sağ Garipler ve Sol Garipler ise ordunun ağırlıkları ile hazineyi korumakla görevliydiler. Kapıkulu Süvarileri’nin tamamı atlı oldukları için, İstanbul’da bulunmaz, Edirne ve Bursa’da yaşarlar, savaş öncesinde orduya katılırlardı.
Ulufeciler; Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler
Garipler; Sağ Garipler, Sol Garipler
Tımarlı Sipahiler :Osmanlı Devleti’nin en önemli askeri kuvveti sayılan Tımarlı Sipahiler, tımar olarak adlandırılan topraktan aldıkları gelir karşılığı savaş zamanında, kendi hayvanları ve yetiştirdikleri Cebelu ile savaşa katılan atlı süvari askerlerine verilen isimdi. Yani devlet köylüden her sene alacağı vergiyi bizzat kendisi almayarak bu vergiyi askeri hizmet kaşılığı Tımarlı Sipahiye devretmişti. Tımarlı Sipahiler daha çok sınır boylarında, akıncılık, çapulculuk ve karakol görevlerini yerine getirir, aynı zamanda savaşlarda piyadelerin korumasını da üstlenirlerdi. Bazı kaynaklara göre Tımarlı Sipajhiler ilk defa Orhan Gazi zamanında kullanılmıştı.
Yardımcı Güçler: (Akıncılar, Azaplar )Öncü birlikler de denilen bu kuvvetler, genellikle sınır boylarında yaşayan Türklerden oluşmaktaydı. Bunlar Akıncılar ve Azaplar denilen kuvvetlerdi ki, tamamı atlı birliklerden oluşurdu. Akıncıların görevi, ordunun geçeceği yerlerin keşfini yapmak, düşman arazisini tanımak, orduya yolaçmak ve düşmanın gözünü korkutmak, ordunun geçeceği yerlerdeki tarım ürünlerini korumak ve elde edilen esirlerden düşamın durumunu öğrenmekti. Mükemmel bir yapıya sahip olan Akıncılar, düşman topraklarına yaptıkları akınlarda, düşmanın yiyecek, içecek ve cephanesini tahrip ederek, düşmanın moralini bozarlardı. Osmanlı Devleti’nde en meşhur akıncı komutanları, Evranosoğlu, Mihaloğlu, Malkoçoğlu idi.
Azaplar ise, Akıncılar’ın aksine piyade yani yaya birliklerdi. Azap kelime olarak, evli olmayan bekar anlamına gelmektedir. Anadolu’dan toplanan güçlü ve kuvvetli erkeklerden oluşturulan bu sınıf, savaş esnasında Yeniçerilerin önünde bulunur ve düşmana ilkonlar saldırırdı.
Deniz Kuvvetleri :Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarında gittilkçe genişleyince, donanmaya olan ihtiyaç artmış, bu dönemde gemi ihtiyacı Karesioğulları Beyliği’nden sağlanmıştı. 1390 yılında Gelibolu’nun alınması ile ilk tersane burada kurularak, denizcilik yolunda ilk adım atılmıştı.
Zamanla donanmaya sahip bir takım Türk beyliklerinin de Osmanlı topraklarına katılması ile yavaş yavaş ilerde kurulacak olan büyük donanmanın çekirdeği oluşturulmuştur. Osmanlı donanması özellikler Yıldırım Bayezit zamanında gelişme göstermiş, İstanbul’un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan 400 parçalık donanma ile Osmanlı Devleti’nin o dönemde denizlerdeki rakipleri; Cenevizliler ve Venediklilerle boy ölçüşebilecek düzeye gelmişti.
Fatih döneminde donanma güçlenmesine rağmen Venediklilere karşı denizlerde önemli bir başarı sağlanamamıştı. Osmanlı donanmasının en mükemmel olduğu yıllar Kanuni Sulatn Süleyman dönemiydi. Bu dönemde, Piri Reis gibi ünlü denizcilerin yanında Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Seydi Ali Reis, Oruç Reis gibi kişilerin Osmanlı Devleti’ne katılması ile donanma Akdeniz’de Avrupa donanmalarından üstün bir hale gelinmişti. Bu üstünlük 1539’deki Preveze Deniz Savaşı ile perçinlenmiş Akdeniz Türk gölü haline gelmiştir. Osmanlı donanması Kanuni döneminin hemen sonra Kıbrıs’ın fethini takiben, 1571 yılında İnebahtı’da bozguna uğramışsa da, kısa sürede 250 parça donanmayı denize indirebilmişti. Donanmanın başındaki kişiye Kaptan-ı Derya denirdi.
Osmanlı Ekonomisi
Maliye: Maliye işlerine defterdar bakardı. Rumeli defterdarına başdefterdar denir. Devletin gelirleri hazinede toplanır. Hazine-i amire; devlet hazinesi, Hazine-i has; padişah hazinesidir. İlk Osmanlı bütçesi, I. Murat zamanında Çandarlı Kara Halil Paşa’nın tavsiyesi üzerine hazırlandı. Osmanlı Devleti’nde en önemli gelir kaynağı halkın ödediği vergilerdi. Ödenilen vergiye göre halk re’aya ve askeri olamak üzere iki sınıfa ayrılırdı.
Gelirler: Osmanlı Devleti’nin diğer gelir kaynakları; gümrük vergisi, avarız vergisi, ganimetlerin beşte biri, savaş tazminatları, maden, tuzla ve ormanlardan elde edilen gelirler ve ağnam vergisidir.
Giderler:Osmanlı Devleti’nin giderleri; ordu, donanma ve asker maaşları, cülüs bahşişleri, savaş masrafları, bayındırlık hizmetleri ve ulemanın maaşlarıydı.
Mültezim: Mültezim, vergiyi devlete peşin öder. Yıllıklı eyaletlerde, iltizam (açık artırma) yoluyla aldığı bölgenin vergisini Devlet güvencesinde toplar.
Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerilemesinde rol oynayan en önemli etken; gelir ve giderlerdeki dengesizlikti.
Vergiler: Vergiler, şer’i ve örfi vergiler olmak üzere ikiye ayrılırdı.
A-Şer’i vergiler: (Tekalif-i Şerriye)
Şeriatın yani İslam hukukunun emrettiği vergilerdi. Öşür, haraç, cizye, gümrük-maden ve ormanlardan elde edilen gelirlerle ganimetlerin 1/5’i
Öşür vergisi : Üreticiden ürünün onda biri oranında ayni olarak, alınan vergidir.
Harac vergisi : Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslimlerden, ellerindeki topraklara karşılık alınan vergidir.
Cizye vergisi : Baş vergisi tabiriyle, gayrimüslimlerden her haneden yetişkin erkek başına alınan vergidir.
Zekat : Zengin müslümanlardan malı oranında alınan vergidir.
B-Örfi Vergiler:(Tekalif-i örfiye)
Tüccar,esnaf ve imalatçıdan alınır. Bağlı beylik ve devletlerden alınan vergiler ve avarız vergisi (Olağan üstü durumlarda alınan vergi) (Avarız vergisi, 2.Beyazıt zamanında sürekli olmuştur.)
Çift Bozan : Toprağının belirli bir süre boş bırakan köylüden alınan vergidir.
Çift vergisi : Toprak sahiplerinden mülkü oranında alınan arazi vergisidir.
Mücerred vergisi : Re’ayanın yetişkin bekar ve erkeklerinden, tarım yapacak herhangi bir yere sahip olmadıkları takdirde alınan vergidir.
Bennak vergisi : Mücerred’in evlenmesi durumunda alınan vergidir.
İspenç : Çift vergisi gibi, Hristiyanlardan alınan arazi vergisidir.

Osmanlı Devleti’nde Para ve Fiat Hareketleri
Sikke: Osmanlı Devleti’nde genel kullanımdaki madeni paraya denir.
Akçe : Gümüş sikke demektir. Akçe’nin altından olanınaysa sikke-i hasene denir. Osmanlı Devleti’nde ilk bakır akçe Osman Bey zamanında bastırıldı. Orhan Bey zamanında akçe gümüş olarak bastırıldı. 2.Mehmet döneminde altın sikke bastırılmıştır.XVIII. Yüzyılda sikke ile birlikte altın ve kuruş kullanılmaya başlandı. Abdülmecit zamanında 1840 ilk kağıt para (Kaime) bastırıldı. 1848 yılında yirmi kuruş değerinde Mecidiye bastırıldı.
Darphane : Sikke basılan yere verilen addır.
Osmanlı Toplumu :Toplumun en üst makamı ve otorite sahibi padişahtı. Halk askeri ve reaya olmak üzere iki ana gruba ayrılırdı.
Askeri : Görevleri gereği vergi vermeyen, devlet memurları, saray halkı, seyfiyye, ilmiyye kalemiye gibi gruplardı.
Re’aya : Vergi vermekle yükümlü, şehirli, köylü ve göçebe halktı.
Seyfiyye : Askeri sınıftı. Sadrazam, vezir, subaşı, tımarlı sipahi bu sınıftandı.
İlmiyye : İlimle uğraşan sınıf olup, kadı, imam ve medrese hocası gibi adlar alırlardı.
Kalemiye : Üst seviyedeki bürokratlara verilen isimdi.
Osmanlı Devleti’nde toplum ırk esaslarına göre değil, düşünce ve inanç temellerine göre sınıflandırılmıştı.
Re’aya sınıfının en önemli kuruluşu esaf teşkilatı olan “Loncalar” dı.
Eğitim ve Öğretim :Eğitim ve öğretim “nakli” ve “akli” ilimler olmak üzere ikiye ayrılırdı.
Nakli ilimler : İslam dinine dayanan ve temeli Kur’an-ı Kerim olan, tefsir, hadis, kelam ve fıkıh gibi bilimler.
Akli bilimler : Matematik, tıp, kimya, felsefe, tarih ve astronomi gibi bilimler.
Enderun : İlk defa II. Murat zamanında kuruldu. Enderun’a başlangıçta hristiyan teb’adan devşirme sistemi ile toplanan gençler alınırdı. Enderun’a daha sonra Müslüman çocuklarda alındı.
Medrese : Osmanlı Devleti’nde eğitim ve öğretimin bel kemiğini oluşturan kuruluştur. Osmanlı Devleti’nde ilk medrese İznik’de Orhan Bey zamanında kuruldu.
Medrese eğitiminin ilk aşaması Sıbyan (Mahalle) Mektebiydi. Medreseler, 1924 yılında çıkartılan bir kanunla kapatıldı.
Sanat :Güzel sanatlar alanında çinicilik, minyatür, hat, seramik, mimari ve müzik ilerlemişti. Osmanlı Devleti’nde resim ve heykel dini açıdan yasaklandığı için bu sanatlar gelişme göstermemiştir. Bu nedenle mimariye ağırlık verilmiştir. Resim ve heykel İslamiye öncesi putlara tapınmayı hatırlatabileceği düşüncesiyle yasaklanmıştı.
Çinicilik Osmanlı Devleti’nin en ileri olduğu güzel sanat dalıydı. Osmanlı Devleti’nde resim yerine minyatür sanatı gelişmiştir. Hat sanatı da Osmanlı Devleti ile birlikte zirveye ulaştı. Osmanlı Devleti’nde mimari denince de akla Mimar Sinan ve onun eserleri gelir.
COĞRAFİ KEŞİFLER: Pusulanın bulunması, gemiciliğin ilerlemesi, coğrafya bilgisinin ilerlemesi, cesur gemicilerin yetişmesi, çeşitli sınıfların zengin olma isteği coğrafi keşiflere neden olmuştur. Osmanlı, zengin ve konumu iyi olduğu için coğrafi keşiflere iştirak etmedi. Coğrafi keşifler sonucunda; Asya ticareti ümit burnuna kaydı. Osmanlı ve İslam ülkeleri ekonomik kayıplara uğradı. Portekiz ve ispanya ilk sömürgeleri kurdular.Burjuva sınıfı doğdu. Sanayi devriminin ön koşulları oluştu. Keşiflerin ana nedeni: İspanya ve Portekizin Akdeniz ticaretinden faydalanamamasıdır.
RÖNESANS: İtalyada başlayıp avrupaya yayılan bilim vs. alanındaki gelişme ve değişmelere Rönesans denir. Soylularla halk arasında farklılık ve çelişki arttı. Hümanizm ve pozitif düşünce gelişti. Dinsel konular tartışmaya açıldı. Bilim teknik gelişti.
REFORM: Almanyadan başlayan dinsel nitelikli hareketleri reform denir. Alman kilisesi papaya bağlı. Martin Luter incili ilk defa tercüme etmiştir. Reform sonucunda yeni mezhepler ortaya çıkmıştır. Protestan, kalvenizm, algini kalvenizm… Katolik kilisesi kendi içinde reform yaptı. Laik eğitime geçildi. Yeni mezheplerden dolayı yeni tarikatlar çıktı. Mezhep savaşları başladı.

YÜKSELME DÖNEMİ ( 1453 – 1579 ): Bu dönem; 1453 yılında Fatih’in İstanbul’u almasıyla başlar. 1579 yılında Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümüne kadar sürer. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Basra’dan Viyana’ya, Kırım’dan Cezayir’e kadar uzanan bir imparatorluk haline gelmiştir. Bu dönemde Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi padişahlar ve büyük vezir Sokullunun başarıları göz kamaştıracak değerdedir.
FATİH DÖNEMİ (2.Mehmet)  (1451-1481) : 1453’te istanbulu alarak başkent yaptı. Ortodoks kilisesinin varlığı sürdürülmüştür. Veziri (çandarlı’yı) idam ettirdi. Kul kökenlilere vezirlik verilmeye başlandı. Veziri azam padişahın mutlak vekili oldu. Arnavutluk, Sırbistan ve Bosna Osmanlı eğemenliğine geçti. Belgrat dışında tüm sırbıstan alındı. Mora adasını alarak despotlukları yıktı. Eflak üzerinde Osmanlı egemenliği kesinleşti. 1467 Bosna krallığı yıkıldı. Arnavutluk Osmanlı devletine katıldı. Cenevizlilerden Amasra alındı. İsfendiyaroğulları beyliğine son verildi. 1466 Konya ve karaman alındı. 1461 yılında Trabzon Rum İmparatorluğunu da sona erdirdi. 1473 yılında Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Uzun Hasan’ın kurduğu Akkoyunlu Devleti ortadan kaldırıldı. Anadolun’nun hakimiyeti tam olarak sağlandı.   Anadolu tamamen Türkleştirildi.
İstanbul’un Fethi
Nedenleri ve Hazırlıkları
İstanbul’un Fethinin Nedenleri 1. Osmanlı toprak bütünlüğünün sağlanmak istenmesi. 2. Bizans’ın Balkanlar’da bulunan Osmanlı topraklarına asker sevkinin engellenmek istenmesi. 3. Bizans’ın Osmanlı taht kavgalarını desteklemesi. 4. Hz. Muhammed’in fethi teşvik edici hadisi. 5. İstanbul’un dünya ticaret yolları üzerinde bulunan önemli bir kent olması
Fetih Hazırlıkları :Hıristiyan aleminin Bizans’a yardım etmesini engellemek için bazı Avrupa ülkeleri ile antlaşmalar yapıldı. Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı yapıldı. Bu hisarın yapılma nedeni Balkanlar’dan karadeniz yolu ile yapılabilecek yardımları kesmek ve Boğazları kontrol altında tutmaktır. 400 parçalık bir donanma meydana getirildi. Muslihiddin, Saruca Sekban ve Macar Urban’a büyük kuşatma topları döktürüldü.
İstanbul’un Fethi (1453) :Bizans İmparatorluğu İstanbul şehri ile civardaki birkaç kasabaya hakim bir durumdaydı. Bizans elindeki donanmayı Haliç’e çekerek, Haliç’in ağzını zincirle kapattı. İstanbul, hem karadan hem de denizden çok sağlam surlarla çevrilmişti. 6 Nisan 1453 sabahı kuşatma başladı. 21-22 Nisan gecesi 72 parça donanma karadan Haliç’e indirildi. 29 Mayıs 1453 sabahı İstanbul’a girildi.
İstanbul’un Fethinin Türk Tarihi Açısından Önemi :1. İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti yapıldı. 2. Fetih ile Osmanlı Devleti için için İmparatorluk dönemi başladı. 3. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü sağlandı. 4. Dünya ticaret yollarının önemli noktası Osmanlıların eline geçti. Bu durum Akdeniz ve Karadeniz ticaretinde etkili olan Venedik ve Ceneviz’e zarar verdi. 5. İstanbul’da bulunan Ortodoks Kililsesi’nin koruyuculuğu Osmanlıların eline geçti. Böylece Osmanlı Ortodoksların lideri konumuna gelmiştir. Bu kilisenin denetim altına alınması, Hristiyan birliğini parçalama amacı taşımaktadır.
İstanbul’un Fethinin Dünya Tarihi Açısından Önemi :1. İstanbul’un fethi ile Orta Çağ kapandı, Yeni Çağ başladı. 2. Doğu Roma imparatorluğu sona erdi. 3. Savaş toplarının üstünlüğü anlaşıldı, sur ve kalelerin önemi azaldı. 4. Feodalizmin yıkılış süreci hızlanmış oldu. 5. İstanbul’un Türkler’in eline geçmesi üzerine Avrupalılar yeni ticaret yolları aramaya başladı. Bu durum Coğrafi Keşifler’in zorlayıcı nedenini oluşturdu.
Anadolu’daki Fetihler :İlk önce 1459’da Cenevizliler’den Amasra alındı. 1460 yılında Candaroğulları Beyliği’ne son verildi. 1461’de Trabzon Rum İmparatorluğu ortadan kaldırıldı. Böylece Büyük Selçukluların başlattığı Anadolu’yu Türkleştirme politikası tamamlandı. 1466’da Karamanoğulları Beyliği’nden Konya ve Karaman alındı.
Otlukbeli Savaşı (1473) :Osmanlılar ile Akkoyunlu Devleti arasında Anadolu’da egemenlik kurma mücadelesi bulunmaktaydı. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Karakoyunlu Devleti’ni yıkarak, Sivas’a kadar gelmişti. Candaroğulları ve Karamanoğlu beyleri de Uzun Hasan’a sığınmıştı. 1473 tarihinde yapılan Otlukbeli Savaşı ile Akkoyunlu Devleti yenildi. Bu savaş Akkoyunlu Devleti’ni zayıflatmış ve onun Şah İsmail tarafından yıkılmasına neden olmuştur.
Batıdaki Fetihler :1454 – 1459 arasında Sırbistan’a üç sefer düzenlendi, Sırbistan ele geçirildi. 1460’ta Mora despotları ortadan kaldırıldı. 1462 yılında Eflak, 1476 yılında da Boğdan Beyliği alındı. 1463 yılında Bosna, 1465’te de Hersek Osmanlı Devleti’ne bağlandı. Bu fetih hareketi ile Balkanlar’da siyasi birlik sağlanmıştır.
Denizlerdeki Fetihler :Ege’de 1456 yılında Taşoz, Bozcaada, Semadrek, ve Limni, 1462 yılında Midilli, 1470 yılında da Eğriboz adaları alındı. 1475 yılında Kefe, Azak ve Menküp kaleleri alınarak Kırım Osmanlı topraklarına katılıp Osmanalı’ya bağlı hanlık haline getirildi. Karadeniz Türk gölü haline geldi. Asya Türkleri ile temas sağlandı. 1480’de İtalyada otronto alındı. Venedik, istanbul’da elçilik bulundurma hakkını alan ilk devlettir.
Kırım’ın Alınması’nın Sonuçları : 1. Gedik Ahmet Paşa tarafından Kırım alındı ve Osmanlılara bağlı hanlık haline getirildi. 2. İpek Yolu’nun kontrolü tamamen Osmanlıların eline geçti. 3. Karadeniz bir Osmanlı gölü haline geldi. 4. Cenevizlilerin Karadeniz’deki etkinliğine son verildi. 5. Rusya’ya karşı tampon bölge yaratıldı ve Rusya’nın Karadeniz’e inişi bir süre engellendi. 6. Kırım’ın bağlı hanlık olmasıyla Osmanlılara savaşlarda asker ve ekonomik kaynak sağlandı.
Osmanlı-Venedik Savaşları (1463-1479) :Nedeni : Osmanlı Devleti’nin İstanbul, Ege Adaları , Amasra, Kırım, Mora Yarımadası ve Yunan Adaları’nı elegeçirmesi ile Venedik ve Cenevizlilerin ticari darbe yemesi.
Sonuçları : Venediklilerin denizde, Osmanlılar’ın ise karada üstün olması nedeniyle taraflar birbirine üstünlük sağlayamadı. Venediklilerin barış istemesi sonucu 1479’da Venedik Antlaşması imzalandı. Fatih’in Venediklilere kapitülasyon vermekle ulaşmak istediği amaçlar şunlardır: Birincisi ticareti canlandırmak ikincisi ise Avrupa Hristiyan birliğini parçalamaktır.
Otranto Kuşatması (1480) :1. Büyük bir imparatorluk kurmak isteyen Fatih’in, Batı Roma topraklarına sahip olmak istemesi. 2. Avrupa’ya yapacağı seferlerde önemli bir üs kazanmak istemesi 3. Roma’ya ulaşarak Katolik kilisesini denetleyip Avrupa Hristiyan Birliği’ni parçalamak istemesi.
Sonuçları : 1. 1480’de Otranto şehri ve kalesi, Napoli Krallığı’ndan alındı. 2. Fatih’in ölümünden sonra Otranto Napoli Krallığı tarafından ele geçirildi.
Fatih Kanunnamesi :Sınırların genişlemesi ve ihtiyaçların artması üzerine düzenlenmişti.
İki bölümden oluşur :
Birinci Bölüm : Şehzadelerin hükümdar olması ile ilgilidir. Burada kardeş katli yasallaşmış ve şehzadelerin sancaklara gönderilmesi zorunlu tutulmuştu.
İkinci Bölüm : Devlet memurlarının görev ve sorumluluklarıyla ilgilidir. Ayrıca bağlı beylik sistemi uygulamaya geçirilmiştir. Sadrazamlar Divan toplantılarına başkanlık etmeye başlamıştır.

II.BEYAZIT DÖNEMİ (1481-1512) : 1481 yılında Fatih’in yerine geçti. İmparatorlukta bu dönemde önemli gelişme olmadı.

Cem Sultan Olayı Fatih’in ölümü üzerine Amasya sancağında bulunan Bayezit devşirmelerin desteğiyle tahta geçti. Konya sancağında bulunan ve Türkmenlerin desteklediği Şehzade Cem bunun üzerine taht mücadelesine başladı. Memluklerin’de desteklediği Cem Sultan, Bursa’yı aldı ve adına para bastırıp hutbe okuttu. 1481’de Yenişehir Ovası’nda yenilen Cem, Konya’ya kaçtı. II. Bayezit’in gönderdiği kuvvetlere yenilen Cem Sultan, önce Mısır’da Memlüklülere, ardından da Rodos şövalyelerine sığındı. Yıllarca Avrupa’da dolaştırılan Cem Sultan, 1495 yılında Napoli’de öldü. Cem Sultan’ın Avrupalılara sığınması Osmanlıların bu iç sorununu uluslararası bir sorun haline getirdi. II. Bayezit Cem’i ellerinde tuttukları için Papalığa -1495’te Cem Sultan’ın ölümüne kadar- vergi ödedi. Bu dönemde İspanyolların saldırısına uğrayan Beni Ahmer Devleti’ne destek gönderilemedi.
Osmanlı-Memluk İlişkileri :Osmanlı-Memluk ilişkileri II. Bayezit Dönemi’nde tamamen gerginleşti. Memluk sorunu ileride kesin bir şekilde Yavuz Sultan Selim tarafından çözümlenecektir. Fatih Dönemi’nde Memlüklüler, Osmanlı Devleti’nin Hicaz su yolları teklifini reddetmiş ve Dulkadiroğulları Beyleri arasında çıkan iç çekişmelere karışmıştı. Memlükler, Cem Sultan’ı ve Karamanoğlu Beyi’ni de himaye etmişti. II. Bayezit 1485 ve 1491’de Memlükler üzerine sefere çıktı. Bu savaşlar genel olarak Osmanlıların aleyhine sonuçlandı. Ramazanoğulları Beyliği alındı.
Osmanlı-Venedik İlişkileri :1499’da Venediklilerin elinden İnebahtı, Modon ve Koron alındı. Navarin Limanı Osmanlıların eline geçti. Karadeniz kıyılarında Kili ve Dinyester Irmağı’nın ağzında bulunan Akkerman kaleleri alındı.
Osmanlı-İran İlişkileri :1501’de Akkoyunlu Devleti toprakları üzerinde Safavi Devleti kuruldu. Safavi hükümdarı Şah İsmail, Anadolu ve çevresinde Şii birçok taraftar topladı. Doğu Anadolu’da Şahkulu Baba Tekeli tarafından Şii kökenli bir ayaklanma çıkarıldı ve bastırıldı. II. Bayezit’ın izlediği gevşek politika ve devlet işlerinden iyice elini çekmesi, Şehzade Selim’i kızdırdı. Selim, 1512’de Osmanlı tahtına geçti.

I. SELİM ( YAVUZ SULTAN SELİM ) (1512-1520)   : Yeniçeri desteğinde tahta çıkan ilk padişahtır.1514 yılında Şah İsmail’in ordusunu Çaldıran Savaşı’nda yenerek, Safevi Devleti’ni ortadan kaldırdı. Amacı, bütün müslümanları bir bayrak altında toplamaktı. 1516 Mercidabık, 1517 Ridaniye Savaşlarından sonra Memlük Devleti ortadan kaldırıldı. Yavuz, bu savaşların ardından Mısır, Hicaz be birçok Arap ülkesinin tek hakimi oldu. Ayrıca Mısır seferinden sonra HALİFELİK de Osmanlı sultanlarına geçti.  
I. Selim (Yavuz) Dönemi Çaldıran Savaşı (1514) :Doğu Anadolu’ya sahip olmak isteyen Şah İsmail bölgedeki Şii Türkmen aşiretlerini Osmanlı’ya karşı ayaklandırıyordu. Yavuz İran seferi öncesi Dulkadiroğlu Alaüddevle’den yardım istedi fakat isteği reddedildi. 1514’te Osmanlı orduları İran ordularını Çaldıran Savaşı’nda yendi. UYARI : Yavuz Sultan Selim Trabzon sancağında valilik yaparken Şah İsmail’le savaşmış ve Şah İsmail’in savaş taktiğini öğrenmiştir. Bu savaş sırasında Osmanlılar hareketli topları kullanmışlardır. Bu durum, teknolojik ilerlemenin savaşların sonucunu nasıl etkilediğini göstermektedir. Bu savaş Osmanlı Devleti’ne Doğu Anadolu’yu kazandırdı. Şah İsmail kaçtığı için Safavi Devleti yıkılamadı. Tebrize kadar olan bütün topraklar Osmanlı Devleti’nin eline geçti. Şii sorunu geçici olarak çözümlendi ve Doğu Anadolu güvenlik altına alındı. Safavi hazinesi Osmanlı hazinesine aktarıldı.
Turnadağ Savaşı (1515) :Yavuz’un Çaldıran Savaşı öncesi Dulkadiroğullarından istediği yardım reddedilmişti. Yavuz, Çaldıran zaferinden sonra 1515 yılında Dulkadiroğulları’nı yendi ve bu beylik yıkıldı. Turnadağ Savaşı sonunda Maraş, Mardin, Elbistan ve Diyarbakır Osmanlı topraklarına katıldı. Anadolu’da siyasal birlik tamamlanmış oldu.
Mısır Seferi :Yavuz’un İran seferi sırasında Şah İsmail ile Memlüklüler Osmanlı’ya karşı bağlaşma yapmıştı. Yavuz, 1516 yılında Mısır üzerine sefere çıktı. 1516 yılında Mercidabık Savaşı ile Memluk ordusu bozguna uğratıldı. Mercidabık zaferi ile Osmanlı Devleti, Suriye ve Filistin’i ele geçirdi. Yavuz Sultan Selim, 1517 yılında tekrar Mısır seferine devam etti.
Rıdaniye Savaşı ve Memlük Devleti’nin Yıkılışı :Kansu Gavri’nin yerine geçen Tomanbay Osmanlıları Mısır’dan atmak istiyordu. 1517 yılında yapılan Ridaniye Savaşı ile Mısır Ordusu bir kez daha yenildi. Rıdaniye Savaşı sonunda Memlük Devleti yıkıldı ve Mısır Osmanlı hakimiyeti altına alındı.
Mısır Fethi’nin Sonuçları :1. Memlük Devleti yıkıldı. 2. Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı topraklarına katıldı. 3. Doğu Akdeniz Osmanlı hakimiyetine girdi. 4. Kutsal Topraklar (Mekke ve Medine) Osmanlı hakimiyetine girdi. 5. Kutsal emanetler ve Mekke ile Medine’nin anahtarları Yavuz’a yollandı. 6. Halifelik makamı Osmanlılara geçti. Halifelik böylece Kureyş kabilesinden çıkarak Osmanlı soyuna geçti. Ayrıca Osmanlı’nın teokratik yapısı tamamlandı. 7. Memlük hazinesi, İstanbul’a getirildi. 8. Kıbrıs adasını ellerinde bulunduran Venedikliler, Osmanlı’ya vergi ödemek zorunda kaldı. 9. Baharat yolu Osmanlıların eline geçti. Bu durum Osmanlılar için büyük bir ekonomik kazançtır. Ancak Portekizliler Ümit Burnu’ndan Hindistan’a ulaştığı için Osmanlılar buradan kazanç sağlayamadı.
I. Selim (Yavuz) Dönemi Genel Özelliği :Türk ve İslam alemini tek bir çatı altında toplamaya çalıştı. Sadece doğu ülkelerine seferler düzenlendi. Bunun nedeni; Yavuz’un Türk-İslam devletlerini tek çatı altında birleştirmek istemesi ve devlet bütünlüğünü sarsacak tehlikeyi Doğu’da görmesiydi. İlk celali ayaklanmaları bu dönemde görüşmüştür.

SÜLEYMAN (KANUNİ) (1520-1566):Yavuz’dan sonra başa Süleyman geçti. Tarihçiler en parlak dönem olarak, Kanuni Sultan Süleyman dönemini belirlerler. Bu dönemde Avrupa’da en geniş sınırlara erişildi. 1522 yılında kazanılan Mohaç Zaferi Osmanlıların Avrupa’daki etkinliğini artırdı. 1535 yılında Fransa ile Kapitülasyon adı verilen ticaret anlaşması yapıldı. 1535’te kanuninin Fransızlara verdiği kapitilasyonlar 1.Mahmut zamanında sürekli sürekli olmuştur 1840.) Ancak bu anlaşma, Osmanlı Devletinin ekonomik gelişmesi bakımından çok zararlı oldu. Bu dönemde Osmanlı donanması denizlerde büyük hakimiyet kurdu. Barbaros Hayrettin Paşa büyük deniz zaferlerine imza attı. Kuzey Afrika fethedildi. Kanuni Sultan Süleyman, kanunları ve zaferleriyle büyük bir ün kazandı.
I. Süleyman (Kanuni) Dönemi İç ayaklanmalar :Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde güçlü devlet otoritesi sayesinde saltanat kavgaları olmamış, ancak bir takım iç isyanlar çıkmıştı. İlk isyanı 1520 yılında Şam valisi Camberd Gazali çıkarmıştı. 1524 yılında sadrazam olamadığı için ikinci vezir Ahmet Paşa isyan etti. 1526 Yozgat civarında, vergi yüzünden Baba Zennun isimli bir şafi isyan etti. 1527 yılında da, Şiiliği yayma iddiasıyla Kalenderoğlu isyan etti. İlk iki isyan Memlük devletini kurma, son ikisi ise Aleviliği yayma amaçlı yapılmıştır.
Batıya Yapılan Seferler :Batı’da en zor rakip Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu idi. Şarlken Avusturya ve Macaristan’ı da yanına çekti. Fransa bu ittifaka karşı cephe aldı. Kanuni, Şarlken’e karşı Fransa kralı I. Fransuva’yı destekledi. Fransızlara kapitülasyonlar verildi.
Belgrat’ın Fethi (1521) ve Mohaç Meydan Savaşı (1526) :Macaristan’ın Balkan milletlerini Osmanlı’ya karşı kışkırtması ile 1521’de Macaristan’a sefer düzenlendi. 1521’de Osmanlı ordusu Belgrat şehrini ele geçirdi. Kanuni, 1526 yılında Macaristan’a bir sefer daha düzenledi. 29 Ağustos 1526’da Mohaç Meydan Savaşı ile Macar Ordusu bozguna uğratıldı. Osmanlı Ordusu Macaristan’ın başkenti Budin’i (Budapeşte) ele geçirdi. Macaristan toprakları Osmanlı Devleti’ne katıldı. Bu durum Macaristan toprakları üzerinde emelleri olan Avusturya’yı rahatsız etmiş, böylece Osmanlı Avusturya savaşları başlamıştır.
I. Viyana Kuşatması (1529) :Osmanlı Devleti 1522’de Macaristan’ı fethetmişti. Şarlken ve Avusturya Arşidük’ü Ferdinand, Macaristan’dan Türkleri atmak istiyordu. 1529 yılında Ferdinand Macaristan’a saldırdı, Macar kralı Yanoş’da Kanuni’den yardım istedi. Osmanlı ordusu 1529 yılında tekrar Macaristan seferine çıktı. Avusturya topraklarına giren Osmanlı ordusu başkent Viyana’yı kuşattı fakat kış nedeniyle kuşatma kaldırıldı.
Almanya Seferi (1532) :Avusturya Arşidük’ü Ferdinand, İstanbul’a elçi göndererek kendisinin Macaristan kralı olarak tanınmasını istedi. İsteği reddedildi ve Ferdinand Budin’i işgal etti. Kanuni, yeniden Macaristan seferine çıktı ve Almanya içlerine kadar ilerledi. Karşısına çıkan kimse olmayınca İstanbul’a döndü. Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında 1533 İstanbul Antlaşması imzalandı.
Macaristan Seferi :1533 İstanbul Antlaşması’na rağmen 1540’ta Macar kralı Yanoş’un ölmesi üzerine Kral Ferdinand, Avusturya Macaristan topraklarında hak iddia ederek tekrar Budin’i işgal etti. Kanuni 1541 yılında Macaristan topraklarına yeniden girdi. Avusturyalıları Macaristan’dan attı. Macaristan’ın Osmanlılar tarafından alınan bölgesi Budin Eyaleti adıyla Osmanlı topraklarına katıldı. I. Süleyman, Macaristan’ı ele geçirdiği zaman iç işlerinde serbest dış işlerinde Osmanlı’ya bağlı duruma getirmişti. Fakat bu durumda Macaristan üzerinde tam bir egemenlik sağlanamamış, Avusturya vakit kaybetmeden Macaristan topraklarını işgal etmişti. Bunun üzerine I. Süleyman Macaristan’ı Budin ve Temeşvar eyaleti bir de Erdel Beyliği olarak üçe ayırdı. Böylece Macaristan doğrudan merkeze bağlandı. Kanuni, 1566’da Avusturya üzerine tekrar bir sefer düzenledi ve Zigetvar Kalesi’ni aldı. Zigetvar seferi Kanuni’nin son seferidir. Bu savaş esnasında ölmüştür. Askerlerin morali bozulmasın diye ölümü bir süre gizlenmiştir.
Kapitülasyonlar; Fransa’ya Kapitülasyonların Verilmesinin Siyasal Nedenleri :Kanuni’nin, Avrupa’da Şarlken’e karşı giriştiği mücadelede, Fransa’yı yanına çekmek istemesi. Kanuni’nin Avrupa Hristiyan birliğini parçalamak istemesi. Avrupa’da bir bağlaşık elde etmek isteği. Fransa ile 1535 tarihinde bir antlaşma imzalandı.
İran Seferleri (1533-1555) ve (1533-1547-1553) Amasya Antlaşması Nedenleri :1. Kanuni’nin daha çok Batı’ya sefer yapıp, Doğu’yu ihmal etmesi. 2. İran’ın Şiilik propagandasına devam etmesi. 3. İran’ın Bağdat, Basra ve Basra Körfezi civarında yaşayan Sunni halka baskı yapması ve halkın Kanuni’den yardım istemesi. Kanuni, 1533-1553 (1533-1547-1553) tarihleri arasında İran üzerine topam üç sefer düzenledi. Bu seferlerde başarı sağlanamadı. Çünkü seferlerde İran şahı Osmanlı Padişahının karşısına çıkmadı. 1555 yılında İran ile Amasya Antlaşması imzalandı.
Amasya Antlaşması (1555) :Bu antlaşma ile Erivan, Tebriz, Bağdat ve Doğu Anadolu Osmanlılara bırakılmıştı. Amasya Antlaşması İran ile Osmanlı arasında imzalanan ilk resmi antlaşma oldu.
Deniz Seferleri; Rodos’un Fethi (1522) :Rodos Adası’nda St. Jean Şövalyeleri hüküm sürmekteydi. Rodos adası, Papalığın Doğu Akdenizdeki ileri karakolu görevini yapmakta idi. Şövalyeler Müslüman ticaret gemilerine saldırmakta ve Hristiyan korsan gemilerine yataklık yapmaktaydı. Rodos Adası, 1522 yılında fethedildi. Barbaros hayrettin paşa ve Cezayir Osmanlı himaseyine girdi.
Cezayir’in Alınması :Kanuni, Şarlken’i Akdeniz’de zor duruma düşürmek için Cezayir Beyi Barbaros’u İstanbul’a davet etti. Barbaros, Kaptan-ı Derya olarak Osmanlı donanmasının başına getirildi. Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir’i Osmanlı Devleti’ne hediye etti ve Cezayir savaşsız Osmanlı himayesine geçmiş oldu. Barbaros Cezayir’e beylerbeyi olarak atandı.
1537 korfu kuşatması ve 1538 Preveze Deniz Savaşı : Avrupalılar Osmanlı’nın Akdeniz’deki üstünlüğüne son vermek amacıyla Papa’nın önderliğinde Haçlı donanması hazırladılar. Haçlı donanması Andre Dorya komutasında, Osmanlı donanması ise Barboros Hayrettin Paşa komutasındaydı. 27 Eylül 1538 tarihinde meydana gelen Preveze Deniz Savaşı’nda Barbaros Haçlı donanmasını bozguna uğrattı. Bu savaşla Akdeniz egemenliği tamamiyle Osmanlıların eline geçti. Akdeniz Türk gölü haline geldi. Venedik savaş tazminatı ödedi. 1543 Fransızlara yardım edildi, Nis alındı. Turgut Reis Trablusgarpı aldı ve beylerbeyi atandı. 1553’te Korsika adası alındı.Cerbe savaşında ispanyayı yendi. Cerbe alındı. Cerbe savaşı ikinci büyük deniz savaşı ve zaferidir. Batı Akdeniz ve Kuzey Afrikada hakimiyet sağlanmıştır.
Hint Seferleri :Portekizliler Ümit Burnu yolunu keşfederek Hint Okyanusu’na ulaşıp, bu bölgeyi ele geçirerek hem Hindistan’ı ekonomik açıdan kullanmak, hem de Hristiyanlığı yaymak istemişti.Portekizliler aynı zamanda Müslüman ticaret gemilerine ve hacca giden Müslüman gemilerine zarar vermeye başlamıştı. Hindistan’daki Gücerat Müslümanları Kanuni’den yardım istemişti. Osmanlılar 1538-1553 yılları arasında Hindistan’a dört sefer düzenledi. Osmanlılar Hindistan’a yaptıkları bu seferlerde başarı gösteremediler. Bunun nedenleri : 1. Osmanlıların bu seferlerde siyasi veya ekonomik amaç taşımamaları. 2. Dönemin devlet adamlarının Hindistan’ın ekonomik önemini kavrayamaması. 3. İç denizlere göre yapılmış Osmanlı gemilerinin, Okyanus’ta Portekiz Donanması ile başedememesiydi. Sonuçta; yemen, aden alındı. Basra körfezi ve kızıldeniz’de Türk hakimiyeti sağlandı.
II. SELİM: Kanuni’den sonra başa geçti. Fakat yönetim uzun süre Osmanlı veziri Sokullu Mehmet Paşa’nın elinde kaldı. Sokullu, bilgi ve tecrübesiyle Kanuni’yi aratmadı. 1571 yılında Kıbrıs fethedildi. Lehistanla iyi ilişkiler kurularak, Osmanlıların Avrupa’daki üstünlükleri daha da güçlendirildi. 1579 yılında Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükselme Devri sona erdi.
Sokullu Mehmet Paşa Dönemi (1564-1579) :Sokullu Mehmet Paşa; Kanuni, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde sadrazamlık yaptı. Bu dönemde 1568’da Sakız Adası Cenevizliler’den alındı. 1569 Endonezya seferi. 1570 yemen isyanının bastırılması Yemen’in egemenliği sağlandı. 1571’de İnebahtı Savaşı’nda Haçlı donanmasına yenildi. 1571 yılında Venediklilerden Kıbrıs Adası alındı. Sokullu bu fethin arkasından kendisini ziyarete gelen bir Venedik elçisine şu sözleri söylemişti; “Ziyaretinizin sebebini anlıyorum, İnabahtı yenilgisinin üzerimizdeki etkisini anlamaya çalışıyorsunuz. Fakat unutmayın ki, biz sizden Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kestik. Halbuki siz donanmamızı yakmakla bizim sakalımızı traş etmiş oldunuz. Kesilen kol yerine gelmez. Lakin traş edilen sakal eskisinden daha gür çıkar. 1574 Tunus İspanyollardan alınarak Osmanlı topraklarına katıldı. Lehistan 1575’te Osmanlı himayesine girdi. 1577’de Fas Portekizlilerden alındı. İngilizlere ticari imtiyazlar sağlandı. 1568 Avusturya, 1578 İngilizlere kapitilasyonlar verildi. Fransızlara verilen kapitilasyonlar genişletildi.
Sokullu Mehmet Paşa’nın Projeleri : Sokullu sadrazamlığı süresince Doğu Avrupa Türkleri ile Kafkasya bölgesini Osmanlı Devleti’ne bağlamak istedi. Don ve Volga Irmaklarını bir kanalla birleştirerek, Karadeniz’den Hazar’a geçmeyi planladı. 1579 yılında Süveyş Kanalı’nı açmayı düşündü, böylece, Hindistan ve Endonezyadaki Müslümanlara yardım etmeyi planladı. Sokullu 1579 yılında hançerlenerek öldürüldü, projeleri de uygulamaya konulamadan yarım kaldı.
DURAKLAMA DÖNEMİ 1579 – 1699:
Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümünden, ilk kez toprak kaybedilen Karlofça Antlaşmasına kadar geçen döneme tarihimizde “Duraklama Dönemi” denir.
Duraklamanın çeşitli nedenleri vardır.Bunları; İç nedenler ve Dış nedenler diye iki grupta toplayabiliriz.
İÇ NEDENLER : a) Kanuni’den sonraki padişahlardan çoğunun yetersiz olması, b) Orduda eski disiplin ve düzenin bozulması c) Devlet kasasının gittikçe boşalması, d) Değerli kişilerin yerine, iltimaslı ve rüşvet verenlerin devlet memurluklarına getirilmesi.
DIŞ NEDENLER : a) Avrupa ülkelerinin teknik yöneden gelişmesi, b) Komşu ülkelerin askerlik alanında ileri gitmeleri.    
Duraklama Dönemi Duraklamanın Nedenleri
A. İç Nedenler :
1. Merkezi Yapıdaki Bozulmalar :
Padişahlık Makamının Bozulması :I. Ahmet ile birlikte şehzadelerin sancak eğitimi uygulaması kaldırıldı, şehzadeler sarayda kapalı bir hayat yaşamaya başladı. Saraya kapanan şehzadelerin ruhsal yapılarında bozulmalar görüldü. III. Mehmet; son kez sancağa çıkan Osmanlı padişahıdır.I. Ahmet Dönemiyle hanedanın en yaşlı üyesi tahta geçmeye başladı. I. Ahmet, sancağa çıkmadan tahta çıkan ilk padişahdır.
Sadrazamalık Makamının Bozulması :Sadrazam padişahtan sonra en etkili olan ikinci kişi idi. Sadrazamlar, önceleri eğitim ve tecrübelerine göre seçilirken, daha sonraki dönemlerde rüşvet ve iltimas yolu ile göreve gelmişlerdi. Duraklama Dönemi’nde 61 sadrazam göreve gelmiştir. Duraklama Dönemi’nde yeteneksiz kişiler sadrazamlık görevine getirildi. Bu durum halkın devlete olan güvenini azalttı, isyanların çıkmasına neden oldu.
Saray Kadınlarının Yönetime Katılması :Kimi padişahların zamansız ölümü üzerine geride tahta geçecek çocuk yaşta kişiler kalıyordu. Veraset sisteminden dolayı çocuk da olsa bu kişi tahta geçebiliyordu. Bu çocuk hükümdarların tahta geçmesi ile anneleri devlet yönetiminde etkili olmaya başlıyordu. Kadınların devlet işlerinde etkinliği Kanuni Dönemi’nde Hürrem Sultan ile başladı. Valide Kösem Sultan ve Turhan Sultanla devam etti. Duraklama Dönemi’nde IV. Murat’ın annesi Kösem Sultan ile, IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan yönetimde oldukça etkili olmuşlardı. Zamanla saray kadınları devlet adamlarının atanmasında da söz sahibi oldu. Bu da bilgi ve beceriden yoksun kişilerin iş başına gelmesine neden oldu.
2. Orduda Meydana Gelen Bozulmalar; Yeniçeri Teşkilatındaki Bozulmalar :Askeri kanun ve geleneklere saygı gösterilmemeye başlandı. Yeniçerilerin ve Kapıkulu Ocağı’nın bozulması ile orduya olan güven kayboldu. Kanun-i Kadim’e aykırı askere alım işlemleri yapılmaya başlandı. Yeniçeri Ocağı’na usülsüz asker kaydeden ilk padişah III. Murat’tır. Devşirme sistemi bozuldu. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı sık sık ayaklanmaya başladı. Merkeze her istediklerini yaptırabilen Yeniçeriler, bazan padişahları bile tahttan indirmişti.
Eyalet Ordusundaki Bozulmalar :XVII. yüzyılda Tımar dağıtımındaki adaletsizlik ve haksızlık Eyalet ordusunun itibarını zedeledi. Dirlik araziler askerlikle ilgisi olmayan kişilere verilmeye başlandı. Yükselme Dönemi’nde Eyalet Ordusu Yeniçeri Ocağı’na karşı önemli bir denge unsuruydu. XVII. yüzyılda eyalet askerlerinin sayısının azalması ile, Yeniçeri Ocağı güç kazanmış ve devlet yönetiminde Ocağın etkinliği artırmıştır. Bir kısım dirlik arazi de peşin vergi amacıyla iltizama çevrildi.
Donanmadaki Bozulmalar : Osmanlı donanması Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde en üst düzeye ulaşmış, Barbaros Hayreddin Paşa’nın ölümüyle de giderek önemini kaybetmişti. Denizcilikle ilgisi olmayan kişiler kaptan-ı deryalığa getirilmişti.
Ekonomideki Bozulmalar :Savaş ganimetlerinin azalması. Uzun süren ve genelde yenilgiyle sonuçlanan savaşlar. Eskisi gibi yabancı devletlerden vergi ve hediye alınamaması. Artan saray masrafları ve devlet ihtişamına paralel olarak lüks ve israfın artması. Sık sık padişah değişiklikleri yüzünden ödenen cülus bahşişleri. Tımar sisteminin bozulması. Kapıkulu askerlerinin sayısının artması.
Eğitimdeki Bozulmalar :Osmanlı Eğitim sistemi Avrupa’nın oldukça gerisinde kalmıştı. Osmanlı Devleti’nde en önemli eğitim kurumu medreselerdi. Medreselerin başında bulunan ulemalar gelişmeye ayak uyduramadı. Medreselerde zamanla pozitif bilimler askıya alındı. Medrese eğitimi yapmamış bir çok insana diploma ve ve rütbe verildi. Yeni doğmuş çocuklara müderris ünvanı verilerek beşik uleması zümresi meydana geldi. Ulemalar zamanla askerle birlike isyanlara katılıp saraya hücum etti.
Toplum Yapısındaki Bozulmalar Siyasi, sosyal ve ekonomik yapının bozulması ile Anadolu’da Celali İsyanları çıktı. Celali isyanları ile merkezi otorite tamamen sarsıldı. İsyanların artması üzerine Anadolu’da yaşayan halk şehirlere göç etmeye başladı. İsyanların bastırılmasında kullanılan yöntemler, halkla devletin arasının açılmasına neden oldu.
B. Dış Nedenler :
İmparatorluğun Doğal Sınırlarına Ulaşması :Osmanlı Devleti, XVI. yüzyılın sonunda yaklaşık 20 milyon kilometre kare sınır ve 100 milyon nüfus ile en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Üç kıtaya yayılan bu sınırların korunmasında zorluk çeken Osmanlı Devleti, bazen birçok cephede savaşıyor ve bu nedenle mevcut gücü bölünüyordu.
Avrupa’da Merkezi Krallıkların Kurulması :Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi’nde Batı’da çok rahat ilerledi, çünkü Avrupa’da derebeylik rejimi (küçük kırallıklar) hüküm sürmekteydi. XV. yüzyıl ile birlikte Avrupa’da güçlü merkezi krallıklar kuruldu. Avrupa, XV. ve XVI. yüzyıllarda Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform ile önemli adımlar atmış, Osmanlı Devleti’nde ise aynı gelişmeler görülmemişti.Bu dönemde ülke çeşitli isyanlarla sarsıldı. Yeniçeri askerleri de çeşitli bahanelerle sıkça ayaklandılar. En önemlisi Genç Osman’a karşı yapılan ayaklanmadır. Bu dönemde II.Osman (Genç Osman) ve IV.Murat ile sadrazam Tarhuncu Ahmet Paşa ve Köprülüler durumu düzeltmek isteyen kimselerdir.
II. OSMAN :14 yaşında padişah oldu. İleri görüşlüydü. Devletin durumunu düzeltmek istiyordu. Lehistan seferinde ordunun bozulmuş olduğunu gördü. İstanbul’a dönünce orduyu düzeltmek istedi. Bu disipline dayanamayan Yeniçeriler ayaklanarak, Genç Osman’ı öldürdüler.
IV. MURAT: 12 yaşında padişah oldu. Çok akıllı, cesur ve kararlı bir hükümdardı. Orduya düzen verdi. Anadolu’daki ayaklanmaları bastırdı. Maliyeyi düzeltti. Bu dönemde Kasr-ı Şirin barışı ile bugünkü Türkiye – İran sınırı belirlendi.
SULTAN İBRAHİM: Tutarsız hareketlerinden dolayı saltanat önemli sarsıntılar geçirdi. Köprülü Mehmet Paşa ve Fazıl Ahmet Paşa bu dönemin ünlü sadrazamlarındandır.  Bu dönemde Avusturya ile önemli savaşlar oldu. II. Viyana kuşatması bozgunla sonuçlandı. Bu bozgunun ardından Lehler, Venedikliler, Avusturyalılar ve Ruslarla savaşmak zorunda kaldılar. 15 yıl süren bu savaşların ardından 1699 yılında Karlofça Antlaşmasını imzalamak mecburiyetinde kaldılar. Bu antlaşma, Osmanlı tarihinde bir dönüm noktasını teşkil eder. Osmanlılar ilk kez bu anlaşmadan sonra toprak kaybettiler. Bu toprak kaybı Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar devam etti. Bundan sonra “Gerileme Devri” başladı.
XVII. Yüzyıl Siyasi Tarihi
Osmanlı-İran Savaşları
III. Murat Dönemi (1577-1590) :III. Murat, 1579’da İran şahı Tahmasb’ın ölümü ile ortaya çıkan taht kavgalarından faydalanarak İran üzerine sefere çıktı. Osmanlı Ordusu, Hazar Denizi’ne kadar ilerledi fakat, 1590’da İranlılar’ın barış İstemesi Üzerine Ferhat Paşa Antlaşması imzalandı. 1590 Ferhatpaşa anlaşması ile Osmanlı doğudaki en geniş sınırlarına ulaşmış oldu. Bu antlaşma ile Azerbeycan, Luristan, Gürcistan ve Dağıstan Osmanlılara bırakıldı. Osmanlı İmparatorluğu, bu antlaşma ile doğuda en geniş sınırlara ulaşmış oldu.
I. Ahmet Dönemi (1603-1611) :Nedeni : Osmanlı Devleti’nin Batı’da Avusturya ile savaşta bulunmasını ve Anadoludaki Celali İsyanlarını fırsat bilen İran’ın Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne verilen yerleri geri almak istemesi. Şah Abbas, 1603’te Tebriz ve Erivan’ı alarak Diyarbakır ve Musul’a kadar ilerledi. Osmanlı başarısız oldu. 1611 yılında Nasuh Paşa Antlaşması imzalanarak bu savaşa son verildi.
Nasuh Paşa Antlaşması (1611) :1. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, Ferhat paşa Antlaşması ile aldığı toprakları geri verdi. 2. İran her sene Osmanlı Devleti’ne ikiyüz deve yükü ipek verecekti. 1611 yılında Nasuh Paşa Antlaşması Osmanlı Devleti’nin elde ettiği toprakları geri verdiği ilk antlaşmadır.
I. Mustafa Dönemi (1617-1618) :Nedeni : İran’ın antlaşmalarda verdiği sözü tutmayıp Osmanlı Devleti’ne söz verdiği ekonomik yükümlülüğü yerine getirmemesi. 1617-1618 tarihleri arasında devam eden bu savaşlarda önemli bir çatışma olmadı, 1618’de İran ile Serav Antlaşması imzalandı. 1618 yılında imzalanan Serav Antlaşması ile Nasuh Paşa Antlaşması’nın koşulları her iki ülke tarafından da yeniden kabul edildi.
IV. Murat Dönemi (1622-1639) : Nedeni : İran’ın hile ile Bağdat’ı işgal etmesi. IV. Murat, İran’a iki sefer düzenledi. Bu seferler sonunda Revan ve Bağdat’ı tekrar ele geçirdi. 1639 yılında İran ile Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı ve altmış yıldır süren İran savaşları sona erdi.
Kasr-ı Şirin Antlaşması (1639) :1. Azerbaycan ve Revan İran’a bırakıldı. 2. Bağdat Osmanlı Devleti’ne bırakıldı. 3. Zağros Dağları iki ülke arasında sınır oldu. 1639 yılında İran ile Kasr-ı Şirin Antlaşması ile XVII. yüzyıl Osmanlı-İran savaşları sona erdi ve bugünkü Türkiye-İran sınırı büyük ölçüde çizildi.
Osmanlı-Lehistan Savaşları
Genç Osman Dönemi (1618-1622) Nedeni : Lehistan’ın Boğdan’ın iç işlerine karışması. Genç Osman 1618 yılında Lehistan seferine çıktı. Leh ordusunu yendi ve Hotin Kalesi’ni kuşattı. Bu sefer, yeniçerilerin gevşek davranması üzerine, 1621 yılında Hotin Antlaşması imzalanarak son buldu.
Hotin Antlaşması (1621) :1. Lehliler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacaktır. 2. Lehistan, Kırım Hanı’na 40 bin düka altını vergi olarak ödemeye devam edecektir. Hotin seferi’nde Yeniçerilerin yetersizliği anlaşılmış ve ilk defa Genç Osman, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak istemişti.
IV. Mehmet Dönemi (1672-1676) :Nedeni : Lehistan’ın, Türk himayesinde bulunan Ukrayna Kazakları’nın iç işlerine karışması. Osmanlı ordusu 1672’de Lehistan seferine çıktı. Lehliler birçok defa yenildi ve 1676’da Bucaş Antlaşması imzalandı.
Bucaş Antlaşması (1676) :a) Ukrayna Osmanlıların koruması altında kalacak. b) Podolya Osmanlılara verilecek c) Lehistan her sene vergi ödeyecek 1672 Bucaş Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına toprak kattığı son antlaşmadır(Podolya). Bu antlaşma ile Osmanlı İmaparatorluğu Batı’da en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Lehistan Diyet Meclisi, Bucaş Antlaşması’nın vergiyle ilgili üçüncü maddesini kabul etmedi. Savaş yeniden başladı. Osmanlılar vergiyle ilgili maddeyi kaldırınca 1676 yılında Bucaş Antlaşması yenilendi. 1669 Köprülü Fazıl Ahmet Paşa giritin fethini tamamladı.
Osmanlı-Venedik Savaşları (1645-1669) :
Nedeni : Venediklilerin Osmanlı ticaret gemilerine saldırması ve Osmanlı Devleti’nin Girit Adası’nı almak istemesi. 1645’te Girit yüzünden Osmanlı-Venedik savaşları başladı. 25 yıl alınamayan Kandiye Kalesi’nin alınması ile Venedikliler barış isteğinde bulundu.
Osmanlı-Avusturya Savaşları (1593-1606) Nedeni : 1. Avusturya ile Osmanlı arasındaki sınır mücadelesi. 2. 1593 tarihinde Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa’nın Avusturyalılar tarafından pusuya düşürülerek öldürülmesi
III. Murat Dönemi’nde Avusturya savaşları başladı. 1573 yılında Estergon ve Kanije kalelelerini Avusturya’ya kaptırdı. III. Mehmet Dönemi’nde Avusturya’dan Eğri Kalesi alındı. 1596’da Haçova Savaşı ile Avusturya ordusu bozguna uğratıldı. 1596’da Estergon ve Kanije Kaleleri geri alındı. İran sorunu ve Celali İsyanları yüzünden Osmanlı Devleti barış istedi ve 1606’da Zitvatorok Antlaşması imzalandı.
Zitvatorok Antlaşması (1606) :1. Eğri, Kanije ve Estergon Kaleleri Osmanlılarda kalacaktır. 2. Avusturya Kuzey Macaristan topraklarını elinde tuttuğu için her sene Osmanlılara ödediği vergiyi artık ödemeyecektir. 3. Avusturya bir defaya mahsus olmak üzere savaş tazminatı ödeyecektir.4. Avusturya arşidükası protokol bakımından Osmanlı padişahına denk olacaktır. Not : 1533 İstanbul Antlaşması’na göre Avusturya arşidükası Osmanlı sadrazamına denkti. Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu Orta Avrupa’daki üstünlüğünü kaybetmiş, Avrupadaki devletlerle eşit seviyeye gelmişti.
Osmanlı-Avusturya Savaşları (1622-1664) :Avusturya’nın Erdel Beyliği iç işlerine karışması. 1662’de Avusturya seferine çıkan Osmanlı ordusu Uyvar, Zerinvar ve Novigrat kalelerini aldı. Bu savaşlar 1664 yılında imzalanan Vasvar Antlaşması ile son buldu.  
Vasvar Antlaşması (1664) :a) Uyvar ve Novigrat kaleleri Osmanlılara bırakılacak, Zerinvar Avusturya’da kalacaktır. b) Erdel Osmanlı Devleti’nde kalacak, Osmanlı Devleti ve Avusturya, Erdel’den askerlerini çekecektir. c) Avusturya, Osmanlıların Erdel Beyi adayını tanıyacaktır. d) Avusturya savaş tazminatı ödeyecektir. Bu antlaşmadan sonra Avrupalılar, Osmanlıların eski gücünü kazandığını zannederek büyük bir paniğe kapılmıştı.
II. Viyana Kuşatması (1683) Nedenleri : 1. Koyu katolik olan Avusturya’nın, Protestan Macarlara baskı yapması, 2. Macarların Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dan yardım istemesi. 1682’de Osmanlı Devleti Avusturya’ya savaş ilan etti. 1683’te Avusturya üzerine sefere çıkıldı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1683’te Viyana’yı kuşattı. Kutsal ittifak haçlı ordusunun yardıma gelmesi üzerine Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bozguna uğradı.
Bozgunun nedenleri : II. Viyana bozgunu ile, Kosova Savaşı’ndan sonra Avrupa’da taarruza geçen Osmanlılar, artık savunmaya geçmiştir. 2.Viyana bozgunu 1922’de Sakarya savaşında durdu. Osmanlıları Avrupa’dan atmak amacıyla “Kutsal İttifak” oluşturulmuştur. 1. Merzifonlu’nun deneyimli komutan ve devlet adamlarının sözünü dinlememesi 2. Merzifonlu’nun şehrin yağmalanmasına izin vermemesi, 3. Viyana’nın güçlü surlarla çevrili olması, 4. Kırım Hanı’nın zamanında yardım göndermemesi.
Kutsal Bağlaşma ve Savaşlar (1683-1699) Nedeni : Osmanlı Devleti’nin Viyana önünde bozguna uğraması ve bu fırsattan yararlanmak isteyen Hristiyan Avrupa’nın Papa’nın önderliğinde kutsal ittifak kurarak, Türkleri Avrupa’dan atmak istemesi. Avusturya, Macaristan ve Erdel’i alıp Bulgaristan’a girdi, Osmanlı Devleti ile Haçlı ittifakı arasında 1683’te dört cephede savaş başladı. Lehistan, Podolya ve Boğdan’ı, Venedik, Mora ve Dalmaçya’yı aldı. 1687 yılında II. Süleyman, 1695’de de II. Mustafa tahta geçti. Yenilgilerin devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.
Karlofça Antlaşması (1699) :Avusturya, Lehistan, Venedik ve Osmanlı Devleti arasında imzalandı. 1. Temeşvar ve Banat Yaylası dışında kalan bütün Macaristan ve Erdel Avusturya’ya verildi. 2. Hırvatistan’ın bir bölümü Avusturya’ya verildi; Sava ırmağı sınır oldu. 3. Podolya ve Ukrayna Lehistan’a verildi. 4. Dalmaçya kıyıları ve Mora, Venedik’e verildi. Korint Osmanlılarda kaldı. 5. Antlaşmanın süresi 25 yıl olacak ve Avusturya’nın garantisinde bulunacaktı. Rusya, Karlofça Antlaşması imzalanırken iki yıllık bir ateşkes imzalamış ve barışa yanaşmamıştır. Amacı Kırım’a doğru ilerlemektir. Ancak, Avrupalı Devletlerin baskısıyla 1700’de antlaşma masasına oturmuştur. Osmanlılar, 1699 Karlofça ve 1700 İstanbul Antlaşmaları’yla (azak kalesi Ruslara verilmiştir) ilk defa toprak kaybına uğradı. Osmanlı Devleti’nde Gerileme Dönemi Başladı.
XVII. ve XVIII Yüzyıl Osmanlı Kültür ve Uygarlığındaki Değişmeler
Merkez Teşkilatındaki Değişmeler :XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde padiah otoritesi ve merkezi yönetim zayıflamıştı.
Hükümet otoritesinin zayıflamasından faydalanan bazı kimseler, tımar ve zeametleri kendi tasarruflarına geçirip, sipahileri dirliksiz bıraktığı için sipahi ordusunun önemi kaybolmuştu.
Avrupa’da silah teknolojisinin gelişmesi üzerine, tımarlı sipahiler, savaşlarda yetersiz kaldı, bu nedenle tüfekli kapıkulu askerlerinin sayısı artırıldı.
Tımarlı sipahiler ikinci dereceye düştü. XVII. ve XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde tımar sistemi çöktü.
Kapıkulu askerlerinin sayısının artması üzerine devlet bu askerlere ulufe yetiştirmekte zorlandı. Sayısı giderek artan Kapıkulu askerleri devlete hükmeder hale geldi.
Yönetimde padişah otoritesi azaldığı için sadrazamlar güçlendi. XVIII. yüzyıldan itibaren Divan, Bab-ı Ali (Sadrazam Kapısı) denilen yerde toplanmaya başladı.
Taşra Teşkilatındaki Değişmeler :XVII. ve XVIII. yüzyılda taşra teşkilatında uygulamada bir takım değişiklikler yaşandı. Tımar sisteminin bozulması ile taşra teşkilatı önemini kaybetti. Eyaletler ve sancaklarda, arpalık usulü denilen bir yolla yüksek dereceli memurlar görevlendirilmeye başlandı. Eşraf ve Ayanlar taşra teşkilatı yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar. Devletin önemli gelir kaynağı olan tımar sisteminin önemini yitirmesi üzerine, yeni yeni vergi türleri uygulamaya konulmuş, eski vergiler artırılmıştı.
Toplumdaki Değişmeler :XVI. yüzyılda dünyada yaşanan nüfus artışı Osmanlı Devleti’nde de görüldü. 1554’ten itibaren dirlikler, Kapıkulu Askerleri’nin eline geçmeye başladı. Böylece; bir takım köy zenginleri ortaya çıktı.
Coğrafi Keşifler ile Avrupa’da değerli maden birikimi oldu. Avrupa parasının Osmanlı pazarlarına sürülmesi ile yıpranmış olan Osmanlı ekonomisi iyice sarsıldı. XVI. ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde fiyat artışları görüldü. Anadolu’da yer yer büyük Celali İsyanları başladı.
Yönetim Kadrosundaki Değişmeler :Kalemiyye sınıfı diğer askeri zümrelerin önüne geçti. ReisülKütaplık sadrazamlığa giden yol haline geldi. XVIII. yüzyılda Osmanlı devlet adamları, devleti çağa uydurmak amacıyla yani reform yapmak amacıyla yabancı uzmanlardan yararlanmaya başladı. XVIII. yüzyıl ile birlikte Osmanlı Devlet yöneticileri devşirme sistemi ile iş başına gelmemeye başladı. Ayan ve eşraf, Celali isyanlarında, kiracı ya da tahsildar olarak tımar sahiplerinin yerini aldı. XVII. yüzyıldan itibaren tımarların iltizama verilemsi ve yeni vergi türlerinin getirilmesi ile ayan ve eşrafın yönetimdeki gücü arttı. Ayan ve eşrafların güçlenmesi ile XVII. ve XVIII. yüzyılda merkezi otoritenin zayıflaması yüzünden devlet, güç kazanan ayanlarla işbirliği yapmak zorunda kaldı ve ayanların iktidardaki etkisi arttı.
Ekonomideki Değişmeler :Osmanlı Devleti’nde Kuruluş ve Yükselme döneminde etkili olan tımar sisteminin XVI. yüzyılda bozulması ile tarımsal üretim azaldı. Avrupa’da meydana gelen Sanayi Devrimi ile üretim arttı ve ürünler ucuzladı. Osmanlı pazarına giren ucuz mallar, küçük atölyelerin kapanmasına yol açtı. Kanuni döneminde Fransa’ya verilen kapitülasyonlar, 1740 yılında daha da genişletildi, bu nedenle iç ve dış ticaret Avrupalıların eline geçti. Osmanlı ekonomisinin bozulmasında, gelir ve gider dengelerinin bozulması, tımar sisteminin önemini kaybetmesi, miri toprakların mukata’aya çevrilmesi etkili oldu. 1775’te mukata’aların yıllık karlarının paylara ayrılarak bu payların satılması demek olan Esham Usülü uygulanmaya başlandı. XVIII. yüzyılda tek hazine uygulaması bırakılarak, İrad-ı Cedit, Tersane, Darphane Hazinesi gibi yeni hazineler kuruldu.
Kültür Alanındaki Değişmeler :XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı kurumları Batı örneklerine göre düzenlenmeye başlandı. Değişim, 1718-1730 Lale Devri’nde iyice arttı. Lale Devri’nde, Avrupa’ya gönderilen geçici elçiler sayesinde, Avrupa Uygarlığı hakkında bilgi toplandı. Matbaanın kullanılmaya başlanması ile düşünce hayatında canlılık belirdi. Edebiyatta, yerli söyleyiş olgunlaştı, halk anlatımlarına önem verilmeye başlandı.
Eğitim ve Öğretim Alanındaki Değişmeler :XVI. yüzyılda medreselerde, pozitif bilimlere ikinci derecede önem verildi. Din eğitimi ön plana çıkarıldı. Mederese ile ilgisi olmayan kişilere müderrislik ünvanı verilmeye başlandı. Bu şekilde işbaşına geçen ulemanın, kendi çocuklarına müderrislik ünvanı vermeye başlaması ile beşik uleması denilen sınıf ortaya çıktı. Lale Devri ile matbaa kullanılmaya başlandı. 1734’te Hendesehane, 1773’te Mühendishane açıldı. 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun açıldı.1795’te Mühendishane-i Berr-i Hümayun’un kuruldu
XVII. Yüzyıl İç İsyanları
İsyanların Genel Nedenleri :1. XVII. yüzyıl ile birlikte idari, askeri ve mali yapının bozulması 2. Merkez ve taşra yönetiminin bozulması ile devlet otoritesinin zayıflaması 3. Eyaletlerde yaşanan denetim güçlüğü
4. Beylerbeyi ve sancak beylerinin bu yüzyılda yapılan savaşların uzun sürmesi ile yönetmek zorunda kaldıkları topraklarda bulunması 5. Tımar sisteminin dejenere olması nedeniyle üretimin azalması, fiyatların artması, dolayısı ile ekonominin bozulması. 6. Ordu ve memurların disiplinsizliği yüzünden halkın devlete karşı güveninin zedelenmesi.
İstanbul İsyanları
Özellikleri :1. XVII. yüzyılda meydan gelen İstanbul isyanlarının elebaşları Yeniçeriler ve sipahilerdi.
2. İsyanların çıkmasında bazı devlet adamları ve saray kadınlarının rolü de vardı. 3. Bazı isyanlar ulema sınıfı ve halk tarafından da desteklendi. 4. İsyanların temel nedeni, kapıkulu askerlerine verilen ulufelerin gecikmesi ya da değeri düşük akçe ile ödenmesi, cülus bahşişinin kimi zaman dağıtılmamasıdır. 5. Ordudaki bozulmanın temel nedeni Kapıkulu ocaklarına kural dışı asker alınması. 6. İsyancılar zamanla her isyanda istediklerini elde etmeye başladılar. “Ocak devlet içindir.” anlayışının yerini “Devlet ocak içindir.” anlayışı aldı.
Önemli İsyanlar :1589 yılında, III. Murat zamanında yeniçeri ulufelerinin düşük ayardan ödenmesi üzerine isyan çıktı. Sarayı basan yeniçeriler defterdarı öldürdüler.
1620 yılında, Hotin seferi sonunda disiplinsiz davranışlarından rahatsız olduğu için yeniçeri ocağını kaldırmayı planlayan Genç Osman’a karşı isyan eden yeniçeriler sarayı basıp II. Osman’ı tahttan indirerek Yedikule Zindanları’nda boğdular.
IV. Mehmet döneminde, ulufelerin zamanıda ödenmediğini ve saray adamlarının devlet işlerine karıtığını öne süre sipahiler isyan ettiler.
Padişahtan sarayda bulunan otuz devlet adamının idamını istediler. İdam edilen bu kişilerin cesetleri Sultanahmet Meydanı’nda bir çınara asıldı. 1656 tarihinde meydana gelen bu olay “Vaka-yı Vakvakiye” olarak bilinir.
Her isyanda istediklerini yaptıran askerler, önemli bir güç durumuna geldiler. İstanbul’da huzur ve güvenlik bozuldu.
Anadolu (Celali) İsyanları
Özellikleri :1. Miri topraklarının iltizama çevrilmesi sonucu daha önce sipahilerin elindeki dirlik gelirlerinin hazineye aktarılması. 2. Taşradaki yöneticilerin halka zulmetmesi ve devlet gelirlerinin artırılması için vergilerin yükseltilmesi 3. Rüşvetin yaygınlaşması ile taşra yönetimine alakasız kişilerin atanması 4. Savaşların uzun sürmesi ile taşrada görevli yöneticilerin görev yerlerine dönememesi 5. Avarız vergisinin toplanamaması 6. Hakkı yenen devlet adamları ve işsiz kalan medrese öğrencileri ile leventlerin isyanlara katılması
Önemli İsyanlar
Karayazıcı İsyanı : Haçova Savaşı’ndan kaçarak Anadolu’ya gelen Karayazıcı, ortamın elverişli olmasıyal Urfa dolaylarında isyan etti. İsyanı Sokullu Mehmet Paşa bastırdı.
Deli Hasan isyanı : XVII. y.y’da Osmanlı Devleti’nin Avusturya savaşları ile uğraşmasını fırsat bilerek isyan etti. İsyan bastırıldı.
Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve TavilAhmet de isyan ettiler fakat isyanları bastırıldı.
1622 yılında Genç Osman’ın öldürülmesiyle kanını dava eden Erzurum valisi Abaza Mehmet Paşa ve Sivas Valisi Vardar Ali Paşa isyan etti. Bu isyanlar da bastırıldı.
Anadolu’da çıkan Celali isyanları, Anadolu’nun yakılıp yıkılmasına sebep oldu. Ekonomik hayat durgunlaştı, üretim azaldı, köyden kente göç başladı.
Eyalet İsyanları :Eyalet isyanlarının öncülüğünü, bu eyaletlerin başındaki hanedena üyeleri, ya da bu beyliklerin başında bulunan beyler yaptı. Osmanlı Devleti’nden ayrılıp bağımsız olma ve ya yeniçerilerin halktan keyfi vergiler toplaması nedeniyle isyan ettiler.
XVII. yüzyıl eyalet isyanlarının en önemlileri; Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi bağlı eyaletlerle, Yemen ve Bağdat gibi Arap eyaletlerinde çıkan isyanlardır.
Bu isyanlar sonunda devletin eyaletlerdeki etkisi azaldı. Vergilerin toplanması imkansızlaştı. İsyanların bastırılmasında şiddet ve kullanılması, eyalet halkında Osmanlı yönetimine karşı güvensizlik başlamasına neden oldu.
XVII. Yüzyıl Islahatları
I. Ahmet Islahatları :Şehzadelerin sebep olduğu ayaklanmaları önlemek için şehzadelerin sancağa gönderilmesi geleneğini kaldırdı. “Kafes Hayatı” uygulamasını başlattı. “Ekber ve erşet” (en yaşlı ve en olgun) olan haneden üyesinin başa geçmesi kuralını getirdi.
Kuyucu Murat Paşa Islahatları :I. Ahmet dönemi sadrazamlarındandır. Ülkede asayişi yeniden sağlamak ve Anadolu’da devlet otoritesini kurmak amacıyla askeri yöntemlerle düzeltmeler yaptı. Anadolu Celali İsyanları’nı bastırmada, isyanın nedenlerini aramadan, korku ve şiddet yayarak, düzen sağlamaya çalıştı. Celali İsyanları’nı bastırmışsa da, isyanın nedenlerini ortadan kaldırmadığı için başarılı olamadı ve ölümü üzerine isyanlar yeniden başladı.
II. Osman Islahatları :Fatih Dönemi’nden beri devam eden padişahların saray dışından bir kızla evlenmemesi geleneğini yıkarak, saray dışından evlendi. 1620 yılında yapılan Lehistan Seferi’nde aksaklıklar gördüğü için Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak istedi. 1622 yılında Yeniçeriler, ulemanın da desteğini alarak isyan çıkardı. Genç Osman, Yeniçeriler tarafından Yedikule zindanlarında boğularak öldürüldü.
Kemankeş Mustafa Paşa Islahatları :Padişah İbrahim döneminde vezirlik yaptı. İlleri yeniden kaydettirerek gelirlerini tespit etti. Piyasada bulunan ayarı düşük paraları kaldırarak, sikkenin yeniden değer kazanmasını sağladı. Uzun süredir dağıtılmayan Yeniçeri ulufelerinin dağıtılmasını sağladı.
IV. Murat Islahatları :1623 yılında 11 yaşında padişah oldu. Başlangıçta devlet yönetimi Yeniçeri Ağaları ve valide sultanların elindeydi. Develet yönetimini eline alan IV. Murat, şiddete dayalı bir yönetim uyguladı. Yeniçeri ve sipah ağalarını ortadan kaldırdı. İçki ve tütünü yasakladı, meyhaneleri kapattı, gece sokağa çıkılmasını engelledi. Yönetim ve askeri yapıdaki bozulmalarının nedenini anlayabilmek için, Koçi Bey’e bir rapor hazırlattı.
Tarhuncu Ahmet Paşa Islahatları :IV. Mehmet dönemi sadrazamıdır. Devlet bütçesini düzeltti. Bütçe açığının saray masraflarından kaynaklandığını ortaya çıkararak, ilk defa saray masraflarında kısıtlamaya gidildi. Sokullu Mehmet Paşa’dan sonra denk bütçeyi hazırlayan ikinci kişi oldu.
Köprülüler Dönemi
Köprülü Mehmet Paşa Islahatları :IV. Mehmet dönemi sadrazamıdır. Sadrazamlığa şu şartlarla gelmişti;
-Saray, devlet işlerine karışmayacak, -Devlet işleriyle ilgili alacağı kararlar saray tarafından kabul edilecek,
-Devlet memurları ile ilgili atamalar ve azletmeler kendi kontrolünde olacak,
-Hakkında şikayet olursa savunması alınacak, daha sonra karar verilecek.
İlk önce iç işlerini ele alarak huzur ve asayişi sağladı. XVII. yüzyıl Osmanlı-Venedik savaşları sırasında ablukaya alınan Çanakkale Boğazı’nı kurtardı. Erdel Beyi Rakoçi ve Abaza Hasan Paşa isyanlarını bastırdı. Devlet otoritesini sağlarken şiddet ve zora başvurdu.
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Islahatları :IV. Mehmet dönemi sadrazamı ve Köprülü Mehmet Paşa’nın oğludur. İlk olarak Erdel yüzünden Avusturya’ya savaş açtı. 1669 yılında Girit alındı. 1672 yılında Bucaş Antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti’ne Sokullu Devri’ni bir ölçüde yaşatan Fazıl Ahmet Paşa da, devlet otoritesini sağlamada şiddete başvurmadı.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Islahatları :IV. Mehmet dönemi sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa’nın evlatlığı ve damadıdır. 1683 yılında Viyana’yı kuşattı fakat bu II. Viyana Kuşatması başarısızlıkla sonuçlandı. II. Viyana Kuşatması’nda başarısızlığı görüldüğü için idam edildi. Bu dönemden sonra Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi’ne girdi.
Köprülü Fazıl Mustafa Paşa Islahatları :1683 yılında II. Viyana yenilgisinin ardından Avrupa devletleri birleşerek Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçti. II. Süleyman dönemi sadrazamıdır. Fazıl Mustafa Paşa, yönetim, askeri ve mali alanda ıslahat yaparak devletin iç işlerini halletti. 1691 yılında Avusturya üzerine sefere çıktı fakat sefer sırasında vurularak öldü.
Amcazade Hüseyin Paşa Islahatları :1697 yılında Osmanlı Devleti Zenta’da Avusturya’ya yenildi. II. Süleyman dönemi sadrazamı ve Köprülü Mehmet Paşa’nın yeğenidir. 1699 yılında imzalanan Karlofça ve 1700 yılında imzalanan İstanbul Antlaşmaları ile Osmanlı Devleti ilk defa toprak kaybetti. Köprülü Sülalesi’nin iş başında olduğu dönem, Osmanlı Devleti’nin Duraklama içinde Yükselme Dönemi’ni yaşadığı yıllar oldu.
XVII. Yüzyıl Islahatlarının Özellikleri : 1. Baskı ve şiddet kullanılarak merkezi otoritenin yeniden sağlanmasına çalışıldı. 2. Devleti gerilemeye götüren sorunların kökenine inilmediği için başarısız olundu. 3. Avrupa’nın etkisi görülmedi. 4. Yükselme Dönemi yeniden canlandırmaya çalışıldı. 5. Islahatlar devlet politikası haline gelmediği için, ıslahatcıların kişiliğine bağlı kaldı, onların ölümü ile devlet düzeni eski halini aldı. 17.yy ıslahatlarında batının etkisi yoktur. Sorunların nedeninden ziyade sonuçları üzerinde durmuşlardır. Islahatlar askeri nitelikte ve genellikle çıkan isyanları önlemeye yöneliktir. Devlet politikası olmamış, kişilere bağlı kalmıştır.
GERİLEME DÖNEMİ 1699 – 1792
Osmanlı İmparatorluğu 1699 yılında imzaladığı Karlofça Antlaşması ile ilk kez toprak kaybetti. Bu tarihten itibaren de “Gerileme Devri’ne” girilmiş oldu. Bu dönemde Ruslarla, Avusturyalılarla ve Venediklilerle  savaşıldı. Yenilmek ve toprak kaybetmek Osmanlılara çok ağır geldi. Hazırlıksız yapılan savaşlar  yeni yenilgilere sebep oldu.
Edirne Olayı :II. Mustafa (1695-1703) 1699 Karlofça Antlaşması’ndan sonra Edirne’ye çekilip, devlet yönetimini Feyzullah Efendi’ye bırakıp, kendini av ve eğlenceye vermişti. Bu durumdan memnun olmayan ve Edirne’nin başkent olacağı söylentilerine inanan bir grup İstanbul’da isyan etti. Asiler 1703 yılında Edirne’ye yürüyüp Feyzullah Efendi’yi idam ettikten sonra, II. Mustafa’yı tahttan indirerek, yerine III. Ahmet’i tahta geçirdi. 3.Ahmet isyan sonucu tahta çıkarılmış isyanla tahttan indirilmiştir.
  III. AHMET: II. Mustafa’dan sonra padişah olan III. Ahmet, Osmanlı hazinesini doldurmaya çalıştı. Eski devlet otoritesini kurmak için çok uğraştı. Osmanlı gururunu kurtarmak istiyordu. Rusya’yı ve Avusturya’yı yenerek eski gücünde olduğunu ispatlamak istedi. Rus ordusunu Prut ırmağında sıkıştırdı. Karlofça Antlaşmasıyla Ruslar’a kaptırılan topraklar, 1711’de PRUT ANTLAŞMASI ile geri alındı. Venedik ve Avusturya ile yapılan savaşlar aynı sonucu vermedi. 1718’de imzalanan PASAROFÇA ANTLAŞMASI ile bir kısım topraklar da elden çıktı. III. Ahmet bu başarısızlıklardan sonra; savaşçı politikayı bırakarak, barışçı bir politika izleme gereğini duydu. Bu barış döneminde kültür, sanat ve bilim alanında bazı gelişmeler dikkati çekti. Bu dönemde ilk Türk basımevi açıldı. (1727) Kağıt fabrikası kuruldu. İtfaiye bölüğü oluşturuldu. Bununla beraber, saray ve çevresinin zevke, sefaya düşkünlükleri de dikkati çeken bir olaydı. Bu dönem lale çiçeğine olan düşkünlük nedeniyle “LALE DEVRİ” adını aldı. (1718 – 1730) Lale Devri, Patrona Halil isyanı ile sona erdi. Lale Devrinden sonraki savaşlar sonunda; 1739’daki Belgrat, 1744 yılındaki Küçük Kaynarca ve 1792’deki Yaş Antlaşmalarıyla Avrupalılara çok büyük topraklar verildi. Bu dönemde bazı iyi niyetli ve çalışkan padişahların da uğraşıları sonuç vermedi. I. Mahmut, III.Mustafa ve III. Selim’in bu iyi niyetli çalışmaları gerilemeyi önleyemedi. İmparatorluk yavaş yavaş dağılmaya doğru gitti.
Çar 1.Petronun Politikası: Rusyayı Avrupa devleti yapmak, Balkanları egemenliğine alarak bir taraftan baltık denizine, diğer taraftan akdenize inmektir. Bunun için Ortodoks Slavları (Panislavizm) kullandı.
XVIII. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti : Osmanlı Devleti, 1699’da imzalanan Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları ile kaybettiği toprakları geri alma siyaseti izledi.   Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması’ndan sonra sürekli toprak kaybetmesine rağmen uzun süre varlığını koruyabilmiştir. Bunun nedeni, Avrupa Devletleri arasındaki çıkar çatışmalarıdır. Osmanlı Devleti bu dönemde başarılı olamadı, toprak kazanmak yerine, yeni toprak kayıpları yaşadı. Osmanlı Devleti’nde “Gerileme Dönemi” 1792’de imzalanan Yaş Antlaşmasına kadar sürdü.
XVIII. Yüzyıl Dış Siyasal Gelişmeleri
Prut Savaşı ve Prut Antlaşması (1711) :Nedenleri : I. Petro’ya Poltova Savaşı’nda yenilen XII. Şarl’ın Osmanlı Devleti’ne sığınması üzerine Rusların Osmanlı topraklarına saldırması.1711′ de Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa Eflak’a girdi. Baltacı Mehmet Paşa’nın ileriyi göremeyen bir vezir olması ve çevresindekilerin paraya düşkün olması nedeniyle bu seferden istenilen sonuç alınamamıştır. Baltacı Mehmet Paşa’nın Rus ordusunu sıkıştırdığı bir sırada Rusya’nın barış istemesi üzerine Prut Antlaşması imzalandı. Bu Tarihte “Baltacı&katherine” vakası olarak bilinir. 1711 prut savaşı ile 1700 İstanbul anlaşmasıyla Ruslara verilen topraklar (azak kalesi ve çevresi) ve ayrıcalıklar alınmıştır. Katherina olayı ??
Osmanlı-Venedik, Avusturya Savaşları ve Pasarofça Antlaşması (1715-1718) :Nedenleri; Osmanlı Devleti’nin Karlofça Antlaşması ile kaybettiği Mora ve Dalmaçya kıyılarını tekrar ele geçirmek istemesi ve Venediklilerin Mora Rumlarına baskı yapması ile Mora Rumlarının Osmanlıdan yardım istemesi. Osmanlı Devleti, 1715 yılında sadrazam Ali Paşa Mora’yı yeniden aldı. Osmanlı Devleti’nin Korfu Adası’nı kuşatması üzerine Avusturya, Mora’nın tekrar Venediklilere verilmesini istedi. Osmanlı Devleti, 1716’da Avusturya’ya savaş ilan etti. Osmanlı ordusunun Petervaradin’de yenilmesi üzerine, Avusturyalılar Belgrat’ı ele geçirdi. Osmanlı Devleti’nin barış istemesi üzerine 1718’de Pasarofça Antlaşması imzalandı.
Pasarofça Antlaşması (1718) :Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında imzalanan bu antlaşma ile : 1. Yukarı Sırbistan, Belgrat, Sırmiyum, Batı Eflak ve Banat Yaylası (Temeşvar) Avusturya’ya bırakıldı. 2. Venedik’ten alınan Mora ve Grit Osmanlılarda kaldı. 3. Arnavutluk ve Dalmaçya kıyılarındaki bazı kaleler Venedik’e verildi.
Antlaşmanın Önemi : 1. Osmanlı Devleti, Batı’nın üstünlüğünü tamamen kabul etti ve toprak kurtaramayacağını anladı. 2. Osmanlılar, Ortodoksları koruma görevini son kez yerine getirdi. 3. İngiltere ve Hollanda’ya verilen ayrıcalıklar Kapitülasyona dönüştürüldü. 4. Pasarofça Antlaşması’nın yarattığı barış ortamında Lale Devri’ne girildi ve ilk defa Batı tipinde ıslahatlara gidildi. 1718 pasarofça anlaşması;1739 Belgrat anlaşmasıyla iptal oldu.
Osmanlı-İran Savaşları (1722-1746) :Nedenleri; Safavi Devleti’nin Sunni Müslümanları Şiiliğe zorlaması üzerine Kafkasya ve Azerbaycan’da bulunan Sunnilerin isyan ederek Osmanlı Devleti’nden yardım istemesi. Sunnilerle İran arasında çıkan savaşı fırsat bilen I. Petro Kafkasya’ya girip, Bakü taraflarını işgal etti. Osmanlı Devleti, 1724’te Kafkasya’ya girdi. Fransa’nın araya girmesi ile İstanbul Antlaşması imzalandı. İran tahtına geçen Şah Tahmasb, Şahkulu’nunda desteğini alarak , tekrar Osmanlı üzerine yürüdü. 1730 yılında İstanbul’da Patrona Halil İsyanı çıktı. İsyancılar III. Ahmet’i tahttan indirerek yerine I. Mahmut’u tahta geçirdi. I. Mahmut Dönemi’nde İran ile 1732’de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. 1639’da İran ile Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı.
İstanbul Antlaşması (1724) :1. Derbent, Bakü Kaleleri ve Dağıstan Rusya’ya bırakıldı. 2. Gence, Karabağ, Revan ve Tebriz Osmanlı Devleti’ne verildi. İstanbul Antlaşması (1724) Osmanlılarla Ruslar arasındaki ilk dostluk antlaşmasıdır.
Patrona Halil İsyanı (1730):Lale Devri’nde Avrupa tarzında yapılan ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın kişiliği ile özdeşleştirilen ıslahatlar, ulemadan ve yeniçerilerden bir takım kişilerin çıkarlarına ters düşmüştü. Lale Devri ile birlikte artan Lüks yaşantı, fakir halkın tepkisine yol açmıştı. O yıllarda İran ile yapılan savaşlar da devam etmekteydi. Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın İran seferine gitmek istememesi, ona karşı olanlara bulunmaz bir fırsat vermiş, Bayezit Hamamı tellaklarından Patrona Halil ve Muslu Beşe ismindeki iki Arnavut önderliğinde bir grup 1730 yılında isyana başlamışlardı. Vergilerden şikayet eden halk ve İran Seferi’ne katılmak istemeyen Yeniçeriler de isyana katılınca, isyan giderek büyümüş, saraya giden asiler, padişah III. Ahmet’ten Damat İbrahim Paşa’nın kafasını istemişlerdi. Kendilerine teslim edilen Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı idam eden asiler, tekrar saraya yürüyerek, padişah III. Ahmet’i tahttan indirerek yerine I. Mahmut’u geçirdiler. Bu isyanla Lale Devri sona ermiş oldu.
Ahmet Paşa Antlaşması (1732) :İran ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bu antlaşma ile; 1. Gence, Tiflis ve Dağıstan Osmanlılarda kaldı. 2. Tebriz, Kirmanşah ve Hemedan Eyaletleri İran’a verildi.
Osmanlı-Rusya, Avusturya Savaşları ve Belgrat Antlaşmaları (1736-1739) Nedenleri 1. Rusya’nın İran savaşları sırasında Kırım Hanı’nın İran’a gidişini engellemesi 2. Rusya’nın Lehistan’ın iç işlerine karışması 3. Avusturya ile Rusya arasında bağlaşma yapılması Osmanlı Devleti, 1736 yılında Rusya ve Avusturya ile savaşa girdi. 1739 yılında, Avusturya ile Belgrat Antlaşması imzalandı. Belgrat Antlaşmaları’ndan sonra Avusturya ve Rusya aralarındaki bağlaşmayı yenileyip, Osmanlı Devletine bildirdiler. Buna karşılık Osmanlı Devleti İsveç’te bir bağlaşma yaparak Avusturya ve Rusya’ya bildirdi. Böylece, Batı’da uzun süren barış dönemi başladı. Rusya ile de Belgrat’ta ikinci bir antlaşma imzalandı. 1739 Belgrat anlaşması ile Rusların Karadeniz’e inmeleri bir süre engellenmiş oldu. 18.yy’da Osmanlının imzaladığı en kazançlı anlaşmadır. 1740 kapitilasyonları: 1.mahmutun Fransızlara verdiği kapitilasyonlar artırıldı ve sürekli hale getirildi.
Osmanlı-Rus Savaşı ve Küçük Kaynarca Antlaşması (1768-1774) Nedenleri : Rusya’nın geleneksel Karadeniz’e inme, Boğazlardan geçerek sıcak denizlere açılma politikası. Bu politikanın sonucu olarak Rusya, 1768 ‘de Lehistan’ın iç işlerine karıştı. III. Mustafa, 1768’de Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı ordusu birçok cephede yenilgiye uğradı. Baltık denizinden açılan Rus donanması, ilk defa Akdenize indi.1770’te Çeşme’de Osmanlı donanmasını ilk defa yaktı. 1774 yılında III. Mustafa’nın yerine I. Abdülhamit tahta geçti. 1774 yılında, Rusya ile Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Ruslar; Osmanlı donanmasını üç kere yakmışlardır. Çeşme 1770, Navarin 1827, Sinop 1853 bir defada inebahtı deniz savaşında 1571’de de Venedikliler yakmıştır.
Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin o güne kadar imzaladığı en ağır koşullu antlaşmadır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nin egemenlik hakları zedelenmiştir. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nin büyük devlet olma özelliği sona ermiş ayrıca Rusya, Akdenize inme politikasını gerçekleştirmiştir. Yine Rusya, ilk defa Osmanlıların iç işlerine karışma hakkını elde etmiş, Ortodoksları koruma görevi Rusya’ya geçmiştir. Ruslar; eflak, boğadan ve ege adalarından çekildi. Kırıma bağımsızlık verildi.Ruslara savaş tazminatı ve kapitilasyon verildi.
Kırım Olayı :Ruslar, Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra, Kırım’ı kendilerine bağlamak istediler. Ruslar 1778 yılında Kırım’a girerek, kendi yandaşı olan Şahin Giray’ı han seçtirdi. Osmanlı Devleti bu hanlığı onaylamadı. 1779 tarihinde Fransa’nın devreye girmesi ile Rusya ile Aynalıkavak Tenkinamesi imzalandı. Böylece, Kırım Rusya’ya bağımlı hale getirildi. 1783’te Şahin Giray’la anlaşan II. Katerina, Kırım’ı Rus topraklarına kattı, Osmanlı Devleti bu olayı ancak protesto edebildi.
Osmanlı-Avusturya, Rusya Savaşları, Ziştovi ve Yaş Antlaşmaları (1787-1792) Rusya’nın, Aynalıkavak’a rağmen, Kırım’ın iç işlerine karışması ve 1783 yılında Kırım’ı işgal etmesi. Osmanlı Devleti, Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını kabul etmedi ve 1787 yılında Rusya’ya savaş açtı. Kısa bir süre sonra Avusturya ile de savaşa girildi. 1789’da Rusların Ozi Kalesi’ni alarak halkı kılıçtan geçirmesi üzerine I. Abdulhamit üzüntüden öldü. 1789 yılında III. Selim tahta geçti. 1789 yılında Fransız İhtilali oldu. Osmanlı Devleti Avusturya ile Ziştovi Rusya ile de Yaş Antlaşmasını imzaladı. 3.Selimin Nizam-ı cedit islahatları uygulanmaya başladı. Yaş anlaşması Osmanlının çöküşünü başlattı.
Ziştovi Antlaşması (1791) Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında imzalandı. 1. Avusturya, savaşta aldığı toprakları Osmanlı Devleti’ne geri verecektir. 2. Orsova ve Unna Irmakları arasındaki topraklar Avusturya’ya bırakılacaktır.
Yaş Antlaşması (1792) Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalandı. 1. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu kabul edildi. 2. Dinyester Irmağı Rusya ve Osmanlı Devleti arasında sınır olarak kabul edildi. 3. Rusya, Boğazlar’dan geçip serbestçe ticaret yapabilecekti.
Osmanlı-Fransız İlişkileri :Fransa, Rusya’nın ve Avusturya’nın Osmanlı toprakları üzerinde yerleşmesini istemiyordu. Lale Devri’nde Osmanlı-Fransız dostluğu iyice arttı. I. Mahmut zamanında 1740 yılında imzalanan antlaşma ile Fransa’ya kapitülasyonlar verildi. 1789 İhtilali ile Fransa’da başa geçen Drektuvar hükümeti döneminde Osmanlı-Fransız ilişkileri bozuldu. 1789 yılında Napolyon Bonapart Mısır’ı işgal etti. Fransa ile 1801 yılında El-Ariş Mukavelesi imzalandı.
Osmanlı devlet adamları, XVIII. yüzyılın sonlarında var olan topraklarını korumak için denge siyaseti izlemeye başlamıştır. Denge siyaseti, Avrupalı devletler arasındaki çıkar çatışmalarından faydalanarak toprak bütünlüğünün korunmasıdır. III. Selim Dönemi’nde ağırlık kazanmıştır. Öncelikle Akdenizdeki Osmanlı varlığını korumaya yönelik bir amaç izlenmiştir.
El-Ariş Mukavelesi (1801) Fransa ile Osmanlı Devleti arasında imzalandı. Bu mukaveleye göre ; 1. Fransızlar Mısır’ı boşaltacaklar 2. İngilizler deniz yolu ile Fransız askerlerini ülkelerine götüreceklerdir.
XVIII. Yüzyıl Islahatları
XVIII. Yüzyıl Islahatlarının Genel Niteliği :XVIII. Yüzyıl ıslahatlarında Osmanlı Devlet adamları, gerilemenin nedenlerini araştırıp, bunlara çareler bulma yoluna gitti. Bu yüzyıl ıslahatları, XVII. yüzyıl ıslahatlarına göre daha köklü, sonuç bakımından daha olumludur. Yapılan ıslahatlarda, ilk defa neden-sonuç ilişkisi kuruldu.
XVIII. yüzyıl ıslahatarı, daha öncekilerde olduğu gibi kişilerle sabit kalmayıp devlet politikası haline getirildi. Avrupa’nın teknik ve askeri üstünlüğü kabul edildi. Yapılan ıslahatlar genelde, askeri alana yönelikti. XVII. yüzyılın aksine Batı’daki gelişmelerden yararlanıldı.
Lale Devri Islahatları (1718-1730) :Lale Devri; 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730’da çıkan Patrona Halil İsyanı ile son bulan dönemin adıdır. Lale Devri ıslahatlarının en önemlisi, 1727 yılında Osmanlı Devleti’nde kullanılmaya başlanan matbaadır. Matbaanın kullanılmaya başlamasından sonra, Üsküdar’da Dar-üt Tıbat-ül Amire adıyla devlet matbaası kuruldu. Çeşitli semtlerde kütüphaneler, Yalova’da kağıt imalathanesi açıldı. Avrupa’yı yakından tanımak amacıyla Avrupa’ya ilk elçiler bu dönemde gönderildi. Kumaş imalathaneleri açıldı. Yeniçeri Ocağı’ndan Tulumbacı Ocağı adıyla ilk defa bir itfaiye bölüğü kuruldu. Çiçek aşısı ilk kez kullanıldı. Patrona Halil İsyanı Lale Devri’nde yapılan ıslahatlar, ulemanın ve yeniçerilerin çıkarlarına ters düşmüştü. Lale Devri ile birlikte artan lüks yaşantı, halkın tepkisine yol açmıştı. Sadrazam Damat İbrahim Paşa, İran seferine gitmek istememişti. Patrona Halil ve Muslu Beşe ismindeki iki Arnavut önderliğindeki bir grup 1730’da isyanı başlattılar. Vergilerden şikayetçi halk ve İran Seferi’ne katılmak istemeyen yeniçeriler de isyana katıldı. Saraya giden asiler, padişah III. Ahmet’ten Damat İbrahim Paşa’nın kafasını istediler. Sadrazam kendilerine teslim edilince onu idam ettiler. Asiler, padişah III. Ahmet’i tahttan indirerek yerine I. Mahmut’u geçirdiler. 1730 Patrona Halil İsyanı ile Lale Devri sona erdi.
I. Mahmut Dönemi Islahatları Yabancı uzmanlardan yararlanarak askeri alanda ıslahatlar yaptı. Aslen Fransız olan Humabaracı Ahmet Paşa’nın yardımıyla Osmanlı ordusunun Topçu ve Humbaracı sınıflarında düzeltme yaptı.
Humbaracı Ahmet Paşa orduyu, takım, bölük, tabur ve alay gibi birimlere ayırdı. Subay yetiştirmek amacıyla ilk defa Kara Mühendishanesi açıldı. (1734 mühendishane-i berri humayun). Batılı anlamda askeri ıslahatın yapıldığı ilk dönemdir.
III. Mustafa Dönemi Islahatları :İlk önce maliyeye düzen verdi. Lüzumsuz devlet masraflarını keserek hazineyi rahatlattı. Sadrazam Koca Ragıp Paşa’nın tavsiyesi üzerine, Topçu Ocağı’nın başına Baron de Tot isminde bir Macar getirildi. Baron de Tot, topçu ocağı ve tophaneyi düzenledi. Osmanlı ordusunda sürat topçuları ismiyle yeni bir sınıf oluşturdu. III. Mustafa, maliyeyi düzletmek için “Esham-ı Tahvilat” ismiyle borçlanma senetleri çıkardı. Deniz Mühendishanesi açıldı. (1773 Mühendishane-i Bahr-i Hümayun)
I. Abdulhamit Dönemi Islahatları :Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın yardımları ile orduda ıslahatlar yaptı. Topçu, humbaracı ve lağımcı ocaklarında yeni düzenlemeler yapıldı. Yeniçeri sayımı yapılarak ulufe sahteciliği önlenmek istendi. Tersanelerin sayısı arttırıldı. Fransadan teknik ekip getirildi.
III. Selim Dönemi Islahatları :Dönemin ünlü devlet adamlarına yapılacak ıslahatlar konusunda rapor hazırlattı. Ordu ve maliye işlerine öncelik vererek ıslahatlara başladı. Yeniçeri Ocağı’na el sürmeden Nizam-ı Cedid Ocağı’nı kurdu. 3.Selimin tüm ıslahatlarına ve ordusuna nizamı cedit denir. 1795 yılında Mühendishane-i Berr-i Hümayun açıldı. Selimiye kışlası kuruldu. Nizam-ı Cedid ordusunun masraflarını karşılamak amacıyla İrad-ı Cedid hazinesi oluşturuldu. Dış siyasete önem verildi, Avrupa’ya sürekli elçiler gönderildi. Nizam-ı Cedid ıslahatlarına karşı olanlar, Yeniçerilerin de desteğini alarak, 1807 yılında Kabakçı Mustafa İsyanı’nı sonunda tahtını 4.mustafaya bıraktı.

DAĞILMA DÖNEMİ 1792 – 1918
Gerileme dönemindeki iyi niyetli çalışmalar dağılmayı önleyemedi.
II. MAHMUT:Bu dönemin en ünlü padişahı II. Mahmut’tur. II. Mahmut döneminde birçok çağdaş yenilkler yapıldı. Devlet örgütü yeniden düzenlendi. Yeni üniversiteler açıldı. Devlet eliyle bir gazete yayımlandı. İlk nüfus sayımı yapıldı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. 1826
ABDÜLMECİT: II. Mahmut’tan sonra başa geçmiştir. 1839 – 1861 yılları arasında padişahlık yapmıştır. Toplum ve devlet düzeninde önemli değişiklikleri sağlayan Tanzimat Fermanı gerçekleşti. Tanzimat Fermanı 1839’da ilan edildi. Tanzimat Fermanı’nda; İmparatorluk içerisinde yaşayan herkesin can, mal ve namusunun korunması, Mahkemede yargılanmadan kimseye ceza verilmemesi, Vergilerin vatandaşın gelirine göre  alınması, Müslümanlarla Hırıstiyanların aynı haklara sahip olması gibi, ilkeler yer aldı. Bu fermanla “Tanzimat Dönemi” adıyla bir dönem başladı. Fakat çeşitli nedenlerle  bu ferman da aranılan mutluluğu getirmedi.
ABDÜLAZİZ 1861 – 1867 yılları arasında padişahlık yaptı. Ülke ekonomik yönden çok hızlı geriledi. Devlet dış borçlara sarıldı. Fakat durum yine de kurtarılamadı. Yüksek faizle alınan borçlar ödenemeyecek duruma geldi. Bunlara ilaveten Orta Doğu’da ve Balkanlar’da ayaklanmalar oldu. Yunan Devleti kuruldu. M. Ali Paşa Mısır’da ayaklandı. Fransızlar Cezayir’i aldı. Devlet tam bir çaresizlik içine girdi.
V. MURAT: Bu dönem de çeşitli çalkantılarla geçti.
II. ABDÜLHAMİT: Bu dönemde; Mithat Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi Meşrutiyetçilerin çalışmaları ile ilk Anayasa hazırlandı. Meşrutiyet kabul edildi (1876). Bir yıl sonra çeşitli siyasal gelişmelerin sonunda padişah meclisi kapattı. Abdülhamit, 1908’de kabul edilen II. Meşrutiyete kadar katı bir mutlakiyetçi düzen uyguladı. Bu dönemde yapılan anlaşmalar sonunda Balkanlarda, Ön Asya’da ve Kuzey Afrika’da büyük toprak kayıpları oldu. 1909 yılında Harekat Ordusu İstanbul’a geldi ve Abdülhamit yönetimine son verdi.
İTTİHAT VE TERAKKİ DÖNEMİ: Abdülhamit’ten sonra yönetimi ele alan İttihat ve Terakki ileri gelenleri de başarılı olamadılar. Trablus Savaşı (1911) ve Balkan Savaşı (1912) ile çok önemli kayıplar oldu. 1914 yılında I. Dünya Savaşı başladı. İngiltere, Fransa ve Rusya birleştiler. Almanya, Macaristan ve İtalya’da ayrı bir grup kurdular. 4 yıl süren bu savaşa zamanla başka devletler de katıldı. Osmanlı Devleti, savaşın ilk yıllarında tarafsız kaldı. Daha sonra devlet yönetimi Almanların kazanacağına inandıkları  ve sempati duydukları için, Almanlarla bir dostluk anlaşması yaptılar. Osmanlılara sığınan iki Alman gemisi, Rus limanlarını bombalayınca, Osmanlılar kendilerini savaşın içinde buldular. Osmanlılar birçok cephede savaşa girdiler. Çanakkale Zaferi kazanıldı. Almanların teslim olmasıyla, Osmanlılar’da yenik sayıldılar. 1918 yılında koşulları çok çok ağır olan “MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI”nı imzaladılar. Böylece 600 yıldan fazla yaşayan koca imparatorluk, tarihe karışmış oldu.
Ulusçuluk Eylemleri
1789 Fransız İhtilali : Yalnız Fransa’da değil bütün dünyada etkileri görülen Fransız İhtilali, dünya tarihinde yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Avrupa’da mutlakiyet idarelerinin yıkılışını başlatan bu olay, Fransa’nın XVIII. yüzyılın başlarından itibaren sürüklendiği ekonomik ve sosyal bunalımların doğal bir sonucu idi. 14 Temmuz 1789 tarihinde Fransız Kralı XVI. Lui’nin meclisi dağıtmak istemesi üzerien halk ayaklandı ve Bastille Hapisanesi’ni bastı. Mahkumlar serbest bırakıldı ve isyan giderek büyüyerek bütün Avrupa’ya yayıldı.
Sırp İsyanı (1804) 1. Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin zayıflaması 2. Sırbistan’ı yöneten Yeniçeri kodamanlarının halka baskı yapması 3. Rusya ve Avusturya’nın kışkırtması. 4. 1789 Fransız İhtilali ile ortaya çıkan “ulusçuluk” akımlarının Sırplar arasında yayılması. 5. XVIII. yüzyılda Osmanlı-Avusturya, Rusya arasında çıkan savaşların Sırp topraklarında yapılması
Sırplar , 1804’te, Kara Yogi önderliğinde ayaklanma başlattı. 1812’de imzalanan BükreşAntlaşması ile Sırplara ayrıcalık verildi. Sırp ayaklanması, 1813’te Miloş Obronoviç önderliğinde yeniden başladı. 1829’da Edirne Antlaşması ile Özerk Sırbistan Prensliği kuruldu. 1878 Berlin Antlaşması ile Sırbistan bağımsızlığını elde etti. Sırp Ayaklanması, Fransız Devrimi’nin getirdiği ulusçuluk akımının Osmanlı Devleti’nde görülen ilk etkisidir.
1806-1812 Rus savaşı ve 1807 İngiliz savaşları Bükreş Antlaşması (1812) :Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1812 tarihinde imzalandı. Antlaşma maddeleri şu şekildeydi: 1. Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti’ne geri verilecek, ancak Osmanlı Devleti, Eflak ve Boğdan beylerini görevine iade edecektir. 2. Beserabya Rusya’ya verilecek, Prut ırmağı sınır olacaktır. 3. Osmanlı Devleti, Sırbistan’a ayrıcalık verecektir. Bükreş Antlaşması ile Osmanlı Devleti ilk defa kendisine bağlı bir ulusa ayrıcalık verdi.
1829 Edirne Antlaşması : 1. Yunanistan bağımsız olacaktır. 2. Eflak ve Boğdan özerkleştirilecektir. 3. Sırbistan Prensliği kurulacaktır. 4. Tuna Irmağının kenarındaki bazı kaleler Rusya’ya verilecektir.5. Rus ticaret gemileri Boğazlar’dan serbestçe geçecektir. 6. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecektir. 7. Doğu Anadolu’da bazı kaleler Rusya’ya bırakılacaktır.
Önemi : 1. Edirne Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra imzaladığı en ağır koşullu antlaşmalarından biridir. 2. İlk defa Osmanlı Devleti’ne bağlı bir ulus bağımsızlık kazanmıştır. 3. Rusya, Orta Avrupa ticaretini denetlemeye başlamıştır. 4. Bugünkü Romanya’nın temelleri atılmıştır. 5. Mısır Sorunu’nun başlamasına neden olmuştur. Osmanlı Devleri, bu antlaşmadan sonra Rusya’ya karşı tek başına olamayacağını anladı ve kendi varlığını sürdürmenin Avrupa devletleri arasındaki denge politikasına bağlı olduğunu gördü.
1877-1878 Rus savaşı (93 harbi) Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878) :1. Sırbistan, Karadağ ve Romanya’ya bağımsızlık verilecektir. 2. Bulgaristan 3 Bölüme ayrılacak; Makedonya Osmanlı Devleti’ne verilecek, Doğu Trakya özerkleştirilecek, Bulgaristan Prensliği kurulacak. Böylece, Rusya’nın Balkanlar’da güçlenmesi ve Balkanlar üzerinden Akdeniz’e inmesi engellendi. 3. Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya verilecek, Doğu Bayezit Osmanlı Devleti’ne kalacaktır. (Kars, Ardahan ve Batum Brest Litowsk Antlaşmasıile Osmanlı Devleti’ne geri verildi.) 4. Bosna Hersek, Osmanlı Devleti’ne bağlı olacak, Avusturya tarafından yönetilecektir. (1908’de Avusturya, Bosna Hersek’i işgal etti.) 5. Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacaktır. 6. Teselya Yunanistan’a bırakılacaktır. 7. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecektir.
önemi : 1. Osmanlılara bağlı pek çok ulus bağımsızlığını kazandı. 2. Osmanlılarda çoküş dönemi başladı. 3. Osmanlı Devleti’nin egemenlik hakları zedelendi. 4. Ermeni sorunu başladı. 5. Rusya’nın Balkanlar’da güçlenmesi ve Akdeniz’e inmesi engellendi. 6. İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’ni korumaktan vazgeçtiği anlaşıldı. 7. Osmanlı-Alman yakınlaşması başladı.
Yunan İsyanı (1820-1829) :1. Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin zayıflaması 2. 1789 Fransız İhtilali ile ortaya çıkan “ulusçuluk” akımlarının Yunanlılar arasında yayılması. 3. Rönesans ve Hümanizm hareketleri ile Avrupa’da Yunan hayranlığının başlaması. 4. Rumlar’ın, gemicilik sayesinde Avrupa ile iyi ilişkilere girmesi 5. Rumlar’ın, bağımsızlık amacıyla Etnik-i Eterya Cemiyeti’ni kurması.
Rumlar 1820’de Eflak’ta isyan etti. 1821 yılında Mora Yarımadası’nda isyan çıktı. Mora isyanı, Mehmet Ali Paşa’nın yardımı ile bastırıldı. İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı Devleti’nin Yunanistan’a bağımsızlık vermesi için 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktı. Ruslar doğuda Erzuruma Batıda edirneye kadar geldiler. Bu yenilgide yeniçeri ocağının kaldırılmasının etkisi vardır. 1829’da Edirne Antlaşması ile Yunanistan bağımsızlığını elde etti. Ulusçuluk akımının etkisiyle Osmanlılardan bağımsızlığını elde eden ilk ulus Yunanlılar (Rumlar) olmuştur. 1878 Berlin Anlaşmasıyla Sırbistan, Romanya ve karabağ devletleri kuruldu. 1908 2.Meşrutiyet ile Bulgaristan, 1912 1.Balkan savaşıyla Arnavutluk, 1914 1.Dünya savaşıyla İngiltere güdümünde Araplar bağımsızlık kazanmışlardır.
Etnik-i Eterya Cemiyeti Bu cemiyet 1814’te Odessa’da ikisi Rum, biri Bulgar üç kişi tarafından kurulmuştur. Cemiyetin asıl amacı eski Bizans İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmaktı. İstanbul Patriği ile Rus Çarı’nın da desteklediği bu derneğin başında Rus Çarı’nın yaveri olan Aleksandr Ipsillanti bulunuyordu. Cemiyet kısa sürede güçlenmiş, Yunanistan ve İstanbul’da şubeler açmıştır.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1769’da Kavala’da doğdu. 1799’da Fransızlar’ı Mısır’dan çıkarmak üzere gönderilen orduda bayraktar olarak görev aldı. Kısa sürede “başıbozuk alayı” komutanlığına atandı. Mısır’da çıkan Kölemen ayaklanmalarını bastırdı. 1805’te Mısır valiliğine atandı. Mısır’da Avrupalı uzmanların denetiminde kuvvetli bir ordu kurdu. Ayrıca Batı eğitim sistemine dayalı bir eğitim sistemi ve toprak reformunu gerçekleştirdi. Bu arada İstanbul ile iyi geçinmeye de dikkat etti. Hicaz’da çıkan Vahhabi İsyanı’nı bastırdı. 1820’de Sudan’ı ele geçirdi. 1824’te Mora ayaklanmasının bastırılmasında Osmanlı ordusuna çok yardımı oldu. Oğlu için istediği Suriye valiliği yerine Girit valiliği verilince devlete karşı ilk Müslüman isyanı başlattı. 2.Mahmut zamanında, Mısır Valisi kavalalı ve oğlu suriyeyi işgal ve ilhak ettiler. Adana ve Konya civarında Osmanlı ordularını yendiler. Bu iç sorun uluslararası bir boyuta Rusya’dan Osmanlı’ya yardım gelmesiyle oldu. Devreye giren İngiltere, Fransa 1833 Kütahya anlaşmasının imzalanmasını sağladılar. Kavalalı Mehmet Paşaya Mısır, Girit ve Suriye valiliği oğluna da Cidde valiliği verildi. 2.Mahmut ve Kavalalı memnun olmadılar.
Osmanlı; İngiltere ve Fransa’ya güvenemediğinden 1833’te Ruslarla Hünkar İskelesi anlaşmasını imzaladı. Buna göre savaşta Ruslar, Osmanlıya asker yardımı yapacak, Osmanlı da boğazları diğer devletlere kapatacaktır. Önemi: Osmanlının boğazlar ile ilgili egemenlik haklarına dayanarak imzaladığı son anlaşmadır. 1833 Hünkar iskelesi anlaşmasından sonra boğazlarla ilgili sorunlar uluslar arası anlaşmalarla çözüldü.
1839 Nizip savaşında kavalalı Osmanlıyı yendi. Rusların müdahalesinden çekinen İngiltere, Fransa Kavalalının ilerlemesine engel oldular. 1840’ta Londra Mukavelenamesi imzalandı. Mısır, Osmanlıya bağlı kalacak, vergi verecektir. Suriye, Adana, Girit Osmanlılara verildi. 1841’de Suriye elinden alındıysa da Mısır’da kendi hanedanını kurdu.
1841 Londra anlaşması ve boğazlar: Osmanlı, İngiltere, Fransa, Avusturya, Rusya Prusya arasında. Boğazlar Osmanlıda kalacak ve barış zamanı savaş gemisi geçmeyecektir.
Eflak-Boğdan, Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek İsyanları (1875-1878): 1. 1789 Fransız İhtilali’nin getirdiği uluşçuluk akımı 2. Rusya’nın Panislavizm politikası. İlk ayaklanma 1875 yılında Bosna ve Hersek’te meydana geldi. Aynı yıl Bulgarlar da ayaklandı. Kargaşadan yararlanan Sırplar ve Karadağlılar da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Avrupa devletleri Balkanlardaki barışı sağlama amacıyla İstanbul’da bir konferans düzenledi. Osmanlı Devleti, Avrupa’nın iç işlerine karışmasını engellemek amacıyla 1876 yılında Kanun-ı Esasiyi ilan etti.
Osmanlı-Rus Savaşları
1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve Bükreş Antlaşması : 1804 Sırp isyanında Rusya’nın Sırpları kışkırtması ve çıkan isyanı desteklemesi. Osmanlı Devleti, 1806 tarihinde Boğazlar’ı Rusya’ya karşı kapattı. 1806 tarihinde Rusya Eflak ve Boğdan’ı işgal etti. 1807 tarihinde de Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş ilan etti. Fransa’ya güvenerek bu savaşa giren Osmanlı Devleti, Fransa’nın iki yüzlü politikası sonucu 1812’de Bükreş Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi. Bükreş Antlaşması (1812) :Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1812 tarihinde imzalandı. Antlaşma maddeleri şu şekildeydi: 1. Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti’ne geri verilecek, ancak Osmanlı Devleti, Eflak ve Boğdan beylerini görevine iade edecektir. 2. Beserabya Rusya’ya verilecek, Prut ırmağı sınır olacaktır. 3. Osmanlı Devleti, Sırbistan’a ayrıcalık verecektir. Bükreş Antlaşması ile Osmanlı Devleti ilk defa kendisine bağlı bir ulusa ayrıcalık verdi.
1827-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Edirne Antlaşması :1. Rusya’nın 1820 tarihindeki Yunan isyanını desteklemesi 2. 1827 yılında da Navarin’de Osmanlı ve Mısır donanmasını yakılması olayına katılması. 1827’de Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Osmanlı Devleti’nin savaşa hazır olmaması nedeniyle, Rusya, Batı’da Edirne’yi, Doğu’da da Erzurum’u ele geçirdi. Osmanlı Devleti, 1829 tarihinde Edirne Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.
1829 Edirne Antlaşması : 1. Yunanistan bağımsız olacaktır. 2. Eflak ve Boğdan özerkleştirilecektir. 3. Sırbistan Prensliği kurulacaktır. 4. Tuna Irmağının kenarındaki bazı kaleler Rusya’ya verilecektir.5. Rus ticaret gemileri Boğazlar’dan serbestçe geçecektir. 6. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecektir. 7. Doğu Anadolu’da bazı kaleler Rusya’ya bırakılacaktır.
Önemi : 1. Edirne Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra imzaladığı en ağır koşullu antlaşmalarından biridir. 2. İlk defa Osmanlı Devleti’ne bağlı bir ulus bağımsızlık kazanmıştır. 3. Rusya, Orta Avrupa ticaretini denetlemeye başlamıştır. 4. Bugünkü Romanya’nın temelleri atılmıştır. 5. Mısır Sorunu’nun başlamasına neden olmuştur. Osmanlı Devleri, bu antlaşmadan sonra Rusya’ya karşı tek başına olamayacağını anladı ve kendi varlığını sürdürmenin Avrupa devletleri arasındaki denge politikasına bağlı olduğunu gördü.
Kırım Savaşı (1853) ve Paris Antlaşması: Rusya Akdenize inmek istiyordu. İngiltere ise 1838 Balta Limanı anlaşmasıyla büyük imtiyazlar koparmıştı. 1. Rusya’nın Akdeniz’e inme emelleri. 2. Rusya’nın, Eflak ve Boğdan’ı işgal edip, Sinop’ta Osmanlı donanmasını yakması. 1853 yılında İngiltere,Fransa, Piyemonte (Sardunya) Osmanlı Devleti ile ittifak yaparak Rusya’ya savaş ilan etti. Rusları yenmişlerdir. 1856’da Kırım’ın Sivastopol ve Malakof şehirleri ele geçirildi. 1856 yılında Paris Antlaşması imzalandı.Osmanlı ilk defa bu savaşla dış borçlanmaya gitmiştir 1854.
Paris Antlaşması (1856) :Koşulları : 1. Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılacak, Avrupa Devletler Hukukundan yararlanacaktır. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü Avrupa devletleri tarafından korunacaktır. 2. Karadeniz, tarafsız hale getirilecek, savaş gemisi bulunmayacak, yalnızca ticaret gemileri geçecektir. 3. Rusya ve Osmanlı Devleti, Karadeniz’de savaş gemisi bulundurmayacaktır. 4. Eflak ve Boğdan’a özerklik verilecek, Avrupa devletleri’nin garantisinde olacaktır. 5. Tuna ırmağında ticaret gemileri serbestçe dolaşacak ve Avrupa Devletleri tarafından denetlenecektir. 6. Boğazlar, 1841 Londra Senedi’ne göre düzenlenecektir. 7. Osmanlı Devleti’nde 1856 Islahat Fermanı izlenecek, ancak iç işlerine müdahale edilmeyecektir.
  Antlaşmanın Önemi : 1. Osmanlıların XIX. yüzyılda kazanan devlet olarak imzaladıkları tek antlaşmadır. 2. Osmanlı Devleti’nin kendi toprak bütünlüğünü koruyamayacağı anlaşıldı. 3. Osmanlı Devleti, bir Avrupa devleti olmanın diyetini Islahat Fermanı ile ödedi. 4. Osmanlı Devleti, savaşı kazanan devlet olmasına rağmen yenik devlet durumuna düşürüldü. 5. Karadeniz tarafsız bir deniz haline getirildi. 6. Rusya’nın Akdeniz’e inmesini engelleyerek İngiltere ve Fransa Akdeniz’de güvenliklerini sağladı. 7. Rusya’nın Balkanlar’da egemenlik kurması engellendi. 8. Rusya, 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile elde ettiği haklarını kaybetti, bundan sonra Pan-Slavizm politikasını ortaya attı.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ve Ayastefanos Antlaşması :1870 İtalya, 1871 Almanya ile Avrupada güçler dengesi değişti….Pan slavizm politikası vs… 1. Paris Konferansı’nda çıkarları zedelenen Rusya’nın Pan-Slavizm politikasına ağırlık vermesi 2. Rusya’nın Balkan uluslarını Osmanlı’ya karşı ayaklanmaya kışkırtması Osmanlı Devleti, 1876’da toplanan Berlin, İstanbul ve Londra konferanslarında alınan, kendi aleyhindeki kararları kabul etmedi. Bunun üzerine 1877’de Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Ruslar, Doğu’da Kars, Ardahan, Batum ve Erzurum’u, Batı’da da Edirne’yi aldı. Osmanlı Devleti bütün cephelerde yenilince, 1878’de Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalandı. Ayastefanos Antlaşması, İngiltere ve Avusturya karşı çıktığı için uygulanmadı. İngiltere, Rusya’nın Doğu Akdeniz’de; Avusturya da, Rusya’nın Balkanlar’da güçlenmesini istemediğinden, bu antlaşmaya karşı çıktı.
Ayastefanos Antlaşması (3 Mart 1878): 1. Sırbistan, Karadağ ve Romanya’ya bağımsızlık verilecektir. 2. Büyük Bulgaristan Krallığı kurulacaktır. 3. Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Bayezıt Rusya’ya bırakılacaktır. 4. Bosna ve Hersek özerkleştirilecektir. 5. Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacaktır. 6. Teselya, Yunanistan’a bırakılacaktır. 7. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecektir.
Mısır Sorunu
Mehmet Ali Paşa İsyanı : Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Napolyon’un Mısır’ı işgali sırasında Kahire’ye geldi. 1804 yılında Mısır valiliğine getirildi. Mısır’da birçok ıslahatlar yaptı. 1821’de Mora’da ortaya çıkan Rum isyanını bastırdı. Mora valiliği isteği reddedilince, Suriye ve Çukurova’ya girerek Kütahya’ya kadar ilerledi. Bunun üzerine II. Mahmut, Rusya’dan yardım istedi. Osmanlı Devleti, ilk defa kendi valisi ile savaştı. Mısır sorunu bir iç sorunken zamanla uluslar arası bir sorun haline geldi. 1833 yılında Rus donanması İstanbul’a geldi. 1833 yılında Kütahya Antlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti, 1833’de Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması’nı imzaladı.
Kütahya Antlaşması (1833) :Koşulları : 1. Mehmet Ali Paşa’ya Girit Valiliğine ek olarak Suriye Valiliği verilecektir. 2. Oğlu İbrahim Paşa’ya Cidde Valiliğine ek olarak Adana Valiliği verilecektir. 3. Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Devleti’ne vergi ödeyecektir.
Hünkar İskelesi Antlaşması (1833) Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalandı. Koşulları : 1. Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya savaş durumunda birbirlerine yardım edecektir. 2. Osmanlı İmparatorluğu’na saldırı olursa, Rusya asker gönderecek, masrafaları Osmanlı Devleti tarafından karşılanacaktır. 3. Rusya’ya saldırı olursa Osmanlı Devleti Boğazları kapatacaktır. 4. Anlaşma sekiz yıl geçerli olacaktır.
Önemi : 1. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında ittifak kuruldu. 2. Rusya, Karadeniz’de güvenliğini sağladı. 3. Osmanlı Devleti, Boğazlar’daki egemenlik haklarını kendi isteği doğrultusunda son kez kullandı. 4. Boğazlar sorunu başladı.
Nizip Savaşı (1839) Kütahya Antlaşması, ne Osmanlı Devleti’ni, ne de Mehmet Ali Paşa’yı memnun etmişti. 1839 yılında Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Devleti’ne ödemesi gereken vergiyi ödemedi. Mehmet Ali Paşa, aynı yıl bağımsızlığını ilan etti. 1839 yılında Osmanlı ve Mısır orduları Nizip’te karşılaştı ve Osmanlı ordusu yenildi. Avrupa ülkeleri, 1840 yılında, Londra’da bir konferans topladı. Konferans’ta Osmanlı Devleti’nin Mehmet Ali paşa’ya karşı korunması kararı alındı. 1840 yılında Londra Antlaşması imzalandı.
Londra Antlaşması (1840) :1840 yılında Londra’da Osmanlı Devleti, İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya delegeleri bir araya gelerek Mısır Sorununu halletmek üzere bir mukavele imzaladılar. Bu mukaveleye göre: 1. Mısır eyaleti hukuk bakımından Osmanlı Devleti’ne bağlı olmakla beraber, yönetim açısından Mehmet Ali Paşa’ya bırakıldı. 2. Mısır’ın Osmanlı Devleti’ne yılda 80 bin kese altın vermesi kararlaştırıldı. 3. Suriye, Adana ve Girit Osmanlı Devleti’ne geri verilecek.
Berlin Konferansı’ndan Sonra Osmanlı-Avrupa ve Osmanlı-Balkan İlişkileri
İngiltere’nin Kıbrıs’ı Alışı (1878) :Kıbrıs, 1571 yılında Sokullu devrinde Osmanlı topraklarına katıldı. Ada, İngiltere tarafından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, güya adayı Rus saldırılarına karşı korumak amacıyla, işgal edildi.
Tunus’un Fransızlar Tarafından İşgali (1881) Fransızlar, 1830’da Cezayir’i işgal etti. Fransızlar, Berlin Konferansı’nda Tunus’a yerleşme arzularını bildirdi. Fransa, 1881 yılında Tunus’u işgal etti.
Mısır’ın İngilizler Tarafından İşgali (1882) Mısır, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ile Mısır’ın stratejik ve ekonomik önemi iyice arttı. 1881’de Fransızlar’ın Tunus’u işgali üzerine İngilizler harekete geçti. İngitere 1882 yılında Mısır’da çıkan isyanı bahane ederek Mısır’ı işgal etti.
Girit Sorunu ve Osmanlı-Yunan Savaşı (1897) 1878 Berlin Antlaşması’nda Girit’e imtiyaz verilmesine rağmen, adada bulunan Rumlar ile İstanbul arasındaki anlaşmazlıklar devam etti. 1896 yılında Girit’de çıkan isyan sonunda, Yunanistan adaya asker çıkardı. Ertesi yıl Osmanlı-Yunan savaşı başladı. 1897 yılında Yunanistan ile bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile; Girit’e muhtariyet verilemesi ve Yunanistan krallık soyundan bir prensin Girit’e vali olarak tayin edilmesi kararlaştırıldı. 1908’de Venizelos, Girit’i Yunan Krallığı adına yönettiğini ilan etti. Balkan Savaşları sonunda Osmanlı Devleti, Girit’in Yunanistan’a ait olduğunu kabul etti.
Doğu Rumeli ve Bosna-Hersek 1878 Berlin Konferansı ile Bulgaristan üç kısıma ayrıldı. 1885 yılında Filibe’de, Doğu Rumeli’yi, Bulgaristan’a bağlamak amacıyla bir isyan çıktı. 1897’de Bulgaristan Prensi, Osmanlı Devleti tarafından, Doğu Rumeli Valisi olarak kabul edildi. 1908’de (II. Meşrutiyet’in ilan edildiği sırada) Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl Avusturya Bosna-Hersek’i topraklarına kattığını belirtti.
XIX. ve XX. Yüzyıl Islahatları
Genel Özellikler :XVIII. ve XIX. yüzyıl ıslahatlarının genelinde 1789 Fransız İhtilali ve onun getirdiği ulusçuluk akımının izleri görülür. Sorunların çözümünde Avrupa’ya yakınlaşmanın gerekli olduğu görüldü. Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya yaklaşması ile, Avrupalılar azınlıkları kullanarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışma fırsatı buldu.
Sanayi Devrimi sonucunda hammadde ve pazar ihtiyacı artan bazı Avrupa devletleri kapitülasyonları kullanarak Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya başaldı.
Alemdar Mustafa Paşa Islahatları :IV. Mustafa dönemi sadrazamıdır. Kabakçı İsyanı’ndan sonra İstanbul’a geldi. Kabakçı Mustafa’yı yakalayarak öldürttü. Saraya giderek III. Selim’i tahta çıkarmak istedi fakat IV. Mustafa tarafından öldürülen III. Selim’in cesedi ile karşılaştı. IV. Mustafa’yı tahttan indirerek II. Mahmud’u tahta çıkardı. Ülkedeki bütün ayanları İstanbul’a toplayıp, Sened-i İttifak’ın imzalanmasını sağladı. Nizam-ı Cedid ordusuna benzer Sekban-ı Cedid ordusunu kurdu.
Sened-i İttifak :II. Mahmut ile ayanlar arasında imzalanan bu belgeye göre : a) Ayanlar devlet otoritesini tanıyacak ve yapılacak ıslahatlara karşı çıkmayacaktır. b) Buna karşılık ayanlar, bulundukları yerlerde devlet adına asker ve vergi toplayabilecekler.
Sened-i İttifak ile ilk defa devlet, ayanların varlığını tanıdı. Bu durum devletin ayanlara bile söz geçiremeyecek durumda olduğunu gösterir. İlk defa Osmanlı padişahının yetkileri sınırlandırıldı.
II. Mahmut Dönemi :
Askeri Alandaki Islahatlar :Alemdar Mustafa Paşa’nın Kabakçı Mustafa’yı ortadan kaldırmasıyla tahta geçti. Osmanlı padişahları içinde askeri alanla birlikte diğer alanlarda da geniş boyutlu ıslahat yapan ilk Osmanlı padişahı oldu. Alemdar Mustafa Paşa’nın yardımları ile Sekban-ı Cedid ordusu yeniçerilerden tepki alınca, Eşkinci Ocağı’nı kurdu. 1826’da Vaka-yi Hayriye olayı ile Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurdu. II. Mahmut, Osmanlı Devleti’nde Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmaya cesaret eden ilk Osmanlı padişahı oldu. II. Mahmut ıslahatları Atatürk devrimlerine en yakın ıslahatlar olarak bilinmektedir. Atatürk’ün mezun olduğu İstanbul’daki Kara Harp Okulu onun zamanında yapılmıştır.
Yönetim Alanındaki Islahatlar :Divan-ı Hümayun’u kaldırarak yerine, Nazırlık sistemi kuruldu. Sadrazam ve Şeyhülislam’ın yetkileri sınırlandırıldı. Müsadere sistemi kaldırıldı.
Taşra yönetiminde eyalet, liva ve kaza örgütlenmesine gidilerek, köy ve mahalle muhtarları atandı. Böylece ülke yönetiminin tek elden yürütülmesi amaçlandı.
Müsadere : Osmanlı Devleti’nde devlet adamlarının veya zengilerin ya eceliyle ölmeleri ya da idam edilmeleri halinde, sahip oldukları mallara devlet tarafından el konulmasına “müsadere” denir. İlk defa Fatih Sultan Mehmet zamanında uygulanan bu yöntem, II. Mahmut tarafından kaldırılmıştır. Müsadere sisteminde kişilerin miras hakkı bulunmazdı. Sistemin kaldırılması ile miras bırakabilme hakkı doğmuş oldu.
Hukuk Alanındaki Islahatlar :Meclis-i Vaka-tı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Dar ‘uş Şura-yı Bab-ı ali oluşturuldu. Müsadere sistemine son verildi.
Toplumsal Alandaki Islahatlar :İlk defa askeri amaçlı nüfus sayımı yapıldı. İlk defa posta ve karantina teşkilatları kuruldu. Sivil kılık kıyafet değişikliği yapıldı. Memurlara fes ve pantolon giyme zorunluluğu getirildi, maaş bağlandı. İlk resmi gazete olan Takvim-i Vakayi çıkarıldı. Padişah resimlerinin devlet dairelerine asılması geleneği başlatıldı.
Eğitim Alanındaki Islahatlar :İlköğretim, zorunlu hale getirildi. Avrupa’ya ilk defa öğrenci gönderildi.
Yüksek öğrenime öğrenci yetiştirmek amacıyla Rüştiye ve Mekteb-i Ulum-u Edebiye açıldı. Devlet memuru yetiştirmek için Mekteb-i Harbiye, askeri doktor yetiştirmek için Mekteb-i Tıbbiye açıldı. Bando okulu olarak Mızıka-yı Hümayun açıldı. Mekteb-i Maarif-i Adliye’nin açılması ile sarayda bulunan ve devlet memuru yetiştiren Enderun dönemi sona erdi.
Tanzimat Dönemi Islahatları
1839 Tanzimat Fermanı :Dönemin padişahı Abdülmecid, Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa’dır. Mustafa Reşit Paşa, memleketi kurtarmak için Avrupalı devletleri kazanmak gerektiğini, şimdiye kadar yapılmamış çapta bir ıslahat yapılarak Avrupa kanun ve düzeninin kabul edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Abdülmecid, Mustafa Reşit Paşa’yı bu işle görevlendirdi. Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat-ı Hayriye Fermanı adıyla yapılacak işleri sıralayan bir Ferman hazırladı. Ferman, 3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayı’nın Gülhane Bahçesi’nde okundu. Tanzimat Fermanı olarak bilinen bu fermanın yayınlanmasından, 1876 yılında ilan edilen I. Meşrutiyet’e kadar uzanan döneme Tanzimat Dönemi denir.
Tanzimat Fermanı’nın maddeleri : 1. Osmanlı tab’asının din, dil, milliyet farkı gözetilmeksizin can, mal, namus güvenliği sağlanacaktır. 2. Herkesten gelirine göre vergi alınacaktır. 3. Askerlik işleri düzene konulacaktır. 4. İnsanlar mahkeme edilmeden idam cezasına çarptırılamayacaktır. 5. Padişah’ın gücününde üzerinde kanun gücü kabul edilecektir. 6. Rüşvet ve iltimas yasaklanacaktır. 7. Müsadere sistemi kaldırılacak insanlar mal, mülk, sahibi olabilecektir.
Tanzimat Fermanı’nın Özellikleri : 1. Osmanlı padişahının yetkileri sınırlandırılmıştır. 2. İnsan hakları alanında önemli bir adım atılmış ve Osmanlı toplumuna ilk defa eşitlik getirilmiştir. 3. İngiltere’de yayınlanan (1215) Magna Carta belgesiyle benzerlik göstermektedir. 4. Bu fermanla birlikte askerlik, eğitim, yönetim, ekonomi ve hukuk alanında yenilikler yapılmış en çok da hukuk üzerinde durulmuştur.
Islahat Fermanı 1859: Tanzimat Fermanı ile beklediklerini bulamayan Avrupa ülkeleri, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya başladı. Osmanlı Devleti, 1856 yılında katılacağı Paris Antlaşması’nda Avrupalı devletlerinin herhangi bir sorun çıkarmaması için Islahat Fermanı’nı ilan etti. Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nı tamamlayan bir fermandı. Islahat Fermanı’ndaki asıl amaç Tanzimat Fermanı’nın eksiklerini gidermek ve Osmanlı Devleti’ni çöküşten kurtarmaktı.
Islahat Fermanı’nın Maddeleri : 1. Gayrimüslimler din ve mezheplerinde serbest olacaklardı.
2. Gayrimüslimler okul, kilise, hastane yaptırabilecek ve onartabilecekti. 3. Gayrimüslimler bedelli askerlik yapabilecekti. 4. Mahkemeler açık yapılacak, gayrimüslimler kendi dinlerinde yemin edebilecek ve bir Müslümanın şahitliğine karşı bir gayrimüslimin şahitliği denk kabul edilecekti. 5. Gayrimüslimler devlet memuru olabilecekti. 6. Gayrimüslimler il genel meclislerine üye olabilecekti. 7. Gayrimüslimler vergisini ödedikleri taktirde mal mülk edinebileceklerdi. 8. Şirket ve banka kurma hakları getirilmişti.
Yönetim Alanındaki Islahatlar :Padişah yetkileri yasalar ile sınırlandırıldı. İl yönetimleri düzenlenerek, valilere yardımcı olmak üzere il genel meclisleri oluşturuldu. Belediye örgütleri kuruldu.
Askeri Alandaki Islahatlar :Askerlik görevi vatan görevi haline getirildi. Cizye vergisini toplama yetkisi önce patrikhaneye bırakıldı, ardından bu vergi tamamen kaldırıldı. Azınlıkların askere alınması konusunda, Bedel-i Nakdi uygulaması getirildi.
Ekonomi Alanındaki Islahatlar :Azınlıklara banka kurma, mülk sahibi olma, devlet memuru olam, şirket açma gibi haklar verildi. Vergilerin toplanmasında herkesin gelirini dikkate almak gerektiği kararlaştırıldı.
Müsadere sistemi kaldırıldı. Maliye bakanlığı, Ticaret Mahkemeleri ve Adli Mahkemeler gibi kurumlar açıldı. İlk kağıt para basıldı. İlk defa dış borç bu dönemde İngiltere’den 1854 yılında alındı.
Eğitim Alanındaki Islahatlar :İlk kez kız öğrenciler için sanat ve öğretmen okulları açıldı. Darü’l Fünun, Darü’l Muallimin, Darü’l Muallimat, Mekteb-i Sultani ve Mekteb-i Mülkiye açıldı. Batı dillerinden çeviriler yapıldı. İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval çıkartıldı.

1. Meşrutiyet: 1876 Abdül Aziz tahttan indirildi. 5.murat padişah oldu. O da indirildi 2.Abdülhamit padişah seçildi. II. Abdülhamit, 1876’da I. Meşrutiyet’i ilan etti. Kanun-i esasi yayınlandı. Osmanlı Devleti anayasal bir döneme girdi. Fakat, yetki yine padişahtaydı. II. Abdulhamit, 93 Harbi’ni bahane ederek Mebuslar Meclisi’ni kapattı. Böylece; I. Meşrutiyet dönemi sona erdi. “İstibdat Dönemi” başlamış oldu. 1889’da “İttihat ve Terakki” gizli olarak kuruldu.
2. Meşrutiyet’in İlan Edilme Nedenleri :İç Nedenler
I. Abdülhamit’in II. Meşrutiyet’in İlanını Kabul Etmesinin Sebepleri : 1. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı olan bazı subayların Rumeli’de ayaklanması 2. Tahta, Osmanlı hanedanından başka bir kişinin geçeceği söylentisi 3. Serez’den bir ordunun İstanbul’a yürüyeceğine dair padişaha gelen telgraf 4. Ordu ve halk arasında isyan belirtilerinin ortaya çıkması
Dış Etkenler :En önemli dış etken “Reval görüşmesi” dir. Reval Görüşmesi’nde şu kararlar alınmıştır: 1. Ruslar, Balkanlar’da serbest bırakılacak 2. İstanbul ve Boğazlar Ruslara verilecek 3. Makedonya Bölgesi’nde ıslahat yapılacak
İttihat ve Terakki Cemiyeti :İstanbul’da Askeri Tıbbiye öğrencilerinden İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükuti, Mehmet Reşit ve Hüseyinzade Ali tarafından 1889 yılında gizlice kurulan cemiyet, aynı yıl, Paris’teki Jön Türkler ile temas kurup “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını benimsedi. II. Abdulhamit döneminde üyelerin çoğu tutuklandı ve sürgün edildi. Bundan sonra yurt dışında örgütlenen cemiyet, 1908 tarihinde II. Abdulhamit’in Kanun-i Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymasını sağladı. Bu arada cemiyet adını “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” ne çevirdi. 31 Mart’ta meydana gelen İttihat ve Terakki karşıtı hareket ve 1911 Trablusgarp Savaşı ile aynı yıl kurulan muhalefet partisi “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”, yönetimin iktidarını sertleştirmeye başlamasına yol açtı. 23 Ocak 1913 tarihinde yönetimi ele geçirmek amacıyla Babıali Baskını’nı gerçekleştiren İttihat ve Terakki Partisi bilfiil ülke yönetimine el koydu. 1913-1918 yılları arasında ülke “İttihat ve Terakki Partisi” yönetimi altında bulundu. Parti ileri gelenlerinden Enver Paşa’nın Alman yanlısı siyaseti yüzünden Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı Devleti, savaşın sonunda yenik düştü. 14 Kasım 1918’de Cemiyet kendini feshetti ve yerine “Teceddüt Fırkası” kuruldu.
II. Meşrutiyet’in İlan Edilmesi II. Abdülhamit, 1876’da I. Meşrutiyet’i ilan etti. Osmanlı Devleti anayasal bir döneme girdi, fakat, yetki yine padişahtaydı. II. Abdulhamit, 93 Harbi’ni bahane ederek Mebuslar Meclisi’ni kapattı. Böylece; I. Meşrutiyet dönemi sona erdi. “İstibdat Dönemi” başlamış oldu. 1889’da “İttihat ve Terakki” gizli olarak kuruldu. II. Abdulhamit’e muhalif harekete Genç Türk (Jön Türk) hareketi denildi. 24 Temmuz 1908’de anayasa yeniden yürürlüğe konuldu. Bu anayasa ile meclisin yetkileri artırıldı. İlk kez, siyasi parti kurmak serbest oldu. İttihat ve Terakki Partisi dışında “Ahrar Partisi” de kuruldu. 31 Mart 1909’da, II. Meşrutiyet yönetimine karşı isyan çıktı. II. Abdülhamit tahttan indirilerek, yerine Sultan Mehmet Reşat geçti.
Kanun-i Esasi’de Yapılan Değişiklikler :Hükümet meclise karşı sorumlu olacak. Padişahın meclisi kapatma yetkisi; Ayan Meclisi’nin onayına bağlı olacak. Milletvekilleri, kanun teklifi için padişahtan izin almayacak. Padişah, Yasalrı en geç iki ay içerisinde onaylayacak ve geri meclise gönderecek. Toplantı ve dernek kurmak serbest bırakılacak. Padişahın kişileri sürgün etme yetkisi olmayacak. Uluslarası antlaşmalar meclis tarafından onaylanacak. Nazırlar (Bakanlar) Sadrazam (Başbakan) tarafından belirlenecek.
93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) :1876 yılında, Avrupalı Devletlerin Balkanlar’da kalıcı çözüm bulmak amacıyla topladıkları İstanbul Konferansı’nda Balkanlar konusunda ağır şartlar getirilmesi üzerine, Osmanlı Devleti şartları kabul etmemiş, daha sonra düzenlenen Londra Konferansı da aynı şekilde sonuçlanmıştı. İki konferansta da Osmanlı Devleti’nin şartları kabul etmemesi üzerine, Rusya 1877 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştı. Bu savaşta Plevne savunması ile Gazi Osman Paşa üyük kahramanlıklar göstermiş, fakat Rusların, Yeşilköy’e kadar ilerlemelerine engel olunamamıştı. Bunun üzerine padişah II. Abdülhamit, barış isteğinde bulunmuş ve 3 Mart 1878’de Yeşilköy (Ayestefanos) Antlaşması imzalanmıştı.
Genç Türkler (Jön Türkler) : Tanzimat döneminin sonlarına doğru, bazı Osmanlı aydınları (Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa, Hüseyin Avni Paşa) Genç Osmanlılar adıyla bir cemiyet kurdular. Bunlar; Osmanlı ülkesinde yaşayan herkesin, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin eşit tutulması halinde azınlıkların ayrılmaktan ve devlet kurmaktan vazgeçeceklerini savunuyorlardı. Bu düşüncelerinin uygulanabilmesi için de; Meşrutiyet’in ilan edilmesi, temel hak ve özgürlüklerin bir anayasa ile korunması gerektiğine inanıyorlardı. Bu nedenle II. Abdülahamit’e baskı yapıp 1876 yılında Meşrutiyet’in ilanını sağladılar
31 Mart Olayı :1. İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarı yeterince ele geçirememesi 2. Ahrar Partisi’nin meşrutiyet karşıtı çalışmaları 3. Volkan Gazetesi ve İttihad-ı Muhammedi derneğinin meşrutiyet karşıtı çalışmaları 4. Halkın meşrutiyete ve gayrimüslimlerle olan eşitliğe sıcak bakmamaları 5. Ordudan atılan Meşrutiyet karşıtı subayların kışkırtması 6. Bulgaristan’ın 5 Ekim 1908’de bağımsızlığını ilan etmesi 7. 6 Ekim 1908’de Avusturya’nın, Bosna-Hersek’i işgali
Volkan Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi 6 Nisan 1909’da öldürüldü. Cenazesi meşrutiyet karşıtı gösteriye dönüştü. Gösteri giderek isyana dönüştü. İsyan Selanik’te duyulunca, Hareket Ordusu adındaki birlik İstanbul’a hareket etti. Hareket Ordusu’nun kurmay başkanı Mustafa Kemal’di. İsyan 24 Nisan 1909’da bastırıldı.
31 Mart Olayı’nın Sonuçları :1. II. Abdülhamit tahttan indirildi ve yerine V. Mehmet Reşat geçti. 2. Padişah’ın yetkileri kısıtlandı, meclisin yetkileri artırıldı. 3. Mustafa Kemal ilk kez bir siyasi olaya karışmış oldu.
Tarblusgarp Savaşı:1. Siyasi birliğini geç sağlayan İtalya’nın sömürge arayışına çıkmış olması 2. İtalya’nın sömürge elde etmek amacıyla Trablusgarp’a göz dikmesi. İtalya, Avrupa devletlerinin de onayını alarak 28 Eylül 1911’de Trablusgarp’a asker çıkardı.
Osmanlı Devleti Trablusgarp’a deniz yolu ile asker gönderemedi. Mısır üzerinden de asker gönderemedi. Gönüllü subaylar Trablusgarp’a gizlice gönderildi. Bu subaylar büyük başarılar elde ettiler. İtalya Çanakkale’ye saldırdı, başarılı olamayınca On iki Ada’yı işgal etti. Bu arada Birinci Balkan Savaşı çıktı. Osmanlı Devleti, 18 Ekim 1912 tarihinde İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalayıp savaştan çekildi.
Uşi Antlaşması :15-18 Ekim 1912 tarihinde imzalanan bu antlaşmaya göre 1. Trablusgarp ve Bingazi, İtalyanların oldu. 2. Rodos ve On iki Ada, Osmanlılar’da kaldı, ancak buraları Balkan Savaşı sonuna kadar İtalya elinde tutacaktı.
Balkan Savaşları
I. Balkan Savaşı eri :1. Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan atmak isteyen Rusya’nın Balkanlar’da yeni kurulan devletleri bir araya getirip ittifak kurmalarını sağlaması.2. Balkan Devletleri’nin Tarblusgarp Savaşı’nın çıkmasını fırsat bilmeleri. 3. Osmanlı ordusu ve yönetiminde ikiliklerin yol açtığı iç karışıklıkların Balkan Devletlerince biliniyor olması ve bu devletlerin Osmanlı Devleti’nin zayıf olmasından yararlanmak istemeleri.
I. Balkan Savaşı :Rusya’nın Pan-İslavizm politikası etkili oldu. Balkan devlertleri, Osmanlı’daki iç karışıklıklardan yararlanarak, tek tek Osmanlı Devleti’ne Savaş açtı. Osmanlı’ya karşı ilk savaş açan Karadağ oldu. Sırbistan ve Bulgaristan’a da Osmanlı Savaş açtı. Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Osmanlı Çatalca önlerine kadar çekildi. Büyük yenilgiler alan Osmanlı Devleti barış görüşmelerine başladı.
I. Balkan Savaşı’nın Sonuçları 1. Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. 2. Osmanlı Devleti savaşı kaybetti ve Çatalca önlerine kadar çekildi. 3. Avrupalı Devletler Balkan yarımadasının yeni haritasını belirlemek için Londra Konferansı’nı topladı. 4. Osmanlı Devleti Midye-Enez hattının batısında kalan bütün topraklarını kaybetti. Arnavutluk ile Ege Adaları’nın durumu büyük devletlerin kararına bırakıldı. 5. Londra Antlaşması’nın imzalanmasını engellemek isteyenler 23 Ocak 1913’te Bab-ı Ali Baskını’nı gerçekleştirdiler.
II. Balkan Savaşı : 1. Londra Antlaşması’nda en büyük payı Bulgaristan almıştı. Öteki Balkan Devletleri bu duruma itiraz ettiler. 2. Yunanistan özellikle Bulgaristan’ın Ege Denizi’ne açılmasına karşı çıkıyordu. 3. Paylaşılamayan yerlerin arasında başta Makedonya geliyordu. 4. Sonuçta Balkan Devletleri, Bulgaristan’a saldırdı ve II. Balkan Savaşı çıktı.
Osmanlı Devleti I. Balkan Savaşı’nda yenilince bu bölgede boşluk doğdu. Osmanlı Devleti’nden aldıkları toprakları paylaşamayan Balkan Devletleri birbirine düştü. Sırbistan Makedonya’nın Bulgaristan’a verilmesine itiraz etti. Yunanistan Makedonya’dan daha fazla toprak istedi. Romanya Bulgaristan’dan Dobruca’yı istedi. Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan’a savaş açtı. Romanya da Bulgaristan’a savaş açtı. Osmanlı Edirne’yi geri aldı. Bulgaristan barış istedi.
Balkan Devletleri kendi aralarında savaşa başlayınca Osmanlı Ordusu Midye-Enez hattını aşıp, Edirne ve Kırklareli’yi tekrar aldı. İkinci Balkan Savaşının sonucunda şu antlaşmalar yapıldı. 1-İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913) 2-Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) 3-Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913)
Osmanlı Devleti, Ege adalarını kaybetti. İmroz, Bozcaada ve Meis dışındaki bütün Ege adaları Yunanistan’da kaldı. Arnavutluk bağımsız oldu. Makedonya elimizden çıktı. Batı Trakya, Bulgaristan’a verildi ve Osmanlı Devleti’nin elinde sadece Doğu Trakya kaldı.
İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913) :Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında yapılan bu antlaşmaya göre; Meriç Nehri Osmanlı-Bulgar sınırı oldu. Ancak, Dimetoka Osmanlılar’da kaldı. Edirne ve Kırklareli tekrar Osmanlı Devleti’ne bırakıldı. Bulgaristan’da kalan Türkler’in hakları belirlendi. Kavala ve Dedeağaç, Bulgarlar’da kaldı.
Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) :Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalandı.
Buna göre; Girit, Yanya ve Selanik Yunanistan’ın oldu. Osmanlı Devleti, Avrupa Devletleri’nin Ege adaları hakkındaki kararlarını kabul etmeyeceğini bildirdi. Yunanistan’da kalan Türklerin hakları saptandı.
Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913) :Bulgaristan ve diğer Balkan Devletleri aralarında imzaladıkları bu antlaşma ile savaşı sona erdirdiler. Buna göre; Bulgarlar, Dobruca’nın büyük bir kısmını Romanya’ya verdi. Manastır, Sırpların oldu. Makedonya’nın bir kısmı Bulgaristan’a bırakıldı.
Balkan Savaşlarının Sonuçları :Osmanlı Devleti, Ege adalarını kaybetti. İmroz, Bozcaada ve Meis dışındaki bütün Ege adaları Yunanistan’da kaldı. Arnavutluk bağımsız oldu. Makedonya elimizden çıktı. Batı Trakya, Bulgaristan’a verildi ve Osmanlı Devleti’nin elinde sadece Doğu Trakya kaldı.

I. Dünya Savaşı
Genel Nedenler
1. Fransız İhtilali :Fransız İhtilali’nin getirdiği “ulsçuluk” ilkesi, Batı Avrupa’da ve Balkanlar’da birçok siyasi birliğin oluşmasına, yeni yeni devletlerin kurulmasına yol açtı. Bunlardan İtalya ve Almanya’nın siyasi birliğini sağlaması ve bir güç olarak ortaya çıkması, özellikler İngiltere’nin sömürgelerinin tehdit edilmesine neden oldu. Bu gerilim içinde Orta Avrupa, Balkanlar ve Orta Doğu’da yer alınca, genel bir savaşın belirtileri ve şartları ortaya çıktı.
2. Sanayi Devrimi :Dünyada üretim artışına yol açan bu ekonomik gelişme hammadde ve pazar kaynaklarının değerini de arttırdı. Dünya’nın ekonomik dengesini bozdu, ekonomik bakımdan gelişmiş devletler arasında siyasi gerilimler arttı.
3. Doğu Sorunu (Hasta Adam Sorunu) Avrupalı devletler, her geçen gün zayıflayan ve kendi ayakları üzerinde duramayacak duruma gelen Osmanlı Devleti’nin hiç beklenmedik bir anda yıkılması halinde, bu devletin topraklarının paylaşılması konusunda, düna devletlerinin anlaşmazlığa düşeceğini ve bri savaşın çıkacağını düşünüyorlardı. Bunu engellemek için de, Osmanlı Devleti yıkılmadan onun topraklarının hangi parçasının, hangi devletin olacağının belirlenmesi gerekiyordu. Özellikle Almanya’nın 1870’de siyasi birliğini sağlayıp Osmanlı topraklarını ele geçirmek istemesi, Doğu sorununu tamamen açığa çıkarttı. Bu durum Almanya’ya karşı bir ittifakın kurulmasında başlıca etkenlerden biri oldu. İngiltere kendi sömürgesi olarak gördüğü Osmanlı topraklarının Almanlar’ın eline geçmesini engellemek için Fransa ve Rusya’yı da yanına çekmeyi başardı.
I. Dünya Savaşı’nın Nedenleri :Sanayi devletlerinin hammadde ve pazar ihtiyacının artması, Alman-İngiliz sömürgecilik yarışı, Rusların Pan-İslavizm politikasının Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti’ni tehdit etmesi, Fransa’nın, Almanya’dan Alsace-Loraine (Alsas-Loren)i geri almak istemesi Osmanlı Devleti’nin dağılma yolunda olması, İngilizlerin, Rusları Balkanlar’da serbest bırakması, Balkanlar’da yeni kurulan devletlerin sınırlarını genişletmek istemesi.
Almanya ile İttifak :Almanya’nın savaşı kesin kazanacağı inancı İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin Alman hayranlığı, Osmanlı Devleti’nin üzerindeki emelleri açık olan Rusya’ya karşı onun düşmanı olan Almanya’nın yanında yer almanın gerekliliğine inanılması, Osmanlı ordusundaki Alman askeri uzmanların devlet adamlarını etkilemesi.
Savaşın Başlaması :Avusturya-Macaristan veliahtı Franz Ferdinand, Haziran 1914’te, Saray-Bosna’da, bir Sırp fanatik tarafından öldürüldü. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a savaş açtı. Rusya’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na savaş açtı. Almanya 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya, 3 Ağustos’ta Fransa’ya, 4 Ağustos’ta da Belçika’ya savaş açtı. İngiltere’de Almanya’ya savaş açtı.
Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi :Almanya ile gizli bir ittifak anlaşması yapıldı. Genel seferberlik ilan edildi. Mebuslar Meclisi kapatıldı. Kapitülasyonlar kaldırıldı. İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslav adında iki Alman savaş gemisi İstanbul’a sığındı. Osmanlı Devleti gemileri satın aldı. Bu gemilere Yavuz ve Midilli isimleri verildi. Gemiler Karadeniz’e açılıp, Rusya’nın Odessa ve Sivastapol limanlarını bombaladı. Bunun üzerine, Rusya, 1 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. İngiltere, Mısır ve Kıbrıs adasının İngiliz toprakları olduğunu ilan etti. İngiltere; Süveyş Kanalı’nı, Mısır’ı, Doğu Akdeniz’i ve İran Körfezi’ni savunmak için bu bölgelere asker sevk etti ve Birinci Dünya Savaşı çok geniş bir alana yayıldı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Cepheleri :Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda bir çok cephede savaşmıştı. Bunlar daha çok, ya Almanlar’ın isteği sonucu veya Osmanlı savaş taraftarlarının geçmişte kaybedilen toprakların geri alınabilmesi amacıyla açılmıştı.
Taarruz Cepheleri
Kafkas Cephesi :Kafkas Cephesi Ruslara karşı Aralık 1914’de açıldı. Cephe komutanı Enver Paşa’nın komuta ettiği 150.000 kişilik ordudan 100.000’i soğuktan donarak öldü. Bunun üzerine Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis, Trabzon ve Erzincan’ı ele geçirdiler. Çanakkale zaferinden sonra bu cepheye atanan Mustafa Kemal, 1916 yılında Muş ve Bitlis’i kurtardı.
Kanal Cephesi : Süveyş Kanalı’nı ele geçirip, İngilizlerin sömürgeleri ile olan bağlantısını kesmek için açılan bu cephe, Almanlar tarafından planlandı. Sonuçta 1916 yılında Osmanlı ordusu yenildi ve İngilizler Sina Yarımadası’nı ele geçirip Suriye’ye kadar ilerledi.
Savunma Cepheleri
Hicaz Yemen :Bu cephede İngilizler’in kışkırtması ile Araplar isyan etti. Mekke Emiri Hüseyin isyanın başına geçti. Sonuçta, 1916 yılında Hicaz elimizden çıktı ve Yemen bağımsızlığını ilan etti.
Irak :İngilizler savaşın başında Basra’ya asker çıkardılar. Çünkü; bu bölgenin petrolüne sahip olmak istiyorlardı. Ayrıca Türklerin İran’a girmesini ve Hindistan’ı tehdit etmesini engellemeye çalışıyorlardı. Diğer yandan karayolu ile Rusya’ya ulaşmayı da amaçlıyorlardı. Osmanlı ordusu 1915’de Kutülamare’de İngilizleri yendi. Ancak İngilizler daha sonraki yıllarda bu cephede başarılar elde etti.
Suriye ve Filistin :Bu cephede Mustafa Kemal’in komuta ettiği 7. ordu, Yıldırım Orduları Grubu ile birlikte Halep’in kuzeyinde düşmanı durdurmayı başardı. Daha sonra buradaki Yıldırım Orduları’nın başına Mustafa Kemal Paşa atandı.
Çanakkale :Çanakkale Cephesi, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine Boğazları ele geçirebilmek amacıyla açıldı. 19 Şubat 1915’de Kumkale ve Seddülbahir’e İngiliz ve Fransız gemilerinin saldırısı ile açılan Çanakkale Cephesi, kara ve deniz savaşları olmak üzere iki safhada gerçekleşmişti.
Çanakkale Savaşı :İngiltere ve Fransa 19 Şubat 1915’te Çanakkale’ye saldırdılar. 18 Mart’ta büyük bir saldırıya geçen İngiliz ve Fransız donanması, büyük kayıp verip geri çekildi. İngilizler, sömürge ülkelerden topladıkları kuvvetlerini Arıburnu’ndan karaya çıkardılar. Bu arada Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale cephesine atandı. 9 Ocak 1916’da Çanakkale düşmandan tamamen temizlendi.
Çanakkale Savaşı’nın Sonuçları :250 bin Türk asker ve subayı şehit düştü ve yaralandı. Rusya’ya gerekli olan silah ve cephane ulaştırılamadı. Bu durum Rusya’nın çökmesi ve savaştan çekilmesine neden oldu. Birinci Dünya Savaşı uzadı. Rusya’da ihtilal oldu ve Çarlık Rusya yıkılıp yerine Sovyet Rusya kuruldu. Savaşın uzaması ve İngilizler’in Çanakkale’de yenilmesi sömürge yönetimlerini zorlaştırdı. Savaşın uzaması, savaşla ilgili olmayan sanayi dallarının gerilemesine neden oldu, bundan da Japonya ve A.B.D. kazançlı çıktı. Mustafa Kemal’in Çanakkale’de kazandığı başarı, O’nun daha sonra milli mücadelenin lideri olmasında etkili oldu.
Rusya’nın Savaştan Çekilmesi : Savaş, Rusya’da ekonomik sıkıntı doğurdu. Halk, Lenin liderliğinde ayaklandı. Ekim 1917’deki ihtilalle Çarlık Rusyası yıkıldı. Komunist iktidar başa geçti. Komunist iktidar savaşa son vermek istediğini ilan etti. Brest Litowsk Antlaşması (3 Mart 1918) imzalandı.
Amerika’nın Savaşa Girmesi :Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) savaşın başlarında tarafsızlığını ilan etmişti. Ancak Alman denizaltıları, A.B.D.’nin İtilaf Devletleri’ne silah sattığı gerekçesiyle, A.B.D.’ye ait ticaret gemilerini batırmaya başladı. 2 Nisan 1917’de A.B.D. Almanya’ya savaş ilan etti. A.B.D. Nisan 1918’de Avrupa’ya asker çıkartarak savaşa girdi.
Osmanlı Devleti’nin Savaştan Çekilmesi :Bulgaristan’ın işgal edilmesi üzerine Bulgar hükümeti 29 Eylül 1918’de Neuilly Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi. Böylece Osmanlı Devleti’nin İttifak Devletleriyle bağlantısı kesildi. İttihat ve Terakki Partisi Hükümetten çekildi. Yeni kurulan Ahmet Paşa Hükümeti ateşkes istedi. 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Almanya Versay Antlaşması’nı, Avusturya St. Jermen Antlaşması’nı, Macaristan Trianon Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.
Neuilly (Nöyyi) Antlaşması :Bulgaristan ile İtilaf Devletleri arasında imzalandı. Buna göre, 1. Batı Trakya, Yunanistan’a verildi. 2. Bulgaristan’ın Ege Denizi ile olan bağlantısı kesildi. 3. Makedonya, Yuanistan ve Yugoslavya arasında paylaşıldı. 4. Bir kısım toprakları Romanya’ya verildi.
Versay Antlaşması :Almanya ile İtilaf Devletleri arasında imzalandı. Bu antlaşmaya göre, 1. Almanya 1871’de aldığı Alsas-Loren’i tekrar Fransa’ya verdi. 2. Almanya’nın bir kısım toprakları yeni kurulan Çekoslavakya ve Polonya’ya verildi. 3. Sar Havzası kömür madenleri, Fransızların oldu. 4. Bütün sömürgelerinden vazgeçti. 5. Ordu ve donanmasını azaltmak zorunda kaldı.  
Saint Germain (Sen Jermen) Antlaşması :Avusturya ile İtilaf Devletleri arasında imzalandı. Buna göre, 1. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yıkıldı. Yerine Avusturya Cumhuriyeti, Macaristan Krallığı ve Çekoslavakya Cumhuriyeti kuruldu. 2. Avusturya-Macaristan’ın topraklarının bir kısmı, yeni kurulan Polonya ve Yugoslavya’ya bir kısmı Romanya ve İtalya’ya verildi.
Trianon (Triyanon) Antlaşması :İtilaf Devletleri ile Macarstan arasında imzalandı. Buna göre, 1. Macaristan’ın topraklarının bir kısmını Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya’ya verildi. 2. Bosna-Hersek, Yugoslavya’nın oldu.
I. Dünya Savaşı’nın Sonuçları :Savaşta yenilen devletlerin rejimleri değişti. Merkezi imparatorluklar yıkıldı. Çarlık Rusya yıkıldı, yerine Sovyet Rusya kuruldu. Yıkılan imparatorlukların yerine yeni devletler kuruldu. Arap topraklarında İngiliz ve Fransızların manda ve himayesi altında çeşitli devletler kuruldu. İsrail Devleti’nin temelleri atıldı. Dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kuruldu. Mondros’tan sonra Anadolu’da görülen işgallere karşı bağımsızlık mücadelesi başladı. Bu mücadeleyi İngilizlerin diğer sömürgeleri de kendilerine örnek aldı. Versay Antlaşması’nın getirdiği şartlar, Avrupa’nın siyasi dengesini bozdu ve bu durum İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden oldu. İngiltere, Dominyon denilen, Kanada, Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda sömürgelerine Arabistan, Filistin ve Irak’ı da ekledi.
Mondros Mütarekesi
Mütareke’nin İmzalanmasının Nedenleri :Bulgaristan’ın yenilmesi üzerine; Alman yardımının kesilmesi Anadolu’da silah ve cephane sıkıntısı çekilmesi Askere alınacak insan kalmaması, Wilson İlkeleri’ne umut bağlanması, Halk ve ordunun savaştan bıkması
Mütareke’nin Maddeleri
Egemenlik Haklarını Sınırlayan Maddeler :Karadeniz’e geçiş için Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak ve Karadeniz’e serbestçe geçiş sağlanacak, Çanakkale ve Karadeniz istihkamları İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek. İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde, herhangi bir bölgeyi işgal edebilme hakkına sahip olacak. Altı Vilayet adı verilen Van, Bitlis, Erzurum, Diyarbakır, Elazığ, Sivas vilayetlerinde bir kargaşalık olursa, İtilaf Devletleri bu vilayetleri işgal edebilecek. Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi İtilaf Devletleri’ne geçecek.
Askeri Sınırlamalar Getiren Maddeler :Sınırların korunması ve iç güvenliğin sürdürülmesi için gerekli askeri kuvvetlerin dışındakiler terhis edilecek. İtilaf Devletleri’nin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim edilecek. Buna karşılık Türk esirleri İtilaf Devletlerinin elinde korunacak. İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri işgal ettikleri yerlerden geri çekilecek.
Ekonomik Sınırlamalar Getiren Maddeler : İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan yararlanabilecek. Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri tarafından kontrol edilecek. İtilaf Devletleri, kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den sağlayacak.
Mütareke’nin Sonuçları :İtilaf Devletleri önceden imzaladıkları gizli antlaşmaları uygulamaya koydular. Osmanlı Devleti’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği sona erdi. Yedinci madde uyarınca işgaller başladı. Osmanlı Devleti fiilen sona erdi. Osmanlı topraklarında Suriye, Lübnan ve Irak gibi devletlerin kurulmasına zemin hazırlandı. İşgallere karşı bölgesel direnme cemiyetleri kuruldu. Padişah Mebuslar Meclisi’ni kapattı.
İtilaf (Uzlaşma-Anlaşma) Devletleri :İngiltere, Rusya, Fransa, Sırbistan, Belçika, Lüksenburg, Karadağ, Japonya, İtalya, Portekiz, Romanya, A.B.D., Yunanistan, Brezilya ve Çin gibi bir çok devletin katıldığı bir topluluktu.
I. Dünya Savaşı Sırasında İmzalanan Gizli Antlaşmalar :Bu antlaşmalar Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla yapılmıştır. Bu antlaşmaların başlıcaları şunlardır : Sykes-Picot Antlaşması (1916) : Bu antlaşma ile Osmanlı toprakları Rusya, Fransa ve İngiltere arasında paylaştırılmıştır. Mac-Mahon Antlaşması (1916) : Mısır’daki İngiliz valisi Mac-Mahon ile Hicaz Emiri Hüseyin arasında imzalandı. Arapların Türklere karşı ayaklanması halinde, Arap bağımsızlığının onaylanacağı kabul edildi. Londra Antlaşması (1915) : İtalya’nın İtilaf Devletleri’nin safına geçmesi nedeniyle imzalandı. On iki Ada İtalya’ya verildi. İtalya’nın Trablusgarp ve Bingazi üzerindeki hakları kabul edildi. Saint Jean de Maurienne (1917) : İtalya’ya Anadolu’nun Güneybatısı’nın büyük bir kısmı verilmişti.

Paris Barış Konferansı ve İzmir’in İşgali
Konferansın Amacı :I. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletlerin, yenilen devletlerin durumunu belirlemek istemesi. (asıl amaç) İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’nin topraklarının paylaşım esaslarını belirlemek istemesi. İtilaf Devletleri’nin aynı zamanda diğer devletlerle yapılacak olan antlaşmaların şartlarını belirlemek istemesi.
Konferans’ta İngiltere’nin Tutumu :İngiltere, Ege Bölgesi’nin İtalya’ya değil de Yunanistan’a verilmesini istedi. Nedeni, Akdeniz’de sömürgelerine giden yol üzerinde, güçlü bir İtalya yerine zayıf bir Yunanistan’ın bulunmasıni istemesiydi. Batı Anadoludaki çoğunluğun Yunan olduğu savunuldu. Ege bölgesinin Wilson ilkeleri’ne göre Yunanistan’a verilmesi kararlaştırıldı.
Wilson İlkeleri : 1 Milletler arasındaki gizli antlaşmalara son verilecek, açık diplomasi usulü uygulanacak 2-Kara suları dışındaki denizlerde gerek savaş halinde, gerek barış halinde deniz trafiğinin serbest olması sağlanacak 3-Milletlerin üzerindeki ekonomik engeller kaldırılacak ve milletler eşit sayılacak 4-Her millet silahlanmayı, iç güvenliğini sağlayacak seviyede tutacak 5-Sömürgelere ait bütün istekler, egemenlik sorunlarının ilgili halkın çıkarları de dikkate alınarak bir karara bağlanacak 6-Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk nüfusunun yoğunlukta olan kısımları tartışmasız bir şekilde Türk egemenliğinde kalacak, fakat Türklerin egemenliği altında bulunan diğer milletlerin güvenlikleri sağlanacak 7-Çanakkale Boğazı uluslararası güvence altında bütün milletlerin ticaret gemilerine açık olacak 8-Dünya barışını ve toprak bütünlüğünü korumak için bir uluslararası cemiyet kurulacak 9-Galip devletler, mağlup devletlerden toprak ve savaş tazminatı alamayacak
Konferans’ın Sonuçları :1-Anadolu’nun paylaşılmasına Yunanistan da katıldı. 2-İngilizlerle İtalyanlar’ın arası açıldı. 3-Yunanistan’a İzmir ve çevresi ile İstanbul önlerine kadar Doğu Trakya verildi. 4-İtalyanlara ise Batı Akdeniz kıyıları bırakıldı.
İzmir’in İşgali :Paris Barış Konferansı gereği Yunanistan’a verilen İzmir, Yunanlılar tarafından Mondros Ateşkes Antlaşması’nın Yedinci maddesine dayanılarak işgal edildi. Bu işgale tepki olarak da, bu bölgede silahlı direnme güçleri kuruldu.
İşgalin Sonuçları :1-Yurdumuz parçalanmaya başlandı. 2-Ege Bölgesi’nde Kuva-yı Milliye güçleri kuruldu. 3-Yunan ordusu büyük katliamlar yaptı. 4-Mustafa Kemal Havza’dan genelge yayınladı. 5-İşgale karşı Amiral Bristol Raporu hazırlandı 6-İstanbul Hükümeti’nin yetersizliği ortaya çıktı. 7-İşgal üzerine Rum ve Ermeniler ayrılıkçı faaliyetler başlattı.
Amiral Bristol Raporu (11 Ekim 1919) : 1-Katliamlardan Yunanistan sorumludur. 2-Mondros’tan sonra İzmir ve dolaylarında Rum halkın hayatının tehlikede olduğuna ilişkin Paris Barış Konferansı’na yanlış bilgi verilmiştir. 3-Yunan askerlerinin bu bölgeden derhal çekilmesi ve yerine İtilaf Devletleri’ne ait askerlerin gönderilmesi gerekir. 4-İzmir ve dolaylarının Yunanistan’a verilmesi söz konusu olamaz, çünkü burada Türk çoğunluğu vardır.
Zararlı Cemiyetler
Azınlıkların Kurduğu Zararlı Cemiyetler
Özellikleri :Mondros Mütarekesi’nden sonra, ordunun terhis edilmesi ve devlet otoritesinin kalmaması üzerine ortaya çıktı. Azınlıklar tarafından, işgalci emellerine hizmet eden kuruluşlardı. Anadolu hareketine ve Türklerin milli devletine karşıydılar. Bu cemiyetlerin hepsi Rum Patrikhanesi tarafından yönetiliyordu. İtilaf Devletlerince ekonomik ve siyasi açıdan destekleniyorlardı. Wilson İlkeleri’ne göre bulundukları yerlerin kendilerine verilmesini istiyorlardı. Mondros Mütarekesi’nin yedinci ve yirmidördüncü maddelerini uygulatmak istiyorlardı. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi şu şekildeydi : “İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde, herhangi bir bölgeyi işgal edebilecek.” Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 24. maddesi şu şekildeydi : Altı Vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa , bu vilayetlerin herhangi bir kısmı işgal edilebilecek.
Cemiyetler :Mondros Mütarekesi’nden sonra Türk ordusunun terhisinden cesaret alan bazı azınlıklar, Milli Mücadele’ye karşı bir takım cemiyetler kurmuşlardı.
Mavri Mira :İstanbul’daki Rum Patrikhanesi tarafından kurulan bu cemiyet, Bizans İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak ve Ege Bölgesi’nde ilerleyen Yunan ordusuna yardımcı olmak amacını güdüyordu. Çalışma alanı; Bursa, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul ve Bandırma idi. Yunan Kızılhaç, Resmi Göçmenler Komisyonu, Rum okullarındaki izcilik kurumları, Mavri Mira’nın emrinde çalışıyordu.
Trakya ve Yunan Komitesi :Trakya’nın işgalinden doğan sorunları Yunanistan açısından çözmeye çalışan bir örgüttür. Buradaki milli direnişi ortadan kaldırmak ve tüm Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini sağlamak temel amaçlarıydı.
Pontus Rum Cemiyeti :Yunanistan’ın milli örgütü olan ve Yunanistan’ın 1829’da bağımsız olmasını sağlayan Etnik-i Eterya Cemiyeti Tarbzon ve dolaylarında bir Rum Pontus Devleti kurmak amacıyla Pontus Rum Cemiyeti’ni meydana getirdi.
Kordos Cemiyeti :Yunanistan tarafından İstanbul’da “Rum Göçmenleri Merkez Komisyonu” adıyla kurduruldu. Derneğe İstanbul, Trakya, Trabzon, Marmara kıyıları ve İzmir gibi yörelerde düzeni bozma, Yunanistan’dan gelen özel görevlileri Rum göçmeni göstererek Doğu Karadeniz dolaylarına yerleştirme, bu yörelerdeki Rum azınlığı sayıca çoğaltam görevi verilmiştir.
Ermenilerin Kurduğu Cemiyetler :Daha önceleri Ermenilerin krumuş oldukları “Taşnaksütyun” ve “Hıncak” adlı gizli örgütler milli mücadeleye karşı çıktılar ve işgalcilerle işbirliği yaptılar.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira’ya benzer bir örgüt kurup Rumlarla işbirliği yaptı. Zaven Efendi tarafından kurulan bu cemiyetin adı, “Rum-Ermeni Birliği Komitesi” idi. Ermeni İntikam Alayları da, Fransızlardan aldıkları destek ile Adana ve dolaylarında faaliyet gösteriyorlardı.
Yahudi Cemiyetleri :Yahudilerin çok büyük bir çoğunluğu bölücü çalışmalarda bulunmadı, ancak “Makkabi Cemiyeti” ve “Alyans israilit Cemiyeti” işgalcilere destek verdi.
Milli Varlığa Düşman Cemiyetler
Özellikleri :Milliyetçi amaçlara tamamen karşıydılar. Osmanlıcı ve hilafetçiydiler. Başat Hürriyet ve İtilaf Fırkası etrafına toplanmışlardı. Anadolu hareketine karşıydılar. Ulusal örgütlere karşı direniş göstermişlerdir. Manda ve himaye taraftarıydılar.
Hürriyet ve İtilaf Partisi : Kasım 1911’de Trablusgarp Savaşı’nın yarattığı kaos döneminde Ahrar ve Mutedil Hürriyetperveran Fırkalarının birleşmesinden oluşmuştur. İttihat ve Terakki karşıtı olan bu fırka, bağımsızların ve gayr-i müslüm mebusların desteğiyle güçlendi. Fırka’nın temel amacı, İttihat ve Terakki iktidarını yıkmaktı. Programında Osmanlcılığı, özyönetimi, özel girişimi, meşrutiyeti ve liberal iktisat’ı savunmaktaydı. 1912 “sopalı seçimleri” ne kadar iktidarda kalan parti bu seçimde ancak 6 milletvekilini Meclis’e sokabildi.
Bundan sonra parti sıkı bir muhalefete yöneldi. “İkdam” ve “Alemdar” gazeteleri partinin yayın organı oldu. 1913’deki Babıali Baskını’ndan sonra parti dağılmaya başladı. Mahmut Şevket Paşa suikastından sonra bir kısım parti mensubu yargılandı, idam edildi, Sinop’a dürgün edildi ve ordan Avrupa’ya kaçtı.
Cemiyetler :Bu cemiyetler Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin bağımsız yaşayamayacağını düşünen, Milli Mücadele’ye karşı manda ve himaye yanlısıydılar.
Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası :Bu cemiyet milli mücadeleye karşı çıkan Damat Ferit Hükümeti’ni desteklemiş, padişah ve halifeye bağlı kalmakla vatanın kurtulacağını savunmuştur.
Kürdistan Teali Cemiyeti :Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra kurulan bu cemiyet Wilson İlkeleri’nden yararlanarak özerk bir Kürt devleti kurmak için mücadele etmiştir.
Teali-i İslam Cemiyeti :İşgalcilerle mücadele edilemeyeceğini, bundan dolayı halifenin etrafında toplanmanın gerekliliğini savunmuşlardır.
İngiliz Muhibleri Cemiyeti :Bu cemiyetin başkanı bir İngiliz din adamı olan Rahip Fru idi. İşgallere karşı koymanın olanaksız olduğunu savunan bu cemiyete Damat Ferit de üye idi.
Wilson Prensipleri Cemiyeti :Ülkeyi Milletler Cemiyeti içerisinde diğer devletlerle eşit haklara sahip bir varlık haline getirmek amacıyla kurulmuştur.
Kurucularının Amerika Birleşik Devletleri’nin manda ve himayesi altına girmekten yana oldukları bilinmektedir.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası :İttihat ve Terakki Partisi’ne düşman olarak çıkan bu cemiyet, Anadolu’daki milli kurtuluş hareketine karşı en büyük tepkiyi göstermiştir. Bu parti (fırka) Damat Ferit tarafından özellikle milli direnişe karşı yönlendirilmiştir.
Milli Cemiyetler ve Kuva-yı Milliye
Milli Cemiyetler
Kurulmalarındaki Amaç :1. Mondros Mütarekesi’nden sonra işgallerin başlaması 2. Mondros Mütarekesi’ne göre Türk ordusunun terhis edilmesi 3. Devlet otoritesinin kalmaması 4. Birçok bölgede azınlıkların ayrıcalıklı cemiyet kurması 5. Padişah ve hükümetin işgallere kayıtsız kalması 6. Halkın can ve mal güvenliğinin sağlanamaması
Milli Cemiyetler :Bu cemiyetler, Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından, Anadolu’nun işgali üzerine Türk ulusu tarafından kurulmuştur.
Trakya Paşaeli Cemiyeti :Edirne’de Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan hemen sonra 2 Aralık 1918’de kuruldu. Amacı Trakya Bölgesi’nin Yunanistan’a verilmesini engellemek için Türkleri örgütlemekti. Bu bölgedeki ordu komutanı Cafer Tayyar Paşa tarafından yürütülen çalışmaların sonucunda Lüleburgaz ve Edirne Kongreleri’nde toplandılar ve TBMM’ye bağlanma kararını aldılar.
İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti :İzmir’in işgalinden önce bu cemiyet önceleri Türklerin haklarını basın-yayın yoluyla savunmaya çalışmış, ancak 2-19 Mart 1919 tarihleri arasında düzenledikleri “Müdafaa-i Hukuk Kongresi” sonrasında silahlı direnişi benimsemişlerdir. Direniş örgütlerine silah sağlanmıştır.
Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti :İzmir’in işgalinden sonra Ağustos 1919’da Erzurum’da kurulan bu cemiyet, daha önce İstanbul’da kurulmuş olan “Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti” ne bağlı olarak açılmış, daha sonra İstanbul’dan ayrılarak “Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti” adını almıştır. Dopu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini engellemeye çalışan bu cemiyet Erzurum Kongresi’nden sonra Mustafa Kemal bu cemiyet aracılığıyla öteki cemiyetleri birleştirmiştir.
Klikyalılar Cemiyeti :Mondros’tan hemen sonra İstanbul’da çalışmalarına başlayan bu cemiyet, daha sonra Adana ve dolaylarına geçerek orada Ermeniler ve Fransızlarla mücadele etmiştir.
Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti :Bu cemiyet Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurmak isteyen Pontus Rum Cemiyeti’ne karşı kuruldu. Diğer yandan da ayrılıkçı emeller peşinde koşan “Trabzon Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti” ile mücadele etti. Erzurum Kongresi’nden sonra “Doğu-Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” nin şubesi haline geldi.
Hareket-i Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyeti :İzmir’in işgaline karşı savunma amacıyla kurulmuştur. Redd-i İlhak Dernekleri; Redd-i İşgal, Redd-i İlhak İstihlas-ı Vatan Heyet- Milli adları ile ortaya çıkmıştır.
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti :Bu cemiyet Sivas Kongresi’nden sonra 9 Aralık 1919’da Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Hanım’ın öncülüğünde kurulmuştur. A.B.D. Senatosu’na ve Avrupa devletlerinin parlamentolarına telgraflar çekilmiş, ulusal mücadelenin haklılığı anlatılmış, ordu için para ve malzeme toplanmıştır.
Milli Kongre Cemiyeti :Esat Paşa tarafından İstanbul’da kurulmuştur. (29 Kasım 1918). Basın ve yayınla mücadeleyi benimsemişlerdir. Yazılarla halkın aydınlatılmasına çalışılmıştır.
Ortak Özellikleri Amaçları; Türk ulusunun bağımsızlığını sağlamaktı. Kendi bölgelerini korumak ve işgalden kurtarmak için kurulmuşlardır. Silahlı mücadele ile birlikte, basın-yayın yoluyla da mücadeleyi benimsemişlerdir. İhtiyaçlarını bölge halkı karşılamıştır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Milli devlet modelini benimsemişlerdir.
Kuva-yı Milliye
Kuva-yı Milliye Neden Kuruldu :Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması, İtilaf Devletleri’nin Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca Anadolu’da yer yer işgallere başlaması, Ordunun terhis edilmesi ve ülkeyi savunacak bir gücün kalmamış olması, İstanbul Hükümeti’nin işgallere kayıtsız kalması ve halkın can ve mal güvenliğini sağlayacak önlemler almaması.
Kuva-yı Milliye’nin Özellikleri :Kuva-yı Milliye, Ege Bölgesi’nde İzmir’in işgalinden sonra bölge halkının cepheler kurması ile ortaya çıktı. İşgalcilere karşı silahlı direnişte bulunan, bağımsızlık ilkesini benimsemiş olan kişiler tarafından meydana getirilmiştir. Kuva-yı Milliye birlikleri disiplinden yoksun olan düzensiz birliklerdir. İhtiyaçları bölge halkı tarafından sağlanırdı. Sivas Kongresi’nden sonra Temsil Kurulu’na, TBMM’nin açılmasından sonra da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmışlardır.
Kuva-yı Milliye’nin Faydaları ve Zararları :Temsil Kurulu’na ve TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaları bastırdılar. Milli Teşkilat adına otoriteyi ve düzeni sağladılar. Cesaretli tutumları ile halkın direnişe katılmasını sağladılar. Düşmanın ilerleyişini yavaşlattılar. Kuva-yı Milliye’nin şefleri ayaklanmaları kendi yöntemlerine göre bastırıyordu. İsyancıları kendi hukuk dışı kurallarına göre cezalandırmaları, halkın milli mücadeleye karşı güvensizlik duymasına neden oluyordu. Halktan zorla malzeme ve gıda maddesş sağlıyorlardı. Bu durum halkın milli mücadeleden uzaklaşmasına neden oluyordu. Kuva-yı Milliye birlikleri displinsiz tutumları ile devlet düzenine ters düşüyordu.
Düzenli Orduya Geçiş :Kuva-yı Milliye’nin düzenli Yunan ordusunu yurttan atacak güçte olmaması, Kuva-yı Milliye’nin halka kötü davranması, devlet otoritesine ters bir tutum içerisine girmesi Kuva-yı Milliye’den düzenli orduya geçilmesini gerektirmiştir.
10 Ağustos 1920 SEVR BARIŞ ANLAŞMASI: Osmanlı Devletinin fiilen sona erdiği ve imzaladığı son anlaşmadır. Osmanlı parlamentosunun onayından geçmediği için kanun-i esasiye ters düşmüştür. (Misak-ı Milli: Padişah anlaşmayı imzaladığı için Milli Misaka karşı gelmiş oldu. İstiklal mahkemesinin ilk kararı padişah ve sevr’i imzalayanlar hakkında olmuştur.) TBMM ve Türk halkı sevr barış anlaşmasını kabul etmedi. Sevr barış anlaşmasının ardından milli mücadeleye katılım hızlanmıştır.
İstiklal Mahkemeleri; 29 Nisan 1920 Hiyanet-i Vatan Kanunun 21.maddesi ile 18 Eylül 1920’de kurulmuştur. Üyeleri TBMM tarafından seçilen millet vekilleridir. Ankara İstiklal Mahkemesi en uzun süre görev yapan istiklal mahkemesidir. İstiklal Mahkemelerinin ilk kararı 7 Ekim 1920 tarihinde “ 10 Ağustos 1920 Sevr barış anlaşması”nı imzalayanlar hakkında olmuştur.
8 Kasım 1920 TBMM buyruğunda ordu örgütlendirilmiştir. Ordu gücünü ulusal egemenlikten almıştır.

KURTULUŞ SAVAŞI
DOĞU CEPHESİ: 1878 Berlin Antlaşması sonucu Rusların Doğu Anadoluya getirdiği Ermeniler, 1915 techir yasası ile suriyeye ve lübnana yerleştirildi. Rusya da çarlık rejiminin yıkılmasıyla fırsattan istifade bağımsız Ermenistan devleti kuruldu. Ermeniler, Erzincan’a kadar geldiler. Haziran 1920 TBMM doğu cephesini kurarak Kazım Karabekir Paşayı Doğu cephesi komutanlığına atadı. 2-3 Aralık 1920 de Ermenilerle Gümrü barışı yapıldı. Bu günkü doğu Anadolu sınırı tanındı. Ermenistan sevr’i geçersiz saydı. 2-3 Aralık 1920 Gümrü Barışı TBMM’nin hem askeri hem de siyasi ilk başarısıdır. Bu anlaşmadan sonra doğu cephesindeki kuvvetler batı cephesine kaydırılmıştır. Türkiye olarak imzalanan ilk anlaşmadır.
23 Şubat 1921 tarihinde Gürcülerle anlaşma yapılmıştır. Ardahan, Artvin ve Batum Türkiye toprağıdır.

GÜNEY CEPHESİ: Düzenli ordu Güney Cephesinde görev almamıştır. Yoğun halk direnişi Maraş’ta (Sütçü İmam) 2 Şubat 1920, Urfa’da 10 Nisan 1920’de işgalden kurtulmuştur. Antep (Şahinbey) 12 aylık savunmadan sonra düşmüştür.
BATI CEPHESİ : 1920 sonunda Yunanistan da yönetim değişti. “Megala idea” (Eski Bizans- Büyük Yunanistan) kurmak için Anadolu’dan toprak almak istiyorlardı;
6-10 Ocak 1921 1.İNÖNÜ ZAFERİ: 27 Aralık 1920’de Çerkez ethem ayaklandı. 29 Aralıkta Kütahya 5 ocak 1921’de Gediz alındı. Ethem yunanlılara sığındı. 1.İnönü düzenli ordunun batı cephesindeki ilk başarısıdır. Ulusal heyecanı kamçılamış, orduya katılım hızlanmıştır.
1.İnönü zaferi sonrası Londra Konferansı toplanmıştır. İkilik yaratılması için Osmanlı ve TBMM birlikte davet edilmiştir. Anadolu’nun dış siyasette söz sahibi olduğu İstanbul hükümetine kabul ettirilmiştir.
16 Mart 1921 Moskava Anlaşması da 1.İnönü zaferinden sonra meydana gelen gelişmelerdendir. Rusya Sevr barış anlaşmasını tanımamıştır. Rusya, TBMM’ne yardımı yükümleniyor. 1.İnönü’de Millet Vekilleri Er olarak savaşmıştır. Bu zafer TBMM’nin dünyaya açılmasını sağlamıştır.

20 Ocak 1921 TEŞKİLAT-I ESASİNİN KABULÜ: Osmanlı Devletinin Anayasası 1876 Kanun-i Esasidir. Türkiye’nin ilk Anayasası Teşkilatı Esasi 20 ocak 1921 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece, Güçler birliği TBMM’de toplanmıştır. Teşkilatı Esasi;Ulusal egemenliği pekiştirmektedir, geçiş dönemi ve uyum Anayasasıdır. Demokratik ve İhtilalcidir. TBMM’nin dayanağı “ulusal egemenlik” ile Kanun-i Esasi çeliştiği için Teşkilat-ı Esasiye ilan edilmiştir. (TBMM Ulus iradesinin üzerinde güç yoktur; Kanun-i Esaside ise padişah iradesi üstün tutulmaktaydı)
Bu anayasa savaş ortamının olağanüstü tehlikeleri içinde kabul edilmiş olduğu için, yasama, yürütme, yetkilerinin T.B.M.M.’nde toplanması ölüm-kalım Savaşının başarıya ulaşmasında çok yararlı oldu. Hatta olağanüstü yetkilere sahip İstiklal Mahkemeleri’ni Meclis içinden kurarken, “Ulusal egemenliğin tekliği” ilkesine dayanmış, yargı yetkisinin de T.B.M.M.’ne ait olduğu benimsenmişti.
     Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Temel Maddeleri
     1- Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur. Yönetim usulü halkın kendi geleceğini kendisinin belirlemesi esasına dayanır.
     2- Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır.
     3- Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi’nce yönetilir ve Hükümet’i “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını alır.
     4- Büyük Millet Meclisi, iller halkınca seçilen, üyelerden kurulur.
     5- Büyük Millet Meclisi’nin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıldır, bunlar yeniden seçilebilirler. Eski meclisin görevi yeni meclis toplanıncaya kadar sürer. Yeni bir seçim yapılmayacağı anlaşılırsa, toplantı dönemi yalnız bir yıl uzatılabilir. Büyük Millet Meclisi üyelerinin her biri, kendini seçen ilin ayrıca vekili olmayıp bütün ulusun vekilidir.
     6- Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Kasım başında, çağrısız toplanır.
     7- Din buyruklarının (Ahkam-ı Şer’iyenin) yerine getirilmesi, bütün yasaların konulması, değiştirilmesi, kaldırılması, antlaşma ve barış yapılması ve savaş kararı verilmesi gibi temel haklar Büyük Millet Meclisi’nindir. Yasalar ve tüzükler düzenlenirken, halkın işine en uygun ve zamanın gereklerine en elverişli din ve hukuk hükümleriyle töreler ve önceki işlemler temel olarak alınır. Bakanlar Kurulu’nun görev ve sorumluluğu özel yasayla belirtilir.
     8- Büyük Millet Meclisi, çeşitli Bakanlıkları özel yasasına göre seçtiği Bakanlar aracılığıyla yönetir. Meclis yürütme işleri için Bakanlara yönerge verir ve gerektiğinde bunları değiştirir.
     9- Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nca seçilen Başkan bir seçim dönemi süresince Büyük Millet Meclisi Başkanı’dır. Bu kimlikle Meclis adına imza atmaya ve Bakanlar Kurulu Kararları’nı onaylamaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu Üyeleri, içlerinden birini kendilerine başkan seçerler. Ancak Büyük Millet Meclisi Başkanı Bakanlar Kurulu’nun da doğal başkanıdır.
     10- Kanun-u Esasi’nin, işbu maddelerle çelişmeyen hükümleri eskiden olduğu gibi yürürlüktedir.

1 Mart 1921 Afganistan Anlaşması.
12 Mart 1921 İstiklal Marşı’nın kabulü

23 Şubat- 12 Mart 1921 LONDRA KONFERANSI: TBMM, “Türkler; barışı istemiyor, savaşı sürdürüyor” propagandasını çürütmek, ulusumuzun haklı davasını dünya kamuoyuna duyurmak ve TBMM’nin hukuksal varlığını kanıtlamak için konferansa katılıyor. Konferans, sevr’in bir değişik versiyonu olduğundan kabul edilemez.

16 Mart 1921 MOSKOVA ANLAŞMASI: Karşılıklı olarak, Osmanlı ve Rus çarlığının sona erdiği kabul ediliyor. Sovyet Rusya, Misak-ı Milli sınırlarını kabul ediyor. İlk kez bir devlet TBMM ve onun düzenini tanıyor. İtilaf devletlerine karşı güç birliği sağlanmıştır.

31 Mart- 1 Nisan 1921 2.İNÖNÜ ZAFERİ: İngilizlerin yunanlıları kışkırtarak, Londra barış tasarısını kabul ettirmek istemesi. Yunanlıların da 1.İnönü yenilgisinin intikamını almak ve Kütahya, Eskişehir’i alıp Ankara’ya geçerek TBMM’ni dağıtma hayali. Yunan yenilerek Afyon-Bozöyük çizgisinin gerisine çekildi. İsmet Paşa generalliğe getirildi. İtalya bu gelişme üzerine Anadolu’da ki kuvvetlerini çekmiştir. Türk birliklerinin moralleri yükseldi. TBMM otoritesi kuvvetlendi. …

10-24 Temmuz 1921 KÜTAHYA-ESKİŞEHİR SAVAŞLARI: Yunanlar, Türklerin Aslıhanlar ve Dumlupınar’da yeterli saldırı gücüne sahip olmadıklarını anladılar. Yunanlar, Türk ordusunun saldıramaz ve kendini koruyamaz bir duruma gelmesini için saldırıya geçti….
Türk ordusu ufak çarpışmalarla geriye çekilmeyi uygun buldu. 24 Temmuz 1921 tarihinde geriye çekilme işlemi tamamlandı. Afyon, Eskişehir ve Kütahya yunanlılara geçti. Sakarya Irmağı sınır oldu. TBMM’de Meclisin Kayseri yada Sivas’a taşınması tartışıldı. Ama meclis Ankara’da kalmayı uygun buldu. Ordunun Sakarya Irmağının doğusuna çekilmesinin nedenleri: Ordunun saldırı gücüne erişene kadar fazla kayıp vermesini engellemek, yunanlıları mevzilerinden uzaklaştırmak, orduyu dinlendirerek zaman kazanmaktır.
Sonuçları: Yunanlılar, Ankara’yı tehdit etmeye başladılar. Mustafa Kemal 5 Ağustos 1921 tarihinde Başkomutanlık Kanunuyla yetkileri aldı. 7 Ağustos 1921 tarihinde Tekalif-i Milli “Milli Yükümlülükler” emirleri yayımlandı. (Toplumun her kesiminden gücüne göre orduya yardım alındı) Başkomutanlık yetkisi süresi dolduktan sonra 20 Temmuz 1922 Mustafa Kemal’e süresiz olarak verilmiştir. Atatürk, Başkomutanlık görevini; 29 Ekim de Cumhur Başkanı seçilene kadar sürdürmüştür.

23 Ağustos- 12 Eylül 1921 SAKARYA MEYDAN SAVAŞI : “Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa Vardır. O Satıh, Bütün Vatandır. Vatanın Her Bir Karış Toprağı Vatandaş Kanıyla Sulanmadıkça Düşmana Verilmeyecektir. Ben Size Savaşmayı Değil Ölmeyi Emrediyorum!” Mustafa Kemal ATATÜRK
13 Eylül’de Sakarya Irmağı’nın doğusu, düşmandan arındırıldı. Yunan ordusunun saldırı gücü kırılmıştır. Düşman, 2.Viyana bozgunundan beri ilk defa geri püskürtüldüğü dönüm noktasıdır. “Milletin Makus Talihi Yenilmiştir” Türk ordusu saldırı gücüne erişir. 19 Eylül 1921 TBMM Mustafa Kemal’e Gazilik ve Mareşallik vermiştir. Anadolu’da kesin egemenlik kurulmuştur.
İtalya, birliklerini çekmiştir. İtilaf devletleri TBMM’ne yeni ateşkes önerileri sundu. ermeni, Gürcü ve Azerbaycan adına Rusya ile 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması yapıldı. Üç Kafkas cumhuriyeti Rusya ile yapılan 16 Mart 1921 Moskova anlaşmasını tanıyordu. Rusya ile imzalanan son ve kesin sınır belirlemesidir.
20 Ekim 1921 Ankara Anlaşmasıyla Fransa, TBMM ve Misak-ı Milliyi tanıyarak Anadolu’dan çekilmiştir. Hatay, İskenderun dışında Suriye sınırı çizilmiştir. Suriye’deki Cober Kalesi Türk toprağı sayılmıştır. Cober Kalesi bugün Türk Toprağıdır. Hatay, 1939’da Anavatana katılmıştır.

26 Ağustos- 18 Eylül 1922 BÜYÜK TAARRUZ: 26 Ağustosta Türk topçusunun atışıyla taarruz başladı. “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz. İleri!” 2 Eylülde Uşak, 9 Eylül’de İzmir, 11 Eylül’de Bursa işgalden kurtarıldı. 18 Eylül 1922’de Batı Anadolu tamamen düşmandan temizlendi. Geldikleri Gibi Gittiler…

11 Ekim 1922 MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI : Yunanistan’ın yenilmesiyle İngilizlerin yalnız kalması. Rusya’nın TBMM hükümetini desteklemesi. Görüşmeleri TBMM hükümeti adına İsmet Paşa katılmıştır. Yunanlılar, 26 Ekim 1922 tarihine kadar Doğu Trakya’yı tahliye edecekler ve Karaağaç’ı savaş tazminatı olarak Türk tarafına vereceklerdir. Barış imzalanıncaya kadar İstanbul ve boğazları içinde yunanın olmadığı bir komisyon idare edecektir.
Önemi: Vatan parçasının (Doğu Trakya) TBMM’ne teslimidir. İngiltere de Loid corch hükümeti görevden ayrılmıştır.

1 Kasım 1922 SALTANATIN KALDIRILMASI: İstanbul hükümeti TBMM’nin kazandığı başarıdan pay istiyor. Bir ülkede iki ayrı hükümet yaşayamaz. Saltanat, ulusal egemenliğe ters düşüyor. 27 Ekim 1922’de Lozan Barış Konferansına TBMM ile İstanbul hükümeti de çağrılır. Amaç, Türk tarafını bölmektir. TBMM’nin 308 no’lu kararı ile 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılır. 17 Kasım’da Vahdettin İngilizlere sığınır. 18 Kasım 1922’de TBMM veliaht Abdülmecid’i halife seçti. TBMM’nin Abdülmecidi halife seçmesinin amacı: İngilizlere sığınan Vahdetinin Halifeliğinin İngilizler tarafından kullanılması önlemektir.
1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı saltanatı sona ermiş, Cumhuriyete geçiş hızlanmıştır. Halifelik makamı, sembol durumuna düşmüştür. Refet Paşa, TBMM adına İstanbul’daki idareye el koyduğunu itilaf devletlerine bildirmiştir. 4 Kasım 1922’de İstanbul hükümetinde Teyfik Paşanın istifası ile Anadolu hükümeti İstanbul’a tamamen hakim olmuştur.

24 Temmuz 1923 LOZAN BARIŞ ANLAŞMASI: Dış İşleri Bakanı İsmet Paşa heyet başkanı olarak katılmıştır.
Suriye sınırı: Fransa ile imzalanan 20 Ekim 1921 Ankara Anlaşması kabul edildi.
Irak sınırı: Musul-Kerkük sınırında Anlaşılamadı. (Musul-Kerkük misak-ı millinin parçasıdır)
Batı Sınırı: 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşmasına göre kabul edildi. Bozcaada ve Gökçeada dışındaki adalar yunanlarda kaldı. (Sisam, Sakız, Midilli ve Nekarya adaları silahsız olacaktır)

Kapitilasyonlar: kaldırıldı. Azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi. Devlet borçları paylaştırılarak, kağıt para esasına göre taksitlendirildi. 1881’de kurulun duyunu umumiye idaresi olmayacaktır. Boğazlar, Türkiye’ye verildi. Ancak, sınırlı asker bulundurulacaktı. İstanbul Fener rum patrikhanesi kaldırılamamıştır.
24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile, Osmanlı hukuken sona erdi. Türkiye’nin varlığı dünya kamu oyuna duyuruldu. Lozan, 1.dünya savaşını bitiren son anlaşmadır.

18 Şubat 1923 İZMİR İKTİSAT KONGRESİ: Lozan’daki Türk heyeti askeri başarıyı siyasal başarıya çevirme mücadelesi verirken toplanmıştır. Lozan’daki delegelerin işini kolaylaştırmıştır.(Kapitilasyon kabul edilmez) Temel fikri ekonomik bağımsızlık olan “Misak-ı İktisadi” ekonomik and kabul edilmiştir. “Devletçilik” ilkesinin uygulaması önplana çıkmıştır. Milli ekonomi ilkesi kabul edilmiştir…:
-Hammadde yurt içinde olan sanayi dalları kurulmalıdır.
-Özel teşebbüse kredi sağlayacak devlet bankası kurulmalıdır.
-Sanayinin özendirilmesi ve devlet bankalarının kurulması gereklidir
-Kapitilasyonlar kaldırılmalıdır.
-Sanayi dış rekabete dayanmak için her alanda gelişmelidir….

Yıllar süren savaşlar sonunda, meclis yıpranmış ve yorulmuştur. TBMM 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesine karar verdi. 9 Ağustos 1923’te ilk siyasal parti halk fırkası kuruldu. Bu parti cumhuriyetin ilanından sonra Cumhuriyet Halk Partisi oldu. CHP; Müdafa-i Hukuk cemiyetlerinin devamı sayılır.
11 Ağustos 1923 2.TBMM’nin AÇILIŞI : 2.TBMM hükümeti 1 Ekim 1927 yılına kadar görev yapmıştır. İnkılap meclisidir. 24 Temmuz 1923 Lozan Barış anlaşması bu meclis tarafından onaylanarak 23 Ağustos 1923 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2 Ekim 1923 İstanbul’un kurtuluşu ve 13 Ekim 1923 Ankara’nın başkent oluşu (Payitaht tarihe karışmıştır. Payitaht Osmanlının başkenti) bu hükümet icraatlarındandır.
29 Ekim 1923 CUMHURİYETİN İLANI: 1923 sonbaharında bir hükümet bunalımı doğdu. Anayasa değişikliği ile 28-29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Cumhur Başkanlığına, İsmet İnönü Başbakanlığa, Fethi Okyar TBMM başkanlığına seçildi.
Böylece,devlet rejiminin adı konuldu. Devlet Başkanı sorunu çözüldü. Kabine sistemi getirildi. İnkılaplar için uygun ortam doğması sağlandı. Demokratikleşme için önemli bir adım atıldı.
3 Mart 1924 HALİFELİĞİN KALDIRILMASI : Türkiye Cumhuriyetini laik ve çağdaş bir yapıya ulaştırma isteği. Osmanlı ailesi yurt dışına çıkarıldı. 3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin birleştirilmesi) kanunu kabul edilirken; Şeriye ve evkaf vekaleti (Din işleri bakanlığı) ile Erkan-ı Harbiye vekaleti (Savaş bakanlığı) kaldırılmıştır.
20 Nisan 1924 1924’ANAYASASI: 20 Nisan 1924’te 105 maddeden oluşan yeni Anayasa kabul edildi.
1924 Anayasası, ikinci TBMM’de, anayasa komisyonu tarafından hazırlanmıştır. 1924 Anayasası 1945’e kadar tek partili bir rejimde uygulanmıştır. 1924 Anayasasının Esasını 1921 Anayasası oluşturmuştur. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Türk Milletine Aittir” Bütün kuvvet ve yetkilerin kaynağı “Millet” görüşmüştür. Meclis hükümeti ile parlementer hükümet arasında köprü görevini görmüştür.
“Yürütme görevini” Hükümete bırakmakla 1921 Anayasasından ayrılır. MD.1. “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” yönetimin adı. MD.2. Devletin dini İslam, Dili Türkçe, Başkenti Ankara’dır.
1924 Anayasası, 1921 Anayasasından daha yumuşak bir kuvvetler ayrımına yer vermiştir. Milli egemenlik ve meclisin üstünlüğü sistemini geliştirmiş, Anayasa alanını daha geniş ve yaygın bir şekilde düzenlemiş, kamu özgürlüklerine geniş yer vermiştir.
1924 Anayasasında, 1928-1931-1934 ve 1937 yıllarında değişiklikler yapılmıştır.
1921 Anayasasında; Din ve devlet işlerini TBMM yönetir.
1924 Anayasasında; “T.C Devletinin Dini islamdır” anayasaya komuoyu tepkisine karşı konulmuştur.
1928 Değişikliği ; “T.C Devletinin Dini islamdır” ibaresi kaldırılmış, Yemin metni değiştirilmiştir.
1937 Değişikliği ; “T.C Devleti Laiktir!” ibaresi anayasada ki yerini almıştır.

17 kasım 1924 Terakki Perver Cumhuriyet Partisi: Mustafa Kemal karşıtı olan ikinci grup millet vekilleri tarafından; ittihatçılar saltanat ve hilafet yanlıları tarafından desteklenen; Kazım karabekir, Rauf orbay, Refet Bele, Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy tarafından kurulan İLK muhalefet ve ikinci siyasi partidir. Halkın dini duygularını sömürerek 13 Şubat 1925 Şeyh sait isyanının çıkmasına neden olmuştur. Bu ayaklanmadan dolayı 5 Haziran 1925’te bu parti kapatılmıştır.
13 Şubat 1925 ŞEYH SA’İT İSYANI : Tutucu kesimin Laik Cumhuriyete ve onun ilkelerine darbe vurmak istemesi. İngiltere’nin gündemde olan Musul-kerkük harekatını engellemek için provakate etmesi. (Tanpon Devlet amaçlı) Laik düzeni yıkmak isteyen ilk büyük ayaklanmadır. Musul ve Kerkük kaybedilmiş, isyanı bastıran ordu yıpranmıştır.

16 Haziran 1926 Mustafa Kemal’e suikast girişimi

12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası : 1929-1930 yıllarında dünyayı sarsan ekonomik bunalımın Türkiye’yi de etkilemesi üzerine Mustafa Kemal tarafından Fethi Okyar’a kurdurulmuştur. Bu parti zamanla inkılaplara karşı olanların odak merkezine dönüşünce yine Fethi bey tarafından kapatılmıştır.
23 Aralık 1930 Menemen Olayı : Nakşibendi tarikatı üyesi derviş mehmet’in menemende halkı ayaklandırması. Öğretmen, yedek subay Kubilay’ın kafası kesilmek suretiyle öldürülmesi üzerine olaylar büyümüştür. Türkiye Cumhuriyeti düzenine karşı ikinci büyük isyandır.
İNKILAPLARIN GELİŞİMİ : Hukuk kuralları genellikle Kanun, Tüzük, Yönetmelik gibi yazılı kurallardan oluşur. Osmanlı devletinde, hukuk bozuldu. Hukuk birliği yoktu. Müslüman şeriat kurallarına göre yabancı ve azınlıklara kendi hukukları uygulanıyordu. Kapitilasyonlar yabancı uyrukluların Osmanlı hukukuna uymasını da engelliyordu. Kadın-erkek eşitsizliği, Hakimler tek kadı….
HUKUKTA LAİKLİĞE GEÇİŞ:
Saltanatın kaldırılması 1 kasım 1922
Halifeliğin kaldırılması 3 mart 1924
Şer’iye ve evkaf vekaletinin kaldırılması: 3 mart 1924
Tevhid-i Tedrisat kanunun kabulü: 3 mart 1924
Tekke ve Zaviyelerin kapatılması:
Kılık ve kıyafetin düzenlenmesi:
Medeni Kanunun Kabul edilmesi: 17 şubat 1926 (Mecelle kaldırılmıştır)
Kadınlara siyasal hakların verilmesi: 1930-1934
Laiklikle bağdaşmayan hükümlerin anayasadan kaldırılması: 1928

17 Şubat 1926 MEDENİ KANUNUN KABULÜ: Toplumdaki kişi hakları, borçları, aile kurması, boşanma, miras ve bireylerin bir birleriyle ilgili kurallar bütünüdür. Şeriat karakterli mecelle, 1926 yılına kadar kullanıldı. İsviçre medeni kanunu örnek alınarak 17 şubat 1926 tarihinde TBMM’de kabul edilerek 4 ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi. Medeni kanunun kabulü ile Avrupalı devletlerin azınlık haklarını iddia ederek iç işlerimize karışması engellenmiş oldu.
Türk Ceza kanunu İtalya
Borçlar Kanunu İsviçre
Ticaret Kanunu Almanya-İtalya
İcra ve İflas Kanunu İsviçre
Hukuk ve CMUK
Basın ve CMUK
Avukatlık ve Baro Kanunu

EĞİTİM ALANINDA GELİŞMELER
Amaç; Eğitimi çağdaş, laik, demokratik ve ulusal bir hale getirmek, eğitimde ki dağınıklığı kaldırarak eğitim birliğini sağlamaktır.
3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü: Öğretim birleştirildi. Dağınıklık giderildi. Eğitim sisteminin düzeni MEB’e bırakıldı.
3 Mart 1924 Şer’iye ve Evkaf vekaletinin kaldırılması: Din işleri bakanlığı ile bu bakanlığa bağlı okul ve medreseler kaldırıldı.
Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun: Bugünkü sistemin temeli. Yabancı ve azınlık okulları Türkiye
Cumhuriyetinin denetimi altına girmiştir.
1 Kasım 1928 Yeni Türk Harflerinin Kabülü: Okuma-yazma seferberliği…
-İlköğretimin mecburi ve parasız olması, Yüksek öğretmen okullarının açılması
-Meslek okullarının sayısı çoğaltıldı. Teknik öğretmen okulları açıldı
-1925’te ilk yüksek okul Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Sonra, DTCF ve yüksek ziraat enstitüsü açıldı.
-15 Nisan 1931 Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti “Türk Tarih Kurumu” kuruldu.
-12 Temmuz 1932 Türk Dili Tetkik cemiyet “Türk Dil Kurumu” kuruldu.
-1933 İstanbul Dürulfunun kaldırıldı. İstanbul Üniversitesi açıldı. İ.Ü. 22 Haziran 1946’da özerk oldu.
-1934 Güzel sanatlar akademisi ve devlet konservatuarı kuruldu.

EĞİTİMDE UYGULANACAK İLKELER
Cumhuriyetçilik: Cumhuriyetin en iyi yönetim biçimi olduğu, korunması ve geliştirilmesi
Milliyetçilik: Türk ulusunu sevmeyi, aynı tarihten geldiğimizi öğretir.
Halkçılık: Eğitimin yaygınlaştırılması ve fırsat eşitliğinin tanınması
Laiklik: Fikri hür, vicdanı hür gençler yetiştirilmesi…
Devletçilik: Milli eğitimin planlanması, yönlendirilmesi, denetlenmesi, devlet hizmetidir.
İnkılapçılık: Eğitim sisteminin, çağın gereklerine göre yenilenmesi…
25 Kasım 1925 Şapka Kanunu: Kastamonu gezisinde Paşa, şapka takmıştır.
30 Kasım 1925 Tekke, Türbe ve Zaviyeler kapatılmıştır. Aynı kanunla, şeyhlik, müritlik, dedelik, dervişlik gibi ünvanlar halkın inançlarının istismar edilmemesi için kaldırılmıştır.
26 Aralık 1925 Miladi Takvimin kabulü: Türkiye de 1 ocak 1926 tarihinden itibaren hicri takvim yerine miladi takvim kullanılmaya başladı. Böylece, ülke içinde saat birliği sağlandı. Hafta sonu tatiline düzenlemeler getirildi.
1 Nisan 1931 Modern Ölçülerin Kullanımı: Okka yerine KG; Endaze, arşın, kulaç yerine Metre geldi
21 Haziran 1934 Soyadı kanunu ve Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verilmesi
25 Kasım 1934 Din adamlarına ibadet giysileriyle gezme yasağı getirildi.
EKONOMİK ALANDA GELİŞMELER: Ekonomik hayat her alanda üretime dayanır. Batıda sermaye birikimi sağlandı. Teknoloji ve sanayi gelişti. Kapitilasyonlar, Osmanlı imparatorluğunu batırdı. Osmanlı devleti 1854 Paris Anlaşmasıyla borç almaya başladı. 1881’de Duyun-u umumiye kuruldu ve Osmanlı maliyesine el koydu.
TARIMDAKİ GELİŞMELER:
17 Şubat 1925 Aşar vergisinin kaldırılması
9 Aralık 1925 Yerli Malları Kanunu
Ziraat Bankasının olanakları artırıldı. Tarım Kredi Kooperatifleri oluşturuldu. Yüksek ziraat enstitüsü kuruldu. Örnek Çiftlikler kuruldu (ATATÜRK 5 Mayıs 1925’te AOÇ Kurmuş ve 11 Mayıs 1937’de milletine armağan etmiştir, Ceylan pınar…). Şeker pancarı, çay, turunçgiller gibi yeni ürünler üretildi.
TİCARİ GELİŞMELER:
24 Temmuz 1923 Lozan Barış anlaşmasının 23 Ağustos 1923’te TBMM onayından geçmesiyle 23 Ağustos 1924’te kapitilasyonlar kaldırıldı.
İlk özel banka “İş Bankası” kuruldu.
1926 Kabotaj Kanunu: Yabancı demiryolları liman ve kuruluşlar satın alındı.
1933 Sümerbank kuruldu.
SANAYİ VE MADENCİLİK ALANINDA GELİŞMELER:
1926 Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkartıldı.
Türkiye sanayi ve maden bankası kuruldu
Yüksek Gümrük vergisi uygulandı ve yerli sanayi rekabetten korundu.
1933’te 1.beş yıllık kalkınma programı uygulanmaya başladı.
Devlet; tekstil, deri, cam, kağıt ve çimento sanayilerinin tesislerini kurdu.
Emlak Eytam bankası kuruldu.
Türkiye’de maden, enerji ve bankacılık alanlarında faaliyet gösteren İktisadi Devlet Teşekkülü olarak 14 Haziran 1935 Eti bank kuruldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında ulusal devlet politikaları ile madencilik sektöründe önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1933’te Petrol Arama ve İşletme İdaresi, Altın Arama İdaresi kuruldu. 14 haziran 1935’te etibank; 22 Haziran 1935 tarihinde 2804 sayılı yasayla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ve 24 Haziran 1935’te EİE (Elektrik İşleri Etüt İdaresi) kuruldu. Bu kurumlaşma, enerji ve madencilik alanlarında nasıl bir bütünlüklü ulusal politikanın başlatıldığının göstergesi oldu.
Devletçi Politika İzlenmesinin nedenleri:
Özel sektörün sermaye, bilgi, teknik ve techizat …vs yönünden yoksul olması.
1929 Dünya ekonomik buranı.
BAYINDIRLIK ALANINDA GELİŞMELER: Ulaşıma önem verildi. Kara, hava, deniz ve demir yolları taşımacılığına önem verildi. Yol, köprü, liman ve havaalanları yapıldı.
SAĞLIK HİZMETLERİ: Sağlık personelinin sayısı artırıldı. Doktorlara mecburi hizmet zorunluluğu getirildi. Salgın hastalıklarla planlı mücadele yapıldı. Ankara da hıfsısıhha enstitüsü açıldı. Spor özendirildi.
MUSUL SORUNU: Musul, Mondros imzalandığında savaş sonucunda kaybedilmemişti. İngiltere mondrosun 7 md.’ne dayanak işgal etti. Şehy sait isyanının çıkması üzerine, isyanı bastıran ordu yıprandığı için yapılması düşünülen Musul operasyonu iptal edildi. 5 Haziran 1926 yılında Türkiye ırak sınırı çizildi. Irak 25 yıl süreyle musul’un petrol gelirlerinden Türkiye ye %10 pay verecektir.
18 Temmuz 1932 Milletler Cemiyetine giriş
9 Şubat 1934 Balkan Antantı imzalandı : Türkiye, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya

20 Temmuz 1936 Montrö Sözleşmesi : 2.Dünya savaşı için durum ısınırken, Akdeniz egemenliğimiz tehlikeye düşer. Lozan’da ki devletlere birer nota gönderilir. Montrö konferansı toplanır. Boğazlarda ki egemenlik haklarımızı zedeleyen boğazların güvenliğini tehlikeye sokan tüm sınırlamalar Montrö sözleşmesiyle kaldırılmıştır. 1833 Hünkar iskelesi anlaşmasıyla başlayan boğazlar sorunu tamamen çözülmüş, Türkiye doğu Akdeniz de daha güçlenip itibar kazanmıştır.
9 Temmuz 1937 Sadabat Paktı: Türkiye, iran, ırak, Afganistan arasında imzalanmıştır.

HATAY: 1939 yılında Fransa, Suriye mandasına son verdi. Referandum sonucu 2 Eylül 1938’de Hatay Bağımsız Türk Devleti kuruldu. Hatay meclisi, halk oylaması ile 29 Haziran 1939 tarihinde Türkiye ye katılma kararı aldı. 30 Haziran 1939 Da TBMM başvuruyu kabul etti.

ATATÜRK’ÇÜLÜK : Temel esasları Atatürk tarafından belirlenen; Devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere denir. Atatürkçülük, Türk ulusuna, bu gün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin, ulus egemenliği esasında, dayandırılmasına, aklın ve ilmin rehberliğinde, Türk kültürünün çağdaş medeniyetler düzeyinin üzerine çıkarılmasını amaçlar.
Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri: İlkeler, Türk toplumunun ihtiyaçlarından doğmuştur. Kabul edilmelerinde zorlama yoktur. Akla, mantığa uygundur. Atatürk tarafından hem sözle hem uygulama ile belirtilmiştir. İlkeler bir birinden ayrılmaz bir bütünü oluşturur. İlkeler, 5 Şubat 1937 tarihinde Anayasada yer almıştır.
Cumhuriyetçilik: Doğrudan doğruya ulus egemenliğine dayanan, yöneticileri halkın oyu ile belirli bir zaman için seçilen devlet biçimine Cumhuriyet denir. Devletin temel yapısını ve biçimini belirleyen ilkedir. Son söz ulusça seçilmiş meclisindir…
Milliyetçilik (Ulusçuluk) : Kurtuluş savaşı; bütün kurumlarıyla bir önceki devletten farklı, milliyetçi bir Türk devleti kurmak için yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk dili konuşan, Türk kültürü ile yetişen ve Türk fikrini benimseyen her bir bireyi Türk kabul eder. Irkçılığı rededer. Barışçıdır. İnsancıdır. Atatürk milliyetçiliği, birleştirici ve bütünleştiricidir…
Milli Birlik ve Beraberliğimizi Güçlendiren Unsurlar: -Milli Eğitim, -Misak-i milli, -Dil Tarih Kültür ve amaç birliği, -Milli kültür, -Türklük şuuru ve manevi değerler.
Halkçılık : Cumhuriyetçilik ve milliyetçilik ilkesinin doğal ve zorunlu bir sonucudur. Hiçbir kimseye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz. Tüm bireyler kanun önünde eşittir. Amaç; Devletin vatandaşa, vatandaşın devlete karşı hak ve ödevlerini çağdaş bir şekilde düzenlemektir…
Devletçilik: Ekonomik kalkınmada özel girişim reddedilemez. Toplum yararına devleti işletmeci kabul etmek gerekir. Amaç: Türk toplumunun çağdaş uygarlık ve refaha ulaşmasıdır…
İnkılapçılık: Her yönüyle çağdaş bir millet haline gelmek amacıyla, ilkelere canlılık ve süreklilik getirir. Bu ilke Atatürk ilkelerini Osmanlı devleti yenileşme çabalarından ayıran temel farkı gösterir…
Laiklik : Devlet düzeninin, hukuk kurallarının dine değil, insan aklının ürünü olan bilime dayandırılmasıdır. Kişiler, dinsel inanışlarında özgürdür. Din, devlet işlerine ve politikaya karışmaz. Hoşgörü, inanç ve vicdan hürriyeti esastır…

Atatürk’ün Kurduğu Kurumlar
6 Nisan 1920 Anadolu Ajansı kurulması: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş hazırlıkları için Ankara’da bulunan önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Ulusal Kurtuluş Hareketinin haklılığını tüm dünyaya duyurmak için haber ajansı kurulması düşüncesini önce dönemin aydınlarından, Halide Edip Hanım’a (Adıvar) açmıştır.
Ajansa “Anadolu” adının verilmesi fikrininde ilk kez Halide Hanım tarafından önerildiğini söylenmektedir. Anadolu Ajansı, alınan bu kararla 6 Nisan 1920’de doğmuştur. Osmanlı Bankası’ndan temin edilen bir daktilo ve sapiograf adı verilen ilkel bir teksir makinası ile ilk haberini o gün, “Hey’et-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal” imzası ile yayımlamıştır.
Anadolu Ajansı, Kurtuluş Savaşı sırasında çok önemli görevler üstlenmiştir. Haber bültenleri, telgraf imkanı olan yerlere maniple ile ulaştırılırken, işgal altında bulunan Anadolu’nun uzak köşelerine, at sırtındaki görevliler tarafından taşınmıştır. Anadolu Ajansı’nın yayınladığı bültenler, hem Ankara’daki gelişmeleri Türk halkına duyurarak milli şuurun şahlanmasını ve halkımızın aydınlanmasını sağlamış hem de Anadolu ihtilalinin haklı sesini tüm dünyaya duyurmuştur.
“Anadolu Ajansı, Türkiye’nin sesini bütün dünyaya duyuracaktır.” Atatürk Anadolu Ajansı’ nın hedefini bu sözüyle çizmiştir.
Anadolu Ajansı, 1 Mart 1925’te Devletin %40 hissedarı olduğu bir anonim ortaklık haline getirilmiştir. Merkezi Ankara’da bulunan Anadolu Ajansı; genel müdürlük birimleri dışında, yurt içinde 22 bölge ve büro müdürlüğü ile hizmet vermektedir.

5 Aralık 1925 Ankara Hukuk Fakültesi: Ankara’da bir hukuk mektebinin açılması için ilk teşebbüs 1921 yılında yapılmıştır. Kastamonu milletvekili Abdulkadir Kemal Bey Meclise üç maddelik bir teklif vererek Ankara’da bir hukuk mektebi açılmasını önermiştir. Gazi Mustafa Kemal’de 1922 yılında meclisi açış konuşmasında Ankara’da bir hukuk mektebinin açılması gereğini belirtmiştir. Bu çabalar sonucunda Ankara Hukuk Fakültesi, 5 Aralık 1925 tarihinde, “Ankara Adliye Hukuk Mektebi” adıyla kurulmuştur ve ilk olarak 301 öğrenci kayıt yaptırmıştır.
Ankara Adliye Hukuk Mektebi, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yükseköğrenim kurumu olma özelliğini taşımaktadır. Okula uygun bir bina bulunamadığı için açılışı, Büyük Millet Meclisi’nin toplantı salonunda yapılmıştır. Fakültenin açılış konuşmasını Gazi Mustafa Kemal yapmış ve ilk dersi de Ahmet Bey (Ağaoğlu) vermiştir. Hukuk mektebi 1927 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile “Ankara Hukuk Fakültesi” ismini almıştır.

5 Mayıs 1925 Ankara Orman Çiftliği : Atatürk; “Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermeliyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Fakat bu hayati işi isabetle amaca ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir tarım siyaseti uygulamak ve onun içinde her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek uygulayabileceği bir tarım rejimi kurmak lazımdır.” sözleri ile tarımın Türkiye ekonomisindeki yerini ve önemini vurgulamıştır.
Tüm yaşamı boyunca yeşile değer vermiş, “Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur. Burasını öyle ağaçlandırınız ki kör bir insan dahi yeşillikler arasında olduğunu fark etsin.” düşüncesi Atatürk Orman Çiftliğinin kurulmasında etken olmuştur. Elbette bu tek başına çiftliğin kurulma nedeni değildir. Atatürk bozkır ortasına kurulmuş olan Ankara’da yaşayan halkının, rahatlıkla gezebileceği, nefes alacağı, yaz ve kış yeşil kalabilecek bir yer, bir doğa güzelliği oluşturmak istemiştir. Bu kararını gerçekleştirmek için 1925 yılının ilkbaharında, ülkenin tanınmış tarımcılarını köşke çağırtarak, Ankara civarında modern bir çiftlik kurmak istediğini söyler ve bu amaca uygun bir arazi bulmaları emrini verir.
Bu uzmanlar çiftlik yeri için fazla araştırma yapmaz ve hemen buldukları yeri Atatürk’ bildirirler. Çünkü toprakları çok kıraç olan, ağacın ve suyun olmadığı bu şehirde uygun koşullar taşıyan bir yer bulmak oldukça zordur. Atatürk karar kendisine bildirildiğinde bu günkü çiftlik yerinin bulunduğu yeri işaret etmiş ve orayı gezip gezmediklerini sormuştur. Oysa gösterdiği yer çiftlik kurmak için uygun hiçbir özelliği hemen hemen barındırmamaktadır. Buna rağmen Atatürk çiftliğin buraya kurulması emrini vermiş, bu batak ve çorak toprağın ıslah edilmesini istemiştir.
Bu kararı ile Atatürk; Türk çiftçisine, toprak ve tabiat şartları uygun olmasa dahi, bilgiyle ve kararlılıkla çalışıldığı takdirde başarı sağlanabileceğini göstermek istemiştir. Bazı durumlarda ilmin dahi gerçekleşmesini mümkün görmediği girişimlerinde gerçekleştirilebileceğini kanıtlamak gibi çok önemli bir teşebbüste bulunmuştur. Bunun üzerine 29 Ocak 1925’te Gazi Çiftliği’ni kurmak amacıyla bir miktar arazi satın almıştır.
5 Mayıs 1925’te kurduğu Orman Çiftliği’nde, çiftliğin her türlü faaliyetiyle uğraşan, bütün masraflarını kendisi karşılayan Atatürk burada Atatürk Köşkü’nü yaptırmıştır.
Atatürk 11 Mayıs 1937’de çiftliklerini, içerisindeki köşklerle birlikte milletine armağan etmiştir.

2 Şubat 1938 Bursa Merinos Halı Fabrikası : Sümerbank Merinos Yünlü Sanayii Müessesesi’nin (Bursa) temeli 28 Kasım 1935 tarihinde atıldı. İşletme, 2 Şubat 1938 tarihinde Atatürk tarafından işletmeye açıldı. Atatürk Merinos Fabrikası’nın şeref defterine şunları yazmıştır: ”Sümerbank Merinos Fabrikası pek kıymetli bir eser olarak milli sevinci artıracaktır. Bu eser yurdun, hususile bursa bölgesinin endüstri inkişafına ve büyük milli ihtiyacın giderilmesine yardım edecektir.” Fabrika faaliyetini sürdürüyor ve özelleştirilmeyi bekliyor.”

Çocuk Esirgeme Kurumu: Çocuk Esirgeme Kurumu, eski adıyla Himaye-i Eftal Cemiyeti Atatürk’ün öncülüğünde kuruldu. Önceleri Kurtuluş Savaşına katılanların çocuklarını esirgeme ve eğitmeyi amaç edindi. Sonraları muhtaç çocuklara yiyecek, giyecek ve okul malzemesi yardımı yapmak, kimsesiz çocukların yönetimini üzerine almak, doğumevleri ve çocuk yuvaları, çocuklar için hastane, prevantoryum, sanatoryum, dinlenme kampları kurmak, doğum ve çocuk sağlığı konularında annelere öğüt vermek gibi görevler yüklendi.
Kurumun Görevleri:
a) Evleneceklerin beden ve ruhça denk olmalarına çalışmak,
b) Gebelik zamanında ananın göz önünde tutacağı sağlık kaidelerini ve çocuk bakımını öğretecek yayınlar yapmak ve poliklinikler kurmak,
c) Çocuk bakım kursları açmak, çocuk bakım hemşireleri yetiştirmek,
ç) Doğumevleri açmak ve işletmek, mevcut doğumevlerine yardım etmek,
d) Zayıf gebe kadınlara doğum zamanında gereken kuvveti ve doğumdan sonra yavrusuna süt verebilecek yeterliği sağlayacak ana bakımevleri açmak,
e) Yoksul emzikli annelere ve çocuklara ucuz veya parasız yiyecek ve giyecek maddeleri sağlamak veya bu maksatla aşevleri kurmak,
f) Yoksul anneler ve çocuklar için ucuz veya parasız banyolar tesis etmek,
g) Hasta veya çocuğuna süt veremeyecek anneler için süt damları kurmak ve süt çağındaki çocuklara verebilecek sütleri sağlık şartları altında temin edecek tedbirleri almak,
h) İşe giden annelerin yavruları için çocuk bakımevleri vücuda getirmek, kadın işçi çalıştıran müesseselerde bakımevleri kurdurmayı sağlamak ve bunlara yardım etmek,
j) Çocuklar için yuvalar açmak ve muhtaç çocukları bunlardan parasız faydalandırmak, yuva olmayan yerlerde parasız veya bakım parası kurum tarafından ödenmek üzere bunları aileler yanına vermek ve durumlarını gözetlemek,
k) Muhtaç, fakir ve emzikli analara ve çocuklara parasız ilaç vermek,
l) Fakir okul çocuklarına okuma-yazma araçları, giyim eşyası sağlamak ve bunların beslenmeleri için aşevleri, öğrenci sofraları getirmek,
m) Tatil devrelerinde okul çocukları için öğretmen idaresinde bakımlarını, beden ve ruh eğitimlerini sağlayacak kamplar kurmak, fakir çocukları bunlardan parasız faydalandırmak,
n) Sağlık ve terbiye şartlarını haiz çocuk bahçeleri kurmak ve bu bahçelerin kurulmasında ve bakımında belediyeleri desteklemek,
o) Çocuk tiyatro ve sinemaları ve benzeri yerleri açmak ve işletmek veya mevcut olanlara yardım etmek suretiyle çocukların boş zamanlarını faydalı geçirmelerini sağlamak,
ö) Çocuk kitapevleri, okuma odaları vücuda getirmek ve faydalı çocuk mecmua ve kitapları yayımlamak, bu kabil kitapların telifini teşvik için müsabakalar tertip etmek,
p) Çocukların ve çocuklu annelerin seyahatlerinde, umumi yerlerde ve çalışanların iş yerlerinde durumlarıyla ilgilenerek kendilerini korumak ve gerekli yardımları yapmak,
r) Çocukların dairelerde veya mahkemelerde haklarını sağlayacak tedbirlere başvurmak, velisiz ve vasisiz çocukların kanun hükümlerine göre vasiliğini almak ve bu sıfatla bunların her türlü mallarını idare etmek, hak ve menfaatlerini korumak,
s) Çocuk mahkemeleri, çocuk ceza evleri açılmasını temine çalışmak; vücutça ve ruhça sakat çocuklar için ıslah evleri kurmak, bunlara gereken maddi ve manevi yardımda bulunmak,
ş) İş görecek yaşta ve durumda bulunan çocuklara iş bulmak ve bunları müesseselere yerleştirinceye kadar barındırmak ve bakmak,
t) Çocuk ölümünü azaltıcı tedbirler almak, bu tedbirleri maddi ve manevi şekilde desteklemek,
u) Çocuk düşürmeyi önleyici tedbirlere baş vurmak,
ü) Çok çocuklu ailelerin korunmaları tedbirlerine ve bu maksatla sosyal vergiler konulmasına veya prim verilmesine çalışmak ve kendi imkanları nispetinde bunu tahakkuk ettirmek,
v) Özel veya tüzel kişiler tarafından yapılan veya yaptırılan kurumun maksatlarına uygun her türlü tesislerin yapılışlarına, işletme ve gelişmelerine yardımda bulunmak; bunların yaşaması için vücuda getirilen tesislerin idaresini üzerine almak veya bunlara iştirak etmek,
y) Belirli maksatlarla tahsis edilmek üzere yapılan bağışları kabul ederek bu maksatların tahakkuk ettirilmesini sağlamak, zaruri ve faydalı görülen hallerde bunları kurumun yardımlarıyla desteklemek,
z) Ananın gebeliğinden, çocuğun doğup büyümesine kadar bakım, sağlık ve eğitimini sağlayacak her türlü faydalı diğer tedbirleri almak, bu maksada yarar tesisler vücuda getirmek, mevcutları desteleyerek çalışma ve gelişmelerine yardım etmek.
Türkiye çocuk esirgeme kurumu 1951 yılından sonra da zaman zaman tüzük değişikliklerine gitmiştir. Daha sonra Kurumun tüzükleri Bakanlar Kurulu kararı ile yayınlanmaya başlamıştır.

1927 Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü Demiryollarının yapımı ve işletmesi için kurulan ve Nafıa Vekaleti’ne bağlı olarak çalışan müdürlükler 1927’de birleştirilerek Devlet Demiryolları ve Limanları İdare-i Umumiyesi olarak kuruldu. Bu kuruluşun adı, 1929’da Devlet Demiryolları ve Limanları Umum Müdürlüğü, 1931’de ise Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü olarak değiştirildi. Bugünkü adını aldığı 1953’e değin katma bütçeli devlet kuruluşu iken, o yıl İktisadi Devlet Teşekkülüne dönüştürüldü. 1984’te ise Kamu İktisadi Kuruluşu konumuna getirildi.
DLH İnşaatı Genel Müdürlüğünün Görevleri:
Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 3348 sayılı Kanunun 9.maddesinde belirtildiği şekliyle Demiryollar, limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Devletçe yaptırılacak demiryolları, limanlar, barınaklar ve bunlarla ilgili teçhizat ve tesislerin, kıyı koruma yapıları, kıyı yapı ve tesislerinin ve hava meydanlarının ve bunlarla ilgili tesislerin, alakalı kuruluşlarla işbirliği yaparak, plan ve programlarını hazırlamak, gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirleri almak ve imkanları sağlamak, araştırma, etüt, istikşaf, proje, keşif, şartname ve inşaatları ile bakım ve onarımlarını yapmak veya yaptırmak ve yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek, yapılmış olanların bakım ve onarımlarının organizasyonu için esaslar hazırlamak.
b) Kamu Kurum ve Kuruluşları, Belediyeler, Özel İdareler, hakiki ve hükmi şahıslarla yaptırılacak (a) bendinde yazılı işler ile teleferik, finiküler, şehiriçi raylı ulaşım sistemleri, metro ve demiryollar, limanlar ve hava meydanları ile ilgili tünel gibi tesislerin proje ve şartnamelerini incelemek ve onamak, şehiriçi raylı ulaşım sistemlerinin ülke ihtiyaçlarına uygun standartlaştırılması ve bakım üniteleri ile ilgili düzenleyici tedbirlerin alınmasını sağlamak.
c) Yukarıda (a) ve (b) bendlerinde belirlenen işlerden her türlü kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, özel idareler, tüzel ve gerçek kişilerce yaptırılacak olanların proje ve şartnamelerini inceleyip tasdik etmek.
d) Bakanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.

1933 Devlet Hava Yolları İlk ulusal hava yolu şirketimiz olan Devlet Hava Yolları milli müdafaa vekaleti bünyesinde 20 mayıs 1933 yılında kurulmuş ve 1935 yılında nafia vekaletine bağlanmıştır. Air France’tan devralınan Yeşilköy tesisleri yanı sıra Ankara’da da bir terminal ve hava alanı yapılmıştır. 1938 yılında devlet hava yolları 10 uçağa sahipti. 1 Haziran 1937 den 31 mayıs 1938 tarihine kadar Ankara-İstanbul arasında 306 gidiş ve geliş seferi yapılmış, 9 ayda 743 yolcu taşınmıştır.

1926 Devlet İstatistik Enstitüsü: Toplumların geleceğini görebilmesi, planlayabilmesi ve gelişmesi için istatistiki bilgiler büyük önem taşır. Cumhuriyetimizin ilk yılllarında, çok önemli sorunlar olmasına rağmen, istatistiki bilginin bu denli önem taşıması nedeniyle, bu işlevi yerine getirebilmek için bir istatistik örgütünün kurulmasına karar verilmiştir. Savaştan çıkmış bir toplumda, bilgi yoksulluğuyla, çözümü gereken çeşitli sorunlar olmasına rağmen, bütün bu sorunlar içinde, her şeyi zamana ve mekana göre değerlendirmenin bilincinde olan büyük devlet adamı Mustafa Kemal, istatistiği de düşünmüştür.
19. yüzyılın başından itibaren merkezi sisteme dayalı olarak merkezlerde ve taşrada istatistik büroları açılmış ve bu çalışmaları takip ve kontrol etmek için ayrı bir merkezi organ kurulmuştur. 1891’de yürürlüğe giren “Bab-ı Ali İstatistik Encümeni Nizamnamesi” uyarınca, Bab-ı Ali’de Merkezi İstatistik Encümeni kurulmuş ve istatistik hizmetleri kanuni bir esasa bağlanmıştır. 1918 yılında çıkarılan yeni bir kanunla istatistik faaliyetleri Sadaret’e bağlı İstatistik Müdüriyeti Umumiyesi bünyesinde toplanmış, konunun uygulaması bir yıl devam ettikten sonra yürürlükten kaldırılmış ve eski sistem Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiştir.
1926 yılında Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün direktifleri ile Başbakanlığa bağlı Merkezi İstatistik Dairesinin kurulması, Ulu Önder’in sınırsız dehalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası boyutta istatistik teşkilatlarının kuruluş tarihleri karşılaştırıldığında şu anda istatistik konusunda çok ileride olan ülkelerde bile istatistik teşkilatlarının kuruluşu daha sonraki yıllara rastlamaktadır.
1926 yılında kurulan “Merkezi İstatistik Dairesi” 1930 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüş, 1930 yılında 1554 sayılı yasa ile “İstatistik Umum Müdürlüğü” adını almıştır.
1933 tarihinde 2203 sayılı yasa ile yeniden düzenlenmiş olan İstatistik Umum Müdürlüğü; görevlerini Umum Müdürü, Müşavirlik, Muavinlik ve 10 Şube ile görevini sürdürmüştür. 1939 yılında 3656 Sayılı Yasa ile “Taşra Mıntıka Teşkilatı” ve “Fiyat İstatistikleri Müdürlüğü”nün teşkilata dahil edilmesi karara bağlanmış ve bu organizasyonla faaliyetlerini 1950 yılına kadar sürdürmüştür.
1950 yılında 3656 ve 4644 Sayılı Kanunlarla önemli bazı kadrolar kaldırılarak yeni kadrolar ve yeni faaliyetlerin başlaması öngörülmüştür. Söz konusu kanun kapsamında “Tetkik ve Araştırma Dairesi” kurulmuş İstatistik Genel Müdürlüğü’nce toplanacak istatistiklerin ilmi ve teknik esaslarını hazırlamak, milli gelir tahminlerini yapmak, istatistik bilgilerin modern istatistik tekniklere göre toplanmasını sağlamak, ulusal ve uluslararası istatistiklerin analiz ve karşılaştırmasını yaparak, istatistiğin gelişimini takip etmek ve uygulama imkanlarını hazırlamakla görevlendirilmiştir.
1955 yılında 6534 Sayılı Yasa ile Genel Nüfus, Genel Tarım ve Genel İşyeri Sayımlarının hangi yıllarda yapılacağına dair hükümler getirilmiştir. Yasaya göre sonu (0) ve (5) ile biten yıllarda Genel Nüfus Sayımı, sonu (0) ile biten yıllarda Genel Tarım Sayımı, sonu (1) ile biten yıllarda Genel Sanayi İşyeri Sayımının yapılması hükme bağlanmıştır.
Devlet Planlama Teşkilatının kurulması kararı ile birlikte 53 sayılı yasayla İstatistik Enstitüsü yeniden yapılandırılarak, bugünkü kimliğine temel teşkil eden organizasyon çatısı kurulmuştur.
DİE, ülkemizin sürekli olarak gelişme sürecini izleyerek, demokrasiyi tam anlamıyla gerçekleştirebilmesi için gereken bilgileri bağımsız, tarafsız ve güvenilir olarak üreten önemli bir kuruluş olmuştur. Bu nedenledir ki, DİE’nin ürettiği bilgiler, yayımladığı istatistik ve göstergeler; kamu kurum ve kuruluşları, özel kuruluşlar, karar alıcılar ve araştırıcılar için güvenilir yol göstericilerdir. DİE, ülkemizde ulusal ve uluslararası boyutta yararlar sağlayacağı inancıyla, en uçtaki kullanıcıdan, karar alıcıya kadar geniş bir yelpaze içinde yer alan tüm kurum ve kuruluşların veri ve bilgi ihtiyacını gidermeyi amaçlayan çalışmalarını geliştirerek devam ettirmektedir.
DİE’nin görevleri; ana faaliyet konularıyla ilgili ve alt yapının kurulması, geliştirilmesiyle ilgili olmak üzere iki bölümde toplanabilir;
A. Ana Faaliyet Konularıyla İlgili Görevleri:
1. Ülkenin iktisadi, sosyal ve kültürel faaliyetleriyle ilgili her türlü istatistikleri derlemek, değerlendirmek, yayımlamak.
2. Kalkınma planı ve yıllık programların hazırlanması, uygulanması ve takibi aşamasında gerekli görülen verileri öncelikle derlemek ve değerlendirmek.
3. Ekonomik karar ve tedbirlerin sonuçlarının izlenmesi aşamalarında gerekli görülen verileri öncelikle derlemek ve değerlendirmek.
4. Genel Nüfus Sayımını; sonu (0) ile biten yıllarda, Genel Tarım Sayımını; sonu (1) ile biten yıllarda, Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımını; sonu (3) ile biten yıllarda yapmak.
5. Yapılması görev olarak belirtilen sayımlar dışında, ülkenin ihtiyaç duyduğu diğer konulardaki genel sayımlar, anket ve araştırma projelerini planlamak, uygulamak, süresinde sonuçlandırarak istatistiki bilgileri kullanıcı amaçlarına uygun bir biçimde, uluslararası standartlarda yayımlamak.
6. Kamuoyu araştırmaları yapmak, diğer kuruluşların bu konudaki çalışmalarına yardım etmek.
B. Alt Yapının Kurulması ve Geliştirilmesi ile İlgili Görevleri:
7. Bilimsel araştırma ve teknikleri izlemek amacıyla ulusal ve uluslararası seminerler, konferanslar ve toplantılar düzenlemek.
8. Enstitü işlevlerini kamuoyuna duyurmak amacıyla ulusal ve uluslararası seminerler, konferanslar ve toplantılar düzenlemek.
9. Ekonomik, sosyal, kültürel konularda Türkiye istatistik alt yapısını oluşturacak verileri kapsayan bir ‘Bilgi Bankası’ kurmak.
10. Bilgi Bankasının devamını sağlamak amacıyla, veri derleme, veri işleme teknolojisi ve dağıtma yöntemlerinde gerekli yenilikleri yapmak.
11. İstatistik tanım ve standartlarını tespit etmek, istatistik metodlarını geliştirmek, istatistik analiz ve etüdleri yapmak.
12. Enstitü’nün görev alanına giren konularda, Yükseköğretim kurumlarının görevleri saklı kalmak şartıyla, üniversite ve diğer eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak ‘Ulusal ve Uluslararası Eğitim Merkezleri’ kurmak.
13. Enstitü personeliyle, diğer kurum ve kuruluşların elemanları için, kısa süreli istatistiklerle ilgili konularda ‘Hizmetiçi Eğitimler’ ile uzun süreli ‘İhtisas Eğitimleri’ yapmak, konferanslar ve seminerler düzenlemek.
14. Kamu kurum ve kuruluşları ile özel idare, belediye ve diğer gerçek ve tüzel kişilerin istatistik çalışmalarına yardımcı olmak ve koordinasyonu sağlamak.
15. İstatistiklerin derlenmesinde ve düzenlenmesinde kamu ve özel kuruluşların uygulamalarıyla ilgili ilkeleri tespit etmek .
16. Hangi kamu kuruluşlarının, hangi konularda istatistik derleyip düzenleyeceklerini ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak kararlaştırmak.
17. İstatistik çalışmaları için gerekli olan; adres, hava fotoğrafı, harita, kroki ve benzeri belgeleri derlemek, bu konularda kamu kuruluşlarıyla işbirliği yapmak.
18. İstatistik çalışmaları için gerekli olan; adres kütüğü, kayıt sitemi ve numaralama çalışmalarını düzenlemek ve bu konularda kamu kuruluşlarıyla işbirliği yapmaktır.
Elektrik İşleri Etüt İdaresi
Türkiye’yi elektriğe kavuşturma planını ve bu plan içinde yer alan kuruluşların ön projelerini hazırlamak üzere düzenlenen kanunla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Kamu İktisadi Teşebbüs’ü niteliğinde bir kurum olarak 24 Haziran 1935’te kuruldu.
EİE’nin görevleri;
– Ülkemizin su kaynaklarını ve diğer enerji kaynaklarını etüt ederek elektrik enerjisi üretimine elverişli olanları saptamak,
– Hidrolojik etütler ve jeoteknik araştırmalar yapmak,
– Baraj ve HES tesislerinin istikşaf (ön inceleme), master plan, fizibilite (yapılabilirlik) ve kesin proje aşamalarından oluşan mühendislik hizmetlerini yürütmek,
– Yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar, jeotermal vb.) ile ilgili araştırma, etüt ve demonstrasyon çalışmaları yapmak,
– Sanayi, konut ve ulaşım sektörlerinde enerji tasarrufuna yönelik etütler, bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları yapmak,
– Enerji kaynaklarının rasyonel kullanımı ile ilgili çalışmaları yürütmek,
– Hidroelektrik santralların inşaat, işletme denetimi ve danışmanlık hizmetleri ile kamulaştırma işlemlerini yürütmek,
– Görev ve uzmanlık alanı kapsamındaki etüt ve araştırma işlerini kurum ve kuruluşlara ücreti karşılığında yapmaktır.

14 haziran 1935 Etibank : Kurtuluş Savaşı’nın sonrasında yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararla madencilik önce özel şirketlere bırakılmıştır.
Bu ilk dönemde yabancı sermayenin elindeki madencilikte herhangi bir ilerleme kaydedilemeyince bu alanda da ulusalcı politikaların uygulanması gündeme alınmıştır.
Bundan sonra, Cumhuriyetin ilk yıllarında ulusal devlet politikaları ile madencilik sektöründe önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1933’te Petrol Arama ve İşletme İdaresi, Altın Arama İdaresi kuruldu. 14 haziran 1935’te MTA ve etibank ve 24 Haziran 1935’te EİE (Elektrik İşleri Etüt İdaresi) kuruldu. Bu kurumlaşma, enerji ve madencilik alanlarında nasıl bir bütünlüklü ulusal politikanın başlatıldığının göstergesi oldu.
Özellikle MTA eliyle yapılan çalışmalar, ülkemiz açısından önem taşımaktadır. 1935 yılında Maden Teknik ve Arama Enstitüsü’nün ve Etibank’ın kurulması bu politikaların başlangıcı olup yakın tarihimize kadar sürmüştür.
Etibank’ta, aynı şekilde MTA verileri ile bu rezervlerin işletilmesi ve kamu yararına sunulması amacıyla kurulmuştur. Bu verilerin ışığında Etibank çeşitli işletmelere başlamış ve günümüzde bu işletmelerin büyük bölümü sürdürülmektedir. Metalurji ve madencilik alanında büyük hizmetlere imza atan Etibank kurşun, bakır, alüminyum, krom, bor, gümüş ve elektrometalurji konularında oldukça yoğun yatırım ve üretimlerde bulunmuştur.
MTA ve Etibank’ın kuruluş yıllarının sonrasında, 1930’lu yılların sonunda madencilik üretim alanındaki artış hızı %30’ları geçmiştir. Bugün gelinen noktada bütün bu üretimleri sürdüren Etibank, bir holdinge dönüştürülerek 7 ayrı A.Ş. kurulmuş; bunlar ise birer birer özelleştirilmektedir.

19 Şubat 1932 Halkevleri: Halkın eğitimine ve kültürel gelişmesine yardımcı olmak üzere 19 Şubat 1932’de kuruldu. Ankara’da yapılan açılış töreninde Atatürk teşebbüsün amacını şöyle açıkladı: “Gençlik, gelişen ve yetiştiren bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır. Millet, şuurlu, birbirini anlayan, birbirini seven, ideale bağlı bir halk kitlesi halinde teşkilatlandırılmalıdır. En kuvvetli ders vasıtalarına yetişkin muallim olduklarına malik olmak kafi değildir. Halkı yetiştirmek, halkı bir kitle haline getirmek için ayrıca bir milli halk mesaisinin tanzimini ihmal etmemeliyiz.”
CHF (Cumhurieyt Halk Fırkası), 1931 Kogresinde parti tüzüğünün 72. Maddesi F fıkrasında parti idare heyetlerine Halkevi açma yetkisi verilmiştir. 19 Şubat 1932’de Ankara Halkevi ile birlikte toplam 14 Halkevi açılarak Halkevlerinin kültürel alandaki uzun koşusu başlamıştır. CHF Genel Sekreterliğinde Halkevleri Bürosuna bağlı olarak çalışan Halkevleri dokuz kolda faaliyet göstermişlerdir.
Dil, Edebiyat, Tarih, Güzel Sanatlar, Temsil (Tiyatro), Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershaneleri ve Kurslar, Kütüphanecilik ve Yayın, Köycülük, Müze ve Sergi kollarında yetişkinlerin eğitimi, Halk Kültürünün açığa çıkarılması, derlenmesi ve korunması, halkın aydınlatılması, günlük yaşamın modernleştirilmesi etkinliklerini yürüterek Türkiye’nin çağdaşlaşmasına katkıda bulunmuşlardır
Halkevleri etkinlikleri kısaca şöyle tanımlanabilir:
– Halkevleri Vakfı aracılığı ile, Parasız Eğitim-Parasız Sağlık şiarı çerçevesinde yoksul öğrencilerin üniversiteye hazırlanması, ”Yeni Yaşamevi Projesi” kapsamında yoksul mahallelerde okul öncesi çocukların zihinsel-bedensel eğitimi ve annelerin aydınlatılması, yoksul mahalle kadınlarına okuma-yazma öğretilmesi,
– Kadınların kendi kimliklerine sahip olma ve özgürleşmeleri önündeki engellerin çıkarılması ve yok edilmesini hedefleyen kadın çalışması,
– Kitap-dergi yayıncılığı ile, bilgi-kültür üzerindeki baskı-kontrol mekanizmalarının kısmen de olsa kırılması, özgürce kültürel etkinlikler yapılacak Kültür Merkezi kurulma çalışması,
– Halkevlerinin ve toplumsal muhalefet hareketlerinin etkiliklerinin belgeleneceği ve sunulacağı Video Belgeleme Merkezi,
– Halkevleri ve Türkiye tarihine Halkevinden ve Halkevci bakış açısından bakmayı ve kendi tarihine sahip çıkmayı hedefleyen Halkevleri Belgesel Filmi yapımı.
1951 yılında kuruluşa tüzel kişilik kazandırmak ve bunun o tarihte muhalefete geçmiş olan C.H.P. ile ilişkisini kesmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan bir tasarı, tartışmalar sırasında mahiyet değiştirdi ve halkevlerinin kapatılmasını, her türlü menkul ve gayrimenkul varlıkların hazineye intikal ettirilmesini öngören 5830 sayılı kanun kabul edilerek gereği yerine getirildi.

22 Haziran 1935 Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) : Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, kalkınma çabaları içerisinde madencilik konusu da ele alınmış, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla, 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı’na bağlı “Petrol Arama ve İşletme” ile “Altın Arama ve İşletme İdaresi” adıyla iki bağımsız kurum kurulmuştur.
Daha sonra madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araştırılması, çıkartılması, daha iyi duruma getirilmesi, işletilmesi ve faaliyet konusuyla ilgili elemanları yetiştirmek amacıyla 22 Haziran 1935 tarihinde 2804 sayılı yasayla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur.
Enstitü, kuruluş kanununa göre; yurdumuzun maden ve taş ocakları kaynaklarını aramak, bulmak ve işletmeye uygun olup olmadığını tespit amacıyla gerekli etütleri, kimyasal ve teknolojik analizleri yapmak ve sektöre mühendis, yardımcı personel ve kalifiye işçi yetiştirmekle görevlendirilmiştir.
Bugün MTA, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi Kamu İktisadi Teşebbüsü olarak çalışmalarını; Maden Arama Projeleri, jeoloji, jeofizik haritaları ve Bilimsel Araştırmalar, Harita Envanter ve Veri Bankaları, Hidrojeoloji Etütleri, Jeotermal Etütler, Jeokimya, Yerkabuğu araştırmaları, MTA Sismik-1, Diri Fay Sismotektonik Etütleri, Metropolitan Alanların Jeoloji Etütleri, Tip Mukaveleli Etütler ve Organize Sanayi Bölgeleri Yer Seçimi, Sondaj Karot Bankası Araştırmaları, Laboratuvar ve Teknolojik Araştırmalar ile ilgili Bilimsel Etütler, Ücretli İşler, Yurtiçi ve Uluslararası Teknik İşbirliği Projeleri konularına ağırlık vererek yürütmektedir.

Ekim 1931 Merkez Bankası : Cumhuriyet’in ilk yıllarında siyasal yönetimin ana düşüncesi, bir merkez bankası oluşturmaktan çok, ulusal ticaret bankaları yaratmaktı. Bunun için 1924’te, önce Türkiye İş Bankası oluşturuldu. 1925’te süresi dolacak Osmanlı Bankası’nın imtiyazı 1935’e değin uzatılmakla birlikte, yeni anlaşmada hükümetin banknot çıkaracak bir merkez bankası kurabilmesi için kapı açık bırakıldı. Türk parasının değerindeki düşüşlere karşı duyarlı olan Cumhuriyet yöneticileri 1926’da bir merkez bankası kurulması hazırlıklarını başlattı. Merkez Bankasının yolunu açmak için Türk parasının kıymetini koruma hakkında kanun çıkarıldı. Haziran 1930’da kabul edilen bir yasayla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Ekim 1931’de 15 Milyon sermaye ile karma bir anonim şirket olarak kuruldu. Ocak 1932’de çalışmaya başladı.

27 Haziran 1928 Merkez Hıfzısıha Enstitüsü: Türkiye’de koruyucu hekimliğin gerektirdiği tahlil, kontrol, üretim ve araştırma görevlerini yürütmek üzere, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı olarak 27 Haziran 1928 yılında kuruldu. 1267 sayılı kanuna göre “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzısıhha Müessesesi” adıyla çalışmaya başladı.

1920 Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı : Koruyucu ve tedavi edici hekimlik hizmetlerini düzenlemek, sosyal yardım çalışmalarını yürütmek, serbest hekimlik ve eczacılık faaliyetini denetlemek amacıyla kurulan Sıhhat ve İctimai Muavenet Vekaleti adı altında 1920’de kuruldu. 1945’te Anayasa terimlerinin Türkçeleştirme sırasında, adı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı olarak değiştirildi.

19.04.1925 Sanayi ve Maadin Bankası :Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsenen liberal ekonomi politikası doğrultusunda milli sanayinin kurulması bir hedef olarak benimsenmiş ve bu maksatla yapılan araştırmalarda; sermaye birikiminin yetersizliğinin yanı sıra, fertlerin şirket şeklinde iktisadi teşebbüsler kurması hususunda da yeterli bir bilgi ve deneyime sahip olmadıkları görülmüştür. Bu nedenle, ülkede sürekli bir kalkınmanın, ancak devletin ekonomi alanında daha aktif bir rol alması yolu ile mümkün olabileceği anlaşılmıştır. Diğer taraftan, ülkede bol miktarda bulunan ve mamul hale getirilemeyerek ihraç edilen hammaddelerin, daha sonra işlenmiş şekliyle ithal edildiği anlaşılmıştır. Büyük sermaye ve teknik bilgi ile teçhiz edilmiş fabrikalar kurma ve devam ettirme zarureti, önce sanayi bankalarının kurulmasını gündeme getirmiş, bu maksatla ilk olarak 19.04.1925 tarihinde, 633 sayılı Kanun ile “Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası” kurulmuştur.
Banka, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke ipekli ve Yünlü Dokuma Fabrikalarını devralarak işletmeye başlamıştır.
Görevleri; kendisine devredilen devlet fabrikalarını, özel sektöre devredilinceye değin işletmek, özel sektörle ortaklıklar kurmak, tek başına ya da ortaklıkları aracılığıyla, maden ayrıcalığı almak ve bunları özel sektörle ortaklık yoluyla işletme ki sanayi ve madencilik alanlarında etkinlikte bulunan özel girişimcilere kredi açmak ve bankacılık işlemleri yapmaktır.

1933 Sümerbank: Sümerbank, tüzel kişiliği ve özel kanununda belirtilen sınırlar içinde muhtariyeti olan, sorumluluğu sermayesiyle sınırlı; sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere, özel hukuka tabi şekilde Sanayi Bakanlığına bağlı, İktisadi Devlet Teşekkülü olarak 1933 yılında kuruldu. O dönem verimlilik ve karlılık ilkelerini göz önünde tutarak, imalat sanayii kurdu, işletmecilik, sınai mamullerini pazarlama, bankacılık işleriyle meşgul oldu.

12 Temmuz 1932 Türk Dil Kurumu: Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla Türkçe’nin incelenmesi, özleştirilmesi, geliştirilmesi amacıyla ve Atatürk’ün teşviki ve himayesiyle, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan; Semih Rıfat, Ruşen Eşref (Ünaydın), Celal Sahir (Erozan), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) tarafından 12 Temmuz 1932’de kuruldu.
26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı, kurumun çalışma programı olarak şu maddeleri tespit etti: 1.Türk dilinin başka dil aileleriyle karşılaştırılması, 2.Türk dilinin tarihi ve karşılaştırmalı gramerlerinin yazılması, 3.Anadolu ve Rumeli ağızlarından kelimelerin derlenmesi, Osmanlıca kelimelere Türkçe karşılıklar bulunması, 4.Türkçe bir sözlük hazırlanması, 5.Kurumun organı olarak bir derginin yayımlanması, 6.Türk dili üstüne yazılmış yerli ve yabancı eserlerin toplanması ve gerekenlerin çevrilmesi, 7.Terimlerin Türkçeleştirilmesi.
Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı; “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” olarak tespit edilmiştir. Atatürk’ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 1934’te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.
Atatürk’ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerinin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940’larda yayın hayatına çıkabilen Divanü Lügati’t-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü’yle ilgili çalışmalar da Atatürk’ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.
Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk’ün mirasından karşılanmaktadır.
Atatürk, 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmişti:
“Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş derinliklerini ve dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk Ulusu’nun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. Tarih Kurumunun Alacahöyük’te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”
Atatürk’ün bu dileği dikkate alınarak her iki kurum da böylece akademik bir yapıya kavuşturulmuştur

Türk Kuşu: Daha 1930’larda “İstikbal Göklerdedir” diyen Atatürk havacılığa gereken büyük önem ve değeri vermesini bilmişti. Havacılığın bir spor dalı olarak benimsenmesi ve Türk gençleri arasında yerleşmesini yürekten arzulayan Atatürk “Türk Kuşu” nun kuruluşunda olduğu gibi çalışmalarında da verdiği emir ve direktiflerle başrolü oynamıştı.
Türk Kuşu’nu sıcak bir ilgi ve yürekten bir muhabbetle destekleyen Atatürk manevi kızı olan Sabiha Gökçen’i de Türk havacılığına kazandıran kişi olmuştu. Sabiha Gökçen yalnız sivil havacılık ve havacılık sporunda değil, askeri havacılık alanında da uluslararası üne ve değere sahip bir havacı olmuştu.
Atatürk, genç ve yetenekli Türk havacılarının havacılık sporunda gelişmelerini sağlamak amacıyla yurt dışına gönderilip orada ihtisas yapmaları arzulanmıştı. Onun emir ve direktifleriyle başta Sabiha Gökçen olmak üzere bazı Türk havacıları 1935 yılı Temmuz ayında Sovyetler Birliğindeki “Koktobel Planör Okulu” na giderek orada bu spor dalı üzerindeki bilgilerini kuvvetlendirip tecrübelerini arttırmışlardır. Bu uzman planörcüler yurda dönüşlerinde “Türk Kuşu” kadrosunda öğretmen olarak görev almışlar ve bildiklerini ve öğrendiklerini genç havacı kuşaklara öğretmişlerdir.
“Türk Kuşu” 1935 yılından beri Atatürk’ün Türk sporundaki en büyük yadigarı olan havacılık sporu yolundaki çalışmalarını sürdürmekte, planörcülük ve havacılığın yanı sıra paraşütçülük alanında da büyük işler başarmaktadır.

15 Nisan 1931 Türk Tarih Kurumu : Türk Ulusu’nun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine içten inanmış olan Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi ve bunun içinde onu ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Atatürk’ün direktifleriyle, Türk Tarihini bilimin en yeni verilerine dayanarak yeniden incelemek ve Türkiye’nin dünya medeniyetine olan katkısını meydana çıkarmak amacıyla 16 üye tarafından, 15 Nisan 1931′ de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” adı altında Türk Ocakları Merkez Heyetine bağlı olarak kurulan Kurum, 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumu adını almıştır.
Atatürk’ün kurucusu ve koruyucusu olduğu Türk Tarih Kurumu’nun amacı; Türk Tarihi ile Türkiye Tarihini ve bunlarla ilgili konuları incelemek ve elde edilen sonuçları her türlü yollarla yaymaktır. Kurum bu amaçlarını gerçekleştirmek için anma törenleri, konferanslar, seminerler, kongreler düzenler, kazılar yaptırır, Türk ve Türkiye Tarihine ait kitaplar yayınlar.
Kurum, yeni buluşları ve bilimsel konuları tartışmak üzere, geleneksel duruma gelen ve günümüze dek aralıklarla toplanan Türk Tarih Kongreleri düzenlemektedir. İlk iki kongre Atatürk’ün koruyucu başkanlığında yapılmıştır.
Atatürk, yaşamının son günlerine dek Kurum’un çalışmalarına kendisi önderlik etmiş, çalışma planını kendisi çizmiştir. Türk ve Türkiye Tarihini aydınlatacak araştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdaki direktifleri vermiştir:
“…. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
“Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız.”
Kurum belli başlı dünya bilim kurumlarına üyedir ve 220’den fazla akademi, üniversite ve bilim kuruluşuyla kitap ve dergi değişimi yapar. Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nun daha çok bir akademi niteliği taşımasını, üye sayısının sınırlı tutulmasını istemiştir. 16 üye ile kurulan kurum, daha sonra üye sayısını 41 ile sınırlandırmıştır. Kurum üyeleri Eskiçağ, Ortaçağ ve Yeniçağ adları altında üç uzmanlık koluna ayrılarak çalışmaktadır.

Türkiye Cumuriyeti Ziraat Bankası : Türkiye Cumuriyeti Ziraat Bankası’nın temelini 1863’te tarımsal kredileri düzenleme girişimlerine başlayan Niş Valisi Midhat Paşa attı. Midhat Paşa’nın Rusçuk kasabasının Pirot köyünde kurduğu bir tür tarım kredi kooperatifi olan Memleket Sandığı uygulaması 1867’den sonra resmi nitelik kazandı ve yaygınlaştı. 1883’ten sonra aşar vergisine yapılan %10 oranındaki “Menafi Hissesi” zammı sandıklara gelir olarak bağlandı. Böylece Menafi Sandıkları adını alan kurum 1888’de merkezi İstanbul’da bulunan, 10 milyon Osmanlı lirası sermayeli Ziraat Bankası’na dönüştürüldü. 1914’te bankanın yapısında ve çalışma ilkelerinde yapılan yeni düzenlemeler, 1916’da yasallaştı. Şube sayısı 1923’te hızla artarak, 316’yı bulan banka Cumhuriyet dönemine aktarılan en köklü ve yaygın mali kuruluş oldu. Cumhuriyet yönetimi 1924’te bir yasayla bankayı bir devlet kurumu olmaktan çıkarıp 30 milyon lira sermayeli bir anonim şirkete dönüştürdü; etkinliklerini tarım dışına da taşırarak her türlü bankacılık işleminde bulunma yetkisi tanıdı. 1926’da bankanın adına Türkiye sözcüğünü eklendi. 1937’de çıkarılan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası kanunuyla kendi yasası dışında özel hukuk hükümlerine bağlı, tüzel kişiliği olan bir devlet kuruluşuna dönüştü.

19.4.1923 Türkiye Şeker Fabrikaları : Şeker Fabrikaları kurma teşebbüslerinin gerçekleşebilmesi ancak, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet döneminin sağladığı geniş imkanlar sayesinde olabilmiştir. Bu istikametteki ilk ciddi teşebbüs Uşak’lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmıştır.
Uşak’ta mahalli birçok müteşebbisin iştiraki ile 19.4.1923 tarihinde 600.000 TL sermaye ile kurulan “Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş.” 6.11.1925 tarihinde ilk Şeker Fabrikasının temelini atmış ve fabrika 17.12.1926 tarihinde işletmeye açılmıştır.
Uşak’ta Şeker Fabrikası kurma çalışmaları devam ederken yine aynı yıllarda İstanbul’da da özel şahısların ve bazı milli bankaların iştiraki ile 14.6.1925 ‘de 500.000 TL sermayeli “İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş.” kurulmuştur. 22.Aralık.1925 tarihinde Alpullu Şeker Fabrikasının temeli atılarak onbir ayda fabrikanın montajı bitirilmiş ve 26.11.1926 tarihinde fabrika işletmeye açılarak ilk Türk şekerini üretmiştir.
1933 yılına kadar ülkemizin şeker ihtiyacı bu iki fabrikanın üretimi ile kısmen karşılanmıştır. Bu iki fabrika ile pancar tarımında ve şeker fabrikası işletmesinde hayli tecrübeler edinilmiş olduğundan yeni şeker fabrikaları kurulması gerekli görülmüştür.

Uluslararası İzmir Fuarı : Atatürk’ün talimatı ile Cumhuriyet’in ilanından 8 ay önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Birinci Türkiye İktisat Kongresi, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın kurulması sürecini başlattı. Kongre binası olarak İkinci Kordon’da Osmanlı Bankası Deposu olan Hamparsomyan binası seçildi. Burada, el tezgahı ve küçük sanayi ürünleri; İsparta, Kula, Gördes, Uşak kilimleri ve halıları, yağ ürünleri, sabunlar, makarna ve unlu yiyecekler, kolonyalar, helvalar, ihraçlık pamuklar, ayakkabı, mobilyalar, deri ürünleri, tarım araçları, kiremit, tuğla, maden örnekleri, tütün, sigara, şarap örnekleri, kereste çeşitleri sergilendi.
İktisat Kongresi Sergisi’nden sonra ilk sergi 4 -25 Eylül 1927’de, 9 Eylül Mahalli Sergisi adı altında Mithatpaşa Sanat Enstitüsü’nde açıldı. İzmir Ticaret Odası’nın teklifi ve İzmir Valisi Kazım Dirik’in kararı ile açılan sergide 71 resmi kuruluş, 195 yerli firma ve 9 ülkenin 72 kuruluşunun ürünleri sergilendi. Sergiyi 80 bin 744 kişi gezdi.
İkinci 9 Eylül Sergisi 4-20 Eylül 1928 tarihleri arasında yine aynı binada uluslararası düzeyde gerçekleşti. Sergiye 155’i yabancı olmak üzere 515 firma katıldı.
1935 İzmir 9 Eylül Panayırı’nı ise İktisat Vekili Celal Bayar açtı. 311 kişinin gezdiği panayır uluslararası fuarın gerçekleşmesini hazırladı.
İzmir Fuarı’nın temeli, bugünkü yerinde 1 Ocak 1936’da törenle atıldı. 360 bin metre karelik alanın Kültürpark haline getirilmesi ve yılın belirli bir ayında bu alan üzerinde uluslararası bir fuarın gerçekleştirilmesi planlandı. 1 Eylül 1936’da İzmir Fuarı, kent yaşamında yerini aldı. Lozan Kapısı önünde yapılan coşkulu törene Mısır, Yunanistan ve Sovyetler Birliği’nden 48 yabancı kuruluş, 32 vilayet pavyonu ve 45 yerli kuruluş katıldı.
1937 İzmir Enternasyonal Fuarı, diğer yıllara göre çok daha büyük bir coşkuyla hazırlandı. Açılışı İktisat Vekili Celal Bayar yaptı. Fuar’ın en büyük özelliği Kültürpark’ın sürekli bir kurumuna dönüşecek olan Paraşüt Kulesi’nin açılışı oldu.
104 yabancı şirketin katıldığı Fuar’da 424 yerli kuruluş temsil edildi.

26 Ağustos 1924 İş Bankası : “Vatanı kurtaracak ve yükseltecek tedbirlerin başında olarak, halkın doğrudan itibar ve itimadından doğup meydana gelen tam manasıyla modern ve milli bir banka kurulması…”
1924 yılının Temmuz ayında Bakanlar Kurulu’nu toplayan Mustafa Kemal, milli bir banka kurulması konusundaki arzusunu böyle dile getirmiştir.
Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası, Atatürk’ün direktifleriyle İzmir Birinci İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu. İş Bankası ilk Genel Müdürü Celal Bayar’ın liderliğinde 2 şube ve 37 personel ile hizmete başladı. İş Bankası 1 milyon TL’lik nominal sermaye ile kuruldu. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL’lik bölümü ise bizzat Atatürk tarafından karşılandı.
Cumhuriyet’in kurulmasından önceki, Büyük Zafer’i izleyen günlerde ülkenin iktisadi ve sosyal sorunlarının çözümlenmesi dönemi açılmıştı. Bu dönemde tasarrufu teşvik ederek toplanacak fonlarla bütün ekonomik faaliyet kollarını finanse edebilecek, gerektiğinde çeşitli alanlarda sanayileşme hareketinin başlatılmasına kendi kaynaklarıyla katılabilecek milli bir kuruluşun doğması ve milli bankacılık sisteminin oluşturulması ihtiyacı derin bir şekilde hissediliyordu.
Türkiye’de tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek, sınai gelişmeyi başlatmak, ulusal tasarrufları harekete geçirmek, temel ekonomik atılımları finanse etmek ve kredi ihtiyaçlarını karşılamak, yeni kurulan bir ülke için yaşamsal önemde etkinliklerdi. I. Dünya Savaşı sonrasında dünyada pek çok alanda olduğu gibi finansal sektörde de hızlı gelişmeler kaydedilmiş, yeni teknolojiler, kriterler ve metotlar oluşturulmuştu. Ülkemiz bu yenilik ve gelişmelerden tümüyle yoksun olduğu gibi bu alanda çalışacak yetişmiş elemanımız da yoktu. İş Bankası dönemin zor ekonomik koşulları altında çalışmalarına başladı. Günümüzde çalışmaları devam etmektedir.

Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü Türkiye tarım için elverişli ve büyük bir ülke olmasına karşın, tarım işgücü bakımından yeterli olanağa sahip olmadığından, toprağın büyük bir kısmı işlenemiyordu; ulaşım araçları yoktu, eterli uzman yoktu, endüstriden söz etmek olası değildi, temel ihtiyaç maddeleri bile ithal edilmek zorundaydı. Yatırım yapacak güçte kapital sahibi insanların sayısı hemen hemen yok gibiydi. Üretim konusunda yeterli bilgiye sahip yetişmiş eleman yoktu. Demiryolları, limanlar, büyük kentlerin alt yapıları v.s. yabancı firmalar tarafından işletiliyordu.
Bu nedenlerden dolayı İzmir İktisat Kongresinde alınan kararların ışığında tarımda bilgili ve bilinçli teknisyenler yetiştirmek, çeşitli bölgelerin zirai yapılarını ve özellikleri hakkında incelemeler yapmak amacıyla ziraat okulları açıldı ve bir de Ankara’ da “Yüksek Ziraat Enstitüsü” kuruldu.

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

2003 KPPS GENEL KÜLTÜR SORULARI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

2003 KPPS GENEL KÜLTÜR SORULARI
1. Selçuklular Mimari alanda bir çok önemli eserler meydana getirerek bunlari süsleme sanatlarinin en güzelleri ile bezemislerdir. Selçuklular, mimari alandaki eserlerinde asagidaki süsleme sanatlarindan hangisini kullanmamislardir?
A. Geometrik sekiller
B. Hayvan figürleri
C. Bitkisel motifler
D. Yazi sanatlari
E. Kabartma sanatlari
Cevap: B
2. Türk-Islam mimarisinde medrese, cami, mescit, han, saray, kümbet, külliye ve darüssifa gibi önemli mimari eserler yaratilmistir. Bu eserlerden hangisi “Anitmezar” niteliginde yapilmistir?
A. Kümbetler
B. Külliyeler
C. Cami ve Medreseler
D. Han ve Saraylar
E. Darüssüfilar
Cevap: A
3. Asagidakilerden hangisi Selçuklular döneminde yapilmis mimari eserlerdendir?
A. Divrigi Ulu Camii
B. Iznik Yesil Camii
C. Karatay Hani
D. Beyazid Külliyesi
E. Semerkant Bibi Hatun Türbesi
Cevap: C
4. I. Rumeli Hisari
II. Imam Buhari Türbesi
III. Kahire Tulunoglu Ahmet Camiisi
IV. Mostar Köprüsü
V. Malabadi Köprüsü
Yukarida verilen eserlerden hangileri Osmanlilar dönemine aittir?
A. I ve III
B. IV ve V
C. I, II ve III
D. I ve IV
E. III, IV ve V
Cevap: D
5. Osmanlilar döneminde birçok hayir kurulusu olusturulmustur. Bu kuruluslardan hangisi fakir insanlara yemek dagitmak amaciyla kurulmustur?
A. Külliyeler
B. Vakiflar
C. Kervansaraylar
D. Loncalar
E. Imarethane
Cevap: E
6. Osmanli medreselerinde özellikle Fatih döneminde pozitif ve dini ilimlerin birlikte okutulmasi XVII. Yüzyila kadar sürmüstür. Bu yüzyildan sonra medreselerde bazi dersler okutulmamistir.
Asagidakilerden hangisi XVII. Yüzyildan itibaren medreselerde okutulmayan derslerdendir?
A. Cografya
B. Hukuk (fikih)
C. Icma
D. Kiyas
E. Kelam
Cevap: A

7. I. Veraset sistemi
II. Azinlik haklari
III. Devlet yönetimi
IV. Kapitülasyonlar
V. Taht kavgalari
VI. Inanç sistemi
Avrupa devletleri Osmanli Devleti’nin iç islerine karisabilmek için birtakim bahanelerden yararlanmistir. Yukaridakilerden hangileri, Avrupa devletlerinin Osmanlinin iç islerine karimak için kullandigi bahanelerden degildir?
A. I, II ve IV
B. I, III ve VI
C. II, IV ve V
D. II, IV ve V
E. II, III, IV ve V
Cevap: B
8. I. Mesrutiyet sartlarinin olusmasinda ve ilaninin saglanmasinda asagidakilerden hangisinin katkisi en fazladir?
A. Ordunun
B. Yöneticilerin
C. Aydinlarin
D. Halkin
E. Azinliklarin
Cevap: C
9. I. Yeniçeri ocaginin kaldirilmasi
II. Tanzimat fermaninin ilani
III. Sened-i ittifakin ilani
IV. Kanun-i esasinin ilani
V. Islahat fermaninin ilani
Yukarida verilenler XIV yüzyilda Osmanli devletinde yapilan islahat hareketlerinden bazilaridir. Bu islahatlardan hangileri Osmanli toplumunu olusturan bireyler arasindaki esitligi saglamaya yönelik degildir?
A. III ve IV
B. IV ve I
C. II ve III
D. I ve III
E. IV ve V
Cevap: D
10. I. Paris Konferansi II Amiral Bristol Raporu
III. Londra Konferansi IV. General Harbord Raporu
Yukaridakilerden hangilerinde Türklerin milli davalarindaki hakliligini gösteren ifadeler yer almistir?
A. I ve II
B. III ve IV
C. I ve IV
D. II ve III
E. II ve IV
Cevap: E
11. Kurtulus Savasi’nin devam ettigi dönemde TBMM siyasi antlasmalar yaparak Türk halkinin ekonomik ve siyasal çikarlarini diger devletlere kabul ettirmeye çalismistir. Bu denemde TBMM asagidaki devletlerden hangisine ilk olarak “Kapitülasyonlarin” kaldirilmasini kabul ettirmistir.
A. Sovyet Rusya
B. Fransa
C. Italya
D. Almanya
E. Ingiltere
Cevap: A
12. 21 Subat-12 Mart 1921 yilinda Londra’da yapilan konferansin ardindan Ingilizler Yunanlilari uyararak Türklere karsi hazirlikli olmalarin, her an savasin baslayabilecegini belirtmislerdir. Ingilizlerin her an savasin baslayabilecegi beklentisi içinde olmalarinin sebebi asagidakilerden hangisidir?
A. Türk ordusunun yeni hazirliklara girismesi
B. TBMM hükümetinin Londra Konferansi baris önerisini reddetmesi
C. TBMM’nin Rusya ile dostluk antlasmasi imzalamasi
D. Fransa ile Ankara Antlasmasi’nin imzalanmasi
E. TBMM hükümetinin ayaklanmalari bastirmasi
Cevap: B
13. Sovyet Rusya’nin Kurtulus savasinda TBMM’nin yaninda yer alarak onu desteklemesinin nedeni asagidakilerden hangisidir?
A. Rusya’nin itilaf devletlerinin yenilmesini istemesi
B. Fransa’nin Anadolu’dan çekilmesi
C. Bolsevik devriminin yerlesmesini ve güçlenmesini saglamak
D. Rusya’nin itilaf devletlerinden ayrilmasi
E. TBMM Hükümeti’nin Ermenilerle antlasma yapmasi
Cevap: C
14. I. Sakarya Savasi, II. Eskisehir-Kütahya,
III. Birinci Inönü IV. TBMM’nin açilmasi
Yukarida verilen olaylarin kronolojik siralamasi asagidakilerden hangisidir?
A. III, I, II ve IV
B. IV, II, I ve III
C. IV, III, I ve II
D. IV, III, II ve I
E. IV, II, III ve I
Cevap: D
15. TBMM, 5 Agustos 1921 M. Kemal’e yetkilerini üç ay süre ile devrederek Baskomutanliga atadi. TBMM’nin böyle bir karar almasinda asagidakilerden hangisinin etkisi en fazladir?
A. TBMM’nin ayaklanmalari bastiramamasi
B. Sovyet Rusya’nin savastan ayrilmasi
C. Itilaf devletlerinin Istanbul’u resmen isgal etmesi
D. M. Kemal’in güçlenmesini saglamak
E. Türk ordusunu Sakarya’nin dogusuna çekilmesi
Cevap: E
16. TBMM açildigi günden itibaren çesitli tehditlerle karsilasmistir. TBMM bu tehditlerin giderilmesi için birtakim önlemler almistir.
Asagidakilerden hangisi TBMM’nin kendini korumaya yönelik aldigi tedbirlerden biri degildir?
A. TBMM’nin “Meclis Hükümeti” sistemini kabul etmesi
B. Istiklal Mahkemelerini kurmasi
C. Tekalif-i milliye emirlerini yayinlamasi
D. Ayaklanmalari bastirmak için sert tedbirler almasi
E. Hiyanet-i vataniye kanunu çikarmasi
Cevap: A
17. 1923 Sonbaharinda Fethi Okyar Hükümeti’nin çekilmesiyle meydana gelen hükümet bunalimi asagidaki olaylarin hangisinin gerçeklesmesine zemin hazirlamistir?
B. Meclis hükümeti sisteminin benimsenmesine
C. Cumhuriyetin ilanina
D. Halifeligin kaldirilmasina
E. Istiklal Mahkemelerinin kurulmasina
F. Hiyanet-i Vataniye kanunun çikarilmasina
Cevap: B

18. I. Halifeligin kaldirilmasi II. Çok partili sisteme geçis
III. Tekke ve Zaviyelerin kapatilmasi IV. Medreselerin kapatilmasi
V. Dini kiyafetlerin giyilmesine sinirlama getirilmesi
Yukarida verilen olaylardan hangisi “Islamiyet”in siyasete alet edilmesini önlemeye yönelik degildir?
A. I B. III C. II D. IV E. V
Cevap: C
19. Osmanlinin son dönemlerinde yapilan islahatlarla ülkede bazi alanlarda ikili uygulamalar meydana gelmistir. Cumhuriyet döneminde hangi alanlarda yapilan inkilaplarla bu uygulamalar son bulmustur?
A. Tarim-Ticaret
B. Tarim-din
C. Yönetim-Ekonomi
D. Egitim-Hukuk
E. Din-siyaset
Cevap: D
20. Atatürk kaleme aldigi “Nutuk” adli eserinde asagida verilen olaylardan hangisine deginmistir?
A. Kadinlar seçilme hakkinin taninmasi
B. Millet mekteplerinin açilmasi
C. 1929 ekonomi bunalimi
D. Montrö Bogazlar sözlesmesi
E. Türk devletinin kurulusu
Cevap: E
21. Asar vergisi;
I. Ürünün az oldugu yillarda da alinmasinin
II. Vergiyi toplayanlarin kendi masraflarini da katarak almalari
III. Bu verginin belli bir oranda alinmasinin
Cumhuriyetin ilk yillarinda kaldirilan bu vergi toplama yöntemi, Atatürk ilkelerinden “Halkçilik” ilkesine de aykiri özellikler tasimaktaydi. Bu vergi toplama yönteminin yukarida verilen özelliklerinden hangileri Atatürk’ün “Halkçilik” ilkesine aykiridir?
A. I ve II
B. I ve III
C. II ve III
D. I, II ve III
F. Yalniz II
Cevap: A
22. Cumhuriyet döneminde hangi yil yapilan anayasa degisikligi ile Devletin dini Islam dinidir” maddesi anayasadan çikarilmistir?
A. 1921 degisikligiyle
B. 1928 degisikligiyle
C. 1924 degisikligiyle
D. 1937 degisikligiyle
E. 1961 degisikligiyle
Cevap: B
23. I. Evrensel nitelikte olmasi II. Anayasal haklara uygun olmasi
III. Toplumun ihtiyaçlarina cevap vermesi
Yukarida verilenler Atatürk ilkelerinin özelliklerinden bazilaridir. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve özelliklerinden hangilerine uygundur?
A. Yalniz I
B. Yalniz II
C. I, II ve III
D. Yalniz III
E. I ve II
Cevap: C
24. 1934 çikartilan bir kanunla “aga, haci, molla, efendi, hazret vb” unvanlarin kullanilmasi yasaklanmistir. Bu yasaklamanin amaci asagidakilerden hangisidir?
A. Halifeligin gücünü azaltmak
B. Osmanli hanedaninin etkisini kirmak
C. Modern toplumlara uyum saglamak
D. Toplumda ayricalikli olmayi önleme
E. Laikligi yaymak
Cevap: D
25. Türkiye Lozan görüsmeleri sirasinda ABD ile olan iliskilerine önem vermistir.
Asagidakilerden hangisi Türkiye’nin bu iliskiye önem vermesinin amaci olamaz?
A. Demokratik ülkelerin yaninda yer almak
B. Kendi tanitimini yapmak
C. Batili devletler üzerinde etkili olmak
D. ABD’nin gücünden yararlanmak
E. Rusya ve ABD arasinda güvensizlik yaratmak
Cevap: E
26. Asagidaki olaylardan hangisi, Cumhuriyet dönemi çok partili demokratik hayata geçisin gecikmesinde etkili olmamistir?
A. Vagon-Li
B. Menemen
C. Seyh Sait
D. Toplumun hazir olmamasi
E. Serbest Cumhuriyet Partisinin kapatilmasi
Cevap: A
27. Atatürk Balkan ittifakinin yapilmasina büyük önem vermis ve ittifakin gerçeklesmesi için çok çalismistir.
A. Ege adalarinin silahlandirilmasi
B. Italya ve Almanya’nin yayilmaci politikalari
C. Fransa ve Ingiltere’nin yayilmaci politikalari
D. Rusya’nin Türkiye’yi tehdit etmesi
E. II. Dünya savasinin baslamasi
Cevap: B
28. 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montreux (Montrö) Bogazlar Sözlesmesi’nin yapilmasi asagidakilerden hangisinin sona ermesini saglamistir?
A. Genel borçlar idaresinin
B. Kapitülasyonlarin
C. Bogazlar Komisyonunun
D. Kabotaj uygulamasini
E. Azinliklara taninan ayricaliklari
Cevap: C
29. Türkiye ve Fransa arasindaki Hatay sorununda Ingiltere’nin Türkiye’yi desteklemesinde asagidaki olaylardan hangisi etkili olmustur?
A. Türkiye’nin yaptigi reformlar
B. Türkiye’nin Cemiyeti Akvama girisi
C. Türkiye’nin Birlesmis Milletlere üye olmasi
D. Ingiltere’nin Ortadogu’da çikarlarinin olmasi
E. Türkiye’nin NATO’ya üye olmasi
Cevap: D
30. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1946 yilinda, asagidaki uygulamalardan hangisinden vazgeçmekle Türkiye’deki demokratik hayatin gelismesine katki saglamistir?
A. Tek dereceli seçim sistemi
B. Gizli ol, açik tasnif
C. Referandum
D. Meclis Arastirmasi
E. Iki dereceli seçim sistemi
Cevap: E
31. Akdeniz bölgesinde yer alan Çukurova ve Isparta Ovasi, fiziki haritada farkli renklerle gösterilmektedir. Ayni bölgede yer alan bu iki ovanin farkli renklerle gösterilmesinin nedeni asagidakilerden hangisidir?
A. Yükseltilerinin farkli olmasi
B. Yillik metrekareye düsen yagis miktari
C. Enlem derecelerinin farkli olmasi
D. Bitki örtülerinin farkli olmasi
E. Akarsu rejimlerinin farkli olmasi
Cevap: A
32. I. Daglarin denize bakan yamaçlari gür bitki örtüsü ile kapli,
II. Kiyidan itibaren yükselti arttikça genis yaprakli ve igne yaprakli agaçlar görülür,
III. Yükseltinin çok oldugu yerlerde alpin çayirlari görülür.
Yukarida özelliklerinden bahsedilen bölgemiz asagidakilerden hangisidir?
A. Bati Karadeniz
B. Dogu Karadeniz
C. Dogu Anadolu
D. Kuzey Marmara
E. Dogu Trakya
Cevap: B
33. I. Kirsal bölgelerden kentlere göçün artmasi
II. Bitki türünün azalmasi
III. Meralarin yok olmasi
IV. Körfezlerin dolmasi
V. Tarimsal verimin düsmesi
Yukarida verilen olaylarin hangisinin olusumunda Türkiye’de meydana gelen erozyonun dogrudan bir etkisi yoktur.
A. I B. III C. I D. IV E. V
Cevap: C
34. Asagidakilerden yerlerden hangisi, yer sekillerinin sade olmasiyla tarima digerlerinden daha uygundur?
A. Kuzey Trakya
B. Bati Akdeniz
C. Dogu Anadolu’nun Van Bölümü
D. Dogu Akdeniz
E. Bati Karadeniz
Cevap: D
35. I. Zeytin üretimi
II. Çay üretimi
III. Hashas üretimi
IV. Incir üretimi
V. Findik üretimi
Yukarida verilen ürünlerden hangisinin üretiminin sinirli olmasi yalnizca iklime bagli degildir?
Cevap: E
36. I. Pirinç II. Misir III. Findik IV. Zeytin V. Ayçiçegi
Yukaridakilerden tarim ürünlerden hangisinin üretimi, Marmara bölgemizde üretimi en azdir?
A. I B. III C. V D. II E. IV
Cevap: A
37. Ülkemizde üretilen sekerpancarinin %47 sinin saglandigi bölgemiz hangisidir?
A. Marmara
B. Iç Anadolu
C. Akdeniz
D. Karadeniz
E. Ege
Cevap: B
38. I. Endüstride kullanilan tarim ürünleri de üretilmektedir.
II. Tarimsal üretim giderek artmaktadir.
III. Ticarette tarim ürünleri de yer almaktadir.
IV. Tarimla ugrasan nüfus giderek artmaktadir.
V. Tarimla ugrasan nüfus azalmaktadir.
Yukarida verilenlerden hangisi Türkiye’deki tarimin bir özelligi degildir?
A. I B. IV C. V D. II E. III
Cevap: C
39. Türkiye’de kesilen hayvan basina elde edilen et miktarinin çok düsük olmasi et üretimini arttirmanin gerekliligini ortaya koymaktadir. Asagidakilerden hangisi et veriminin artirilmasina bir katki saglamaz?
A. Hayvan islahina önem vermek
B. Hayvancilik egitimine önem vermek
C. Hayvan sayisinin arttirilmasini saglamak
D. Besicilige önem vermek
E. Kaliteli yem üretimine ve kullanimina önem vermek
Cevap: D
40. I. Izmir II. Çanakkale’nin Çan ilçesi III. Kocaeli IV. Bozüyük
Yukarida verilen merkezlerde bulunan endüstri kolu asagidakilerden hangisidir?
A. Kimya
B. Vagon ve gemi
C. Kagit
D. Seramik
E. Dokuma
Cevap:E
41. Konfeksiyon endüstrisi asagidaki illerimizde hangisinde en fazla gelismistir?
A. Kayseri
B. Denizli
C. Izmir
D. Bursa
E. Istanbul
Cevap: A
42. I. Madenler endüstrinin hammaddesidir.
II. Ihracatta madencilik en büyük paya sahiptir.
IV. Türkiye’de bazi maden rezervleri dünyada ilk siradadir.
V. Türkiye maden yataklari bakimindan zengin bir ülkedir.
Yukarida verilen Türkiye’deki maden ve madencilikle ilgili yargilardan hangisi yanlistir?
A. II B. V C. I D. III E. IV
Cevap: B
43. Ülkemizde nüfus yerlesim yogunlu bölgeden bölgeye degisiklik gösterir. Asagidaki etmenlerden hangisi nüfus dagilisini en az etkiler?
A. Ulasim kolayligi
B. Dogal göllerin varligi
C. Iklim kosullari
D. Is imkanlari
E. Turizm imkanlari
Cevap: C
44. I. Menderes havzasi
II. Karadeniz Ereglisi
III. Gemlik körfezi
IV. Zonguldak yöresi
VI. Taseli platosu
Türkiye’de, nüfus yogunlugu kiyi bölgelerimizde iç bölgelerimizden daha fazladir. Bu bilgiye uymayan kiyi bölgemiz yukarida verilenlerden hangisidir?
A. III B. V C. IV D. I E. II
Cevap: D
46. Türkiye’nin yer sekilleri dikkate alindiginda Karadeniz ile iç bölgeler arasinda demir yolu baglantisi çok zor olmasina ragmen bu baglanti iki noktadan saglanabilmistir. Bu baglanti hangi sikta dogru olarak verilmistir?
A. Samsun-Ordu
B. Eregli-Sinop
C. Samsun-Trabzon
D. Trabzon-Eregli
E. Zonguldak-Samsun
Cevap: E
47. I. Nüfus yogunlugunun fazla olmasi
II. Sanayinin gelismis olmasi
III. Dis baglantilara açik olmasi
Yukarida verilenler dikkate alindiginda Istanbul ve Izmir limanlarinin diger limanlarimiz daha fazla gelismesinde hangisinin etkisi en azdir?
A. I B. II C. III D. I ve III E. II ve III
Cevap: A
48. I. El sanatlarinin gelismis olmasi
II. Hiristiyanliga ait kiliselerin bulunmasi
III. Yer alti sehirlerinin bulunmasi
IV. Çok sayida termal tesislerin bulunmasi
V. Tanitiminin çok iyi yapilmasi
Yukarida verilenlerden hangilerinin Ürgüp-Göreme yöresinin turizminin gelismesinde katkisi en azdir?
A. I ve IV
B. IV ve V
C. I ve V
D. II, III ve V
E. I, II, IV ve V
Cevap: B
49. Hukuka aykiri olarak bir kisinin malina veya canina karsi yapilan saldirilara karsi kisinin kendini savunmasina hukuken ne ad verilir?
A. Savunma
B. Cebri saldiri
C. Mesru müdafaa
D. Zor kullanma
E. Gayrimesru müdafaa
Cevap: C
50. Türkiye Cumhuriyeti’nde halk, yöneticilerini asagidaki yollardan hangisi ile belirler?
A. Halk oylamasi
B. Gensoru
C. Iki dereceli seçim
D. Seçim
E. Güven oylamasi
Cevap: D
51. Asagidaki ülkelerden hangisinin Birlesmis Milletlerde veto hakki vardir?
A. Almanya B. Japonya C. Ispanya D. Hollanda E. Çin
Cevap: E
52. I. 1921 Anayasasinda, 1924’de yapilan degisiklikle,
II. 1924 Anayasasinda, 1928’de yapilan degisiklikle,
III. 1924 Anayasasinda, 1946’de yapilan degisiklikle,
IV. 1924 Anayasasinda, 1937’de yapilan degisiklikle,
VI. 1961 Anayasasinin kabul edilmesiyle,
Yukarida verilen Anayasa degisikliklerinin hangisiyle laiklik ilkesi Anayasada yer almaya baslamistir?
A. IV B. II C. V D. I E. III
Cevap: A
53. 1982 Anayasasina göre asagidakilerden hangisi, sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer almistir?
A. Özel hayatin gizliligi hakki
B. Sendika hakki
C. Din ve vicdan hürriyeti
D. Haberlesme hakki
E. Seyahat hakki
Cevap: B
54. 1982 Anayasasina göre asagidakilerden hangisi TBMM’nin görev ve yetkilerinden degildir?
A. Bakanlari denetlemek
B. Basbakani denetlemek
C. Kanunlarin iptali için yapilan basvurulari görüsmek
D. Kanunlari gerektiginde degistirmek
E. Hükümetin sundugu bütçeyi görüsmek
Cevap: C
55. Asagida verilenlerden hangisi dogrudan seçimle is basina gelen yöneticilerden degildir?
A. Il genel meclisi üyeleri
B. Il özel idare meclisi üyeleri
C. Belediye meclisi üyeleri
D. Il özel idaresinin dogal baskani
E. Muhtarlar
Cevap: D
56. I. Tarim sektörü II. Hizmet sektörü
III. Imalat Sektörü IV. Insaat sektörü V. Saglik sektörü
Yukarida verilen istihdam alanlarindan hangileri kalifiye olmayan isgücünün en fazla istihdam edildigi sektörlerdir?
A. I ve III
B. II ve IV
C. II ve III
D. IV ve V
E. I ve IV
Cevap: B
57. Asagidaki ülkelerden hangisi dünyanin en gelismis ve zengin sekiz ülkesinin olusturdugu birlik içinde yer alir?
A. Rusya B. Isviçre C. Belçika D. Hollanda E. Macaristan
Cevap: A
58. Üniversitelerin en üst yöneticisi olan rektörler hangi makamca atanir?
A. Yüksekögretim kurulu baskani
B. Cumhurbaskani
C. Basbakan
D. Üçlü kararnameyle
E. Bakanlar kurulu karariyla
Cevap: B
59. Türkiye Cumhuriyeti’nde serbest piyasa kurallari çerçevesinde özel ve kamu kurulus firmalari arasindaki uyusmazliklara bakmak, piyasadaki tekellesmeleri önlemek asagidaki kurumlardan hangisinin görevidir?
A. Hazine Müstesarligi
B. TC Merkez Bankasi
C. Rekabet Kurumu
D. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanligi
E. Sermaye Piyasasi Kurumu
Cevap: C
60. 1982 Anayasasina göre yeni bir ilin kurulmasi hangi kurumun alacagi kararla gerçeklesir?
A. Cumhurbaskanligi
B. Bakanlar Kurulu
C. Içisleri Bakanligi
D. TBMM
E. Anayasa Mahkemesi
Cevap: D

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

EĞİTİM BİLİMLERİ TARAMA TESTİ

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

EĞİTİM BİLİMLERİ TARAMA TESTİ

1-Özellikle çocukların zeka gelişimine bağlı 6-Aşağıdakilerden hangisi tümdengelim
olarak dikkat edilmesi gereken ilke aşağıdaki- yöntemini uygulayan öğretmenin yapmama-
lerden hangisidir? sı gereken bir davranıştır?
A) Konuları iyi organize edip aktarma
A)Hazır bulunuşluluk B)Konuyu genelden özele doğru bir sıra i-
B)Gelişimde bireyler arasında birtakım farklı- çinde açıklama
lıklar vardır C)Konuyu örneklerle açıklama
C)Öğrenci sayısı
D)Tam öğrenme sorarak sonucu öğrencilerin bulmasına
E)Güvenilirlik yardım etme
E)Dersin başında öğrencilere konuyu söy-
2-Aşağıdakilerden hangisi öğrettiği konunun leme
kalıcı ve etkili olmasını isteyen öğretmenin
yapmaması gereken bir davranıştır? 7-Sunuş yoluyla öğretim yoluyla hangi tür
A)Olayı birçok duyu organına hitap ettirerek davranışlar daha iyi kazandırılabilir?
Somutlaştırmak. A)Bilgi basamağı
B)Konunun güncel konular içinden seçilmesi B)Kavrama basamağı
ne dikkat etmek C)Uygulama basamağı
C)Yaparak yaşayarak öğrenmeye çalışmak D)Analiz basamağı
D)Öğretimde öğrenciye serbestlik tanımak E)Sentez basamağı
E)Konu öğrencinin gelişim seviyesine uygun
olmalı 8-Belli bir durumla ilgili verileri toplayıp
analiz ederek sonuca ulaşmayı sağlayan öğrenci etkinliğine dayanan strateji aşa-
3-Aşağıdakilerden hangisi öğretmenin yöntem ğıdakilerden hangisidir?
seçimini etkileyen faktörlerden biri değildir? A)Buluş yoluyla öğretim
A)Zaman, fiziksel imkanlar B) Sunuş yoluyla öğretim
B)Öğretmenin yönteme olan yatkınlığı C) Tam öğrenme
C)Okulun içinde bulunduğu çevre D) Programlı öğretim
D)Öğrenci sayısı E)Araştırma inceleme
E)Öğrenciye kazandıracağı davranışlar
9-Öğrencilerin zihinsel gelişimini sağlamak
4-Aşağıdaki strateji ve ilgili eğitimci eşleştir- öğretimde öğrencileri aktif hale getirmek
melerinden hangisi yanlıştır? Ve güdülemek amacıyla kullanılabilecek
A)Gardner- Sunuş yoluyla öğretim en etkili strateji hangisidir?
B)Bruner- Buluş yoluyla öğretim A)Sunuş yoluyla öğretim
C)J.Dewey-Araştırma inceleme B) Buluş yoluyla öğretim
D)Bloom-Tam öğrenme C)Tam öğrenme
E)Skinner-Programlı öğretim D)Programlı öğretim
E)Araştırma incelem
5-Olgu ve genellemelerin öğretimine uygun 10-Buluş yoluyla öğretimde kullanılabilecek
olan tümdengelim yönteminin etkili olduğu en etkili strateji hangisidir?
strateji aşağıdakilerden hangisidir? A)Tümdengelim
A)Sunuş yoluyla öğretim B) Gösterip yaptırma
B)Buluş yoluyla öğretim C)Tüme varım
C)Tam öğrenme D)Problem çözme
D)Programlı öğretim E)Araştırma inceleme
E)Araştırma inceleme
11- Buluş yoluyla öğretim yapan bir öğret- 16-Öğrencilerin ortak bir amaç doğrultusunda
menin yapabileceği durum nedir? küçük gruplar halinde birbirlerinin öğren-
A)Çeşitli sorular ve ipuçlarıyla öğrencinin mesine yardım ederek yapılan öğretim a-
sonuca ulaşmasını sağlama şağıdakilerden hangisidir?
B)Sonucu öğrenciye söyleme ve öğrencinin A) Tam öğrenme
Sonuca ulaşmasını sağlama B) Programlı öğrenme
C)Tümdengelim yöntemini kullanma C)İşbirlikçi öğrenme
D)Konuyu belli bir sırayla örneklerle öğren D)Sunuş yoluyla öğrenme
ciye aktarma E) Buluş yoluyla öğrenme
E)Tümevarım yöntemini kullanma 17-Aşağıdakilerden hangisi programlı öğretimin
Basamaklarından değildir?
12-Özelden genele basamaklardan bütüne A)Küçük adımlar ilkesi
ipuçlarından sonuca ulaşma olarak adlandırı- B)etkin katılım
lan yöntem aşağıdakilerden hangisidir? C)Anında düzeltme
A)Problem çözme D)Bireysel hız
B)Araştırma inceleme E)amaçlı yaklaşım
C)Tümevarım
D)Tümdengelim 18-Programlı öğrenmenin hangi ilkesine göre sı
E)Anlatım nıfta kalma yoktur?
A)Küçük adımlar ilkesi
13- Araştırma inceleme yoluyla öğretimin B)Etkin katılım
en önemli özelliği aşağıdakilerden hangisidir C)Anında düzeltme
A)Bilgi basamağındaki davranışları çok iyi D)Bireysel hız
aktarması E)Amaçlı yaklaşım
B)Öğretmen etkinliğine dayalı olması
C)Tümdengelim yöntemine uygun olmalı 19-Modern eğitimde pek fazla yer verilmemek-
D)Öğretmen merkezli bir yöntem olmalı le beraber öğretmenin hemen hemen her konu
E)Bilimsel araştırma tekniklerini kullanarak da yer vermek zorunda kaldığı yöntem aşağı-
Sonuca ulaşma dakilerden hangisidir?
A)Anlatım yöntemi
14-Öğrenmedeki bireysel farkları en aza in B)Soru cevap
direrek hekesin kendi kapasitesine göre en C) Rol oynama
üst düzeyde öğrenebileceklerini savunan yön D)Gezi gözlem
tem hangisidir? E) Gösterip yaptırma
A)Tam öğrenme
B)İşbirliğine dayalı öğretim 20- Bilgi kazandırmada etkili bir yol olmayıp
C)Sunuş yoluyla öğretim diğer yöntemlerle beraber kullanılması ge-
D)Buluş yoluyla öğretim reken ancak öğrenciyi düşündürmeye sevk
E) Soru cevap etmesi sınıfı disipline etmesi açısından etkili
15-Aşağıdakilerden hangisi tam öğrenme olan yöntem hangisidir?
modelinin başarısını etkileyenbir durum A)Anlatım yöntemi
değildir? B)Rol oynama
A)Hedef davranışlarla ilgili bilişsel giriş dav C)Soru cevap
ranışlarına sahip olma D)Drama
B)Hedef davranışlarla ilgili bilinen duyuşsal E)Mikro öğretim yöntemi
Davranışlara sahip olma
C)Öğrencinin öğretime katılma davranışları 21-Bir resim öğretmeni öğrencilerinin resim be-
D)Hedeflerin öğrenilebilirlik düzeyi cerilerini geliştirmek istiyor. Bu durumda kul-
E)Hedef davranışların öğrenci ihtiyaçlarına lanabileceği yöntem aşağıdakilerden hangisi?
Uygunluk düzeyi
A)Soru cevap siyle ifade etmek daha doğrudur?
B)grup tartışması A)Olgunlaşma
C)Gösterip yaptırma B)Büyüme
D)Benzetişim C)Hazır bulunuşluluk
E)Rol yapma D)Kritik dönem
22-İlk elden ve somut bilgiler sağlamak, öğre- E)Öğrenme
timde monotonluğu ortadan kaldırmak, çevre
ile ilişkileri geliştirmek amacıyla kullanılabile- 27-Freud ve Erikson’un Kişilik Gelişik Dö-
cek en etkili öğretim metodu hangisidir? nemlerine göre tuvalet eğitimi hangi dönem-
A)Örnek olay incelemesi lerde doğru olarak verilmiştir?
B)Gezi gözlem
C)Rol yapma A)Oral-Girişimcilik
D)Gösterip yaptırma B)Anal- Özerklik
E)Fikir taraması C)Fallik- Temel güven
D)Genital-Girişimcilik
23-Özellikle bir meslekle ilgili personelin yetiş- E)Latent-Çalışkanlık
tirilmesinde gerçek ortamlarda kullanılan bir
yöntemdir. 28-Bir öğrenci karşılaştığu bir probleme iliş-
Yukarıdaki yöntem aşağıdakilerden hangisidir? kin hipotez geliştirme- tümevarım gibi yön-
A)İş başında öğretim temleri kullanarak çözmeye çalışmaktadır.
B)Rol yapma Bu öğrencinin Bilişsel gelişime göre han-
C)Beyin fırtınası gi dönemde olması beklenir?
D)Soru cevap A)İşlem öncesi dönem
E)Benzetişim B) Duyu-hareket dönemi
C)Sembolik dönem
24-Aşağıdakiler açıklandığında hangi seçenekte D) Somut işlem donemi
verilen açıklama ile yöntemler yanlış eşleştiril- E)Soyut işlem dönemi
miştir
-Öğretmenin görevi konuyu genelden özele doğ- 29-‘Ben imamı camide, papazı kilisede gör-
ru sıralı olarak vermektir mek isterim’ diyen bir kişinin ahlak gelişi-
-Öğretim etkinlikleri öğrencinin öğrenme hızına mi açısından hangi dönemde olması bekle-
göre ayarlanmalıdır nir?
-Öğrenciler birbirleri arasında dayanışmalı ola- A)İtaat ceza dönemi
rak öğrenirler B) İyi çocuk olma dönemi
A)Sunuş- Programlı-İşbirliği C) Evrensel ahlak ilkeleri dönemi
B)Sunuş-İşbirliği-Programlı D)Toplumla sözleşme eğilimi
C)Tam öğrenme- İşbirliği-Programlı E)Bireysellik
D)Programlı-İşbirliği-Tam öğrenme
E)Hiçbiri 30-Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre
fizyolojik ihtiyaçların giderilmesiyle orta-
25-Aşağıdakilerden hangisi en doğrudur? ya çıkan ikinci önemli ihtiyaç aşağıdakiler-
A)Geçerlik düştüğünde güvenirlikte düşer den hangisidir?
B)Güvenirlik yükseldiğinde geçerlikte yükse- A)Ait olma
Lir B)Sevgi
C)Güvenirlikle geçerlilik farklıdır C)Kendin gerçekleştirme
D)Güvenirlik düştüğünde geçerlilikte düşer D)Güvenirlik
E)Hiçbiri E)Hiçbiri

26-Bir çocuğun yaşantısının belirli yıllarında be-
lirli davranışlar yapması aşağıdakilerden
31-Organizmanın belli bir davranışı öğrenebile C)Coğrafya bölgelerini, buralarda yapılan
cek yaşa ve zihinsel yeterliliğe ulaşmış olması geziler ve oralarda gerçekleştirilen göz-
neyi belirler? lemler aracılığıyla öğretmek
A)Gelişmeyi D)Fen bilgisi konularını, öğrencilerin on-
B)Olgunlaşmayı ları hayallerinde canlandırmaları sağla-
C)Büyümeyi yarak öğretmek
D)Hazır oluşu E) Renkleri, renk ıskalası yaptırarak öğ-
E)Beceriyi retmek

32-Doğuştan getirilen belli bir uyarıcıya karşı 37-Bilişsel gelişim açısından duyusal-motor
organizmanın belli ve basit bir davranış göster- dönemde (0-2 yaş) aşağıdaki özelliklerden
me eğilimine ne denir? Hangisi kazanılır?
A)Dürtü B)Güdü C)İçgüdü A)Nesneleri tek bir özellik açısından
D)Refleks E)Uyarıcı sınıflayabilme
B)Nesnelerin görüş alanı dışındayken de
33-Süperegosu çok baskın olan bir birey aşağı- var olmayı sürdürdükleri, yok olmadıkları
daki unsurlardan hangisine sahip değildir? nı anlayabilme
A)Katı bir ahlak anlayışı C)Bir nesnenin uzaydaki şekli değişse de
B)Otoriter ve kuralcı nesnenin değişmeden aynı kaldığını anla-
C)Denetleyici yabilme
D)Suçlayıcı D)Nesnelerle sembolik bir şekilde oyunlar
E)Bencil ve kontrolsüz oynayabilme
E) Nesneleri belli bir özelliğe göre sıralaya-
34-Freud’a göre çocuk hangi dönemi problemli bilme
geçirirse, yetişkinlikte sigaraya bağımlı olma 38-Kohlberg’in Ahlak Gelişim kuramına
gibi olumsuzlukla karşılaşır? Göre sınıfta öğretmen yokken çöpleri ye-
A)Oral dönem re atmakta bir sakınca görmeyen bir
B)Anal dönem öğrenci hangi döneme ait bir davranışta
C)Fallik dönem bulunmuş olur?
D)Gizil dönem A)İtaat ve ceza eğitimi
E)Genital dönem B)Saf çıkarcı eğitim
C)İyi çocuk (insan) eğilimi
35-Korunum ilkesinin kazanıldığı dönem D)Kanun ve düzen eğilimi
Piaget’in hangi dönemine rastlar? E)Gelecek sonrası düzey
A)Duyu motor dönemi
B)İşlem öncesi dönem 39-Piaget’e göre çocukların ‘tersine çevri-
C)Somut işlem dönemi lebilirlik’ kazanımı hangi dönemdedir?
D)Soyut işlem dönemi A)Duyu motor dönemi
E)Yetişkinlik dönemi B)İşlem öncesi dönem
C)Somut işlemler dönemi
36-Piaget’e göre 7-11 yaşlar, somut işlemler; 12 D)Soyut işlemler dönemi
yaş ve sonrası soyut işlemler dönemidir.Buna E)Mantıksal dönem
göre öğretmenin 4. sınıfta gerçekleştirdiği aşağı
daki 5 etkinlikten hangisi Piaget kuramıyla 40-Aşağıdakilerden hangisi ‘işlem öncesi’
ilgilidir? dönemin özelliklerinden biri değildir?
A)Bayağı kesirlerin öğreniminde yuvarlak pata A)Ben merkezci düşünce yapısı hakimdir
teslerden yararlanmak B)2-3yaşlarında monolog tarzı konuşma
B)Geometrik cisimleri, modellerden yararlana hakimdir
rak öğrenmek

C)Mantıklı düşünme işlemi gelişmiştir 46-Ölçütünün 25 soruya doğru cevap ver-
D)Hayal dünyaları çok gelişmiştir. Mesi gerektiği halde cevaplayamayan öğ-
E)Korunum kavramı henüz gerçekleşmemiştir renci için öğretmen bu dersi tekrar alması
Gerekir, sonucuna ulaşması ölçme ve değer-
41-‘Motor ve dil gelişiminin hızlanmasına para- lendirmede ne ile adlandırırlır?
lel olarak çocuk hareketli, çevresine karşı merak A) Ölçme sonucu B)Kriter
lı ve araştırmacıdır.’Yukarıdaki özelliğin görül C)Değer yargısı D)Karar E)Ölçüt
düğü Erikson’un psiko- sosyal gelişim dönemi
aşağıdakilerden hangisidir? 47-Öğrencilere hazırlık sınıfına başlamadan
A)Temel güven-güvensizlik önce İngilizce dersinden genel bir sınav so
B)Özerklik-utanç ve kuşku nucu %15 hazırlık sınıfına başlamadan 1.
C)Girişkenliğe karşı suçluluk sınıftan öğrenimine başlamıştır.Burada ya-
D)Başarı-aşağılık duygusu pılan değerlendirmenin amacı nedir?
E)Kimlik-kimlik karmaşası A)Tanıma ve yerleştirme
B)Yetenekleri anlama
42-Öğrenciyi derse hazır hale getirirken öğrenci C)Öğrencilerin dil bilgisini öğrenme
lere bu konuyu niçin öğreneceklerini açıklama D)Öğrencileri sınıflama
ders planının bu basamağında yer alır.Buna göre E) Öğrencileri sıralama
ders planının basamağı aşağıdakilerden
hangisidir? 48-Denizcilerin pilotların, heykeltraşların
A)Hazırlık B)Derse katılım C)Sunu ve mimarların ihtiyacı olan üç boyutlu dü-
D)Uygulama E)Değerlendirme şünme yetisini içerir. Harita ve şemaları
Okuma ve yorumlamaya , gelişmiş figürler
43-Aşağıdakilerden hangisi öğretimde planlı ça- çizmeye olanak sağlar. Çoklu zeka kuramı-
lışmanın faydalarından değildir? na göre, yukarıda anlatılan özellikler hangi
A)Öğretmenin Konuyu nasıl vereceğini düşün- zeka boyutunu tanımlamaktadır?
mesini sağlayarak verimini artırır. A)Doğal zeka B)Görsel-uzamsal zeka
B)Konuların ne zaman ve ne kadar süre içinde C) Sosyal zeka D)Mantıksal –matematiksel
İşleneceğinin zaman sırasına göre düzenlenmesi E)Sözel zeka
ni sağlar
C)Eğitim-öğretimin uygulamalı ve hareketli geç- 49-aşağıdakilerden hangisi, öğretme- öğ-
Mesini sağlar me sürecinde öğrenciye‘dönüt (geribildirim)
D)Öğretmen ve öğrencileri dağınıklıktan kurtarır verilmesine örnektir?
Onlara güven kazandırır. A)Öğrenciye, beklenen davranışı öğrenmek
E)Eğitim faaliyetlerinde düşünce açıklık kazanır için yapacağı hazırlıkları anlatma.
B)Öğrenciye, gösterdiği davranışın doğru
44-‘Ölçmeyi amaçladığımız özelliği ölçebilecek, olup olmadığını, varsa eksik ve yanlışlarını
bizim amacımıza hizmet edebilecek bir özelliği bildirme
taşımalıdır.’ Tanımında belirtilen iyi bir ölçme C)Öğrenciyi, beklenen davranışı gösterme-
aracında aranan özellik hangisidir? ye istekli hale getirmek için girişimlerde
A)Geçerlik B)Güvenirlik C)Kolaylık bulunma
D)Kullanışlık E)Doğruluk D)Öğrencilerin, kazandırılacak davranışla
İlgili ön bilgilerinde eksik olup olmadığını
45-Ölçme aracı ve yöntemi ölçmek istenilen özel kontrol etme
liği her zaman aynı ölçüde ölçebilmeli, kararlı ve E)Öğrenciye, hangi davranışı nasıl öğrene-
tutarlı olmalıdır, tanımında belirtilen aşağıdaki bileceğini haber verme
lerden hangisidir?
A)Geçerlik B)Güvenirlik C)Kolaylık
D)Kullanışlık E)Doğruluk
,
50-Aşağıdakilerden hangisi öğrencilerin öğrenme sürecine katılmalarını sağlamada etkili bir yol değildir?
A)Ders süresince öğrencilere çalışmalarında serbestlik sağlamak
B)Katılım gösteren öğrencilerin bu davranışlarını pekiştirme
C)Dersin işlenişinde bireysel çalışma ve grup çalışmalarından yararlanmak
D)Katılım göstermeyen öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenmek
E)Öğrencilerin çalışmalarını uygun sorularla yönlendirmek

51-İşbirliğine dayalı öğrenme sürecinde öğretmen, tek tek öğrencilerin ürünü yerine grubun ürününü dikkate almaktadır.
Bu durumun, öğrenme sürecinde nasıl bir etki yaratması beklnir.
A)Öğrenmelerin kısa sürede gerçekleşmesi
B)Öğrencilerin kendi sorumluluklarını düşünmeleri
C) Öğrenciler arasında etkileşimin azalmasına
D)Grupta çalışma katılım ve ilginin azalması
E)Grup üyeleri arasında dayanışmanın artması

52-Her öğrenci bilişsel duyuşsal ve devimsel özellikleri birbirinden farklıdır.
Bu durumu dikkate alan bir öğretmen okulda öğretim sürecini nasıl düğzenlemelidir?
A)Ders işlerken, sınıfta ortalama bir öğrenciyi dikkate almalı
B) Çeşitli öğretim strateji yöntem ve tekniklerinden yararlanmalı ,
C)Her öğrenci için ayrı bir öğretim etkinliği hazırlamalı
D)Öğrencilere, yardımlaşma sorumluluğunu vermeli
E) Her öğrenci için ayrı bir program hazırlamalı

53-Öğretim yöntemlerinden birisi olan ‘Gösterip yaptırma yaklaşımı’ aşağıdakilerden hangisi için uygundur?
A)Olgu ve olayları açıklama
B)Kavram geliştirma
C)Bağımsız çalışma alışkınlığı kazanma
D)İşbirliği ve paylaşımı artırma
E) Devimsel beceri kazanma

54-Bir matematik öğretmeni ‘ bölme işlemine’ başlamadan önce öğrencilerinin bu konuyu temel oluşturacak bilgilerinin olup olmadığını belirlemek istemektedir.
Bu öğretmenin, öğrencileriyle ilgili aşağıdaki ölçmelerden öncelikle hangisini yapması gerekmektedir.
A)Öğrencilerin konuya karşı ilgi duyup duymadıklarını ortaya koymak
B)Öğrencilerin konunun öğrenilmesiyle ilgili önkoşulları öğrenip öğrenmediklerini belirleme
C) Öğrencilerin dersteki genel başarı düzeylerini ortaya koyma
D)Matematikteki hedeflerin gerçekleşme düzeylerini saptama
E)Aile ve okul arasında işbirliği olup olmadığını saptama

55-Yazılı yoklamalar değerlendirme aşamasında subjektiftir. Aşağıdakilerden hangisi bunu engellemek için alacağımız önlemlerden birisi olamaz?
A)Cevap anahtarına birebir uymak
B)Kendi branşımızdan bir başka öğretmene yazılı kağıtlarını okumak
C)1. soruyu bütün öğrencilerde değerlendirdikten sonra 2.. soruya geçmek
D)Yazılı kağıtlarındaki ad-soyadı bölümünü kapatarak değerlendirmek
E)Güçlük derecesini iyi ayarlamak
56-Doğumun ilk yılında baş ve boyun kasları ayak kaslarından önce, karın bölgesi kasları ve omuz kasları da kol ve el kaslarından önce gelişir. Bu durum gelişimin hangi ilkesi ile açıklanabilir?
A)Gelişimde kritik dönemler vardır
B)Gelişim bir bütündür
C)Gelişimde bireysel farklılıklar vardır
D)Gelişim genelden özele doğrudur.
E)Gelişim baştan ayağa içten dışa doğrudur.

57-Beş aylık bebek Akay elindeki top düştüğü zaman ağlamakta, onu aramamaktadır. Asrın ise sekiz aylık olup belleği az gelişmiş olmakla birlikte belleğini kullanmaya başlayarak kaybettiği topu aramaktadır.
Aşagıdaki kavramlardan hangisi bu durumu bilişsel gelişim açısından ifade etmektedir?
A)Korunum kazanılması
B)Mantıksal düşünmenin gelişmesi
C)Ben merkezcilikten uzaklaşma
D)Nesnenin sürekliliğinin gelişimi
E)Somut yollarla problem çözebilme

58-Öğretme-öğrenme sürecinde ‘öğrencinin bilişsel giriş davranışları, duyuşsal giriş özellikleri ve öğretim hizmetinin niteliği onun yeni öğrenme ünitesi ya da ünitelerindeki öğrenme düzeyini öğrenme hızını ve duyuşsal özelliklerini belirlemektedir.’
Yukarıda belirtilen öğrenme modeli aşağıdakilerden hangisidir?
A)Tam öğrenme modeli-Bloom
B)Okulda öğrenme modeli-Carroll
C)Etkili öğretim modeli-Slavın
D)Buluş yoluyla öğrenme-Bruner
E)Sunuş yoluyla öğrenme- Asubel

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

2004 KPPS GENEL KÜLTÜR SORULARI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

2004 KPPS GENEL KÜLTÜR SORULARI

1. I. Orhun Kitabeleri
II. Manas Destanı
III. Karabalgasun Yazıtları
Yukarıdakilerden hangileri Göktürklere aittir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I ve II
E. II ve III
2. I. Karamanoğulları Beyliği
II. Anadolu Selçuklu Beyliği
II. Büyük Selçuklu Devleti
Yukarıdakilerden hangisi veya hangilerinin merkezi Konyadır?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. I, II
D. II,III
E. I, II,III
3. I. Toy
II. Kurultay
III. İl
Yukarıdakilerden hangileri islamiyetten önce kurulan türk devletlerinde siyasi, ekonomik, kültürel işlerin görüşülüp karara bağlandığı meclistir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. I, II ve III
4. I. Devşirme
II. İltizam
III. Müsadere
Osmanlı Devletinde sürekli ve düzenli olarak devlet adamı ve ordunun asker ihtiyacı hangisi ve hangileriyle sağlanmıştır?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. II, III
5. Külliyeler genellikle aşağıdakilerden hangisinin çevresinde yer alır?
A. Bimarhane
B. Medrese
C. Mektep
D. Han
E. Cami Külliye
6. Osmanlı Devletinde Tanzimat dönemine kadar kadıların vermiş oldukları hükümler gerektiğinde aşağıdakilerin hangisi tarafından incelenir ve düzeltilir?
A. Padişah
B. Şeyhülislam
C. Kazasker
D. Defterdar
E. Nişancı
7. II. Meşrutiyetin ilanında aşağıdakilerin hangisi etkili olmuştur?
A. Hürriyet ve İtilaf Partisi
B. İktisat Partisi
C. Terrakiperver Cumhuriyet Partisi
D. Ahrar Partisi
E. İttihat ve Terraki
8. Osmanlı Devletinde dış borçlanma hangi padişah döneminde başlamıştır?
A. Abdülaziz
B. Abdülmecit
C. II. Abdülhamit
D. V. Murat
E. II. Mahmut Padişah Abdülmecit döneminde
9. Tanzimat Fermanında aşağıdakilerden hangisinde ıslahat yapılması öngörülmemiştir?
A. Yargı sistemi
B. Vergi sistemi
C. Askerlik işleri
D. Devlet rejimi
E. Eğitim sistemi
10. I. Hiyaneti Vataniye kanunu II. Ağnam vergisinin artırılması hakkında kanun III. Tekalif-i Milliye emirleri (Ulusal yükümlülük) Yukarıdakilerden hangisini TBMM çıkarmıştır?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, III
E. I, II ve III
11. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemale Başkomutanlık yetkisini aşağıdakilerden hangisi vermiştir?
A. Mebuslar Meclisi
B. TBMM
C. Temsilciler Kurulu
D. Bakanlar Kurulu
E. İç İşleri Bakanlığı 5 Ağustos 1921 tarihinde kabul edilen bir yasayla Meclis, kendisine ait yetkileri ve başkomutanlık görevini Mustafa Kemale vermiştir.
12. Sakarya Savaşından sonra Fransanın TBMM ile Ankara Antlaşmasını yapması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
A. Fransanın TBMM ile iyi ilişkiler kurmak istemesi
B. TBMMnin uluslararası ilk kez tanındığını
C. Fransa ile TBMM arasında dostluğun uzun süreceğini
D. İngilterenin Yunanistanı desteklediğini
E. İtalyanların işgal ettiği Anadoludan geri çekildiğini
13. I. Batı Anadoluda yaşayan Rumlar
II. Gümülcine ve Selanikte Yaşayan Türkler
III. İmroz, Bozcaada ve İstanbulda yaşayan Rumlar
IV. Taselya ve Makedonyada yaşayan Türkler
Yukarıdakilerden hangisi Lozan Antlaşmasında nüfus değişimi dışında tutulmuştur?
A. I, II
B. II, III
C. III, IV
D. I, II ve III
E. II, III ve IV
14. Temsilciler Kurulu, Amasya Görüşmelerinde İstanbul Hükümetinden Sivas Kongresinin saptadığı dış politikaya uymasını istemiştir. Buna göre; Temsilciler Kurulunun, aşağıdakilerden hangisini vurguladığı savunulur?
A. Yabancı sermayeden yararlanması
B. Malta sürgünlerinin geri getirilmesi
C. Manda ve himaye reddi
D. Mebuslar Meclisinin İstanbulda toplanması
E. Antlaşma Devletleri ile barış için görüşme yapılması
15. Cumhuriyetçilik ilkesi aşağıdaki ilkelerden hangisiyle doğrudan ilgilidir?
A. Halkçılık
B. Devletçilik
C. İnkılapçılık
D. Milliyetçilik
E. Laiklik
16. 1923 yılında 1921 anayasasında bazı değişiklikler yapılmıştır. Aşağıdakilerden hangisi bu değişikliklerden biri değildir?
A. Başbakanı Cumhurbaşkanın seçmesi
B. Tükiye Devletinin dini islamdır hükmünün çıkarılması
C. Cumhurbaşkanının meclis tarafından seçilmesi
D. Bakanlar Kurulunun Başbakan tarafından oluşturulması
E. Cumhurbaşkanının bir seçim dönemi için seçilmesi
17. Halifeliğin kaldırılmasında I. Menemen olayı II. Saltanatın kaldırılması III. Cumhuriyetin ilanı Yukarıdakilerden hangisinin etkisi görülmüştür?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. II,III
18. I. Ürün üzerinden alınması
II. Her bölgeden farklı oranda toplanması
III. Gayri Müslimlerden alınması
Yukarıdakilerden hangisi aşar vergisinin özelliklerindendir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. I, II, III
19. Cumhuriyet döneminde yabancıların elindeki demiryollarının tümünün satın alınması ve bütünüyle yabancı sermayeye dayanan sanayileşme modeli yeni devlet tarafından öz kaynakları temel alan sistemi uygulaması,
I. Milliyetçilik
II. Devletçilik
III. Laiklik Yukarıdakilerden hangisiyle ilgili değildir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, III
E. II, III
20. Devlet eliyle sanayinin kurulması Birinci beş yıllık plan hangi yılda uygulamaya başlandı?
A. 1931
B. 1932
C. 1934
D. 1935
E. 1936
21. Saltanatın kaldırılması aşağıdakilerden hangisinin bir gereğidir?
A. Yurtta ve dünyada barışın
B. Bağımsızlığın
C. Ulusal egemenliğin
D. Uluslar arası ilişkilerin
E. Özerkliğin
22. Soyadı kanunuyla;
I. Sosyal
II. Siyasi
III. Ekonomik
alanlarından hangisinde kolaylık sağlar?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I-II
E. I,II,III
23. Türkiye cumhuriyetinde
I. Hafta tatilinin Pazar gününe alınması
II. Miladi takvimin kabulü
III. Kabotaj Kanununun kabul edilmesi
gelişmelerinden hangisinde uluslararası resmi ilişkilere uyum sağlama amacı vardır?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I,II
E. II,III
24. Türkiyede
I. 1923 yılında seçmen olabilmek için uygulanmış olan vergi verme şartının kaldırılması
II. Seçmen olan herkesin oy kullanmasının zorunlu olması
III. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi
gelişmelerinden hangilerinde yönetime katılmak amacının olduğu savunulabilir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. II,III
E. I,II,III
25. Fransa Suriyedeki manda yönetimini kaldırarak burada bağımsızlığı öngören bir antlaşma yapmıştır.
Aşağıdakilerden hangisine neden olmuştur?
A. Musul sorunu
B. Hatay sorunu
C. Boğazlar sorunu
D. Borçlar sorunu
E. Yabancı okullar sorunu
26. I. Savaşın tüm dengeleri alt üst etmesi
II. Balkan Antantının aynı yörede bulunan devletler arasında yapılmış olması
III. Boğazların Türk egemenliğine geçmesi
Balkan Antantının II. Dünya Savaşında işlevini yitirmesinde, yukarıdakilerden hangisi etkili olmuştur?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, III
E. II, III
27. Türkiye ile Yunanistan arasında
I. Nüfus değişimi
II. Tazminat
III. Ege adalarının silahsızlandırılması
Konularından hangisi Lozan antlaşmasından sonra bir sorun olarak devam etmiştir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, III
E. II, III
28. I. Köy enstitüsü
I. Halk evleri
III. Millet Mektepleri
Yukarıdakilerden hangileri Atatürk döneminde kurulmuştur?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. II,III
29. Türkiye 1932 yılında aşağıdakilerden hangisine üye olmuştur?
A. Birleşmiş Milletler
B. Milletler Cemiyeti
C. Lahey Adalet Divanı
D. Balkan Antantı
E. Sadabat Paktı
30. Misak-ı Millide alınan Türkiyedeki azınlıklara komşu memleketlerdeki türklere verilen haklar kadar hak verilecektir kararı ile ne yapılmak istenmiştir?
A. Azınlıklara hak vermede eşitlik temel alınmıştır
B. İtilaf devletleri ile iyi ilişkiler kurulmak istenmiştir
C. Azınlıklara daha çok hak verilmiştir.
D. Azınlıkların göç etmesi istenmiştir.
E. Yabancı memleketlerdeki türklerin yönetime katılması amaçlanmıştır.

31. I. Altyapı hizmetlerinin yetersizliği
II. Çevre Kirliliği
III. Alışveriş merkezlerinin azlığı
Yukarıdakilerden hangisi Türkiyede büyük şehirlerin önemli sorunları arasında yer alır?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. II, III
32. Türkiyede konutlarda yapı malzemesi olarak kullanılan taşlar konutların bulunduğu çevrenin jeolojik yapısına bağlıdır.
Buna göre; Ürgüp, Avanos, Nevşehir konutlarında yapı malzemesi aşağıdakilerden hangisinin en çok kullanılması beklenir?
A. Kalker
B. Kum taşı
C. Volkan tüfü
D. Jips
E. Granit
33. Coğrafi konumları göz önüne alındığında aşağıdaki bölümlerin hangisinde en sıcak ay ile en soğuk ay arasındaki farkın en fazla olması beklenir?
A. Orta Karadeniz Bölümü
B. Kıyı Ege Bölümü
C. Güney Marmara Bölümü
D. Antalya Bölümü
E. Yukarı Murat Van Bölümü
34. Türkiyenin en doğu ucu ile en batı ucu arasında 76 dk. zaman farkı olması hangisiyle açıklanır?
A. Asya ve Avrupa kıtalarında toprağının olması
B. Yüzey şekillerinin engebeli olması
C. Başlangıç meridyenin doğusunda olması
D. Geçen meridyen sayısıyla
E. Kuzey Yarım kürede olmasıyla
35. Aşağıdakilerin hangisi Ege Bölgesinde delta ovalarının ortak özelliği değildir?
A. Kıyıda büyük göllerin oluşması
B. Tarımsal etkinlerin yoğunlaştığı alanların olması
C. Endüstri bitkilerinin daha fazla yetişmesi
D. Önemli turizm merkezlerinin bulunması
E. Yerleşimin yoğun olması
36. Türkiyede pamuk ve tütün üretiminin ikisinde de en büyük paya sahip olan bölge aşağıdakilerden hangisidir?
A. Doğu Anadolu Bölgesi
B. Güney Doğu Anadolu Bölgesi
C. Akdeniz Bölgesi
D. Ege Bölgesi
E. Karadeniz Bölgesi
37. Ege bölgesinin kıyı kesimi ile iç kesiminde ürünler benzerlik gösterirken Doğu Karadeniz bölümünde kıyı kesiminde yetişen bir çok ürün 75-100km içeride rastlanmaz.
Ege ve Doğu Karadeniz bölgeleri arasında görülen bu farkın temel nedeni nedir?
A. Dağların uzanışı
B. Tarımsal nüfus yoğunluğu
C. Deniz akıntıları
D. Hakim rüzgar yönü
E. Toprak türü
38. I. Nüfus yoğunluğu
II. Yer şekilleri
III. Denize uzaklık
Türkiyede tarım ürünü çeşitliliğinde yukarıdakilerden hangileri etkilidir?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I, II
E. II-III
39. Türkiyede geçimini geleneksel yöntemlerle yapılan hayvancılıktan sağlandığı ve küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğu iki yörenin aşağıdakilerden hangisi bakımından benzer olduğu beklenir?
A. Hakim rüzgar yönü
B. Nüfus sıklığı
C. Akarsu ağı
D. Doğal bitki örtüsü
E. Tarım ürünleri
40. 1988-1998 yıllarında Türkiyede tatlı su balıkçılığı üretimi aşağıdaki grafikte belrtilmiştir.

I. Üretimde en büyük paya sahip olan balık cinsi
II. Üretimin yıllar arası değişimi
III. Üretimin en fazla olduğu yıl
Grafiğe göre; aşağıdakilerken hangisine ulaşılamaz?
A. Yalnız I
B. Yalnız II
C. Yalnız III
D. I,II
E. I,II,III
41. Geçtikleri yerlerin endüstrileşme ve kentleşme durumları göz önüne alındığında aşağıdaki akarsulardan hangisinin daha az kirlenmesi beklenir?
A. Ergene
B. Zap
C. Büyük Menderes
D. Gediz
E. Porsuk
42. I. Dış pazara rekabet gücü yüksek ürünler sunulması
II. Dış satım için yeni pazarlar bulunması
III. Endüstri ürünleri dış alımı arttırılması
Dış ticaret açığını kapatmak için yukarıdakilerden hangisi yapılmaz?
A. Yalnız I
B. Yalnız III
C. I, II
D. I, III
E. II, III
43. Aşağıdakilerden hangisi Türkiyede bulunan iki kentten birinin endüstri bakımından diğerinden daha fazla gelişmiş olduğunu gösteren en büyük kanıttır?
A. Eğitim seviyesinin yüksek olması
B. Ulaşım olanaklarının çeşitli olması
C. Enerji tüketiminin fazla olması
D. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının çeşitli olması
E. Nüfus yoğunluğunun fazla olması
44. Türkiyede hava yoluyla gelen turist sayısının, deniz ve kara yoluyla gelen turist sayısından iki kat fazla olması bu ulaşım yollarının özellikle aşağıdakilerden hangisi bakımından farklı oluşu ile açıklanabilir?
A. Ulaşım araçlarının taşıma kapasitesi
B. Yolculuk süresi
C. Çalışan personel sayısı
D. Yolculuk içi ödenen para
E. Ulaşılabilinen merkez sayısı

45. Aşağıdaki alanlardan hangisi Marmara Bölgesinin Türkiye ekonomisine katkısı en azdır?
A. Besin Endüstrisi
B. Hidroelektirik enerji üretimi
C. Seramik endüstrisi
D. Bankacılık hizmeti
E. Turizm
46. Aşağıdakilerden hangisi Güney Doğu Anadolu Bölgesinin özelliklerinden değildir?
A. Ham petrolün tamamına yakınının üretildiği yerdir.
B. Yükseltisi kuzeyden güneye doğru azalır.
C. Nüfus bölge içinde düzenli dağılmıştır.
D. Tarımda sulamaya gereksinim olması
E. Orman örtüsünün en az olduğu bölgedir.
47. Yukarıda Türkiye demir yolları ağı haritası verilmiştir. Bu haritadan çıkarılamayacak sonuç hangisidir?
A. Demiryolları tüm komşu ülke sınırlarına kadar ulaşmaktadır.
B. Akdeniz bölgesindeki demiryolları Batı Karadeniz demiryollarından daha sıktır.
C. Büyük limanlar çoğuna demiryolu bağlantısı vardır.
D. Doğu Anadolu Bölgesinde demiryolları Doğu-Batı yönünde uzanır.
E. Menteşe-Tekke yörelerine demiryolu ulaşımı yoktur.
48. Cinsiyet yaş grafiğinden hangisine ulaşılamaz?
A. Toplam nüfusa
B. Nüfusun fazla olduğu yaş grubuna
C. Kadın nüfusunun erkek nüfusunun farkına
D. Onbeş yaşın altındaki nüfusun toplam payına
E. Nüfus yoğunluğuna
49. Ara seçim ne demektir?
A. TBMMnin seçim dönemi dolmadan kendi seçimlerinin yenilenmesine karar verilmesi halinde yapılan seçim
B. İki genel seçim arasında boşalan milletvekillikleri için yapılan seçimdir
C. İki milletvekili genel seçimi arasında yapılan yerel seçim
D. Savaş hali nedeniyle bir yıl geriye bırakılan milletvekili seçimidir.
E. Cumhurbaşkanı TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verilmesi halinde yapılan seçimdir.
50. 1982 anayasasına göre savaş hali ilanına ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin vermeyetkisi TBMMye aittir. Ancak TBMM tatildeyken veya ara vermedeyken ülkenin ani silahlı saldırıya uğraması durumunda silahlı kuvvetlerin kullanılmasına derhal kara verilmesi kaçınılmaz olabilir.
Bu gibi durumda kararı hangi merci verir?
A. TBMM Başkanı
B. Cumhurbaşkanı
C. Başbakan
D. Bakanlar Kurulu
E. Genel Kurmay Başkanı
51. 1982 anayasasına göre bir kimsenin belediye başkanı adayı olup olmadığı konusundaki itirazları inceleyip kesin olarak karara bağlayan merci aşağıdakilerden hangisidir?
A. Vali
B. Danıştay
C. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
D. Yüksek Seçim Kurulu (YSK)
E. Devlet Denetleme Kurumu (DDK)
52. 1982 anayasasına göre açık olan bakanlıklarla izinli veya özürlü bakanlara aşağıdakilerin hangisi geçici olarak vekalet eder?
A. TBMM Başkan Vekili
B. Bakanlık Müsteşarı
C. Başbakanlık Müsteşarı
D. Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri
E. Bakanlardan biri
53. Türkiyenin taraf olduğu Milletlerarası Sözleşme çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir?
A. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı
B. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
C. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
D. Birleşmiş Milletler Adalet Divanı
E. Avrupa Parlamentosu
54. Aşağıdakilerden hangisi türk parlamenter sisteminin özelliklerinden birisidir?
A. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi
B. Yürütmenin yasama organını istediği zaman feshedebilmesi
C. Parlamentonun iki meclisli olması
D. Cumhurbaşkanının bütün işlerinin yargı denetimine tabi olması
E. Hükümetin parlamentoya karşı sorumlu olması
55. 1982 anayasasına göre savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağan üstü hallerde milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla aşağıdaki temel hak ve hürriyetlerden hangisinin kullanılması durdurulamaz?
A. Yerleşme ve seyahat hürriyeti
B. Haberleşme hürriyeti
C. Vicdan hürriyeti
D. Basın hürriyeti
E. Dernek kurma hürriyeti
56. 1982 anayasasına göre aşağıdakilerden hangisi Cumhurbaşkanının yetkilerinden değildir?
A. Kanun değişikliklerini gerek gördüğünde halk oyuna sunma
B. Anayasa mahkemesine iptal davası açma
C. Üniversitelere rektörleri seçmek
D. Yabancı devletlere Türkiye devletinin temsilcilerini göndermek
E. Devlet Denetleme Kurulu başkanını ve üyelerini atamak
57. Dilekçe hakkı ile ifade edilen aşağıdakilerden hangisidir?
A. Vatandaşların kendileriyle ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMMye yazı ile başvurma hakkıdır.
B.
C.
D.
E.
58. Türkiyenin coğrafi bölgeleri sosyal, ekonomik açıdan gelişmişlik düzeyine göre en üstte hangi bölge yer alır?
A. Karadeniz Bölgesi
B. Doğu Anadolu Bölgesi
C. Güney Doğu Anadolu Bölgesi
D. Marmara Bölgesi
E. İç Anadolu Bölgesi
59. Türkiyede görülen gecekondulaşma ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A. Ülkenin gelişmişlik düzeyinin istenen seviyeye gelip gelmediğinin göstergesi
B. Köyden kente göç edenlerin barınma sorunlarını kendi imkanlarıyla çözmesinin bir sonucu
C. Büyük kentlerin belli bir bölgede yoğunlaştığı için, altyapı hizmetlerinin bunlara ulaştırılması kolay olmaktadır.
D. Neden olduğu çarpık kentleşme sonucunda çevre kirliliğini yarattığı faktörler arasında yer alır.
E. Kentleşme üzerinde yeterli denetim olmaması nedeniyle büyük rant sağlanmakta
60. Dünyadaki çocuk ölümleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A. Dünyadaki en çok çocuk ölümleri 0-5 yaş arasında görülmektedir.
B. Çocuk ölümünün en çok olduğu yer Afrika, en düşük olduğu yer İskandinavyadır.
C. Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye, çocuk ölümü oranı yüksektir.
D. Çocuk ölümlerinin sebebi, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliğidir.
E. Çocuklarda ölüme yol açan hastalıklar arasında en önemlisi çiçek hastalığıdır.

CEVAPLAR
1.A 2.C 3.D 4.A 5.E 6.C 7.E 8.B 9.D 10.E 11.B 12.A 13.C
14.C 15.A 16.B 17.E 18.A 19.C 20.C 21.C 22.A 23.D 24.E 25.B 26.A
27.D 28.E 29.B 30.A 31.D 32.C 33.E 34.D 35.A 36.D 37.A 38.E 39.D
40.A 41.B 42.B 43.C 44.B 45.B 46.C 47.A 48.E 49.B 50.B 51.D 52.E
53.C 54.E 55.C 56.A 57.A 58.D 59.C 60.E

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

kpss deneme sinavı

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

1- Rehberlikte araştırma-değerlendirme hizmetlerinin asıl amacı nedir?
A) Rehberlik ihtiyacı olan öğrencileri belirlemek,
B) Rehberlik hizmetlerinin ne ölçüde etkili olduğunu saptamak
C) Okul personeli arasında ortak bir anlayış geliştirmek
D) Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun alanlara yerleşmelerine yardım etmek
E) Hiçbiri

2-Rehberlikte, bireyi tanıma hizmetlerinin asıl amacı nedir?
A) Zayıf yönlerini görmek
B) İlgilerini öğrenmek
C) Gideceği okulu belirlemek
D) Yeteneklerini geliştirmek
C) Kendini tanımasına yardıma olmak

3-Lise son sınıf düzeyinde, hangi amaçlı rehberlik daha çok önem kazanır?
A) Önleyici B) Tamamlayıcı
C) Geliştirici D) Yönlendirici E) Ayarlayıcı

4-Öğrencinin kendini ve başkalarını anlaması ve kabul etmesi, günlük yaşam becerilerini kazanması, aile ve toplum olgusunu kavrayarak, bu ortamlarda sağlıklı ilişkiler geliştirebilmesi konularında yardımdır” tanımı, hangi rehberlik türünü ifade etmektedir?
A) Mesleki rehberlik
B) Eğitsel rehberlik D)Kişisel rehberlik D)Bireysel rehberlik E) Hepsi

5-Okul seçme, alan ve ders konularında sağlıklı tercihler yapma konularında yapılan rehberlik hizmetleri, hangi rehberlik türünü ifade etmektedir?
A) Mesleki rehberlik
B) Eğitsel rehberlik
C) Kişisel rehberlik D)Bireysel rehberlik E) Hepsi

6-Aşağıdakilerden hangisi, öğrencilerin eğitim ortamından en yüksek düzede yararlanabilmeleri için gerekli olanakları sağlamak, var olan engelleri kaldırmak ve öğretim-yönetim çalışmalarının amacına ulaşmasına yardımcı olmaktır?
A) Öğretim
B) Yönetim
C) Öğrenci Kişilik Hizmetleri
D) Rehberlik
E) Hepsi
7-Öğrencinin her yönüyle gizil güçlerini sonuna dek geliştirebilmesi, daha verimli ve mutlu bir düzeye ulaşabilmesi” aşağıdakilerden hangi durumu tanımlamaktadır?
A) Kendini geliştirme
B) Kendine yeterlik
C) Kendine güvenme
D) Kendini gerçekleştirme
E) Kendine saygı
8-Rehberliğin sonal amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kendini tanıma
B) Kendini gerçekleştirme
C) Çevreyi tanıma
D) Problem çözme
E) Uyum sağlama

9-Bir okuldaki rehberlik personelinin ortak rehberlik anlayışı geliştirebilmeleri için aşağıdakiler den hangisinden yararlanılabilir?
A) Psikolojik danışma hizmetleri
B) Oryantasyon hizmetleri
C) Bilgi toplama yayma hizmetleri
D) Müşavirlik hizmetleri
E) Psikolojik danışma

10-Aşağıdakilerden hangisi, eğitimde rehberlik hizmetlerini gerektiren en önemli neden olabilir?
A) Okullarda başarısızlık sorununun artması
B) Öğrencilerin kişisel sorunlarını çözememeleri
C) Eğitimin bireyi bir bütün olarak geliştirme amaçlaması
D) Öğrenciler arasında bireysel farklar olması
E) Hiçbiri

11-Rehberlik tanımındaki yardım sözcüğü, aşağıdakilerden hangi anlamdadır?
A) Öğrenciye öğüt vermek, tavsiyelerde bulunmak
B) Öğrencinin doğru bir davranışı benimsemesini ve uygulamasını sağlamak
C) Öğrencinin çeşitli seçenekleri görmesine yardımcı olmak
D) Öğrencinin sorununu çözmek
E) Öğrencinin sorununu fark etmek

12-Aşağıdakilerden hangisi, rehberliğin ilkelerinden değildir?
A) Rehberlik, problemi olan öğrencilere verilen bir hizmettir.
B) Rehberlik hizmetlerinden yararlanmak isteğe bağlıdır.
C) Rehberlik hizmetlerinde gizlilik esastır.
D) Her birey seçme özgürlüğüne sahiptir.
E) Rehberlik sürekli olmalıdır.

13-Aşağıdakilerden hangisi, Oryantasyon hizmeti kapsamında yer almaz
A) Okulun kurallarının hatırlatılması
B) Okul programının tanıtılması
C) Öğrenci dosyalarının tanıtılması
D) Öğrencilerin tanıştırılması
E) Okulun gezilmesi

14-Aşağıdakilerden hangisi okul müdürünün rehberlik görevleri arasında yer almaz?
A) Okul rehber öğretmenlerini denetlemek
B) Okul Rehberlik hizmetleri yürütme kurulunu kurmak
C) Sınıfta öğrencilerin ruh sağlığını geliştirici ortam yaratmak
D) Okul rehberlik bürosu için gerekli maddi imkanları sağlamak
E) Hiçbiri

15-Aşağıdakilerden hangisi, rehberliğin bireyde gerçekleştirmeye çalıştığı amaçlardan değildir?
A) Bireyin kendini tanıması
B) Çevrede kendine açık olan fırsatları öğrenmesi
C) Kendini gerçekleştirmesi
D) Çevresine uyum sağlaması
E) Bireyin her sorununu çözmesi

16-Aşağıdakilerden hangisi rehberliğin dayandığı kelerden biri değildir?
A) Her birey seçme özgürlüğüne sahiptir.
B) Rehberlik hizmetlerinden yaralanmak isteğe bağlıdır.
C) Rehberlik hayat boyu yararlanılabilecek bir hizmettir.
D)Rehberlikte bireye saygı esastır.
E)Rehberlik hizmetlerini verenlerin bireye karşı sorumlulukları yoktur.

17-Aşağıdakilerden hangisi psikolojik danışma ve rehberliğin amaçlarından değildir?
A) Kendi yetenek ve ilgilerini, eğitim olanaklarını, içinde yaşadığı toplumun beklentilerini ve meslekleri tanımalarında yardımcı olmak.
B) Bireyin yaşama karşı olumlu bir tutum geliş­tirmesine yardımcı olmak.
C) Başkalarıyla iyi ilişkiler kurmalarına katkıda bulunmak.
D) Bireyin maddi sorunlarını çözmesinde yar­dımcı olmak.
Boş zamanlarını en uygun biçimde kullana­bilmek için gerekli anlayış ve görüşü edinme­lerine yardımcı olmak.

18-Aşağıdakilerden hangisi psikolojik danışma ve rehberlikle ilgili yanlış bir anlayıştır?
A) Psikolojik danışma ve rehberlik doğrudan ya­pılan bir yardımdır.
B) Psikolojik danışma ve rehberlikte bireyin sa­dece duygusal yanıyla ilgilenilir.
C) Psikolojik danışma ve rehberlikte kullanılan bütün yöntemler araçtır.
D) Psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti alan birey bakımından akademik öğrenme konusu değildir.
E) Psikolojik danışma ve rehberlikte öznel yaşantılar üzerinde yoğunlaşır

19-Aşağıdakilerden hangisi rehberliğin ilkelerin­den biri değildir?
A) Rehberlik eğitimin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçasıdır.
B) Rehberlikte her bireyin değerli olduğuna ina­nılır.
C) Rehberlik bireyin bütün kapasitelerini kendi il­gi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun dü­zeyde geliştirmeyi hedefler
D) Rehberlik öğüt vererek sorunları çözer.
E) Rehberlikte hizmetlerin bir bütündür.

20-Rehberlik ve psikolojik danışmanın amacını en geniş anlamda tanımlayan ifade hangisi­dir?
A) Bireyin kendisini tanımasında yardım.
B) Çevrede kendisine açık olan olanakları görmesinde yardım.
C) Gizilgüçlerini geliştirmesinde yardım.
D) Kendini gerçekleştirmesinde yardım.
E) Benliğini tanımasına yardım.

21-Temel eğitim ve ortaöğretimde psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin farklılaş­masını gerektiren değişken aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğrencilerle kurulan ilişkinin biçimi ve yönü birbirinden farklıdır.
B) Öğrencilerin psikolojik gelişim özellikleri ö-nemli ölçüde farklıdır.
C) Psikolojik danışma ve rehberlik uygulamala­rında kullanılan yöntemler, araçlar birbirinden farklıdır.
D) Temel eğitimin ilk dönemindeki öğretmen öğ­renci ilişkisi ortaöğretimden farklıdır.
E) Yukarıdakilerden hepsi doğrudur.

22-Başarı düşüklüğü, beceri yetersizliği, verimli çalışma alışkanlığı edinememiş olma, sürekli okuma ve öğrenme güçlükleri gibi sorunların çözümü için bireye yapılan rehberliğe ne de­nir?
A) Uyum sağlayıcı rehberlik
B) Mesleki rehberlik
C) Kişisel rehberlik
D) Eğitsel rehberlik
E) Yöneltici rehberlik

23-Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Bireyi tanımanın amacı, bireyin kendisini ta­nımasına yardım etmektir.
B) Psikolojik danışma psikolojik danışma ve rehberlik hizmetinin merkezinde yer alır.
C) Alıştırma hizmeti öğretim kurumlarına özgü bir hizmettir.
D) Bilgi toplama ve yayma, eğitsel, mesleki ve kişisel-sosyal konulara yönelik bilgilerle ilgilidir.
E) İzleme hizmeti geri bildirim sağlar.

24-Okullarda öğrencilerin ev ve aile yaşamları, sağlık durumları, eğitsel ve mesleki planları, okul içi ve okul dışı etkinlikleri, çalışma alışkanlıkları gibi çok çeşitli özellikleri hakkında kendilerinden, velilerinden ya da diğer ilgililerden bilgi toplamada yaygınlıkla uygulanabilen teknik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anket B) Otobiyografi C) Sosyometri
D) Kimdir bu E) Kişilik testi

25-Gözlem sonuçlarının kayıt edilmesi amacı ile geliştirilmiş özel bir formun adı nedir?
A) Anekdot
B) Otobiyografi
C) Günlük zaman çizelgesi
D) Hatıra kaydı
E) Anket formu

26-Bir grubu oluşturan bireylerin sosyal durumu, birbirleri ile olan ilişki biçimleri, grup içindeki alt gruplar, klikler ve kısaca grubun gerçek görünümü ve grup bütünlüğü hakkında objek­tif bilgi edinmek için en güvenilir teknik aşa­ğıdakilerden hangisidir?
A) Anekdot
B) Hatıra kaydı
C) Sosyometri
D) Psikodrama
E) Sosyodrama

27-Bireyin kendisi hakkındaki bilgileri yine kendisinin yazılı olarak serbestçe rapor etmesidir. Oldukça sübjektif bir bilgi toplama yoludur. Bu özelliğinden dolayı yorumlanması da zordur.
Özellikleri kısaca tanımlanan rehberlik ve psi­kolojik danışma tekniği aşağıdakilerden han­gisidir?
A) Sosyometri
B) Psikodrama
C) Sosyodrama
D) Otobiyografi
E) Problem tarama envanteri

28-Bir grup bireyin bir sosyal problemle ilgili bazı rolleri paylaşarak izleyiciler karşısında gerçek ha­yatta olduğu gibi oynamalarıdır. Her birey kendini değil, seçilen sosyal problemin içinde bir başka­sının rolünü oynar.
Özellikleri kısaca tanımlanan rehberlik ve psi­kolojik danışma tekniği aşağıdakilerden han­gisidir?
A) Otobiyografi
B) Psikodrama
C) Sosyodrama
D) Sosyometri
E) Problem tarama envanteri

29-Bir öğrencinin tüm yönleri ile ayrıntılı bir şekilde incelenmesi tekniğidir, incelemenin konusu her defasında tek bir öğrenci olduğu için, genişliğine değil, derinliğine bilgi toplamayı esas alan bir tekniktir.
Özellikleri kısaca tanımlanan rehberlik ve psi­kolojik danışma tekniği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Olay kaydı
B) Vaka incelemesi
C) Vaka konferansı
D) Toplu dosya
E) Problem tarama envanteri

30-Öğrenci başarı-başarısızlık, öğrenci problemleri vb. konularda veri toplamak ve verileri değerlendirerek öneri ve çözümler önermek aşağıdaki psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinden hangisi içerisinde yer alır?
A) Konsültasyon
B) Alıştırma
C) İzleme
D) Araştırma ve değerlendirme
E) Çevre-veli ilişkileri

31-Aşağıdakilerden hangisi, bireyin anlattıklarına dayanan teknik ve araçlardan değildir?
A) Hatıra kaydı
B) Görüşme
C) Derecelendirme ölçeği
D) Otobiyografi
E) Problem tarama listesi

32-“Bireyin kendisini ve çevresini tanıması, çevresinde sunulan olanaktan görebilmesi ve sağlıklı kararlar vererek kendisini gerçekleştirebilmesi için bireye yapılan profesyonel ve sistematik yardım” ifadesi aşağıdaki kavramlardan hangisini tanımlamaktadır?
A) Eğitim
B) Psikoloji
C) Rehberlik
D) öğretim
E) Psikolojik Danışma

33-Aşağıdakilerden hangisi, rehberliğin bireyde gerçekleştir­meye çalıştığı amaçlarından birisi değildir?
A) Bireyin kendisini tanıması
B) Bireyin kapasitesini geliştirmesi
C) Bireyin açık fırsattan görmesi
D) Bireyin çevresine uyum yapması
E) Bireyin hastalıklarından kurtulması.

34-Eğitimde rehberlik çalışmalarının birinci işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bireyin kendini tanımasına yardımcı olmak
B) Bireyin kendisi hakkında bilgi edinmek
C) Bireyin ailesi hakkında bilgi e-dinmek.
D) Bireyin basan düzeyi hakkında bilgi edinmek.
E) Bireyin arkadaşları hakkında bilgi edinmek.

35-Aşağıdakilerden hangisi, rehberlikle eğitim arasındaki ilişkiyi en iyi şekilde ortaya koymaktadır?
A) Rehberlikle eğitim iç içedir.
B) Eğitimle rehberlik aynıdır.
C) Rehberlik eğitimin bir parçasıdır.
D) Eğitimle rehberlik farklıdır.
E) Yukarıdakilerin hepsi doğrudur.
36- Aşağıdakilerden hangisi, rehberliğin kapsadığı hizmetlerden değildir?
A) Psikolojik danışma hizmeti
B) Oryantasyon hizmeti
C) Bireyi tanıma hizmeti
D) Ekonomik hizmet
E) Bilgi toplama servisi
37-Aşağıdakilerden hangisi, rehberlik servislerinden değildir?
A) Bireyi tanıma
B) Psikolojik Danışma
C) Müşavirlik
D) Öğrenci Kişilik Hizmetleri
E) Konsültasyon Hizmetleri

38-Aşağıdakilerden hangisi, rehberlik çalışmalarının temelinde bulunan ilkelerden değildir?
A) İnsan saygı değer bir varlıktır.
B) Rehberlik hizmetlerinden yararlanmak zorunludur.
C) Her birey seçme özgürlüğüne sahiptir.
D) Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinde gizlilik esastır.
E) Rehberlik tüm öğrencilere açık bir hizmettir.

39-Aşağıdakilerden hangisi, rehberlik ile ilgili yanlış anlayışlardandır?
A) Rehberlik bilgi aktarma işi değildir.
B) Bireyi tanımak için kullanılan teknikler amaç değil araçtır.
C) Rehberlik bireye doğrudan yapılan tek yönlü bir hizmettir.
D) Rehberlik bireyin yapamadıklarını onun yerine yapmak değildir.
E) Rehberlik bireye doğrudan yapılan çift yönlü bir hizmettir.

40-Rehberlik hizmetlerinde neden çeşitli tekniklerden faydalanılır?
A) Öğrenciyi tanımak için
B) Öğrencinin kendisini tanımasına yardımcı olmak için
C) Gelecekte olabilecek sorunları tespit edebilmek için
D) Yukarıdakilerin hepsi
E) Hiçbiri

41-Aşağıdakilerden hangisi okul yöneticisinin rehberlik hizmeti görevidir?
A) Rehberlik hizmetlerinin yürütülmesini organize etmek
B) Özürlü öğrencileri sınıfta tespit etmek
C) Öğrenci ile ilgili dokümanları ilgili kurumlardan istemek
D) İlgili kayıtları tutmak
E) Hepsi
42-Okullarda rehberlik hizmetlerini yürüten sorumlu personelden birisi de sınıf öğretmenlerimizdir. Aşağıdakilerden hangisi sınıf öğretmeninin görevleri arasında yer alır?
A) Müşavirlik hizmeti
B) Psikolojik danışma hizmeti
C) Okula alıştırma hizmeti
D) Öğrenci tanıma tekniklerinin uygulanması
E) Hepsi
43-Aşağıdakilerden hangisi öğretmenlerin psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri ile ilgili görevlerinden değildir?
A) Sağlıklı insan ilişkilerine dayalı bir sınıf ortamı oluşturmak.
B) Psikolojik danışma ve rehberlik birimi için gerekli olan yer, araç-gereç ve parasal olanaklar sağlamak.
C) öğrencileri karşılıklı saygı ve güven esasına dayalı bir ilişki çerçevesinde dinlemek ve yönlendirmek.
D) Öğrencilerin her türlü iş ve meslekle ilgili olumlu tutum geliştirmelerine yardımcı olmak.
E) öğrencilerden bazı özel yeteneklerin ortaya çıkması için yardımcı olmak

44-Fonksiyonlarına göre rehberlik birkaç kısma ayrılmaktadır. Aşağıda kilerden hangisi yanlıştır?
A) Ayarlayıcı Rehberlik
B) Yöneltici Rehberlik
C) Bilgi toplama
D) Önleyici Rehberlik
E) Uyum sağlatan rehberlik

45-Mesleki rehberlik yaparken aşağıdakilerden hangisini göz önüne almamız gerekmez?
A) Bireyin kişilik özellikleri
B) Olgunluk düzeyi
C) Fiziksel özellikleri
D) Bireyin kardeş sayısı
E) Sosyal gelişimi

46-Aşağıdakilerden hangisi, eğitimde rehberlik hizmetlerini gerektiren en önemli nedendir?
A) Öğrencilerin bireysel farklılıklarının olması
B) Eğitimin bireyi bir bütün olarak geliştirmeyi amaçlaması
C) Okuldaki başarısızlık ortamının artması
D) Öğrencilerin kişisel sorunlarım çözmede zorlanmaları
E) Hepsi

47-Aşağıdakilerden hangisi rehberlik çalışmalarının alanına girmez?
A) Kendini anlama ve tanıma yeteneği kazanabilme
B) Okuma-yazma becerisi kazanabilme
C) Kişisel problemleri çözebilme
D) Gerçekçi kararlar alabilme
E) Çevresiyle sağlıklı uyum yapabilme
48-Aşağıdakilerden hangisi sınıf rehber öğretmeninin görevlerinden değildir.
A) Yıllık çalışma planı çerçevesinde sınıfı için bir çalışma planı hazırlamak
B) Rehber öğretmenle işbirliği yapma
C) öğrencilerin eğitici kol çalışmalarına katılımını sağlamak
D) Sosyal ilişkileri zayıf çocukların gelişimi için eğitici çalışmalar yapmak
E) Okulda idari işlere yardımcı olma
49-Rehber öğretmen aşağıdaki görevlerden hangisini yapmaz?
A) Haftada bir gün nöbet tutma
B) Okulda rehberlikle ilgili anket uygulama
C) Problemli öğrencilerle görüşme yapma
D) Sınıf rehber öğretmenlerine yol gösterme
E) Okul müdürünün rehberlikle ilgili verdiği problemleri yapma

50-Aşağıdakilerden hangisi Rehberlik ve Psikolojik Danışmada uygulanan testlerden değildir?
A) Standart başarı testleri
B) Sınıf içi başarı testleri
C) Yetenek testleri
D) Derslerle ilgili testler
E) Kişilik testleri

51-Aşağıdakilerden hangisi psikolojik yardım ilişkilerinde ilgili değildir?
A) Psikolojik yardım ilişkilerinde iki taraf vardır.
B) Psikolojik yardım ilişkilerinin temelinde insana verilen değer vardır
C) Yardım ilişkisi kişinin çözüm aradığı bir problemden kaynaklanır
D) Kişi yardımı kabul etmiyorsa zorla yardım yapar.
E) Taraflar birbirlerinin varlığına ve şahsiyetine zorla saygı gösterir.

52-Öğrencilerin kişiliklerini her yönüyle geliştirebilmeleri için gereksinim duydukları en önemli hizmet hangisidir?
A) Yönetim hizmetleri
B) Öğretim hizmetleri
C) Rehberlik hizmetleri
D) Sağlık hizmetleri
E) Sosyal yardım hizmetleri

53-Aşağıdakilerden hangisi rehberlik tanımlarının ortak yanlarından biri değildir?
A) Rehberlik bireye yardım etme işidir
B) Rehberlik bir yol gösterme hizmetidir
C) Rehberlik bilimsel ve profesyonel bir yardımdır
D) Rehberlik bir süreçtir
E) Rehberlik yardımı insanın bulunduğu her yerde vardır

54-Aşağıdaki yaklaşım biçimlerinden hangisi rehberliğin yanlış anlaşılmış olmasından kaynaklanmaktadır?
A) Kendini güçlük içinde hisseden her bireye yardım etmek
B) Rehberlik yardımı alan bireyin, probleminin çözümüne aktif olarak katılmasını sağlamak
C) Bireye problemini nasıl çözmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunmak
D) Rehberlik yardımı alan bireyin kendi adına kararlar alabilmesine yardım etmek
E) Rehberlik uygulamalarında bireylere nasihat vermekten kaçınmak

55-Okul rehberlik görevlilerinin işbirliği içinde uyumlu bir çalışma sergileyebilmeleri, aşağıdakilerden hangisiyle yakından ilişkilidir?
A) Rehberlik tekniklerindeki bilgi düzeylerine
B) Ortak ve doğru bir rehberlik anlayışına sahip olmalarına
C) Rehberlik yardımı vermeye istekli olmalarına
D) Öğrenci problemleri hakkındaki deneyimlerine
E) Okul rehberlik programı hakkındaki bilgi düzeyleri

56-Aşağıdakilerden hangisi rehberlikle ilgili doğru bir anlayış ifadesidir?
A) Rehberlik problemli öğrencilere yönelik bir hizmettir
B) Her öğrenci rehberlik hizmeti almakla zorunludur
C) Rehberlik bütün öğrencilere yönelik bir hizmettir
D) Rehberlikte kimi öğrencilere doğru yolu göstermek gerekir
E) Rehberlik öğrencide yeni değerler oluşturmayı hedeflemelidir

57-Aşağıdakilerden hangisi doğru ve gerçekçi bir rehberlik anlayışı geliştirmiş olmayı ifade etmektedir.
A) Rehberlikle ilgili olumlu tutumlar kazanmış olmak
B) Rehberliğin ilke ve kavramlarını bilmek
C) Etkili iletişim becerileri geliştirmiş olmak
D) Öğrencilerin problemleriyle ilgilenmeye istekli olmak
E) Rehberliğin tekniklerinde yeterli olmak

58-Öğrencilerin kendilerine uygun programlara yerleşmelerine yardımcı olmak aşağıdakilerden hangisinin konusudur?
A) Uyum sağlayıcı rehberlik
B) Yöneltici rehberlik
C) Önleyici rehberlik
D) Ayarlayıcı rehberlik
E) Tamamlayıcı rehberlik

59-Aşağıdakilerden hangisi gerekli ilkelere uymak koşulu ile öğretmenler tarafından yerine getirilebilecek olan bir rehberlik hizmetidir?
A) Grupla psikolojik danışma yapmak
B) Bireysel psikolojik danışma yapmak
C) Mesleki psikolojik danışma yapmak
D) Bil verme hizmeti sunmak
E) Öğrencilere psikolojik test uygulamak ve değerlendirmek

60-Aşağıdakilerden hangisi eğitim programcılarına verilen bir rehberlik türüdür?
A) Uyum sağlayıcı rehberlik
B) Yöneltici rehberlik
C) Ayarlayıcı rehberlik
D) Eğitsel rehberlik
E) Mesleki rehberlik

61-Bireyin kendine özgü problemlerini çözebilmesine yardımcı olmaya yönelik bir rehberlik hizmeti aşağıdaki psikolojik danışma etkinliklerinden hangisi ile yakından ilişkilidir?
A) Mesleki
B) Önleyici
C) Yöneltici
D) Kişisel
E) Tamamlayıcı

62-Kişiler arası ilişkilerde kendini yetersiz hisseden bir öğrenci, psikolojik yardım almak için hangisine baş vurmalıdır?
A) Özel eğitim uzmanına
B) Sosyal hizmet uzmanına
C) Psikiyatriste
D) Öğretmene
E) Psikolojik danışmana

63-Mesleki rehberliğin son aşaması nedir?
A) Mesleklerin listesini yaparak, öğrencilerin kendilerine uygun bir meslek seçebilmelerini kolaylaştırmak
B) Meslek için gerekli nitelikleri belirlemek
C) Bireyin niteliklerini belirlemek
D) Mesleklerin tanımlamasını yapmak
E) Bireyin nitelikleri ile mesleğin gerektirdiği nitelikleri ilişkilendirmek

64-Aşağıdakilerden hangisi okula yeni gelen öğrencilere okulu her yönü ile tanıtmaya yönelik çalışmaların adıdır?
A) Oryantasyon
B) Müşavirlik
C) Yerleştirme
D) İzleme
E) Bilgi verme

65-Aşağıdakilerden hangisi rehberlikteki izleme hizmetlerinin amaçlarından biri değildir?
A) Öğrencilere okulu tanıtmak
B) Çeşitli programlara yönlendirilen öğrencilerin nasıl bir gelişim gösterdiklerini değerlendirmek
C) Yıl boyunca verilen rehberlik hizmetlerinin etkililiğini saptamak
D) Verilen hizmetlerin eksik yönlerini belirlemek
E) ileride yapılacak olan rehberlik çalışmalarında yapılacak değişiklikleri belirlemek

66-Okuldaki herhangi bir eğitsel kola yerleştirilen bir öğrenci ne tür bir yerleştirme hizmetinden yararlanmıştır?
A) Mesleki
B) Eğitsel
C) Sosyal
D) Bireysel
E) Kültürel

67-Bir okulda rehberlik hizmetlerinden birinci derecede sorumlu olan görevli kimdir?
A) Koordinatör rehber öğretmen
B) Okul müdürü
C) Okul müdür başyardımcısı
D) Eğitsel kol öğretmenleri temsilcisi
E) Sınıf öğretmenleri temsilcisi

68-Okul rehberlik hizmetleri bürosu ile okul yönetimi arasındaki eşgüdümü sağlamakla görevli olan kimdir?
A) Müdür başyardımcısı
B) Sınıf öğretmenleri temsilcisi
C) Koordinatör rehber öğretmen
D) Rehberlik hizmetlerinden sorumlu müdür yardımcısı
E) Okul aile birliği başkanı

69-Aşağıdakilerden hangisi gözlem tekniği ile toplanan bilgilerin geçerliğini ve güvenirliğini tehlikeye sokar?
A) Gözlemcinin neyi gözleyeceğini önceden belirlemesi
B) Gözlemcinin aynı anda birden fazla kişiyi gözlemesi
C) Gözlemcinin bireyi belli etmeden gözlemesi
D) Gözlemcinin gözlediği bireyle ilgili duygularını denetleyebilmesi
E) Gözlemcinin gözlediği bireye karşı yansız davranması

70-Okulda öğrencilerin yaygın olan problemlerini belirlemek amacı ile kullanılan bilgi toplama tekniğinin adı nedir?
A) Kimdir bu
B) Sosyometri
C) Problem tarama listesi
D) Anket
E) Otobiyografi

71-Bir öğrencinin arkadaştan tarafından nasıl görüldüğünü anlamasına yardımcı olan teknik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Otobiyografi
B) Dereceleme ölçeği
C) Anekdot
D) Kimdir Bu
E) Gözlem

72-Aşağıdakilerden hangisi rehberliğin ilkelerinden biri değildir?
A) Rehberliğin temelinde insan hak ve sorumlulukları ile ilgili demokratik ve insancı bir anlayış vardır.
B) Rehberlik anlayışı öğrenciyi merkeze alan bir eğitim sistemi öngörür
C) Öğrencilere rehberlik yardımı verirken onları türlü yönleri ile tanımak gerekir.
D) Rehberlik hizmetleri psikolojik sorunları olan öğrenciler için düzenlenmelidir.
E) Rehberlik uygulamalı her okulun amaç ve ihtiyaçlarına uygun olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır

73-Aşağıdakilerden hangisi rehberlik yardımı alan öğrencilerden gerçekleştirmeleri beklenen bir amaç değildir?
A) Kendini tanımak
B) Seçim Yapmak
C) Otoriteye uyum sağlamak
D) Kendini yönetmek
E) Kendini gerçekleştirmek

74-Aşağıdakilerden hangisi öğrencileri geleceğe hazırlanabilecekleri etkinliklere yönlendirmeyi amaçlayan bir rehberlik türüdür?
A) Kişisel rehberlik
B) Eğitsel rehberlik
C) Ayarlayıcı rehberlik
D) Yönetici rehberlik
E) Uyum sağlayıcı rehberlik

75-Mesleki rehberlik etkinliklerinin başarıya ulaşabilmesi için, öncelikle ne tür bilgilere ihtiyaç vardır?
A) Öğrencinin ilgi ve yetenek düzeyi
B) Öğrencinin değerleri
C) Öğrencinin akademik başarı düzeyi
D) Öğrencinin duygusal özellikleri
E) Öğrencinin psikolojik özellikleri

76-Aşağıdakilerden hangisi koordinatör rehber öğretmenin görevleri arasında ver almaz?
A) Rehberlik hizmetleri bürosu ile okul yönetimi arasındaki eşgüdümü sağlamak
B) Disiplin kurulu toplantılarında kararlara katılmak
C) Rehberlik programının gerçekleşme derecesi hakkında Öğretmenler kuruluna bilgi vermek
D) Uygulanacak olan test ve diğer araç gereçlerle ilgili çalışmaları planlamak
E) Ruhsal sağaltıma ihtiyacı olan öğrencileri, ilgili kurumlara göndermek

77-Öğrencilerin sınıfta birbirleri ile olan ilişkileri hakkında bilgi toplamaya elverişli olan bilgi toplama tekniğinin adı nedir?
A) Kimdir bu
B) Otobiyografi
C) Sosyometri
D) Anket
E) Dereceleme ölçeği

78-Bir okulda öğrencilerin barınma, bes­lenme, sağlık, kültür ve spor gibi ihtiyaç­larının karşılanması hangi birimin göre­vidir?
A) Okul Yönetiminin
B) Okul Rehberlik Servisinin
C) Okul Aile Birliğinin
D) Okul Öğrenci Kişilik Hizmetlerinin
E) Okul Öğrenci Klüplerinin

79-Aşağıdaki yargılardan hangisi Rehberlik ve Psikolojik danışma kavramıyla bağdaştırılamaz?
A) Rehberlik ve Psikolojik danışma profesyonel bir yardım sürecidir.
B) Rehberlik ve Psikolojik danışma sistemli bir yardım sürecidir.
C) Rehberlik ve Psikolojik danışma bireyin alternatifler üretmesine yardım sürecidir.
D) Rehberlik ve Psikolojik danışma uzmanlarca yapılan bir yardım sürecidir.
E) Rehberlik ve Psikoloji danışma doğru olan bir görüşü bireye kabul ettirme sürecidir.

80-Rehberlik kavramıyla aşağıdakilerin hangisi çelişmez?
A) Belli bir konuda Tavsiyede bulunmak.
B) Bazı konularda akıl vermek.
C) Kararlar verebilmesi için zorlamalarda bulunmak.
D) Gerçekçi kararlar vermesine yardımcı olmak.
E) Birtakım kararlar vermesi konusunda ısrar etmek.

81-
• Okul disiplin kuralları konusunda öğrencilerin bilgilendirilmesi.
• Öğrenciye uygulanan bir psikolojik ölçme aracından elde edilen sonuçların yine öğrenciye anlatılması.
Yukarıda yer alan bu iki hizmeti Rehberlik Servislerinden hangisi gerçekleştirir?
A) Yerleştirme Servisi
B) Bilgi Verme Servisi
C) Bireyi Tanıma Servisi
D) Psikolojik Danışma Servisi
E) izleme Servisi

82-Rehberlik sürecinde bireye yardım edebilmek için onun hakkında birtakım bilgilerin toplanması gerekmektedir.
Bu işlem Rehberlik Servislerinden hangisinin görevidir?
A) Psikolojik Danışma Servisi
B) Bilgi Verme Servisi
C) Bireyi Tanıma Servisi
D) Yerleştirme Servisi
E) izleme Servisi
83-Meslek seçimi konusunda Rehberlik Servisine başvuran bir öğrenci kararsızlık yaşamaktadır.
Bu öğrenci ile ilk ilgilenmesi gereken Rehberlik Servisi hangisidir?
A) Bireyi Tanıma Servisi
B) Bilgi Verme Servisi
C) Psikolojik Danışma Servisi
D) Yerleştirme Servisi
E) izleme Servisi

84-Sınıfında kendisinin fiziksel görünümünü beğenmeyen bir öğrenciye Sınıf öğretmenince uygulanacak en işlevsel çözüm aşağıdakilerden hangisidir?
A) Beden eğitimi derslerine önem vermesini söylemek.
B) Bu durumun geçici olduğuna öğrenciyi ikna etmek.
C) Okul Rehberlik servisinden yardım istemek.
D) Arkadaşlarına ona yardımcı olmalarını söylemek.
E) Bu konuda ailesinden yardımcı olmalarını istemek.

85-Rehberlik ve Psikolojik danışma servi­sine başvuran bir bireye yapılan hizmetlerin ne derecede başarılı olduğu ve bi­rey bu hizmetlerden ne kadar faydalana­bildiği aşağıdakilerden hangisiyle ilgili-
A) Psikolojik danışma süreciyle
B) izleme süreciyle
C) Yerleştirme süreciyle
D) Bilgi verme süreciyle
E) Bireyi tanıma süreciyle

86-Öğretim hizmetleriyle Rehberlik hizmet­lerini birbirinden ayıran en önemli fark aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğretim hizmetleri zorunludur, Rehberlik hizmetleri ise gönüllülüğe dayanır.
B) Öğretim hizmetleri bireyin iç dünyasına yöneliktir, Rehberlik hizmetleri ise bireyin dış dünyasıyla ilgilidir.
C) Öğretim hizmetleri bireye yöneliktir, Rehberlik hizmetleri ise gruba yöneliktir.
D) öğretim hizmetleri gönüllüdür, Rehberlik hizmetleri ise zorunluluğa dayanır.
E) Öğretim hizmetleri bireyin davranışlarıyla ilgilidir, Rehberlik hizmetleri ise Duygusal dünyasıyla ilgilidir.

87- Okulda öğrencilere cinsel gelişim ve çeşitlik mesleklerin tanıtımının yapılması planlanmaktadır. Bu çalışmaları okul rehberlik Servisinin hangi birimi üstlenir?
A) Psikolojik Danışma Servisi
B) Bilgi Verme Servisi
C) Bireyi Tanıma Servisi
D) İzleme Servisi
E) Yerleştirme Servisi

88-Bir öğretmenin sınıfında her sınav öncesi mide ağrılarından yakınan bir öğrenci bu­lunmaktadır. Bu öğretmeninin öğrenciye önerebileceği en sağlıklı çözüm aşağıdakilerden han­gisidir?
A) Bir Rehberlik ve Psikolojik danışma uz­manıyla görüşmesini önermek.
B) Öğrenciyi tek başına ve rahat edebile­ceği bir ortamda sınava almak.
C) Okul ecza dolabından ilaç getirterek öğrenciye kullanmasını söylemek.
D) Her sınavda öğrencinin puanına bu dezavantajından dolayı belirli bir ekleme yapmak.
E) Sınıftaki yakın arkadaşlarıyla bu durumu konuşarak onların yardımını istemek.

89-Demokratik toplumların gelişmesiyle buna paralel olarak eğitim alanında bireylere tanınan seçme özgürlüğü de artmıştır. Yukarıdaki gelişme aşağıdakilerin hangisinin ortaya çıkışını zorunlu kılmıştır?
A) Modern Eğitim Araçlarının
B) Rehberlik Hizmetlerinin
C) Okulda Verilen Sağlık Hizmetlerinin
D) Modern Test Tekniklerinin Uygulanma­sının
E) Kaliteli Eğitim Kadrolarının

90-Bir okulda yönetim öğrencilerini ilgi ve yeteneklerine bakmaksızın belli mesleklere yönlendirme çabasındadırlar.
Bu durum Rehberliğin hangi ilkesiyle çelişmektedir?
A) Birey seçimlerinde özgürdür ilkesi.
B) Rehberlikte gizlilik esastır ilkesi.
C) ilgili herkesin işbirliği esastır ilkesi.
D) Rehberlik herkese açıktır ilkesi.
E) Rehberlik eğitiminin ayrılmaz bir parçasıdır ilkesi.

91-Rehberliğin dayandığı ilkelerden olan Seçme Özgürlüğü İlkesinin kullanılması en verimli şekilde nasıl kullanılabilir?
A) Bireyin kendisini tanımasıyla.
B) Bireyin çevresini tanımasıyla.
C) Bireyin seçenekleri tanımasıyla.
D) Bireyin Duygusal ve Davranışsal olarak tanınmasıyla.
E) Bireyin yönlendirme hizmetinden yararlanmasıyla.

92-Aşağıdakilerden hangisi Rehberlik İlkele­rine aykırı bir durumun yaratır?
A) Okuldaki tüm bireyler rehberlik hizmetlerinden faydalanabilir.
B) Elde edilen bilgilerin tümü gizlilik esasına göre saklanır.
C) Tüm öğrencilerin değil de problemli öğrenciler rehberlik servisine gönderilir.
D) Okuldaki tüm birimlerin işbirliği ile yürütülür.
E) Rehberlik tüm yaşam boyu yararlanılabilecek bir hizmettir.
93-Rehberlik hizmetlerinde Bireyi tanımanın önemi büyüktür. Bu durumda bireyi ta­nımadaki asıl amaç aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bireyi tanıyarak onun kendisini tanımasına yardımcı olmak.
B) Bireyi tanıyarak seçimler yapmasına yardım etmek.
C) Bireyi tanıyarak çevresindekilere karşılaştırma olanağı elde etmek.
D) Bireyin çevresindeki olanaklardan haberdar olmasına yardımcı olmasını sağlamak.
E) Bireyin uygun eğitim alanlarına yönelmesini sağlamak.

94- Sınıfında doğal olarak öğrenciler arasında bir gruplaşma olup olmadığını anlamak isteyen bir öğretmen aşağıdaki tekniklerden hangisini kullanmalıdır?
A) Kimdir bu tekniği
B) ilgi envanteri
C) Sosyometri tekniği
D) Kişilik envanteri
E) Zeka testleri

95-Bir okulun Rehberlik Servisi yakın çevrede bulunan bir fabrikaya gezi düzenleyerek burada yapılan işler, çalışanların özellikleri ve çalışma şartları gibi konularda bilgi edinmeleri amaçlanmaktadır. Yapılan bu gezi bilgi verme hizmetlerin­den hangisiyle yakından ilgilidir?
A) Mesleki bilgi verme
B) Eğitsel bilgi verme
C) Kişisel bilgi verme
D) Soysal bilgi verme
E) Sanatsal bilgi verme

96-Aşağıdakilerden hangisi bir meslek hakkında bilgi toplama yolları arasında yer almaz?
A) işyeri gezileri düzenleme
B) iş deneyimi edinme
C) Eski mezunları izleme
O) Meslek inceleme çalışmaları
E) Çalışanların ürettiklerinin incelenmesi

97-Psikolojik danışmada Danışman danışanının davranışının gerisindeki mantıksız düşünce ve inançları görmesine yardımcı olur.
Aşağıdaki yaklaşımların hangisinde bu amaç ön plandadır?
A) Davranışçı yaklaşım
B) Bilişsel yaklaşım
C) Psikoanalitik yaklaşım
D) Varoluşçu yaklaşım
E) Psikoanalitik yaklaşım

98-
I. Cinsel enerji
II. Bilişsel süreçler
IIİ. Uyarıcı Tepki bağı
IV. Kendini gerçekleştirme
V. Modelden öğrenme
Yukarıdaki kavramlardan hangisi insancı yaklaşımın temel kavramlarından birisidir?
A)l. B) II. C) III. D) IV. E) V.

99-
– insan davranışlarını parçalara ayırarak anlamak mümkün değildir. Davranışlar bir bütün olarak incelenmelidir.
– insanda kendini gerçekleştirme potansiyeli vardır.
– insanın doğası iyidir.
Yukarıdaki yargılar hangi yaklaşımın temel ayıltılar arasında yer alır?
A) İnsancı yaklaşım
B) Psikoanalitik yaklaşım
C) Bilişsel yaklaşım
D) Davranışçı yaklaşım
E) Sosyal öğrenme yaklaşımı

100-Rehberlik ve Psikolojik danışma hizmetlerinin Eğitim kurumlarının seviyelerine göre farklılık göstermesinin nedenleri arasında yer almaz?
A) Öğrencilerin gelişim düzeylerinin farklılaşması
B) Öğrencilerle kurulan ilişkinin biçiminin farklılaşması
C) Eğitim kurumlarının uyguladıkları programların farklılaşması’
D) Hizmet verilecek öğrenci sayılarının farklılaşması
E) Okulların örgütsel niteliklerinin farklılaşması

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

kpss deneme sinavi

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

1-Öğretim etkinliklerinde öğrenci merkezli yaklaşımı kullanmayı tercih eden bir öğretmen aşağıdakilerden hangisine diğerlerine oranla daha çok ağırlık verir?
A) İşbirlikli çalışmalara
B) Öğrencinin ihtiyaçlarına
C) Konunun ayrıntılarına
D) Gerçek yaşam sorunlarına
E) Üst düzey grup etkileşimine
2- Aşağıdakilerden hangisi sınıf içinde söz almaktan çekinen bir öğrencinin söz alma davranışını artırmak için, öğretmenin izleyeceği, en az etkili olan yoldur?
A) Öğrencinin söz alarak yaptığı konuşmaları pekiştirmek
B) Öğrenciye söz alıp alamayacağını sık sık sormak
C) Başlangıçta ilgisiz konularda da olsa öğrencinin konuşma eğilimini pekiştirmek
D) Öğrenciyi kendini iyi hissettiği konularda konuşması için güdülemek
E) Öğrenci söz almak istediğinde ona söz vermek
3-Eğitim hedefi “bireylerde oluşmasını istediğimiz davranışlardır”.
Aşağıdakilerden hangisi hedeflerle ilgili yanlış bir ifadedir.
A) Hedefler toplumun ihtiyaçlarıyla tutarlı olmalıdır.
B) Hedefler öğrenci ihtiyaçlarını karşılamalıdır.
C) Hedefler bir birinden bağımsız olmalıdır.
D) Hedefler ilgili olduğu eksiksiz olarak verilmelidir.
E) Her hedef ilgili olduğu alanda ifade edilmiş olmalıdır.

4-“Programda içerik geçerli ve güvenilir olmalıdır”
Aşağıdakilerden hangisi bu kavramla ilgilidir?
A) Öğrencini ihtiyaçlarını karşılamalıdır.
B) Öğretim stratejisine uygun olmalıdır.
C) Bireylerin kendilerini gerçekleştirmesine yardımcı olmalıdır.
D) Hedefleri gerçekleştirici ve bilimsel olmalıdır
E) Değerlendirmede kusursuz olmalıdır.

5-İçerik belirlenirken aşağıdakilerden hangisinin dikkate alınma zorunluluğu yoktur?
A) Bilgiler somuttan soyuta doğru sıralanmalı
B) Öncelikle kolay daha sonra karmaşık bilgilere yer verilmeli
C) Bilgiler yakın çevreden uzağa doğru bir yapı oluşturmalı
D) Bilgilerin kendi içerisinde tutarlığı olmalı
E) İçerik öğretmen niteliklerine uygun bir yapıda organize edilmeli
6-Eğitim ortamında öğretmenin öğrencilere dönüt vermesi aşağıdakilerden en çok hangisine katkı sağlamaktadır?
A) Sınıfta güvenilir bir ortamın sağlanmasına
B) Bireysel farklılıkların en aza indirilmesine
C) Öğrenci motivasyonunun yükseltilmesine
D)Öğrenciler arasında etkili iletişim kurulmasına
E) Öğrenci hatalarının anında düzeltilmesine
7-Eğitim durumları düzenlemesinde öğrencilerin hazır bulunurluluk düzeyinin dikkate alınması aşağıdakilerden hangisini sağlamaktadır?
A) Hali hazırda sahip olduğu bilgi ile yeni bilgiler arasında ilişki kurmalarına yardımcı olmak
B) Öğrencilerin derse karşı güdülenmişlik düzeyini artırmak
C) Öğrencilerin var olan becerilerini daha üst seviyeye çıkarmak
D) Elde ettikleri yeni bilgileri güncel yaşamda kullanmalarına yardımcı olmak
E) Öğrencilerin öz benliklerini geliştirmelerine yardımcı olmak
8- Daha çok ilköğretimin birinci basamağında benimsenen ve birbirine benzer dersleri birleştirerek daha geniş kapsamlı dersler oluşturmayı amaçlayan program deseni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Konu merkezli yaklaşım
B) Geniş alan yaklaşımı
C) Dinamik Yaklaşım
D) Etkinliğe dayalı yaklaşım
E) Sarmal yaklaşım
9-Taba-Tyler modeline göre program geliştirme sürecinin son basamağı aşağıdakilerden hangisidir?
A) İhtiyaçların belirlenmesi
B) İçeriğin seçimi ve düzenlenmesi
C) Amaçların belirlenmesi
D) Sınama durumlarının seçimi
E) Öğretim durumlarının seçimi ve düzenlenmesi
10- Sınıf içi disiplin sorunları olan öğrenciler için aşağıdakilerden hangisinin yapılması en doğrudur?
A) Sorunlu öğrencileri disiplin kuruluna vermek
B) Sorunlu öğrencilerin bir başka sınıfa geçişlerini sağlamak
C) Sorunlu öğrencileri sürekli göz denetiminde tutmak
D) Sorunlu öğrencilere sınıf içinde yapabilecekleri görevler vermek
E) Sorunlu öğrencilerin velilerine durumu aktarmak
11-Bir formülü kullanarak problem çözebilme becerisini kazana öğrenci aşağıdaki bilişsel basamaklardan hangisine ulaşmış demektir?
A) Bilgi
B) Sentez
C) Kavrama
D) Uygulama
E) Analiz
12) Hedeflerin gözlenebilir ve ölçülebilir hale getirilmesi için özellikle aşağıdakilerden hangisinin yapılması gerekir?
A) Hedefleri öğrenci davranışı olarak yazmak
B) Hedefleri davranışa dönüştürmek
C) Hedeflere uygun eğitim durumları belirlemek
D) Uygun sınama durumlarını belirlemek
E) Hedeflerin tutarlılığını sağlamak

13-Aşağıdaki durumların hangisinde rehberlik hizmetlerinde gizlilik ilkesi bozulabilir?
A) Öğrenci sorunları hakkında öğretmenin bilgi istemesi
B) Ailesinin çocuğun problemlerini bilmek istemesi
C) Önemli bir suçun işlenmesi engellemek
D) İdarecilerin öğrencilerin özel sorunları hakkında bilgi edinmek istemesi
E) Çevre ile ilişkileri geliştirmek için
14-Küçük adımlar, etkin katılım, başarı, anında düzeltme, kademeli ilerleme ve bireysel hız ilkeleri hangi öğrenme kuramıyla ilişkilidir?
A) Bilgiyi işleme kuramı
B) Sosyal bilişsel kuram
C) Programlı öğretim
D) Sistematik davranış kuramı
E) Tam öğrenme kuramı
15-Birbirine eşit iki dilim pastayı iki kardeşe vermek isteyen anne küçük çocuğunun yerken dökebilme ihtimaline karşı pastayı daha büyük tabakta, büyüğüne ise normal tabakta vermiştir. Küçük çocuk abisinin pastasının daha büyük göründüğünü görmüş ve itiraz etmiştir.
Bu örneğe göre küçük çocuk bilişsel gelişim dönemlerinden hangisine henüz geçememiştir?
A) İşlem öncesi
B) Soyut işlemler
C) Duyusal motor
D) Somut işlemler
E) Sezgisel dönem
E) İşaret kuramı
16-Bireyin kendi kendine öğrenmesini esas alan öğretim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sunuş yoluyla öğretim
B) Buluş yoluyla öğretim
C) Programlı öğretim
D) Araştırma yoluyla öğretim
E) Tam öğrenme
17-“ Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur” sözü aşağıdaki gelişim ilkelerinden hangisiyle ilişkilidir?
A) Gelişim devamlıdır
B) Gelişimde kritik dönemler vardır
C) Gelişimde bireysel farklar vardır
D) Farklı dönemlerde farklı özellikler gelişir
E) Gelişimde ilk yıllar önemlidir

18-Bir öğretmen ilkokul birinci sınıfta güneş sistemini somutlaştırarak anlatmak istemektedir.
Bu durumda öğretmenin kullanabileceği en etkili yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anlatım
B) Drama
C) Soru cevap
D) Gezi gözlem
E) Gösterip yaptırma
19-Aşağıdakilerden hangisi işbirlikçi öğrenmenin temel amacıdır?
A) Öğrencilerin hazır oluşluğunu artırma
B) Öğrencilerin eksik öğrenmelerini tamamlama
C) Öğrenciler arasında yarışmayı artırmak
D) Öğrencilerin birbirlerinden yardımlaşarak öğrenmelerini sağlamak
E) Öğrencilerin problem çözme becerilerini artırmak.
20- Aşağıdakilerden hangisi bir konunun iki farklı görüş açısından savulması sürecinde, temel amacın görüşü savunmak olduğu tartışma tekniğidir?
A) Panel
B) Forum
C) Münazara
D) Beyin fırtınası
E) Mikro öğretim
21-Bankamatikte tuşların farklı yerlerde bulunduğunu gören kişi tuşları kullanımda zorlanıyorsa sebebi aşağıdakilerden hangisidir?
A) İleriye ket vurma
B) Transfer
C) Öğrenme hatası
D) Kavrayamama
E) Algı yanılması
22-Aşağıdakilerden hangisi beyin fırtınası için söylenemez?
A) Yaratıcılığı geliştirir
B) Hayal gücünü geliştirir.
C) Yönlendirme yoktur
D) İlk akla gelen düşünce söylenir
E) Düşüncelerin eleştirilmesi vardır
23-Bir çocuğun önceleri eline verilen bir kaşığı önce avucuyla, sonra parmaklarıyla tutup yemek yemesi aşağıdaki hangi gelişim kavramıyla ve gelişim ilkesi ile ifade edilebilir?
A) Olgunlaşma-Gelişimde ilk yıllar önemlidir
B) Hazıroluşluk-Gelişim devamlıdır
C) Kritik dönem-Gelişimde bireysel fark vardır
D) Olgunlaşma-Gelişimde önce genel, sonra ince kaslar gelişir
E) Büyüme-Gelişim devamlıdır
24-Aşağıdakilerden hangisi okul öncesi çocuklarda görülen davranışlar arasında yer almaz?
A) Yürümeyi ve konuşmayı öğrenme
B) Öz bakım becerilerini elde etme
C) Bir takım toplumsal sorumlulukları alma
D) Aileyi model alma
E) Cinsiyet farklarını öğrenme
25-Aşağıdakilerden hangisi ilk ergenlik döneminde görülebilecek temel kaygılar arasındadır?
A) Fiziksel ve cinsel gelişimle ilgili kaygılar
B) Aile üyeleriyle ilgili kaygılar
C) Maddi geçim ile ilgili kaygılar
D) Öğretmenlerle ilgili kaygılar
E) Çevre ile ilgili kaygılar
26-Aşağıdakilerden hangisi işlem öncesi bir çocuğun gösterebileceği bir davranış değildir?
A) Hayal dünyasının geniş olması
B) Dil gelişiminin hızlı olması
C) Korunumun kazanılması
D) Ben merkezci bir yapı
E) Olaylara tek yönlü bir bakış açısıyla bakma
27-Freud’un benlik kavramına göre ‘gerçeklik ilkesine’ göre çalışan sistem aşağıdakilerden hangisidir?
A) İd B) Ego C) Süper ego
D) Bilinç altı E) Bilinç
28-Bir çocuğun ikinci sınıfta öğrendiği bilgileri rahatlıkla birinci sınıftaki bilgileri ekleyebilmesi aşağıdaki hangi kavramla açıklanabilir?
A) Organizasyon
B) Adaptasyon
C) Özümleme
D) Uyumsama
E) Dengeleme

29- Bir anne çocuğunu bir süre bırakıp mutfağa gidiyor. Bu arada çocuk büyük bir tepki vermeyerek annesini bekliyor.
Bu durumda olan bir çocuğun hangi özelliği kazandığı söylenebilir?
A) Temek güven duygusu
B) Çalışma ve aşağılık duygusu
C) Kimlik yada rol karmaşası
D) Özerklik-Utanma
E) Girişimcilik-Suçluluk
30-Aşağıdakilerden hangisi programlı öğretimin bir sınırlılığıdır?
A) Öğrencinin kendi hızına göre öğrenmeyi ayarlaması
B) Öğretmen-öğrenci iletişimi azdır
C) Öğrenci istediği zaman sınav olur
D) Öğrenci zamanı istediği gibi kullanır
E) Öğrenci sürecin merkezindedir
31-Edimsel şartlanma ile Klasik şartlanma da davranışların pekiştirilmesi arasında en önemli fark aşağıdakilerden hangisidir?
A) Klasik şartlanmada tekrarlar, Edimsel şartlanmada ise davranışın ödüllendirilmesi önemlidir.
B) Klasik şartlanmada uyarıcılar önemlidir, Edimsel şartlanmada ise edimler önemlidir.
C) Klasik şartlanmada tepkiler, Edimsel şartlanmada ise uyaranlar önemlidir.
D) Klasik şartlanmada ayırt etme, Edimsel şartlanmada ise genelleme önemlidir.
E) Klasik şartlanmada ödüller, Edimsel şartlanmada ise tekrarlar önemlidir.
32-Aşağıdakilerden hangi ölçekte düzeltme formülü, madde ayırt ediciliği gibi işlemleri yapmak mümkündür?
A) Yazılı yoklamalarda
B) Sözlü yoklamalarda
C) Çoktan seçmeli maddelerde
D) Kısa cevaplı maddelerde
E) Eşleştirmeli maddelerde
33-Bu modele göre Tüme varım yoluyla öğrenme önemlidir. Tüme varım sezgisel düşünceyi gerektirir.
Yukarıda sözü edilen öğretim kuramı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sosyal öğrenme
B) Buluş yoluyla öğrenme
C) Tam öğrenme
D) Geştalt öğrenme
E) Ani kavrayışla öğrenme
34-Organizma herhangi bir bütünü çağrıştıran parçayı, onunla ilgili bütünle ilgili bütünle ilişkilendirme eğilimindedir.
Yukarıda sözü edilen öğrenme ilkesi aşağıdaki öğrenme yaklaşımlarından hangisine aittir?
A) Sosyal öğrenme
B) Buluş yoluyla öğrenme
C) Tam öğrenme
D) Geştalt öğrenme
E) Ani kavrayışla öğrenme
35-Ergen ben merkezciliğini çocuk ben merkezciliğinden ayıran temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
A) Herkesin onun gibi düşündüğünü sanması
B) Paylaşmanın olmaması
C) Fiziksel gelişime bağlı olarak ortaya çıkması
D) Zeka gelişimine bağlı olması
E) Sosyal gelişime bağlı olarak ortaya çıkması
36-Sunuş yoluyla öğretim yapmak isteyen bir öğretmen aşağıdaki davranışlardan hangisini kazandırabilir?
A) Bilgi
B) Kavrama
C) Uygulama
D) Analiz
E) Sentez
37-Aşağıdakilerden hangisi mutlak değerlendirmeye örnektir?
A) Program hedeflerinin %70’ ini gerçekleştirenlerin başarılı sayılması
B) Grup standart sapmasının ölçüt olarak kullanılması
C) Öğrencilerin değerlendirilmesinde Z ve T puanlarının kullanılması
D) Test puanlarının ölçüt olarak kullanılması
E) Grup puanlarının sıralanıp, sınıfın üst %75 ‘lik diliminin başarılı kabul edilmesi
38-Bir matematik öğretmeni matematik bilgisini yoklayan bir test hazırlamıştır. Bu testi uyguladıktan sonra test sorularını rast gele iki parçaya ayırmış ve öğrencilerin bu iki bölümden aldıkları puanlar arasında 0.88 lik bir korelasyon hesaplamıştır.
Bu korelasyon değerine bakılarak aşağıdaki yorumlardan hangisi doğrudur?
A) Sınıfın % 80 i testin ölçtüğü becerilere sahiptir.
B) geçerliği yükse bir testtir.
C) Ölçülen grup öğrenmeler açısından yetersizdir
D) İç tutarlığı yüksektir.
E) Test kolaydır.
39-Aşağıdaki davranışlardan hangisinin yoklanmasında çoktan seçmeli sınavlar yazılı yoklamalara göre sınırlı kalır?
A) Farklı bir şekilde ifade edilmiş bir tanımı ayırt edebilme
B) Bir problemi çözebilme
C) Olgular arasındaki benzerlik ve farkları ayıra bilme
D) Bilgilerini birleştirip bütünleştirerek özgün bir muhteva oluşturma
E) Bir konuya ilişkin ilke ve genellemeleri açıklama
40-Aşağıdakilerden hangisi yazılı yoklamalarının güvenirliğini düşüren en önemli nedendir?
A) Öğrenci cevaplarının kesin doğru yada yanlış olmaması
B) Şişirme cevaplara uygun olması
C) Uzun zaman alması
D) Az sayıda soru sorulabilmesi
E) Cevaplamasının zor olması
41-Aşağıdakilerden hangisi yazılı yoklamaların kısa cevaplı maddelere göre üstün yönüdür?
A) Puanlama yanlılığının bulunmaması
B) Daha üst düzey davranışlara uygun olması
C) Kapsam geçerliğinin fazla olması
D) Güvenirliğinin yüksek olması
E) Daha kullanışlı olması
42-Öğretmen dersin sonuna doğru tahtaya bir problem yazıp, bu problemi çözdükten sonra teneffüse çıkabileceklerini söylemiştir.
Öğretmenin bu durumda kullandığı yöntem hangisidir?
A) Premack İlkesi
B) Pekiştirilme İlkesi
C) Amaçlı Yaklaşım İlkesi
D) Bireysel Hız İlkesi
E) Biçimlendirme
43-Aşağıdakilerden hangisi öğretmenin rehberliğinde, öğrencinin sezgisel düşüncesini kullanarak problemle ilgili hipotez oluşturmaları sayesinde kendilerinin keşfetmesini sağlayarak öğretim yapması hangi öğretim yönteminde gerçekleşmektedir?
A) Sunuş yoluyla öğretim
B) Bulul Yoluyla öğretim
C) Programlı öğretim
D) Tam öğrenme
E) Edimsel Öğrenme
44-Aşağıdakilerden hangisi bir ölçüm değildir?
A) Sınıfın puan ortalaması 70 dir.
B) Veli sınavdan 60 almıştır
C) 60 ve yukarı alanlar derste başarılı olmuşlardır
D) basket takımının boy ortalaması 1.95’dir.
E) okulun öğrenci sayısı 345 dir.
45-Okulda arkadaşlarıyla oyun oynarken arkadaşlarına topu vermek istemeyen bir çocuk daha sonra arkadaşlarının tepkisiyle bu davranışından vaz geçiyor. Çocuk tatile gidip gelmesiyle tekrar önceki davranışlarını sergilemeye başlıyor. Bu durum aşağıdakilerden hangisi örnektir?
A) Kritik dönem
B) Kendiliğinden geri gelme
C) Olumlu aktarma
D) Olumsuz aktarma
E) transferans
46- Öğrencilerin belli bir alanla ilgili giriş davranışlarını ortaya çıkarmak amacıyla yapılan ölçme ve değerlendirme ne tür bir ölçme eve değerlendirmedir?
A) Karar vermeye yönelik ölçme ve değerlendirme
B) tanıma ve yerleştirme amaçlı ölçme ve değerlendirme
C) Biçimlendirmeye yönelik ölçme değerlendirme
D) Mutlak ölçme ve değerlendirme
E) bağıl ölçme değerlendirme
47-Bir öğretmen aynı düzeyde bilgiye sahip bir sınıf oluşturmak istemektedir. Bu amaçla yapması gereken ilk ölçme ve değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?
A) Karar vermeye yönelik ölçme ve değerlendirme
B) Tanıma ve yerleştirme amaçlı ölçme ve değerlendirme
C) Biçimlendirmeye yönelik ölçme değerlendirme
D) Mutlak ölçme ve değerlendirme
E) bağıl ölçme değerlendirme
48-Bir öğretmen yaptığı sınavı kendisi puanlamış ve farklı üç öğretmene tekrar puanlatmıştır. Bu çabada öğretmenin amacı nedir?
A) Testin geçerliliğini saptama
B) Maddenin ayırt ediciliğini belirleme
C) Testin geçerliliğini test etme
D) Puanlama güvenirliğini saptama
E) Kapsam geçerliliğini saptama
49-İşbirliği ve grupla çalışmanın faydası aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğrencilerin güçlü yönlerini açığa çıkarması
B) Öğrencilerin birbirlerini kontrol etmesi
C) Yarışma ortamı oluşturması
D) Öğrenciler arsında dayanışmanın artması
E) öğrenci eksikliklerini görmesi
50-Aşağıdakilerden hangisi yordama geçerliliğine bir örnektir?
A) Öğrencilerin alacağı nota göre bir programa yerleştirileceği
B) Ortalamanın üzerinde puan alanların başarılı olması
C) 10 kişinin sınıfta başarılı olması
D) Soruların anlaşılır olması
E) Sorulan soruların tüm konuları kapsaması
51-Aşağıdakilerden hangisi ölçme işlemi değildir?
A) Bir üçgenin açılarını bulmak
B) Öğrencinin notunu belirlemek
C) Terazi ile bir ağırlığı tartmak
D) Öğrencileri yarışmada izlemek
E) Öğrencinin yaptığı resme not vermek
52-Çoktan seçmeli-boşluk doldurma-doğru yanlış maddelerinin ortak noktası aşağıdakilerden hangisidir?
A) Birden çok doğru cevabı vardır
B) Tek cümleden oluşur
C) Hazırlanmaları kolaydır
D) Cevaplanmaları zaman alır
E) Sınavlarda çok soru sormaya imkan tanıması
53-Bir testin güvenilir olduğunu söyleyen kişi aşağıdakilerden hangisini söylemek istemiştir?
A) Testin yordama gücünün yüksek olduğunu
B) Testin kolay cevaplandığını
C) Testin bütün konuları kapsadığını
D) Testin kolay puanlandığını
E) testin başarısız olanları başarılı olanlardan ayırdığını
54-Sınavda yer alan soruların konuyu kapsaması ve soruların anlaşılırlığı sınavın hangi özelliğini etkiler?
A) Kullanışlığını
B) Duyarlını
C) Tutarlılığını
D) Güvenirliğini
E) Geçerliğini
55-Analiz sentez düzeyindeki bilgileri ölçmek için en elverişli test aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yazlı B) Sözlü C) Çoktan seçmeli
D) Eşleştirmeli E) Sözlü
56-Eğitim alanında kullanılan ölçme araçları güvenilir görülmez. Bunun en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tekrar edilme imkanı vermemesi
B) Aynı sonuçları vermesi
C) Dolaylı ölçme yapması
D) Öğrencilerin rasgele cevap vermesi
E) Bu alanda çok fazla test olması
57-Bir öğretmen sınav yaparken öğrencinin kılık kıyafetine bakarak puan vermektedir. Öğretmenin yaptığı hata ne tür bir hatadır?
A) Sabit B) Sistemli C) Tesadüfi
D) Kalıcı E) Hiç biri
58-Bir öğretmen hazırlamış olduğu testin güvenirliğini belirlemek amacıyla güvenirliği ölçmüş ve farklı bir testle karşılaştırarak analiz yapmıştır. Bu öğretmenin kullandığı güvenirlik yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Test tekrar test yöntemi
B) Crmbach alpha yöntemi
C) Testi ikiye bölme yöntemi
D) KR/20 yöntemi
E) Eşdeğer formlar yöntemi
59-Aşağıdakilerden hangisi bir testin planlanması aşamasında yapılacak işlemlerden biri değildir?
A) testin amacını belirleme
B) Yordama yapılması
C) Muhtevanın belirlenmesi
D) Cevap anahtarının hazırlanması
E) Soru tipinin belirlenmesi
60-Bir dizi ölçümde en çok tekrar eden sayı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Mod B) Medyan C) Ranj
D) Ortalama E) Sapma
61-Yapılan ölçümlerde elde edilen verilerin orta noktasını gösteren değere ne denir?
A) Mod B) Medyan C) Ranj
D) Ortalama E) Sapma
62-Ev ödevlerinin verilmesi durumunda aşağıdakilerden hangisi dikkat edilecek ilkelerden biri değildir?
A) Ödevler öğretmende kalmalı, değerlendirilmelidir.
B) Konunun özeliğine göre zaman verilmelidir.
C) Planlar dahilinde ilerleme olup olmadığını kontrol edilmelidir.
D) Kaynaklar konusunda öğrenciye yardımcı olunmalıdır.
E) konunun amaçları açıkça ortaya konmalıdır.
63- Gözlem gezisinin en önemli sakıncası aşağıdakilerden hangisidir?
A) Geziyi tekrarlama imkanının olmamasıdır.
B) Gerçek deneyim sağlamamasıdır.
C) Öğrenci-öğretmen etkileşimini azaltmasıdır.
D) Çok zaman ve gayret gerektirmesidir.
E) Yolda karşılaşılacak zorluklarıdır.
64- Davranışçı kuramcılardan Skinner tarafından geliştirilen edimsel koşullanmanın öğretime uygulanması sonucu ortaya çıkan bir öğretim modelidir.
Yukarıda verilen öğretim modelinin ismi nedir?
A) Programlı öğretim
B) Tam öğrenme modeli
C) Davranışçı yaklaşım
D) Bilgiyi işlemem kuramı
E) Bilişsel yaklaşım

Dersler Al.En Yük. Puan Ortalama
Fizik 100 72
Kimya 20 13.5
Türkçe 5 4,20
Tarih 50 16
Beden 40 16
Tabloda beş sınıfa ait yapılan ölçme sonuçlarının değerlendirme aralığı ve ortalamaları verilmiştir.
55-Yukarıdaki derslerden hangisinde daha fazla başarısızlık vardır?
A) Fizik
B) Tarih
C) Türkçe
D) Beden
E) Kimya
66- Derslerden hangisinde öğrencilerin çoğu diğer derslere göre daha başarılıdır?
A) Fizik
B) Tarih
C) Türkçe
D) Beden
E) Kimya
67- Aşağıdakilerden hangisi beceri öğretiminde etkili bir öğretim yöntemidir?
A) Örnek olay
B) Düz anlatım
C) Problem çözme
D) Keşfetme
E) Gösterip yaptırma
68- Aşağıdakilerden hangisi soru-cevap tekniğinde öğrencileri soruları cevaplandırmalarında dikkat etmeleri gereken hususlardan birisi değildir?
A) Soru sorulduktan sonra düşünmek için zaman verilmelidir.
B) Soru öncelikle sınıfın tümüne yöneltilmelidir.
C) Cevap vermede yetersiz olan öğrenciler sınıf karşısında küçük düşürülmemelidir.
D) Öğrencilerin sorulan soruları, öğretmenin istediği gibi cevaplamaları sağlanmalıdır.
E) Öğrenciler, sorulan sorulara verdikleri cevapları sabırla dinlemelidir.
69- Aşağıdakilerden hangisi buluş yoluyla öğretim stratejisinin faydalarından biri değildir?
A) Kısa zamanda çok bilgi kazandırır.
B) Öğrencilerde problem çözme becerisi geliştirir.
C) Öğrencileri araştırmaya teşvik eder.
D) Öğrenciler aktif olduğundan güdülenir.
E) Öğrenciler aktiftir.
70- Eğitimde program geliştirmenin başlangıç noktası hangisidir?
A) İhtiyaçların belirlenmesi
B) Değerlendirmenin planlanması
C) Hedeflerin belirlenmesi
D) Eğitim durumlarının düzenlenmesi
E) Belirtke tablosunun hazırlanması
71-Aşağıdakilerden hangisi, rehberliğin dayandığı ilkelerden biri değildir?
A) Her birey seçme özgürlüğüne sahiptir.
B) Rehberlik hizmetlerinden yararlanmak isteğe bağlıdır.
C) Rehberlik hayat boyu yararlanılabilecek bir hizmettir.
D) Rehberlikte saygı esastır.
E) Rehberlik hizmetlerini verenlerin bireye karşı sorumlulukları yoktur.
72- Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin bütünlük içinde verilmesinin en önemli nedeni nedir?
A) Bireyin gizil güçlerinin birbiriyle ilişkili olması
B) Bireyin uyum problemlerinin birbirinden bağımsız düşünülmemesi.
C) Bireyin gelişim problemlerinin birbirinden bağımsız düşünülmemesi
D) Hizmetlerin temelindeki ilkeler ve anlayışların bütünlük arz etmesi.
E) Hizmetlerin ayrı ayrı verilmesinin ekonomik olmayışı.
73- Çağdaş rehberlik ve psikolojik danışma anlayışına göre, öğrencinin sorunlarını çözmek için gerekli kararları kimin vermesi beklenir?
A) Öğrencinin kendisinin
B) Ana-babasının
C) Öğretmenin
D) Aile meclisinin
E) Psikolojik danışmanın.
74-Aşağıdakilerden hangisinin planlarının içeriğine göre en geniş içerikten en dar doğru, doğru bir sıralamadır?
A)Yıllık plan – günlük – ünite
B) Ünite – günlük – yıllık
C) Günlük – ünite – yıllık
D) Günlük – yıllık – ünite
E) Yıllık – ünite – günlük
75- Aşağıdakilerden hangisi, psikolojik danışma ve rehberliğin ortaya çıkmasını tetikleyen bir değişken değildir?
A) Bireysel farklılıkların eğitimde dikkate alınması
B) Demokratik toplumlarda kişiye tanınan seçme özgürlüğü
C) Bazı mesleklerin yok olmaya yüz tutması
D) Demokratik toplumlarda bireyin karar verme gücüne duyulan ihtiyaç
E) Okuldan kaynaklanan sorunlar.
76- Aşağıdakilerden hangisi psikolojik danışma ve rehberliğin amaçlarından değildir?
A) Bireylerin kendi yetenek ve ilgilerini, eğitim olanaklarını, içinde yaşadığı toplumun beklentilerini ve meslekleri tanımlarına yardımcı olmak
B) Bireyin yaşama karşı olumlu bir tutum geliştirmesine yardımcı olmak
C) Bireylerin başkalarıyla iyi ilişkiler kurmalarına katkıda bulunmak
D) Bireyin maddi sorunlarını çözmesinde yardımcı olmak
E) Bireylerin boş zamanlarını en uygun biçimde kullanabilmeleri için gerekli anlayış ve görüşü edinmelerine yardımcı olmak
77- “Amacı, öğrencinin eğitim ortamından en yüksek düzeyde yarar sağlayabilmesi için gerekli imkanları hazırlamak ve varolan engelleri kaldırmak” olan hizmet grubu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğrenci kişilik hizmetleri
B) Rehberlik hizmetleri
C) Psikolojik danışma hizmetleri
D) Sağlık hizmetleri
E) Sosyal yardım hizmetleri

78- Eğitimde yapılan ölçme ve değerlendirme etkinlikleri aşağıdaki amaçlardan hangisi için uygun değildir?
A) Eğitim etkinliklerinin değerlendirilmesi
B) Eğitim ortamının ve personelin değerlendirilmesi
C) Öğrencilerin hazır bulunuşluklarına göre ayrı sınıflara ayrılması
D) Öğrencilerin eksik ve yanlış öğrenmelerinin belirlenmesi
E) Eğitim süreçlerinin planlanması
79- Aşağıdakilerden hangisi planların hazırlanmasında yıllık plan ile günlük plan arasındaki farklardan biri değildir?
A) Yıllık plan bütün öğretim etkinliklerini kapsar
B) Günlük planlar birkaç saatlik ders etkinliklerini planlar
C) yıllık plan zümre öğretmenlerince, günlük plan ise dersi okutan öğretmen tarafından hazırlanır.
D) Günlük plan oldukça geniş kapsamlıdır.
E) Yıllık plan oldukça geniş kapsamlıdır.
80- Kedilere eziyet eden bir çocuğu kediler gördüklerinde kaçmaktadır. Klasik şartlanma ilkelerine göre, bu örnekteki çocuğun görüntüsü aşağıdakilerden hangisini oluşturmaktadır?
A) Koşulsuz uyarıcı
B) Koşulsuz tepki
C) Şartlı tepki
D) Şartlı uyarıcı
E) Hiçbirisi
81- Öğrenilen bilgileri hafızada kaydederken kullanılan sürece ne adı verilir?
A) Depolama
B) Kodlama
C) Geri getirme
D) Geriye ket vurma
E) Hatırlama
82- İnsan değerlerini gözleyerek öğrenebilir, görünüşünü savunan yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sosyal bilişsel kuram
B) Klasik koşullu öğrenme kuramı
C) Edimsel (operant) öğrenme kuramı
D) Bilişsel öğrenme kuramı
E) Keşif yoluyla öğrenme kuramı
83- Ekmek, peynir, süt alacağım diye tekrar yapıp markete giden bir birey, bu bilgiyi hangi belleğinde saklamaya çalışmaktadır?
A) Kısa süreli
B) Duyusal hayat
C) Uzun süreli
D) İşlemsel
E) Depolama
84- Yapılan bazı öğrenmeler, öğrenme amacı olmaksızın, hatta kişi farkında olmadan gerçekleşir.
Bu tür öğrenmelere ne denir?
A) Kavrama öğrenmesi
B) Gizil öğrenme
C) Klasik öğrenme
D) Edimsel (operant) öğrenme
E) Bilişsel öğrenme
85- Aşağıdakilerden hangisi soyut düşünme ile nesnelerin devamlılığı dönemi arasındaki algılama farlılıklarındandır?
A) Korunumun kazanılması
B) Soyut düşünmede nesneler görülmeden de algılanabilirler
C) Formal bir düşünce vardır
D) Tümden gelim- tüme varım yöntemlerini kullanma
E) Tersine çevrilebilirlik vardır.
86- Aşağıdakilerden hangisi öğrenmede etkili değildir?
A) Genel uyarılmışlık hali
B) Türe özgü hazır olma
C) Cinsiyet
D) Olgunlaşma
E) Deneyim
87- Organizmanın fizyolojik olarak belirli bir davranışı yapabilecek düzeye erişmesine ne ad verilir?
A) Büyüme
B) Olgunlaşma
C) Hazır bulunuşluluk
D) Gelişme
E) Uyarılmışlık
88- Öğretim yöntemlerinin saptanmasında içeriğin önemini açıklayan ifade aşağıdakilerden hangisidir?
A) Öğretim içeriği saptanırken çevre koşulları göz önde tutulmalıdır.
B) Öğretim içeriği, okulun başarısı göz önünde tutularak hazırlanmalıdır.
C) Öğretim içeriği, değerlendirmede kullanılacak yöntemler göz önünde tutularak hazırlanmalıdır.
D) Öğretim içeriği, öğretimde birlikteliği ve bütünlüğü sağlamak için saptanmaktadır.
E) Öğretim içeriği, hedef-davranışlar ile öğrenci özellikleri göz önünde tutularak hazırlanmalıdır.
89- Öğretmenin kullandığı araç-gereçlerin ilginç ve anlaşılır olması, aşağıdakilerden hangisi ile doğrudan ilgilidir?
A) Öğrenmelerin anlamlı kılınmasıyla
B) Geribildirimle
C) Öğrencilere yol göstermeyle
D) Uyarıcı materyallerinin sunulmasıyla
E) Öğrenilenlerin kalıcılığının artırılmasıyla
90- Öğretmen, derste kullanacağı öğretim tekniklerini seçerken aşağıdakilerden hangisine dikkat etmez?
A) Öğrenci niteliklerine
B) Öğrenci sayısına
C) Dersin sayısal ya da sözel olmasına
D) Okul yönetmeliğine
E) Zaman ve eğitim ortamına
91- Öğrenilecek bilginin kendi içinde bir bütünlük ve anlam taşıyacak şekilde düzenlenerek öğrencinin almasına hazır duruma getirilmesi süreci, hangi öğretim yaklaşımını ifade etmektedir?
A) Sunuş yoluyla öğretim yaklaşımını
B) Buluş yoluyla öğretim yaklaşımını
C)Araştırma-inceleme yoluyla öğretim yaklaşımını
D) Yapısalcı öğrenme yaklaşımını
E) Tartışma yaklaşımını
92- Aşağıdakilerden hangisi, eğitim durumlarının tasarlanmasında öncelikle dikkate alınması gereken temel öğedir?
A) Öğretmenin sahip olduğu özellikler
B) Dersin içeriği
C) Öğretimde kullanılacak yöntemler
D) Öğrenciye kazandırılacak davranışlar
E) Öğrencilerin giriş davranışları
93- Yazılı yoklama sorusu hazırlayana bir öğretmene hangisi tavsiye edilirse yanlış olur?
A) Sorular cevaplayıcıların tümü tarafından doğru anlaşılacak şekilde hazırlanmalıdır.
B) Sorulara verilecek cevaplar sınırlandırılmalıdır.
C) Uzun ve az soru yerine; kısa ve çok soru hazırlanmalıdır.
D) Sorular ders kitaplarından ya da okuma kaynaklarından aynen alınmalıdır.
E) Sorular, birbirinden bağımsız olarak cevaplandırılacak şekilde hazırlanmalıdır.
94- Aşağıdakilerden hangisi “danışanın kitap okuması ve danışmanın da yardımıyla danışanın problemini çözebilmesine yardım sağlayan” bir tekniktir?
A) Otobiyografi
B) Sosyometri
C) Bibliyoterapi
D) Psikodrama
E) Sosyodrama
95- Aşağıdakilerden hangisi, sınıf öğretmeninin görevi değildir?
A) Rehber öğretmenle işbirliği yaparak öğrenciyi tanımaya yönelik test dışı teknikleri uygulamada yardımcı olmak.
B) Öğrencilere çeşitli psikolojik testleri uygulayıp yorumlamak
C) Öğrenci, öğretmen ve aileler ile görüşmek ve sonuçları öğrenci kişisel dosyasına işlemek.
D) Öğrencilerin eğitsel kollara ayrılması için önlemler almak
E) Öğrencinin sınıf başarısını öğrenmek
96- Bir öğretmen, her hafta sınav yapmakta ve sınav notu yüksek olan öğrencileri ödüllendirmektedir.
Bu öğretmenin uyguladığı pekiştirme tarifesi, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Sabit oranlı pekiştirme
B) Değişken oranlı pekiştirme
C) Sabit aralıklı pekiştirme
D) Değişken aralıklı pekiştirme
E) Hiçbiri
97- Aşağıdakilerden hangisi, öğrenmenin özelliği değildir?
A) Davranış değişimi vardır.
B) Ömür boyudur.
C) Tekrar yada yaşantı sonucu oluşur.
D) Değişimde devamlılık söz konusudur.
E) Çevreden duyu organlarına gelen etkidir.
98- Bir organizmaya ancak genetik donanımının elverdiği davranışların öğretilebilmesine ne ad verilir?
A) Türe özgü hazır oluş
B) Karşılık
C) Güdü
D) Tepki
E) Uyarıcı
99- Öğrenme malzemesinin, çevresindeki uyarıcılardan ayırt edilmesine ne ad verilir?
A) Anlamsal çağrışım
B) Anlamsal ayırt edilebilirlik
C) Kavramsal gruplandırma
D) Algısal ayırt edilebilirlik
E) Algısal gruplandırma
100- Aşağıdakilerden hangisi davranışçı yaklaşımın ilkelerinden değildir?
A) İnsan zihni doğduğunda boş bir levhadır.
B) İnsan ve diğer canlıların öğrenmesi birbirine benzer
C) Hayvanların öğrenmesi üzerinde çalışarak, insanlara genelleme yapılabilir.
D) İnsanın duygu düşünme vb. özellikleri doğrudan gözlenebilir.
E) Öğrenmede uyarıcı-tepki bağı önemlidir.
101- Çocuğun öğrenmesini amaçladığımız davranışın alt düzey davranışlarını belirleyip pekiştirmeye ne ad verilir?
A) Zincirleme
B) Genelleme
C) Ayırt etme
D) Zamanlama
E) Biçimlendirme
102- Piaget kuramına göre, soyut düşünme hangi okul kademesinde başlamaktadır?
A) İlkokul
B) Anaokul
C) Orta Öğretim
D) Ortaokul
E) Yüksek öğretim
103- Türkçe dersinde öğrenme güçlüğü yaşayan bir öğrencinin, sosyal bilgiler dersinde de aynı sorunu yaşayacağını düşünmesi, aşağıdaki kavramlardan hangisine örnektir?
A) Pekiştirme
B) Ayırt etme
C) Geri gelme
D) Genelleme
E) Sönme
104- Bloom’un Tam Öğrenme Modeli’nde öğretim hizmetlerinin niteliğini arttıran öğelerden ikisi hangisidir?
A) Hedefler ve davranışlar
B) Öğretim araç ve gereçleri
C) Pekiştireçler ve etkin katılım
D) Öğretim yöntem ve teknikleri
E) Hedefler ve değerlendirme
105- Ali, ilköğretim üçüncü sınıf öğrencisidir. Babasının tayini nedeniyle bir başka ilden sizin çalıştığınız okula başlamak durumunda kalmıştır. Okulu tanımıyor. Ali için yapılabilecek öncelikle rehberlik hizmeti ne olmalıdır?
A) Müşavirlik (Konsültasyon)
B) Alıştırma (Oryantasyon)
C) Bireysel psikolojik danışma
D) Grup rehberliği
E) Grupla psikolojik danışma
106- Gelişim açısından bireylerin hassas oldukları dönemler vardır. Bu dönemler önemlidir. Eğer birey bu dönemleri sorunsuz bir şekilde atlatamaz ise daha sonraki yıllar sorunlar ortaya çıkabilir. Aşağıdaki kavramlardan hangisi yukarıda anlatılan özellikleri açıklar?
A) Kritik dönem
B) Evre
C) Zaman
D) Dönem
E) Boyut
107- Aşağıdaki öğretmen davranışlarından hangisi öğrencilerin güven duygularını olumsuz yönde etkiler?
A) Yanlış öğrenci cevaplarına hoşgörüsüz davranmak.
B) Sınıf içinde gerginlik yaratmaktan kaçınmak
C) ilkeli ve kararlı davranmak
D) Öğrencilerin kişiliğine saygı göstermek
E) Öğrenciler arasında ayrım yapmamak
108- Sınıfta, öğrencilerin istenmeyen davranışlarını yok etmek için öğretmen aşağıdaki etkinliklerden öncelikle hangisini yapmalıdır?
A) Sorunun kaynağını doğru olarak belirlemeli
B) Sorunun üzerinde durmaktan kaçınılmalı
C) Sorunlu öğrencileri uyarmalıdır
D) Uygun olmayan davranışları yasaklamalı
E) Okul yönetiminden duruma el koymasını istemeli
109- Öğrenci-öğretmen ilişkilerinin sağlıklı olabilmesi için aşağıdakilerden hangisinin gerekli olduğu söylenemez?
A. Öğretmenin öğrenme-öğretme etkinliklerinde öğrenci ihtiyaçlarını temele alması
B. Öğretmenin olayları değerlendirirken kendini öğrencinin yerine koyabilmesi
C. Öğretmenin sınıf içinde her zaman içten ve dürüst davranması
D. Öğretmenin tüm öğrencilerine eşit ölçüde değer ve önem vermesi
E. Öğretmen ile ailelerin sosyo-kültürel düzeylerinin denk olması
110-Aşağıdakilerden hangisi bir dönüttür?
A) Öğrenciye, hangi davranışı nasıl öğrenebileceğini bildirme.
B) Öğrenciye, beklenen davranışı öğrenmek için yapacağı hazırlıkları açıklama.
C) Öğrenciye, gösterdiği davranışın doğru olup olmadığını, varsa eksik ya da yanlışları bildirme
D) Öğrenciyi beklenen davranışı göstergeye istekli hale getirmek için girişimlerde bulunma
E) Öğrencinin, kazandırılacak davranışla ilgili ön bilgilerinde eksik olup olmadığını kontrol etme
111- Aşağıdakilerden hangisi diğer öğrenme yollarına göre; kişilerde daha etkili nispeten kalıcı izli değişmeler oluşturur?
A) Önemli yerlerin altını çizerek öğrenmek
B) Yaparak yasayarak öğrenmek
C) Ansiklopedilerden okuyarak öğrenmek
D) Bilgisayar ortamında öğrenmek
E) Dinleyerek ve seyrederek öğrenmek
112- Modern öğretim yöntemlerinin kullanılabilmesi için sınıf mevcudunun mümkün olduğunca düşük sayıda olması gerekir. Sınıftaki öğrenci sayısının fazla oluşu her türlü öğretim açıklama yönteminin uygulanışını olumsuz etkiler.
Yukarıdaki acıkma öğrenme – öğretme sürecinde yöntemi belirleyen faktörlerden hangisini açıklamaktadır?
A) Öğretilmesi istenen konunun anlatımı için ayrılan zaman
B) Sınıftaki öğrenci sayısı
C) Öğretim yönteminin kullanılabilmesi için gerekli olan fiziksel ortam
D) Öğrencide geliştirilmek istenen nitelikler
E) Öğretmenin hangi yöntemi iyi kullandığı
113- Sunuş yoluyla etkili bir öğretim yapmak isteyen öğretmen, aşağıdakilerden hangisinden kaçınmalıdır?
A) Sunuşunda bütün öğrencilerin anlayabileceği bir dil kullanma
B) Sadece düz anlatım tekniğini kullanarak konunun bütün boyutlarını açıklama
C) Öğrencileri neleri öğrenecekleri konusunda bilgilendirme
D) Sunuşunu ses tonu değişiklikleri, jest ve mimiklerle destekleme
E) Sunuşunu, önemli kısımları toplayarak bitirme,
114- Devinimsel (psikomotor) becerilerin geliştirilmesinde öğretmenin kullanabileceği en etkili yol aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anlatım yöntemi
B) Problem çözme
C) Gösterip yaptırma
D) Soru-cevap
E) Deneme-yanılma
115- Aşağıdakilerden hangisi işbirliğine dayalı öğrenmenin bir özelliği değildir?
A) Gruplar en az iki en çok beş kişiden oluşur.
B) Farklı yetenek ya da kişilik özelliğine sahip öğrencileri bütünleştirir.
C) Öğrenmede grup-içi etkileşimler önemli rol oynar.
D) Öğrencilerin başarıları ya da başarısızlığı bireylere aittir.
E) Grup çalışmalarında her Öğrenci üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirir.
116- Aşağıdakilerden hangisi anlatma yönteminin sınırlı yönlerinden biri değildir?
A) Öğrenciler pasiftirler.
B) İlginin yüksek tutulması zordur.
C) Yorumlar genelde tek yönlüdür.
D) Maliyeti yüksektir.
E) Tekrar edilmezse, çabuk unutulur.
117- Öğrencilerin bilgileri oturdukları yerden pasif bir şekilde olmaları söz konusudur. Öğretmen sürekli aktiftir. öğrencilere nazaran çok daha fazla konuşur, öğrencilere kendi düşüncelerini açıklama imkanı pek fazla tanınmaz.
Yukarıda anlatılan öğretim tekniği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Buluş yoluyla öğrenme yöntemi
B) Anlatma yöntemi
C) Problem çözme
D) Sunuş yoluyla öğretim
e) Tartışma yöntemi
118- Öğrenciler bir konu ya da sorun üzerinde birlikte konuşurlar ve çözüm yolları ararlar. Grubun tümü etkinliğe katılır. ve bir konu ya da sorun üzerinde tartışılmasının belli bir amacı vardır.
Yukarıda anlatılan öğretim yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tartışma yöntemi
B) Örnek olay yöntemi
C) Rol oynama yöntemi
D) Buluş yoluyla öğretim
E) Anlatım yöntemi
119- İçinde bulunduğu gruba uyma ve onları mutlu etme gereğinin duyulduğu ahlaki gelişim dönemi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gelenek sonrası düzey- Sosyal sözleşme eğilimi,
B) Gelenek sonrası düzey- Evrensel ahlak eğilimi,
C) Geleneksel düzey- Kişiler arası uyum eğilimi,
D) Gelenek öncesi düzey- Ceza ve itaat eğilimi,
E) Gelenek öncesi düzey- Araçsal ilişkiler eğilimi
120- Bireyin, yeni karşılaştığı durum, nesne ve olayları kendisinde önceden var olan zihinsel yapının içine yerleştirilmesi işine ne denir?
A) Şema
B) Hazır bulunuşluk,
C) Adaptasyon,
D) Özümleme,
E) Dengeleme.
CEVAP ANAHTARI
1-B
2-B
3-C
4-D
5-E
6-E
7-A
8-B
9-D
10-D
11-D
12-A
13-C
14-C
15-D
16-C
17-E
18-B
19-D
20-C
21-A
22-E
23-D
24-C
25-A
26-C
27-B
28-C
29-A
30-B
31-A
32-C
33-B
34-D
35-C
36-A
37-E
38-D
39-D
40-A
41-B
42-A
43-B
44-C
45-B
46-B
47-B
48-D
49-D
50-A
51-D
52-E
53-E
54-E
55-B
56-C
57-B
58-E
59-B
60-A
61-B
62-A
63-D
64-A
65-D
66-C
67-E
68-D
69-A
70-A
71-E
72-D
73-A
74-C
75-C
76-D
77-A
78-B
79-D
80-D
81-B
82-A
83-A
84-B
85-B
86-C
87-B
88-E
89-E
90-D
91-A
92-B
93-D
94-C
95-B
96-C
97-E
98-A
99-D
100-D
101-E
102-D
103-D
104-C
105-B
106-A
107-A
108-A
109-E
110-C
111-B
112-B
113-B
114-C
115-D
116-D
117-B
118-A
119-C
120-D

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

KPSS TARİH DENEME SINAVI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

TARİH

1. I. Önemli kararlarda Kurultaya danışırlar
II. Yönetimde öncelik hanedana aittir.
III. Hakanların yetkileri töre tarafından sınırlandırılmıştır.
IV. Hakanların önemli dini törenleri doğrudan yönetmeleri istenirdi.
V. Temel ihtiyaçlar yetkililerden sağlanmıştır.

Yukarıdaki özelliklerden hangisi İslam öncesi Türk Devletleriyle ilgili değildir?
A) I B) II C) III D) IV E) V

2. I. Şad
II. Tudun
III. Tomgacı
IV. Tarkan
Yukarıdaki kavramlar Orta Asya Türklerinde
I. Hükümetin olduğunu
II.Din adamlarının etkili olduğunu
III.Hakanın bazı yetkilere sahip olmadığı
Hangisinin doğrudan göstergesidir?
Yalnız I B) I ve II C) I ve III
D) I, II ve III E) Yalnız III

3.İslam öncesi Orta Asya’da heykel sanatının geliştiğini söyleyen biri aşağıdakilerden hangisinin görüşlerine kanıt olarak gösterebilir?
Orhun anıtları B) Balbalları
C) Uygur minyatürleri D) Hayvan üslubunu
E) Kurganları

4.Türk-İslam devletlerinde Saltanatın Müslüman halk tarafından meşru görülmesi için
I. Sultan adına hutbe okutuluşu
II. Para bastırılması
III.İmamlık görevini yerine getirmesi
Hangisini uygulaması öncelikle zorunludur?
Yalnız III B) I ve II
C) Yalnız I D) I, II ve III
E) Yalnız II

5.Anadolu Selçuklularında dini, sosyal, kültürel etkinliği bir arada verilmesini sağlayan mimari yapı aşağıdakilerden hangisidir?
Bedesten B) Külliye
C) Sultan Han D) Çarşı
E) Namazgah

6.I. Divriği Ulu Cami
II. Sivas Gök Medrese
III. Eşrefoğlu Camii
IV. Sultan Han
V. İznik yeşil Camii
Yukarıdaki eserlerden hangisi Anadolu Selçuklu dönemine ait değildir?
A) I B) II C) III D) IV E) V

7.Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda birçok hizmeti bir arada vermek için inşa edilen külliyelerin ana yapısı aşağıdakilerden hangisidir?
Camii B) Medrese
C) Kümbet D) İmaret
E) Şifahane

8. I. Çiçek aşısının uygulaması
II. Avrupa’ya geçen elçilerin yollanması
III. Vezirazamlara Sadrazam denir
IV. Matbaanın çalışmaya başlaması
V. Avrupa’nın örnek alınmaya başlanması
Yukarıdakilerden hangisi Lale Devri yenilikleri arasında yer almaz?
A) I B) II C) III D) IV E) V

9. Osmanlı Devletinde en yüksek yargı organı aşağıdakilerden hangisidir?
Kazaskerlik B) Divan-ı Hümayun
C) Fetfahane D) Divan-i mezalim
E) Kadı mahkemesi

10.Osmanlı Devletinin Teokratik ( dine dayalı ) niteliğinin göstergesi olarak aşağıdakilerden hangisi öncelikle gösterilebilir.
Kadı B) Fetva
C) Ferman D) Medrese
E) Kazasker

11.Osmanlı Devletinde
*Abdülkadir Merağı
*Itri
*Dede Efendi
hangi alanda ilgili eserler vermişlerdir?
Mimari B) Minyatür
C) Musiki D) Hat
E) Edebiyat

12.I. Rumeli Hisarı
II. Anadolu hisarı
III. Malabadi Köprüsü
IV. Selimiye Camii
V. Bursa Yeşil Camii
Yukarıdakilerden hangisi Osmanlı Dönemi eserleri arasında yer almaz?
A) I B) II C) III D) IV E) V

13.Osmanlı Devletinde suçlu bulunan memurların mallarına ve kişiliklerine el konulmasını ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Ferman B) Haciz
C) Beraat D) Müsadere
E) Müsamere

14.Tazminat fermanının yazılmasında etkili olan evrensel sonuçları olan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?
A.B.D Bağımsızlığı
Sened-i İttifak
Fransız İhtilali
Kanu-i Esasi
Milletler Cemiyetinin kurulması

15.Osmanlı Devletinin ilk medeni kanunu aşağıdakilerden hangisidir?
Kanunname-i Osmani B) Mecelle
C) Kanun-i Esasi D) Kanun-i medeni
E) Düstur

16.Osmanlı vatandaşları, aşağıdakilerden hangisinden sonra özel mülkiyet güvencesini elde etmişlerdir?
Islahat Fermanı B) Mecelle
C) Tanzimat Fermanı D) I. Meşrutiyet
E) Müsadere Usulü

17. 19. yy da Osmanlı Devletinin aydınlarında ve üst yönetiminde hakim olan düşünce akımı aşağıdakilerden hangisidir?
İslamcılık B) Osmanlıcılık
C) Batıcılık D) Türkçülük
E) Turancılık

18.Atatürk’ün temel amacı olan çağdaş uygarlık seviyesinde yükselme aşağıdaki Osmanlı padişahlarından hangisiyle başlamıştır?
Fatih B) III. Selim
C) II. Mahmut D) Abdülmecit
E) II. Abdülhamit

19.Anayasal bir belge olmamasına rağmen, Anayasal düzene geçişte ilk adım sayılan siyasal belge aşağıdakilerden hangisidir?
Kanun-i Esasi B) Sened-i İmtiyaz
C) Sened-i ittifak D) Tanzimat fermanı
E) Islahat fermanı

20.Osmanlı Devletinde tımar sisteminin baskısı üzerine Anadolu’da çıkan ayaklanmalar aşağıdakilerden hangisidir?
İstanbul ayaklanması B) Celali ayaklanması
C) Suhte ayaklanması D) Eyalet isyanları
E) Şii ayaklanmaları
21.II.Mahmut döneminde ilk yayımlanan resmi gazete aşağıdakilerden hangisidir?
Tasvir-i Efkar B) İkdam
C) Alemdar D) Aydede
E) Takvim-i vakai

22.Türk tarihinde temsil edilen taban temel alındığı takdirde Orta Asya Türk Devletinde var olan “Kurultayın” Osmanlılarda bulunan aşağıdaki kurumlardan hangisiyle benzerlik içinde bulunduğu söylenebilir?
Divan-ı Hümayun B) Meclis-i vaka
C) Meclis-i Mebusan D) Şuray-ı devlet
E) Heyeti Vükala

23.Milli mücadelenin gerekçesi ve yöntemi aşağıdakilerden hangisinde ilk defa yer almıştır?
Erzurum Kongresi B) Amasya Tamimi
C) Sivas Kongresi D) Havza Genelgesi
E) Misak-ı Milli

24.I. TBMM de ilk defa kabul edilen “Halkçılık”programının amacının halkın sosyal, kültürel ve ekonomik durumunu geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bu program benzerini ilk defa aşağıdaki Orta Asya Türk Devletlerinden hangisi zamanında resmen kabul edildiği söylenebilir?
Uygurlar B) Hunlar
C) Karahanlılar D) Gök-Türkler
E) Türgişler

25.M. Kemal’in I. Dünya Savaşında etkin rol aldığı hangi cephedeki başarısı Milli Mücadele sırasında ulusal önder olarak halk tarafından kabul görmeleri kolaylaşmıştır?
Çanakkale B) Trablusgarp
C) Suriye D) Galişya
E) Filistin

26.Osmanlı devlet olan çıkarılan son ayaklanma aşağıdakilerden hangisidir?
Menemen B) Şeyh Sait
C) Kabakçı D) 31 mart
E) Patrona

27.Etnik bir tabana dayandırılan Misak-ı Milli sınırları temel alındığı takdirde aşağıdakilerden hangisinin öncelikle günümüz sınırları içinde olması gerekirdi?
Ege adaları B) Musul
C) Kırım D) Batum
E) Hatay

28.Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Asya’da kurulmuş olan Gök-Türk Devletleri arasındaki en anlamlı benzerlik aşağıdaki özelliklerden hangisidir?
Siyasi yapıları B) Dünya savaşları
C) Dış politikaları D) Siyasal isimleri
E) Dinsel yakınlıkları

29.Milli mücadele muharebelerinden B. Taarruz içinde yer alan başkomutanlık Meydan Savaşı ile aşağıdaki savaşlardan hangisi arasında sonuçları bakımdan doğrudan bir benzerlik kurulabilir?
Kösedağ B) Malazgirt
C) Dandanakan D) Kosova
E) Çanakkale

30.Dünyaca ünlü İstanbul’da bulunan ve Bizans yapılarından hangisi Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmüştür?
Ayasofya camii B) Topkapı sarayı
C) Aya irini D) Rumeli Hisarı
E) Çırağan Sarayı

COĞRAFYA

32. Aşağıda Türkiye’nin konumuyla ilgili verilen özelliklerden hangisi “jeopolitik” önemini daha fazla arttırmaktadır?
A) Kuzey Yarım Kürede yer alması
B)İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına sahip olması
C) Ortalama yükseltisinin fazla olması
D) Sıcaklığın kuzeye doğru azalması
E) Dört mevsimin belirgin olarak yaşanması

33. İç Anadolu Bölgesi :% 7
Güneydoğu Anadolu Bölgesi :% 3
G.Doğu Anadolu , İç Anadolu bölgesinden daha fazla yağış almasına rağmen orman alanlarının İç Anadolu’dan daha az olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Buharlaşma şiddetinin daha fazla olması
B) Akarsuların derin vadilerden akması
C) Toprakların daha tuzlu olması
D) Ekvatora daha yakın olması
E) Yağışların kar şeklinde düşmesi

35. Kızılırmak, Yeşilırmak ve Ceyhan gibi akarsularımız kıyıda biriktirerek verimli delta düzlükleri oluşturmuşlardır. Buna göre ülkemizde delta oluşumu ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
A) Kıyıda güçlü akıntılarının olmaması
B) Akarsu rejimlerinin düzensiz olması
C) Akarsularımızın bol alüvyon taşıması
D) Kıyılarımızda gel-git genliğinin güçlü olmaması
E) Kıyılarımızın fazla derin olmaması

36. Türkiye’de akarsuların debileri düşük olduğu halde hidro-elektrik potansiyelleri yüksektir.
Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yatak eğimlerinin fazla olması
B) Bir çoğunun kapalı havzaya dökülmeleri
C) Rejimlerinin düzensiz olması
D) Akarsuların kısa boylu olması
E) Kuzey yarım kürede yer alması

38. Türkiye’de 1 km2’lik alanda 600 ton civarında toprak aşınıp taşınarak çukur yerleri doldurmaktadır.
Buna göre yurdumuzda erozyonun şiddetli olmasında aşağıdakilerden hangisi etkili değildir?
A) Arazinin engebeli olması
B) Arazinin yanlış kullanılması
C) Doğal bitki örtüsünün büyük ölçüde yok edilmesi
D) Yüzölçümünün geniş olması
E) Türkiye topraklarının aşınmaya uygun olması

39. Hakkari, Rize, Gümüşhane gibi şehirlerimizde tarımsal nüfus yoğunluğunun fazla olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Kırsal nüfus miktarının fazla olması
B) Arazinin engebeli olması
C) Yazların yağışlı geçmesi
D) Hayvancılığın gelişmiş olması
E) Sanayinin fazla gelişmiş olması

41. Türkiye’de yer şekillerinin engebeli, yağışların bol olduğu yerlerde dağınık , yer şekillerinin sade ve su
kaynaklarının sınırlı olduğu yerlerde toplu yerleşme yaygındır. Buna göre aşağıdaki bölümlerden hangisinde dağınık yerleşmeler daha belirgindir?
A) Konya Bölümü
B) Kıyı Ege Bölümü
C) Çatalca- Kocaeli Bölümü
D) Doğu Karadeniz Bölümü
E) Ergene Bölümü

42. Nüfusun yıl içindeki belli bir dönemde yer değiştirmesine mevsimlik göç denir.Buna göre, aşağıdaki merkezlerden hangisinin nüfusu mevsimlik göçlerle en az değişir?
A) Muğla B) Antalya C) Kocaeli
D) Alanya E) Kuşadası

43. Aynı iklim bölgesinde doğal ortamda yetişmesi en zor olan bitki çifti aşağıdakilerden hangisidir?
A) Çay – Buğday
B) Çay – Fındık
C) Zeytin –Üzüm
D) Portakal- Muz
E) Pamuk – Tütün

44. Akdeniz Bölgesi’ne has bir ürün olan Turunçgiller Rize yetiştirildiği halde, pamuk yetişmez? Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Delta ovaların olmaması
B) Yağışların fazla olması
C) Kurak mevsimin olmaması
D) Ulaşımın yeterince gelişememesi
E) Toprakların nadasa bırakılması

45. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde makineli tarımın gelişememesinin sebebi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tarımsal üretimin önemsiz olması
B) İş gücünün ucuz olması
C) Yer şekillerinin engebeli olması
D) Devlet desteğinin olmaması
E) Her mevsimin yağışlı geçmesi

46. Aşağıdaki sanayi kuruluşlarının Türkiye’deki coğrafi dağılışı göz önüne alındığında hangi fabrikanın yeri belirlenirken, hammaddeye yakınlık ilkesi dikkate alınmamıştır?
A) Zeytinyağı B) Dokuma
C) Çay D) Kağıt
E) Demir-çelik

49. Marmara Bölgesi’nin sanayileşmesinde aşağıdakilerden hangisinin etkisi daha az olmuştur?
A) İş gücü temin etmenin kolay olması
B) Pazarlara yakın olması
C) Ulaşımın kolay sağlanabilmesi
D) Hidro-elektrik üretiminin yüksek olması
E) Sermaye birikiminin yüksek olması

VATANDAŞLIK

50. Referandum, halk girişimi ve halk vetosu gibi kurumlara yer veren siyasal sisteme ne ad verilir?
A) Liberal demokrasi B) Çoğunlukçu demokrasi
C) Sosyal demokrasi D) Temsili demokrasi
E) Yarı doğrudan demokrasi

51. 1982 Anayasa’sında aşağıdaki hak ve hürriyetlerden hangisi Türk vatandaşı olmayan kişiler içinde güvence altına alınmıştır?
A) Dilekçe hakkı
B) Kamu hizmetlerine girme hakkı
C) Seçme ve seçilme hakkı
D) Hak arama hürriyeti
E) Siyasi parti kurma ve siyasal partilere üye olma hakkı
52. Milli egemenlik ilkesi ilk kez hangi anayasada yer almıştır?
A) 1876 B) 1921
C) 1924 D) 1961
E) 1982

53. Aşağıdaki kuruluşlardan hangisinin kamu tüzel kişiliği anayasada belirtilmemiştir?
A) Yüksek Öğretim Kurulu
B) Köy
C) Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
D) Üniversite
E) Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu

54. Devlet Memurları Kanunu’na göre üst üste iki kez olumsuz sicil almış olan bir Devlet memuru hakkında aşağıdaki işlemlerden hangisi yapılır?
A) Devlet memurluğundan çıkarılır
B) Kurumu ile ilişiği kesilir
C) Disiplin cezası uygulanır
D) Bir başka göreve naklen atanır
E) Başka bir sicil amirinin emrine atanır

55. Aşağıdaki ülkelerden hangisi Avrupa Birliği’nin kurucu ülkelerinden biri değildir?
A) Almanya B) Belçika
C) Lüksemburg D) Hollanda
E) İngiltere

56. 1982 Anayasa’sına göre TBMM’ye karşı Milli Güvenliğin sağlanmasından aşağıdakilerden hangisi sorumludur?
A) Bakanlar Kurulu B) Milli Güvenlik Kurulu
C) Genel Kurmay Başkanlığı
D) Milli Savunma Bakanlığı
E) Cumhurbaşkanı

57. 2004 yılının ilk çeyreğinde açıklanan 2003 yılı enflasyon rakamlarına göre Toptan Eşya Fiyat Endeksi yüzde kaçtır?
A) 5 B) 9
C) 18 D) 22
E) 28

58. Aşağıdakilerden hangisi 1982 Anayasa’sı tarafından yargı denetimi dışında bırakılan idari işlemlerden biri değildir?
A) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı idari işlemler
B) Bakanlar Kurulunun kararları
C) Yüksek Askeri Şura kararları
D) Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları
E) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları

59. Aşağıdakilerden hangisi yerel yönetim kuruluşu değildir?
A) Belediyeler B) Köy
C) İl Özel İdaresi D) İlçe Belediye İdaresi
E) Bucak

60. Bir ilçenin bir ilden ayrılıp bir başka ile bağlanması aşağıdakilerden hangisi ile sağlanır?
A) Bakanlar Kurulu kararıyla
B) Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
C) TBMM kararıyla
D) Kanunla
E) Danıştay kararıyla

58. Aşağıdakilerden hangisi 1982 Anayasa’sı tarafından yargı denetimi dışında bırakılan idari işlemlerden biri değildir?
A) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı idari işlemler
B) Bakanlar Kurulunun kararları
C) Yüksek Askeri Şura kararları
D) Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları
E) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları

59. Aşağıdakilerden hangisi yerel yönetim kuruluşu değildir?
A) Belediyeler B) Köy
C) İl Özel İdaresi D) İlçe Belediye İdaresi
E) Bucak

60. Bir ilçenin bir ilden ayrılıp bir başka ile bağlanması aşağıdakilerden hangisi ile sağlanır?
A) Bakanlar Kurulu kararıyla
B) Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
C) TBMM kararıyla
D) Kanunla
E) Danıştay kararıyla

Genel Kültür ( Lisan Mezunu )

1 – D 31 – D
2 – A 32 – B
3 – B 33 – A
4 – C 34 – C
5 – B 35 – B
6 – E 36 – A
7 – A 37 – E
8 – C 38 – D
9 – B 39 – B
10 – B 40 – D
11 – C 41 – D
12 – C 42 – C
13 – D 43 – A
14 – C 44 – C
15 – B 45 – C
16 – C 46 – E
17 – B 47 – B
18 – B 48 – E
19 – C 49 – D
20 – B 50 – E
21 – E 51 – E
22 – D 52 – B
23 – B 53 – A
24 – D 54 – E
25 – A 55 – E
26 – D 56 – A
27 – B 57 – B
28 – D 58 – B
29 – B 59 – E
30 – A 60 – D

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

OSMANLI KÜLTÜR VE UYGARLIĞI TESTİ

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

OSMANLI KÜLTÜR VE UYGARLIĞI TESTİ  

1. Osmanlı Devletinde temel eğitim kuru¬mu, aşağıdakilerden hangisidir?  
A) Medrese  
B) Külliye  
C) Enderun  
D) İltizam  
E) Sancak  
2. Osmanlı Devleti’nde tahta geçmeyi amaçlayan şehzadeler, bu amaçlarına ulaşabilmek için, özellikle aşağıdaki güçlerden hangisinin desteğini kazan¬maya çalışırlardı?  
A) Türkmen aşiretlerinin  
B) Kapıkulu unsurlarının  
C) Bağlı beylik yöneticilerinin  
D) Eyalet Askerlerinin  
E) Komşu devletlerin  
3. Osmanlı Devleti’nde halktan alınan vergi¬ler ikiye ayrılırdı.  
Aşağıdakilerden hangisi İslâm huku¬kundan kaynaklanarak alınan (şer’î) vergilerden biri değildir?  
A) Aşar B) Zekât C) Haraç  
D) Cizye E) Avarız  
4. Osmanlı Devleti dirlikleri dağıtırken toprakların aşağıdaki özelliklerinden hangisini göz önünde bulundurmuş¬tur?  
A) Kişilerin gereksinmelerini  
B) Toprakların genişliğini  
C) Toprakların gelirlerini  
D) Kişilerin idarî mevkilerini  
E) Toprakların coğrafî konumunu  
5. Osmanlı Devleti’nde toprak çeşitli yönetim biçimlerine ayrılmıştır.  
Aşağıdakilerden hangisi bunlardan biri değildir?  
A) Vakıf B) Has C) Sancak  
D) Tımar E) Zeamet  
6. Osmanlı İmparatorluğu’nda Ocaklık arazi gelirleri, aşağıdaki alanlardan hangisine ayrılmıştır?  
A) Sosyal kurumlara  
B) Kapıkulu askerlerine  
C) Türkmen aşiretlerine  
D) Kale ve tersanelere  
E) Saray giderlerine  
7. Osmanlı Devleti’nde fethedilerek Merkeze Bağlı Eyalet Sistemi içine alınan toprak, kullanım amacına göre beşe ayrılırdı.  
Aşağıdakilerden hangisi bu topraklar¬dan biri değildir?  
A) İltizam B) Dirlik C) Mukataa  
D) Ocaklık E) Yurtluk  
8. Osmanlı Devleti’nde topraklar devletin mülkiyetindeydi. Devlet, reayaya sadece toprağın işletme hakkını verirdi. Ancak üç yıl üst üste işlenmeyen toprak kişinin elinden alınırdı.  
Devletin toprak üzerine böyle bir dene¬tim getirmesinin ekonomik nedeni, aşağıdakilerden hangisidir?  
A) Merkezî otoriteyi güçlendirmek  
B) Vergi gelirlerini artırmak  
C) Tarımsal üretimin sürekliliğini sağla¬mak  
D) Derebeyliğin oluşmasına izin verme¬mek  
E) Egemenlik alanlarını genişletmek  
9. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlılarda dirlik arazi uygulamasıyla ulaşılmak is¬tenen amaçlardan biridir?  
A) Donanma giderlerini karşılamak  
B) İltizam gelirlerini artırmak  
C) Medreselerin yapılmasını sağlamak  
D) Dinsel ve toplumsal hizmetleri görmek  
E) Tımarlı Sipahi yetiştirmek  
10. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı or¬dusunun, merkez gücünün temelini oluşturan Kapıkulu ocaklarından biri değildir?  
A) Cebeci B) Silâhtar C) Lâğımcı D) Sipah E) Müsellem  
11. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı Dev¬leti, ordusundaki Kapıkulu ocakların¬dan bir askerî birlik değildir?  
A) Ulufeci  
B) Lâğımcı  
C) Humbaracı  
D) Cebelü  
E) Silâhtar  

12. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı or¬dusunun öncü kuvvetlerinden biri de¬ğildir?  
A) Sol Ulûfeciler  
B) Akıncılar  
C) Deliler  
D) Beşliler  
E) Azaplar  
13. II. Mehmet (Fatih), Kanunname-i Ali Os¬man’ı yayınlayarak Bağlı Beylik Eyalet Sistemi’ni oluşturmuştur. Aşağıdakilerden hangisi bu eyalet sis¬temi içinde yer alan topraklardan biri¬dir?  
A) Trablus  
B) Kırım  
C) Mısır  
D) Yemen  
E) Tunus  
14. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı Dev¬leti, ülke yönetim birimlerinden biri olan “Özel Yönetimli Eyaletlerden biri değildir?  
A) Cezayir B) Basra C) Fas  
D) Bağdat E) Hicaz  
15.  
I. Kazaskerler  
II. Nişancı  
III. Defterdarlar  
IV. Müftü  
Osmanlı Devleti merkez örgütü divanın asıl üyesi olan bu görevlilerden hangi¬leri Türk medrese kökenlidir?  
A) I – II B) I – III C) I – IV  
D) II – IV E) III – IV  
16. Osmanlı Devleti’nin Klâsik Dönemi’nde padişah adına “yürütme” yetkisini kulla¬nan danışma kurulu, aşağıdakilerden hangisidir?  
A) Enderun B) Divan C) Medrese E) Kapıkulu E) Bab-ı Ali  
17. Osmanlı Devletinde devlet adamı yetiştiren Enderun mektebi aşağıdaki hangi padişah tarafından kurulmuştur?  
A) Fatih Sultan Mehmet  
B) Kanuni Sultan Süleyman  
C) Yavuz Sultan Selim  
D) I. Murat  
E) II. Murat  
18. Osmanlı Devleti’nde, şehzadelerin san¬caklarda görevlendirilmesi uygulama¬sının kaldırılarak, hanedanın en yaşlı ve en akıllı (ekber – erşed) üyesinin sal¬tanatın başına geçmesi, aşağıdaki pa¬dişahlardan hangisinin yayınladığı fer¬manla gerçekleşmiştir?  
A) II. Mehmet (Fatih)  
B) I. Ahmet  
C) I. Süleyman (Kanunî)  
D) I. Murat  
E) I.Bayezit (Yıldırım)  
19. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?  
A) Kazasker – Büyük davalar  
B) Defterdar – Mali işler  
C) Nişancı – Arazi ve tımar işleri  
D) Kaptan-ı Derya – Donanma işleri  
E) Reisü’lküttap – Devletin içişleri  
20. Osmanlı İmparatorluğunda Şer’i Hukuk aşağıdakilerden hangisine dayanmaktadır?  
A) Gelenekler  
B) Islahat Fermanı  
C) Dinsel Kurallar  
D) Mecelle  
E) Adalet Fermanlar  

1/a 6/d 11/d 16/b  
2/b 7/a 12/a 17/e  
3/e 8/c 13/b 18/b  
4/d 9/e 14/e 19/e  

61. İslam Öncesi Türk devletlerinde boy beylerinden oluşan Kurultay, hakanın seçiminde etkili rol oynardı. Kurultay başarılı olamayan halkına refah sağlayamayan töreye aykırı hareket eden hakanı görevden alabilirdi.
Bu bilgilere göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Hükümdarlık babadan oğla geçmektedir.
Hükümdarlar yasalara uymak zorundadır.
Hakanların halka karşı sorumlulukları vardır.
Hükümdarların yetkileri sınırlıdır.
Kurultay devlet yönetiminde etkilidir.

62. Uygurlarda;
I. Ticaret ve tarımın gelişmesi
II. Şehir kültürünün yaygınlık kazanması

III. Kütüphanelerin açılması
Gelişmelerden hangisi veya hangileri Uygurların yerleşik yaşama geçtiklerinin kanıtlarıdır?

A) Yalnız I B) Yalnız II C) I-II
D) II-III E) I-II-III

63. İslam Öncesi Türk Devletlerinden,
– Büyük Hun İmparatorluğu döneminden kalan kurganlarda bulunan taşınabilir malzemeden yapılmış silahlar, eyerler ve elbiselerin hayvan resimleriyle süslendiği görülmüştür.
– Göktürkler döneminden kalan kurganlarda ise, altın ve gümüşten yapılmış süs eşyaları, demirden yapılmış kılıç ve mızrak gibi silahlara rastlanmıştır.
Bu bilgiler Türklerle ilgili aşağıdakilerden hangisinin bir gösterisi olarak değerlendirilemez?

Savaşçı özellik taşıdıklarının
Madenlerden yararlandıklarının
Ölümden sonraki yaşama inandıklarının
Ulusçu devlet anlayışını benimsediklerinin
Sanatı yaşam biçimine göre
geliştirdiklerinin

64. – Şehzadeleri eğitmekle görevlidir.
– Bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle Selçuklu Devletinin yıkılışını hızlandırmışlardır.
Bu özellikler aşağıdakilerden hangisine aittir?

A) Lala B) Lonca C) Atabey
D) Ahi E) Sipahi

65. Osmanlı Devletinde;
17 yy. başlarında savaşların uzun sürmesi ve tımar sisteminin bozulması üzerine Anadolu da aşağıdaki ayaklanmalardan hangisi çıkmıştır?

A) İstanbul B) Celali
D) Yeniçeri D) Babai E) Baba İshak

66. I. Yaya
II. Musellem
III. Nizam-ı Cedit
IV. Yeniçeri
Hangisi veya hangileri Orhan Bey döneminde kurulan ilk devamlı ordulardır?

A) I-IV B) Yalnız III C) I-II
D) I-III E) Yalnız IV
67. I. Lala
II. Atabey
III. Subaşı
IV. Müdderis
V. Muhtesib
Yukarıdakilerden hangileri İslam – Türk devletlerinde eğitim ile ilgili kavramlar değildir?

A) I-II-IV B) III-V C) Yalnız IV D) II-III-V
E) I-IV
68. Osmanlı Devletinde hukukun üstünlüğü ilkesi ilk defa aşağıdakilerden hangisiyle kabul edilmiştir?

Islahat Fermanı
Kanun-i Esasi
Sened-i İttifak
Tanzimat Fermanı
I. Meşrutiyet

69. 19.yy da imzalanan antlaşmalar-dan hangisi Osmanlı Devletinin topraklarını koruyamayacak du-rumda olduğunun göstergesidir?

A) K. Kaynarca B) Balta Limanı
C) Paris D) Berlin
E) Sevr

70. Osmanlı Devletinin Balkan Savaş-larında ağır bir yenilgi alması düşünce alanında da köklü değişimlere neden olmuştur.
Aşağıdaki düşüncelerden hangisi bu yenilgi sonunda güçlenerek yaygınlık kazanmıştır?

Türkçülük
Ümmetçilik
Batıcılık
Turanizm
Osmanlıcılık

71. Amasya Genelgesinin yayınlanma-sından sonra İstanbul Hükümetinin, Mustafa Kemal’e karşı gösterdiği tepki aşağıdakilerden hangisinde belirtil-miştir?

Mustafa kemal’i desteklemek
Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin faaliyetlerini yasaklamak
Mustafa Kemal’i görevinden almak
Kuva-ı İnzibatiye’yi kurdurmak
Meclis’i Mebusan’ı toplamak

72. I. Amasya Genelgesi
II. Erzurum Kongresi
III. Amasya Görüşmeleri
IV. Sivas Kongresi
V. Misak-ı Milli
Yukarıdakilerden hangisinin içeriğinde ulusal egemenliği gerçekleştirme fikri yoktur?

A) I-II B) II-V C) III-IV
D) III-V E) I-III

73. TBMM’nin kurulmasıyla görevi sona eren kuruluş aşağıdakilerden han-gisidir?

Meclis-i Mebusan
Heyeti Temsiliye
Kuva-i Milliye
Tekalif-i Milliye
Teşkilat-ı Esasiye

74. TBMM’nin Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptığı çalışmalardan
I. Moskova’da elçilik açılması
II. Tekalifi Milliye emirlerinin yayınlanması
III. İstiklal mahkemelerinin kurulması
IV. Fransa ile Ankara antlaşmasının yapılması
Hangisi veya hangileri uluslararası ilişkilerde etkinlik kurmaya yönelik değildir?

A) I-II B) II-III C) II-IV
D) III-IV E) Yalnız III

75. I. İnönü Savaşının kazanılma-sından sonra İtilaf devletlerinin TBMM nin Londra Konferansına davet etmeleri ile aşağıdakilerden hangisini amaçlamışlardır?

TBMM’yi resmen tanımak
İstanbul hükümetini korumak
Yunanlıları durdurmak
Saltanata son vermek
Sevr antlaşmasını kabul ettirmek

76. I. ve II. İnönü Savaşlarının ortak yanı aşağıdakilerden hangisidir?

Yunan kuvvetlerinin ilerleyişinin durdurulması ve zaman kazanılması
Kütahya ve Eskişehir’in kaybedilmesi
Doğu Trakya’nın Yunanlıların elinden alınması
Fransa’nın Anadolu’dan çekilmesi
İngiltere’nin barış önerilerinde bulunması

77. I. İnönü zaferinden sonra toplanan Londra Konferansının başarısızlıkla sonuçlanmasında TBMM temsilci-lerinin aşağıdaki tutumlarından hangisi daha çok etken olmuştur?

Boğazların Türklere ait olduğunda direnmeleri
Ermeni Devletinin kurulmasına karşı çıkmaları
Kapitülasyonlar konusunda karşı çıkmaları
Misak-ı Milli’den taviz vermemeleri
İstanbul hükümetini Türk milletinin temsilcisi olarak tanımamaları

78. Büyük Taarruz için gerekli olan insan gücü, silah ve malzemelerin sağlandığı kaynaklar arasında, aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Sovyet Rusya’dan silah ve malzeme satın alınması
Almanya’nın maddi desteğinden yararlanılması
İstanbul’daki depolardan Anadolu’ya silah kaçırılması
Anadolu halkının elindeki malzemelerin değerlendirilmesi
Doğu cephesindeki ordu birliklerinin batıya aktarılması

79. Fransız Hükümetinin TBMM ile 20 Ekim 1921 Antlaşmasını imzala-ması, aşağıdaki gelişmelerden hangisiyle ilgilidir?

Düzenli ordunun kurulması
Ermenilerin, Türklere karşı haksız davranması
İtalya’nın Anadolu’dan çekilme kararı alması
Fransızların Güney Cephesinde başarısızlığa uğraması
Sovyetlerin TBMM’yi tanıması

80. İtilaf Devletlerinin TBMM’yi resmen tanıması ilk defa aşağıdakilerden hangisiyle gerçekleşmiştir?

Lozan Antlaşması
Gümrü Antlaşması
Ankara Antlaşması
Moskova Antlaşması
Londra Konferansı

81. Misak-ı Millide
I. Sınırlar
II. Boğazlar
III. Kapitülasyonlar
Kavramlarından hangileri yer almıştır?

A) Yalnız I B) I-II C) I-III
D) Yalnız III E) I-II-III

82. I. Şeyh Sait İsyanı
II. Bursa Olayı
III. Menemen olayı
Yukarıdakilerden hangileri Cumhu-riyet politikalarına tepki niteliğin-dedir?

A) Yalnız I B) Yalnız II C) I-II
D) I-III E) I-II-III

83. I. Medreselerin kapatılması
II. Tekke ve zaviyelerin kapatılması
III. Kılık – kıyafet kanunun çıkarılması
IV. Soyadı kanununun kabul edilmesi
Yukarıdakilerden hangilerinin amacı çağdaş düşünceli bireyler yetiştirmektir?

A) Yalnız I B) I-III C) II-IV
D) I-II E) Yalnız III

84. I. Hükümet bunalımının çıkması
II. Seçim sisteminin yetersiz olması
III. Devletin yönetim şeklinin belirsiz
olması
IV. Saltanatın devam etmesi

Yukarıdakilerden hangileri Cumhu-riyetin ilanı ile ortadan kalkma-mıştır?

A) I-III B) II-IV C) I-II
D) Yalnız IV E) III-IV

85. I. İşgalci güçlere karşı direnişi
örgütleme
II. Kuva-i Milliyeyi destekleme
III. Bölgelerini savunma
IV. Saltanata ve halifeye açık
muhalefet etme
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri milli mücadele sırasında toplanan kongrelerin bir özelliği değildir?

A) Yalnız I B) Yalnız II C) I-IV
C) Yalnız IV E) III-IV

86. Atatürk aşağıdaki ilkelerden hangi-sini diğerlerine göre daha önce uygulamaya koymuştur?

A) Ulusçuluk B) Halkçılık
C) Laiklik D) Devletçilik
E) Devrimcilik

87. Atatürk ilkelerinden laiklik: Dinin bir vicdan konusu olduğundan hareket ederek din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmak bilimi devlet ve toplum yaşamında egemen kılmaktır.
Buna göre aşağıdakilerden hangisi laikliği bütünleyen ilkelerdir?

Ulusal birlik ve beraberlik
Akılcılık ve bilimsellik
İnsan ve insan sevgisi
Özgürlük ve bağımsızlık
Ulusal egemenlik

88. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyen Atatürk, yeni devletin kurulmasında bu düşüncesinden güç almıştır.
Atatürk’ün özgürlük ve bağımsızlık düşüncesi aşağıdaki temel ilkeler-den daha çok hangisiyle uygulama ortamı bulmuştur?

Milliyetçilik
Cumhuriyetçilik
İnkılapçılık
Devletçilik
Laiklik

89. Cumhuriyet dönemindeki
I. Toprak reformu yapılması
II. Aşar vergisinin kaldırılması
III. Ayrıcalık belirten ünvanların yasaklanması
Gelişmeleri aşağıdaki ilkelerden hangisiyle ilgilidir?

A) Devletçilik B) Cumhuriyetçilik
C) Laiklik D) Ulusçuluk
E) Halkçılık

90. Yeni Türk devletinde,
I. Saat ve takvim sisteminin değiştirilmesi
II. Türk tarihinin en eski dönemlerinin araştırılması
III. Ağırlık ve uzunluk ölçülerinin değiştirilmesi
IV. Türkçe’nin en eski kaynaklarının araştırılması
Gibi gelişmelerden hangileri ulus anlayışının gelişmesine katkı sağlama amacına yöneliktir?

A) I-II B) II-IV C) III-IV
D) Yalnız IV E) I-II-IV

91. Türkiye’de tarımda görülen aşağı-daki gelişmelerden hangisi sulanabilen alanların genişletil-mesine bağlı değildir?

Tarımsal verimin artması
Mera hayvancılığının gelişmesi
Nadasa ayrılan toprakların azalması
Endüstri bitkileri üretiminin yaygınlaşması
Su isteği yüksek ürünlerin ekim alanının genişlemesi

92. İç Anadolu bölgesinin aşağıdaki özelliklerinden hangisi üzerinde iklimin etkisi yoktur?

Nüfusun daha çok dağ eteklerinde toplanması
Nadas uygulamasının yaygın olması
Orman oranının az olması
Tarımsal ürün çeşidinin az olması
Bölge içi ulaşımın kolay olması

93. Bir bölgede yaygın olarak makineli tarım yapılması, tarım alanlarının geniş ve engebeliliğin az olmasına bağlıdır.
Buna göre aşağıdaki bölümlerin hangisinde tarımda makine kulla-nımının daha zor olması beklenir?

Güney Marmara Bölümü
Orta Fırat Bölümü
Yukarı Kızılırmak Bölümü
Konya Bölümü
Kıyı Ege Bölümü

94. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre nüfus yoğunlukları Türkiye ortala-masının altında olan aşağıdaki kentlerin hangisinde nüfus yoğunluğunun azlığı diğerlerine göre farklı bir nedene dayanır?

A) Aksaray B) Sivas
C) Artvin D) Hakkari
E) Çanakkale

95. Aşağıdakilerden hangisinde, Batı Karadeniz bölümündeki bir yöre bu yörede bulunmayan bir endüstri koluyla birlikte verilmiştir?

Karabük-Petrokimya
Çaycuma – Kağıt
Çatalağzı – Elektrik enerjisi
Ereğli – Demir çelik
Sinop – Cam

96. Ülkemizde maden yatakları ve çeşitliliği bakımından en zengin bölüm aşağıdakilerden hangisidir?

Orta Fırat Bölümü
Batı Karadeniz Bölümü
Güney Marmara Bölümü
Yukarı Fırat Bölümü
İç Batı Anadolu Bölümü

97. Trabzon’un bir liman kenti olarak Rize ve Giresun’a oranla daha çok gelişmiş olması aşağıdakilerden hangisi ile açıklanabilir?

Şehirde yaşayan nüfusun daha fazla olması
Yüzey şekillerinin daha sade olması
İç bölgelerle ulaşımın geçitlerle sağlanması
Balıkçılığın gelişmiş olması
Nemli iklim koşulları

98. Türkiye’de akarsular, saniyede akıttıkları toplam su miktarı bakımından fazla zengin sayılamaz ancak enerji potansiyeli bakımından oldukça zengindir.
Bu durum aşağıdakilerden hangisine kanıt olabilir?

Akarsu rejimlerinin düzensiz olduğunu,
Akarsularımızın menderesler oluş-turduğuna
Akarsu yatak eğiminin fazla olduğuna
Akarsuların yer altı suları ile beslendiğine
Akarsuların kar suları ile beslendiğine

99. Ülkemizde Van gölü ve Konya ovası çevresinde suları denize ulaşamayan kapalı havzalar bulunur.

I. Denize uzaklık
II. Yağış rejimi
III. Yer şekilleri
IV. Yükseklik

Bu tür kapalı havzaların oluş-masında yukarıdaki faktörlerden hangisi ya da hangilerinin etkili olduğu söylenebilir?

A) Yalnız I B) Yalnız II C) III-IV
D) II-III E) Yalnız III

100.Aşağıdaki göllerden hangisinin oluşumunda doğal setleşmelerin etkisi yoktur?

Bafa Gölü
Büyük Çekmece
Van Gölü
Tuz Gölü
Köyceğiz Gölü

102.Divriği, Hekimhan ve Edremit yörelerinin bulunan maden aşağıdakilerden hangisidir?

A) Demir B) Kurşun C) Linyit
D) Bakır E) Civa

103.Aşağıdaki yörelerin hangisinde Alüminyum işletmesi bulunmak-tadır?

A) Ereğli B) Kırıkkale C) İzmir
D) Seydişehir E) Batman

104.Ülkemizde iklim ve doğal bitki örtüsü çeşitliliğinin fazla olmasın-da aşağıdakilerden hangisinin etkisi yoktur?

Yer şekilleri
Denize göre konum
Yükseklik
Dağların uzanışı
Bölgelerin genişliği

106.Aşağıdaki limanlarımızdan hangi-sinin iç bölgelerle Demiryolu bağlantısı bulunmaz?

A) İstanbul B) İzmir C) Samsun
D) Trabzon E) Zonguldak

107.Aşağıdakilerden hangisi ithal ettiğimiz ürünler arasında yer almaz?

Petrol
Çimento
İlaç
Suni gübre
Kahve

108.Ülkemizdeki elektrik enerjisinin büyük bir kısmı termik santrallerden sağlar. Bu santrallerde hammadde olarak taşkömürü, linyit, doğalgaz gibi enerji kaynakları kullanılır.
Buna göre aşağıdaki santralle-rimizden hangisinde enerji kaynağı olarak taşkömürü kullanılır?

Çayırhan
Ambarlı
Çatalağzı
Yatağan
Elbistan

109.1990 yılı verilerine göre ülkemiz nüfusunun yaklaşık %13’ü sanayi sektöründe çalışmaktadır. Sanayide çalışan bu nüfusun en fazla istih-dam edildiği sektör aşağıdaki-lerden hangisidir?

Dokuma, deri ve giyim sanayi
Çimento, cam ve seramik sanayi
Besin sanayi
Kimya sanayi
Maden sanayi

110. Aşağıdakilerden hangisi 2004 yılı içerisinde yapılan ve Gelişmiş sekiz ülkenin katıldığı toplantının ana amacını oluşturur?

A) Rusya krizi
B) Irak’ın siyasal yapılandırılması
C) Ortadoğu projesi
D) Pazar paylarının dağılımı
E) Üye ülkelerin sosyal politikalarının gelişimi

111.Olağanüstü hal ilan etme yetkisi aşağıdakilerden hangisine aittir?

Cumhurbaşkanı
Cumhurbaşkanı başkanlığında top-lanacak Bakanlar kurulu
Başbakan
TBMM
Başbakanlık

112.Aşağıdakilerden hangisi merkezi idare teşkilatı arasında yer almaz?

Bakanlıklar
Bakanlar Kurulu
Belediye idaresi
Başbakan
Cumhurbaşkanı

113.Aşağıdakilerden hangisi NATO’nun kurucu ülkelerinden biri değildir?

A) Lüksemburg
B) İzlanda
C) Fransa
D) Kanada
E) Yunanistan

114.Aşağıdakilerden hangisi sosyal devleti gerçekleştirmeye yönelik hukuki yöntemlerden biri değildir?

Vergi adaleti
Zor alım
Kamulaştırma
Devletleştirme
Planlama

115.Siyasi partilerin kapatılma davası hangi yargı merciinde görülür?

Ceza mahkemesi
Anayasa mahkemesi
Yargıtay
Danıştay
Yüksek seçim kurulu

116.Aşağıdakilerden hangisi Cumhur-başkanının yasama yetkilerinden-dir?

Kanunları yayımlamak
Yüksek hakimleri seçmek
Cezaları hafifletmek
Başbakanı atamak
Milli güvenlik kuruluna başkanlık etmek

117.1982 Anayasa’sına göre temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin aşağıda verilen ifadelerden hangisi doğrudur?

2001 yılında yapılan değişikliklerle temel hak ve hürriyetlerin sadece sıkıyönetim veya olağanüstü hal durumlarında sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.
2001 yılında yapılan değişikliklerle temel hak ve hürriyetlerin her biri için geçerli olan özel sınırlama nedenleri kaldırılarak tümü için geçerli genel sınırlandırma nedenlerine yer verilmiştir.
2001 yılında yapılan değişikliklerle temel hak ve hürriyetlerin hem tümü için geçerli genel sınırlandırma nedenlerine hem de sadece bazı temel hak ve hürriyetler için geçerli özel sınırlandırma nedenlerine yer verilmiştir.
2001 yılında yapılan değişikliklerle temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerli mevcut genel sınırlama nedenleri kaldırılmış ve hemen bütün temel hak ve hürriyet için ayrı ayrı özel sınırlama nedenleri düzenlenmiştir.
2001 yılında yapılan değişikliklerle temel hak ve hürriyetler için zaten mevcut olan özel sınırlandırma nedenleri daraltılarak korunmuş zaten bulunmayan genel sınırlama nedenlerine yönelik bir hüküm tesisine gidilmemiştir.

118.1982 Anayasasında Anayasa değişikliği ile ilgili olarak,

I. Ayrı bir kurucu meclis oluşturulması
II. Bazı hükümlerin değiştirilmesinin tamamen yasaklanması
III. Bir değişiklik yapıldıktan sonra belli bir süre geçmedikçe yeni bir değişiklik yapılamaması
IV. Teklif ve kabul yeter sayısının kanunlarınkine göre daha yüksek olması
V. Bazı durumlarda referanduma başvurulmasının zorunlu olması
Düzenlemelerinden hangileri be-nimsenmiştir?

A) I-II-IV B) I-III-V C) II-III-IV
D) II-IV-V E) III-IV-V
119.Sermayenin % 50 sinden fazlası iktisadi devlet teşekkülüne veya bir kamu iktisadi kuruluşuna ait olan işletme veya işletmeler toplulu-ğundan oluşan A.Ş lere ne ad verilir?

Müessese
Ticaret şirketi
Esnaf
Bağlı ortaklık
KİT

120.Aşağıdakilerden hangisi gelişmek-te olan ülkelerin yaşamış olduğu yüksek oranlı ve kronikleşmiş enflasyon sorununun çözümü için başvurulan bir yöntemdir?

Merkez Bankasının denetimini arttırmak
Faiz oranlarını düşürmek
Para kurulunu faaliyete geçirmek
Döviz kurunu yükseltmek
Sermaye piyasasını serbestleştirmek

61.A 91.B
62.E 92.E
63.D 93.C
64.C 94.A
65.B 95.A
66.C 96.D
67.B 97.C
68.D 98.C
69.C 99.E
70.A 100.D
71.C 101.B
72.D 102.A
73.B 103.D
74.B 104.E
75.E 105.E
76.A 106.D
77.D 107.B
78.B 108.C
79.D 109.A
80.E 110.C
81.E 111.B
82.E 112.C
83.D 113.E
84.B 114.B
85.C 115.B
86.A 116.A
87.B 117.D
88.B 118.D
89.E 119.D
90.B 120.C

5/c 10/e 15/c 20/c

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

KPSS TARİH SINAVI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

TARİH
1- Kırşehir’de bulunan “ Caca Bey”medresesi aşağıdaki devletlerden hangisi tarafından yapılmıştır?
A)       Osmanlı devleti
B)        Danişmentliler
C)       Saltuklular
D)       Anadolu Selçuklu Devleti
E)        Mengücekliler

2- Anadolu Selçuklu Devletinde ordu mensuplarına ve devlet memurlarına hizmet ve maaşlarına karşılık verilen topraklara ne ad verilir?
A)      Has arazi
B)      Mülk arazi
C)      Ikta
D)      Vakıf arazi
E)      Tımar

3- Osmanlı devleti’ nin Kültür ve Medeniyeti kendinden önceki Türk İslam Devletlerinin bir devamı niteliğindedir? Aşağıdaki uygulamalardan hangisi bu görüşe kanıt olarak gösterilemez?
A)      Tımar sistemi
B)      Ekber ve Erşed sistemi
C)      Ordu sistemi
D) Divan Teşkilatı
E) Hukuk Sistemi

4- Osmanlı Devletinde mesleki eğitim kurumları olarak da kabul edilen teşkilat aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Lonca
B)        Medrese
C)       Enderun
D)       Divan
E)        İmarethane

5- Aşağıdaki devlet görevlilerinden hangisinin divan üyeliğine getirilmesi, devletin teokratik yapısının giderek güçlendiğinin göstergesidir?
A)       Nişancı
B)       Kazasker
C)       Şeyhülislam
D)       Defterdar
E)       Reisül Küttap

6- Osmanlı Devletinde, devlet memuru olabilmenin ilk koşulu aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Hanedan Üyesi
B)        Enderun çıkışlı olmak
C)       Ülke toprakları içinde doğmuş olmak
D)       Müslüman olmak
E)        Medrese çıkışlı olmak

7- Aşağıdaki belgelerden hangisi, Osmanlı Devletinin söz geçiremeyecek hale geldiğini gösteren bir kanıttır?
A)       Fatih Kanunnamesi
B)       Sened-i İttifak
C)       Tanzimat Fermanı
D)       Islahat Fermanı
E)       Kanun-i Esasiye

8- II. Mahmut dönemindeki;
I- İlk öğretimin zorunlu hale gerilmesi
II- Memurlara kıyafet zorunluluğunun
getirilmesi
III- Divan’ ın kaldırılıp, yerine Bakanlar
Kurulunun oluşturulması

gelişmelerindeki ortak amaç aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Etnik ayrımcılığı ortadan kaldırmak
B)       Padişahın siyasal yetkilerini artırmak
C)       Toplumsal sınıf farklarını ortadan kaldırmak
D)       Devlet yönetimini laikleştirmek
E)       Devleti, batılı devletlerin düzeyine ulaştırmak

9- II. Meşrutiyet döneminde aşağıdaki fikirlerden hangisi uygulanmaya başlanmıştır?
A)       Türkçülük
B)       Ümmetçilik
C)       Devletçilik
D)       Cumhuriyetçilik
E)       Adem-i Merkeziyetçilik

10- İttihat ve Terakki partisinin hangi olay sonucu ülke yönetimini tümüyle ele geçirip, diktatörlük rejimi kurmuştur?
A)       I. Meşrutiyet
B)       II. Meşrutiyet
C)       31 Mart olayı
D)       Trablusgarp savaşı
E)       Bab-ı Ali Baskını

11- I. İkinci Meşrutiyet
II. Balkan savaşı
III. Trablusgarp savaşı
IV. 31 Mart olayı

Yukarıdaki olayların kronolojik sırası aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
A)       II – III – I – IV
B)       I – IV – III -II
C)       I – IV – II – III
D)       IV – II – III – I
E)       I – II – IV – I

12- İtilaf Devletleri, Londra Konferansına ve Lozan Barış Görüşmelerine hem Osmanlı Hükümetini hem de TBMM Hükümetini davet etmişlerdi. İtilaf Devletlerinin bu iki hükümeti birlikte çağırmalarının amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A)       TBMM’ yi desteklemek
B)       İki hükümet arasındaki görüş ayrılığından yararlanmak
C)       İstanbul Hükümetine güven duyulmadığını göstermek
D)       Demokratik bir tutum ortaya koymak
E)       İki hükümeti uzlaştırmak

13- Aşağıdakilerden hangisi “düşman silahlı kuvvetlerini yok etmek ve önemli arazi bölümlerini ele geçirmek” amacıyla yapılmıştır?
A)       Balkan savaşı
B)       Çanakkale savaşı
C)       İnönü Muharebeleri
D)       Sakarya savaşı
E)       Büyük Taaruz

14- Damat Ferit Hükümeti’ nin düşürülüp yurtsever yeni bir hükümetin iş başına gelmesi için çalışmak kararının alındığı kongre aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Balıkesir Kongresi
B)       Erzurum Kongresi
C)       Sivas Kongresi
D)       Nazilli Kongresi
E)       Alaşehir Kongresi

15- İngiltere , Fransa ve İtalya’nın Yeni Türk Devletini görüşülmesi gereken siyasal bir varlık olarak kabul etmeye başlamasını sağlayan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Gümrü Barışının imzalanması
B)       TBMM Hükümetinin yeni bir anaysa yapması
C)       Çerkez Ethem isyanının bastırılması
D)       Birinci İnönü zaferinin kazanılması
E)       Moskova Antlaşmasının imzalanması
 
16- I. Harf inkılabı
II. Soyadı Kanunu
III. Türk Medeni Kanunu
IV. Tevhid-i Tedrisat Kanunu
V. Üniversite Reformu

Yukarıdaki inkılapların kronolojik sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
A)       IV – III – I – V – II
B)       III – IV – I – II – V
C)       IV – I – V – III –II
D)       V – IV – II – I – III
E)       II – III – I – V – IV

17- I. Erzurum Kongresi
II. Havza Genelgesi
III. Sivas Kongresi
IV. Amasya Genelgesi
V. Amasya Görüşmeleri

Yukarıda sıralanan olayların kronolojik sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
A)       IV – II – I – V – III
B)       II – IV – I – III – V
C)       I – III – II – IV –V
D)       IV – I – III – II – V
E)       II – V –IV – I – III

18- İtilaf Devletlerinin 16 Mart 1920 ‘ de İstanbul’u resmen işgal etmelerine neden olan en önemli olay aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Anadolu hareketini yönlendirenlerin Sevr Anlaşmasını tanımaması
B)       Ulusalcıların manda ve himaye
fikirlerine karşı çıkması
C)       Son Osmanlı Mebusan Meclisinde
Misak-ı Milli’ nin ilan edilmesi
D)       Anadolu’nun baskısı ile Damat Ferit Hükümetinin istifa etmesi
E)       Sivas Kongresi’nde ulusal mücadele yönünde kararlar alınması

19- Aşağıdakilerden hangisi Meclisin Takrir-i Sükün kanunuyla hükümete verdiği yetkinin sonuçlarından biridir?
A)       Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılması
B)       Harf inkılabının yapılması
C)       Miras hukukunda değişiklik yapılması
D)       Unvanların kaldırılması
E)       Laikliğe aykırı hükümlerin anayasadan çıkarılması

20- Türk – Irak sınırı aşağıdakilerden hangisinde çizilmiştir?
A)       Uluslar kurumunda
B)       1926 Ankara Antlaşmasında
C)       Lozan Antlaşmasında
D)       1921 Ankara Antlaşmasında
E)       Mudanya Ateşkesinde

21- Anlaşma Devletleri birliklerinin, barış, imzalanıncaya kadar İstanbul ve Boğazlarda varlıklarını sürdürecekleri koşulu aşağıdakilerden hangisinin kapsamındadır?
A)       Ankara Antlaşması
B)       Moskova Antlaşması
C)       Londra Konferansı
D)       Mudanya Ateşkes Antlaşması
E)       Mondros Ateşkes Antlaşması

22- Ulusu özveriye çağıran Tekalif-i Milliye emirleri hangi savaş öncesinde çıkarılmıştır?
A)       Sakarya Savaşı
B)       Büyük Taaruz
C)       İkinci İnönü Savaşı
D)       Kütahya – Eskişehir Savaşları
E)       Birinci İnönü savaşı

23- Aşağıdakilerden hangisi 1930 yılından sonra gerçekleştirilen inkılaplardan biri değildir?
A)       Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi
B)       Sağlık işlerinin bakanlık düzeyinde örgütlenmesi
C)       Üniversite reformu
D)       Anayasaya 6 Atatürk ilkesinin girmesi
E)       Türk Tarih Kurumunun kurulması

24- Aşağıdakilerden hangisi Cumhuriyet döneminde ekonomik alanda yapılan yeniliklerden biridir?
A)       Tekke ve zaviyelerin kapatılması
B)       Anayasadan laikliğe aykırı hükümlerin çıkarılması
C)       Yeni Türk harflerinin kabul edilmesi
D)       Atatürk İlkelerinin Anayasa’ ya alınması
E)       Aşar vergisinin kaldırılması

25- Yeni Türk Devletinin ekonomik devletçilik görüşünü benimseyerek uygulamaya koyduğu yıl aşağıdakilerden hangisidir?
A)       1927
B)       1933
C)       1928
D)       1930
E)       1935

26- 1930 yılındaki serbest fırka denemesinin başarıya ulaşamamasının ortaya çıkardığı temel yurt gerçeği aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Türk toplumunun henüz çok partili siyasal yaşama geçecek kültür düzeyine gelmediği
B)       Yapılan devrimlerin ulusça benimsendiği
C)       Türk Devletinde dini ilkelere dayalı partilerin yaşayamayacağı
D)       Halk egemenliğine dayalı devlet yapısının kurulamadığı
E)       Ülkenin, demokratik yapıya büyük bir özlem çektiği

27- Devrimin sürekli geliştirilip kökleştirilmesini öngören Atatürk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Milliyetçilik
B)       Halkçılık
C)       Devletçilik
D)       Cumhuriyetçilik
E)       Devrimcilik

28- Aşağıdakilerden hangisi Atatürk’e göre halkçılığın esaslarından biridir?
A)      Yeni kurulan devletin belli bir zümreye dayanması
B)       Ulusun kendi geleceğine doğrudan doğruya sahip olamaması
C)      İşbölümü yerine sınıf esasının geçerli kılınması
D)      Halkın mutluluğunun, gene halkça bir bütün olarak sağlanması
E)       Her meslek sahibinin diğerleriyle aynı saygınlığı görmemesi

29- Aşağıdakilerden hangisi Türk devriminin niteliklerinden biri değildir?
A)       Devrime temel olan değerlerin evrensel olması
B)       Evrensel değerlerin Türk ulusunun bünyesine uydurulmuş olması
C)       Bireye insan olma onurunu aşılaması
D)       Akla ve insan sevgisine dayanması
E)       Devrim ilkelerinin birbirinden bağımsız olması

30- Atatürk’ün “çağdaşlaşmak” anlayışı aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Batının üstün olan tüm değerlerini almak
B)       Laik olmak
C)       Batının iyi yanlarını alarak ulusal değerlerle beslemek
D)       Kültürün tüm öğeleriyle devrim yapmak
E)       Demokratik bir yönetim kurmak

1. D – 2. C – 3. B – 4. A – 5. C – 6. D – 7. B – 8. E – 9. A – 10. E – 11. B – 12. B – 13. E – 14. C – 15. D – 16. A – 17. B – 18. C – 19. A – 20. B – 21. D – 22. A – 23. B – 24. E – 25. D – 26. A – 27. E – 28. D – 29. E – 30. C

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

KPSS GENEL KÜLTÜR DENEME SINAVI

Posted on Ağustos 17, 2008. Filed under: kPSS ders notları |

GENEL KÜLTÜR
61. Aşağıdakilerden hangisi İslamiyet öncesi Türk Devletlerinin ortak özelliklerinden biri değildir?
Devlet boyların birleşmesiyle kurulur
Temel ekonomik yapı hayvancılığa dayalıdır
Önemli kararlar Kurultay tarafından alınır
Yerleşik yaşam biçimi yaygın değildir
Hakanlar mutlak yetkilere sahiptir

62. I.Hun
II.Göktürk
III.Uygur
IV.Kutluk
V.İskit
İslamiyet öncesi kurulan Türk devletlerinden hangisi bir çok yönüyle diğerlerinden farklı özelliklere sahiptir?
A) I B) II C) III D) IV E) V

63. Orta Asya Türklerinde ceza infaz sisteminde uzun süreli hapis cezalarının uygulanmamış olmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Ceza hukukunun ılımlı olması
Kanuni suç kavramının olmaması
Göçebe yaşam biçiminin egemen olması
Cezaların tazminat biçiminde uygulanması
Töre denilen yazısız hukukun uygulanması

64. *En büyük Türk İslam Devletidir
*Sınırları Maveraünnehirden Akdenize kadar uzanmıştır
*Dinsel bakımdan Abbasi Halifeliliğine bağlıdır.
Yukarıda özellikleri verilen Türk-İslam Devleti aşağıdakilerden hangisidir?
Gazne
B. Selçuklu
Anadolu Selçuklu
Osmanlı Devleti
Karahanlılar

65. Malazgirt Savaşı’ndan sonra başlayan Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinin başlarını araştıran bir kişi dönemin mimari eserlerini öncelikle hangi yörede araştırmak zorunludur?
Konya
İznik
Sivas
Erzurum
Selçuk

66. I. Cami
II. Kervansaray
III. Künbet
IV. Şifahane
V. Bedesten
Anadolu Selçuklularında yer alan mimari yapılardan hangisi veya hangileri doğrudan ticari faaliyetlerle ilgilidir?
Yalnız II
I ve III
III ve IV
II ve V
III IV V

67. I Gevher Nesibe Külliyesi
II Konya Alaeddin Camii
III Gök Medrese
Eserlerden hangisi veya hangileri öncelikle sosyal hizmete yönelik mimari yapılardır?
Yalnız I
I ve II
I II ve III
I ve III
Yalnız III

68. Anadolu Selçuklu plastik sanatında en çok işlenen konu aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
İnsan-hayvan-bitki
Geometrik desen-hayvan-arabesk
Çiftbaşlı kartal-melek resimleri
Minyatür-Hat-Sülüs
İnsan-Minyatür-geometrik desen

69. *Ordunun bozulması
*Mali yapının çökmesi
*Devşirme sisteminin terk edilmesi
*Eğitimde yozlaşmanın başlaması
Osmanlı Devleti’nde meydana gelen bu gelişmeler aşağıdakilerden hangisinin başlamasına neden olmuştur?
Hukuk sisteminin yenilenmesine
Savaşlarda dengenin kurulmasına
Yönetim anlayışının başlamasına
Islahat düşüncesinin ortaya çıkmasına
Yabancı askeri uzmanlardan yararlanılmasına

70. Osmanlı Devleti’nde ilk “kanunlaştırma” hareketi kimin zamanında meydana gelmiştir?
Osman Gazi
Yavuz Selim
Kanuni
II.Mahmut
Fatih

71. Osmanlı yerli sanayisi aşağıdaki antlaşmalardan hangisinden sonra tamamen çökmüştür?
Paris
Londra
Balta Limanı
Hünkar İskelesi
Sevr

72. I. Bölgelerin savunulması
II. Asker yetiştirilmesi
III. Üretimi sürekli hale getirilmesi
IV. Yargılamanın yerinde yapılması
Hangisi Osmanlı devletinde uygulanan Tımar sisteminin öncelikli amacı değildir?
A) I-II B) I-III C) II-IV
D) I-IV E) Yalnız II

73. I. Sened-i İttifak
II. Tanzimat Fermanı
III. Meşrutiyet yönetimi
Yukarıdaki siyasi belgelerin ortak özelliği aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
Batılı güçlerin baskısıyla yayınlanmış olmaları
Padişahın yetkilerini sınırlandırmaları
Azınlıklara yeni haklar sağlamaları
Osmanlıcılık düşüncesiyle yayınlanmaları
Ayanlara geniş haklar getirmiş olmaları

74. I. Amasya Tamimi
II. Erzurum Kongresi
III. Başkomutanlık kanununun çıkması
IV. 31 Mart olayı
V. Misak-ı Milli kararlarının alınması
Yukarıdaki gelişmelerden hangisi veya hangileri Milli Mücadelenin hazırlık döneminde meydana gelmemiştir?
A) I-II B) II-III-IV C) III-IV-V
D) I-III-V E) III-IV

75. Milli Mücadelenin gerekçesi ve yöntemi ilk defa nerede belirlenmiştir?
Sivas Kongresi
Misak-ı Milli
TBMM açılması
Amasya Genelgesi
Amasya Protokolü

76. I. Saltanatın kaldırılması
II. Soyadı kanununun çıkarılması
III. Yeni harflerin kabul edilmesi
IV. Erzurum Kongresi
Bu gelişmelerin doğru kronolojik sıralaması hangisinde verilmiştir?
I-II-IV-III B) IV-I-III-II
C) IV-III-II-I D) III-IV-I-II
E) III-I-IV-II
77. Atatürk: “Benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır.” Sözünü hangi gelişme üzerine söylenmiştir?
İzmir suikastı girişimi
Sakarya savaşından yararlanması
Menemen isyanı
Topal Osman Olayı
Binbaşı Ravlinson’un yakalanması

78. Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra kurulan cemiyetlerden hangisi Türkler tarafından kurulan milli varlığa düşman örgütlenmelerden biridir?
Redd-i İlhak
Teali Osmani
Etnik-i Eterya
Alyans
Kilikyalılar

79. Milli mücadele sürecinde TBMM hükümeti ile yakın ilişkiler içinde olan eski itilaf devleti aşağıdakilerden hangisidir?
İtalya
ABD
Rusya
Fransa
Romanya

80. Osmanlı Halifeliğinin İslam dünyasında etkili olmadığının en önemli göstergesi aşağıdaki gelişmelerden hangisiyle ortaya çıkmıştır?
Milli Mücadele
Balkan Savaşları
Şeyh Sait İsyanı
I.Dünya Savaşı
Trablusgarp Savaşı

81. I. Medeni Kanun
II. Soyadı kanunu
III. teşvik-i Sanayi kanunu
IV.Kabotaj Hakkı
V. Misak-ı İktisadi
Hangisi halkçılık ilkesinin doğrudan bir sonucudur?
A) I B) II C) III D)IV E) V

82. Türkiyenin etnik nüfusunun sadeleştirilmesi aşağıdaki antlaşmalardan hangisinde bir hüküm olarak yer almıştır?
Sevr
Lozan
Londra
Kopenagh
Moskova

83. Kurtuluş Savaşı Atatürk’ü aşağıdaki ilkelerden hangisinin doğrudan sonucudur?
Halkçılık
Devletçilik
Milliyetçilik
İnkılapçılık
Laiklik

84. I. Saltanatın kaldırılması
II. Halifeliğin kaldırılması
III. soyadı kanunun çıkarılması
IV. Millet mekteplerinin açılması
Gelişmelerden hangisi daha çok Laikliğin geliştirilmesiyle ilgilidir?
A) I-II B) II-III C) I-IV
D) III-IV E) Yalnız II

85. I. Saltanatın kaldırılması
II. Kadınlara siyasal haklar tanınması
III. Serbest Fırkanın kurulması
Bu gelişmeleri aşağıdaki alanlardan hangisinin geliştirilmesine yöneliktir?
Yönetim
Cumhuriyet
Laiklik
Demokrasi
Kültür

86. Milli bağımsızlıktan ödün verilmeden ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek olarak bilinen program aşağıdakilerden hangisidir?
Misak-ı İktisadi
Milli kalkınma
Teşvik-i sanayi
Misak-ı milli
Halkçılık Programı

87. Fener Rum Patrikhanesinin konumu aşağıdaki antlaşmalardan hangisiyle belirlenmeye çalışılmıştır?
Sevr
Lozan
Mudanya
Atina
İstanbul

88. Halkçılık ilkesi aşağıdaki ilkelerden hangisinin doğal sonucudur?
İnkılapçılık
İnsan sevgisi
Milliyetçilik
Devletçilik
Laiklik

89. Devletçilik İlkesi ne zamandan itibaren uygulamaya konulmuştur?
A) 1928 B) 1923 C) 1930 D) 1954 E) 1938

90. Türkiye’de planlı kalkınma dönemine hangi tarihten itibaren girilmiştir?
A) 1923 B) 1930 C) 1933 D) 1938 E) 1926

91. Karadeniz Bölgesinde buğdayın yerini mısırın alması aşağıdakilerden hangisi ile açıklanabilir?
Kışların ılık geçmesi
Toprağın yıkanmış olması
Yaz mevsiminin yağışlı geçmesi
Mısırın daha pahalı olması
Halkın besin kaynağı olması

92.Yukarıdaki Türkiye haritasında belirtilen merkezlerin hangisinde yıl içinde aldığı yağış miktarının çoğu sonbahar mevsiminde düşer?
A) I B) II C) III D) IV E) V

93.Türkiye’de yer şekillerinin çeşitlilik göstermesi aşağıdakilerden hangisi üzerinde etkili değildir?
İklim çeşitliliğinin fazla olması
Doğal bitki örtüsünün çeşitlenmesi
Tarım ürünleri çeşidinin fazla olması
Aynı anda farklı mevsim özelliklerinin yaşanması
Kışın cephe yağışı olması

94.Yukarıdaki Türkiye haritasında kıyı şeridi üzerinde belirlenen noktaların hangi ikisi arasında boyuna kıyı tipi görülür?
I ve II B) II ve III C) III ve IV
D) I ve III E) V ve VI

95.Ege Bölgesi akarsularının menderesler yaparak akmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Akarsu rejiminin düzensiz olması
Yatak eğiminin az olması
Boylarının kısa olması
Debilerinin düşük olması
Havzalarının açık olması

96.Aşağıdaki yer altı kaynak türlerinden hangisi Türkiye’de bulunmaz?
Gayzer
Artezyen
Fay kaynağı
Karstik kaynak
Yamaç kaynağı

97.Tektonik depremler yer kabuğundaki kırık hatları boyunca oluşan yer hareketleri sonucunda meydana gelir.
Türkiye’nin jeolojik yapısı düşünüldüğünde, aşağıdaki yerlerin hangisinde tektonik deprem olma olasılığı en azdır?
Konya ovası
Erzincan ovası
Bolu ovası
Muş ovası
Gediz ovası

98.Rüzgar ve su erozyonunun birlikte etkili olduğu yerlerin ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Toprağın kalın olması
Nem ve yağışın fazla olması
Yüksekliğin az olması
Bitki örtüsünün cılız olması
Eğimin fazla olması

99. Aşağıdaki coğrafi bölgelerimizden hangisinde kentsel nüfus oranı en fazladır?
Ege bölgesi
G. Doğu Anadolu bölgesi
Akdeniz bölgesi
Marmara bölgesi
Doğu Anadolu bölgesi

100.Aşağıdakilerden hangisi hızlı nüfus artışının ortaya çıkardığı sonuçlardan biri değildir?
Çarpık kentleşme
Kalkınma hızının artması
Genç nüfusun artması
Alt yapı sorunlarının yaşanması
İşsizlik

101.*Geniş düzlükler bulunur
*Yağış miktarı çok azdır
*Yerleşmeler su kaynakları çevresinde toplanmıştır.
*Tahıl tarımı yoğun olarak yapılır.
Yukarıda özellikleri sıralanan coğrafi bölüm aşağıdakilerden hangisidir?
Asıl Ege bölümü
Erzurum-Kars bölümü
Doğu Karadeniz bölümü
Adana bölümü
Konya bölümü

102.Türkiye’de nüfus yoğunluğunun en az olduğu bölge aşağıdakilerden hangisidir?
Marmara
Doğu Anadolu
G. Doğu Anadolu
Akdeniz
Karadeniz

103.Aşağıdakilerden hangisi Akdeniz bölgesi ile Kıyı Ege bölgesini birbirinden ayıran özellik değildir?
Yer altı kaynakları
Yer şekilleri
Doğal bitki örtüsü
Tarım arazisi oranı
Ulaşım koşulları

104.Tarımda nadas yöntemi aşağıdaki kentlerden hangisinde daha azdır?
Trabzon
Urfa
Konya
Kırşehir
Aksaray

105.Bir tarım ürününün yoğun olarak üretildiği bölgeye o ürünün tarım bölgesi denir.
Buna göre Ege bölgesi aşağıdaki tarım ürünlerden hangisinin tarım bölgesi değildir?
İncir
Üzüm
Zeytin
Buğday
Haşhaş

106.Türkiye’de Mardin’de ve Hamitabat’da çıkarılan üretim yeterli gelmediğinden bir kısmı yurt dışından alınan enerji kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
Taş kömürü
Petrol
Limit
Baroks
Doğalgaz

107.Aşağıdaki kentlerden hangisinde otomotiv endüstrisi bulunmaz?
İstanbul
İzmir
Bursa
Afyon
Adapazarı

108.Aşağıdakilerden hangisi ithal ettiğimiz ürün değildir?
Pirinç
Petrol
Pamuk
Doğalgaz
Kahve

109.Hammaddenin işleme alanına yakın olması gerektiği düşünüldüğünde aşağıdaki merkezlerden hangisinde pamuklu dokuma fabrikasının kurulması düşünülemez?
Ş. Urfa
Adana
İzmir
Denizli
Samsun

110. Uluslar arası Adalet Divanı hangi şehirdedir?
A) Cenevre B) Zürih C) Roma
D) Lahey D) Paris

111. Aşağıdakilerden hangisi yerel yönetimleri ifade etmektedir?
İl özel idaresi- İlçe idaresi
İl özel idaresi- İlçe idaresi-Köy
İl genel idaresi-Belediye-Köy
İl özel idaresi-Belediye-Köy
Belediye-İlçe-Köy

112- 2002 Dünya kupası hangi ülke ve veya ülkelerde yapılmıştır?
A) Brezilya B) Çin C) Fransa-Çin
D) İngiltere-Fransa E) Güney Kore-Japonya

113-Erken seçim yapılabilmesi için meclisin ne kadarının boşalması gerekmektedir?
A) % 10 B) 1/10 C) % 5 D) 1/20 E) % 20

114-Sayıştay Aşağıdaki kurumlardan hangisinin denetimini yapmaz?
Genel Bütçeli Kuruluşlar
Katma bütçeli kuruluşlar
Bakanlıklar
Kamu tüzel kişileri
KİT

115- Belediye Genel Meclisini aşağıdakilerden hangisi fesheder?
Cumhurbaşkanı B) Başbakan C) Danıştay
İç İşleri Bakanı E)Bakanlar Kurulu

116-Bakanlar Kurulu tarafından TBMM ye sunulan projelere ne ad verilir?
Kanun Tasarısı B) Kanun teklifi C) Öneri
KHK E) Tüzük

117-Aşağıdakilerden hangisi MGK üyesi değildir?
Cumhurbaşkanı
İç İşleri Bakanı
Dış İşleri Bakanı
MGK sekreteri
Kuvvet komutanları

118-Vali İl Genel Meclisinin kararlarına karşı itirazı nereye yapar?
İç İşleri bakanı B) Başbakana C) TBMM
Cumhurbaşkanı E) Danıştay

119-Bir devlet okulunda çalışan ve görev yeri değiştirilen öğretmen, bu işlemin iptali için aşağıdaki mahkemelerden hangisine başvurur?
A) İdare mahkemesi B) Asliye Hukuk Mahkemesi
C) Anayasa Mahkemesi D) Uyuşmazlık Mahkemesi
E) Sayıştay

120-Aşağıdakilerden hangisi parlamenter sistemde mutlaka bulunması gereken bir özelliktir?
Yasama organının çift meclisli olması
Cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi
Kanunların ve Anayasa değişikliklerinin halk oyuna sunulması
Yasama organının güvenmediği Cumhurbaşkanını düşürebilmesi
Yasama organının güvenmediği Bakanlar Kurulunu düşürebilmesi

61-E 91-C
62-C 92-B
63-C 93-E
64-B 94-E
65-D 95-B
66-D 96-A
67-A 97-A
68-A 98-D
69-D 99-D
70-E 100-B
71-C 101-E
72-D 102-B
73-B 103-C
74-E 104-A
75-D 105-D
76-B 106-E
77-A 107-D
78-B 108-C
79-C 109-E
80-D 110-D
81-A 111-D
82-B 112-E
83-C 113-C
84-D 114-E
85-D 115-C
86-A 116-A
87-B 117-D
88-C 118-E
89-C 119-A
90-C 120-C

Yazının Tamamını Oku | Make a Comment ( None so far )

« Önceki Yazılar Sonraki Yazılar »
  • Blog Stats

    • 5,990 hits

Liked it here?
Why not try sites on the blogroll...

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.